Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Gülce Akademi » Kafiye'ye Dair (3)
Başlık: Kafiye'ye Dair (3)
Yazar: Mustafa Ceylan
Tarih: 2015-07-03 00:14
Yorumlar: (0)
Rated 2.4/5 (48%) (5 Votes)

REKLAMLAR

KAFİYE'YE DAİR-3

 

Mustafa CEYLAN
***************************


Gelelim, İÇERİK ve ŞEKİL' e

Her şiirin bir içeriği bir de şekli vardır. Şekil ve içeriğe ait öğelerin bir terkip halinde birleşmesi sonucunda şiir ortaya çıkar.

İçerik:
***********

"Konu ile içerik aynı şey değildir. Aynı konuda birçok eser yazılabilir; ama bunların içeriği birbirinden farklıdır. İçerik incelenirken kendisini ifade eden söz varlığı, şekle ait özelliklerle birlikte ele alınmalıdır. Her şiirde bir söz varlığı vardır. Bu söz varlığı yazılma nedeni olan iletişim işlevini yerine getirir." (Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun 99)

"Şiirin iki temel öğesi anlam ve sözdür. Sözsüz anlam olmayacağı gibi anlamsız söz de olmaz. Söz ve anlam birbirini tamamlayan iki öğedir". (Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun – 100)

"Söz manzum veya mensur olmak üzere iki şekilde söylenebilir. Mensur sözde kelime ve deyimlerin sıralanışını salt mantık belirler." (Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun – 101)

"Nazımda vezne uymak zorunluluğu vardır. Vezne göre sıralanan kelimeler hem bir anlam oluşturmalı, hem de doğal söylenişi kaybetmemelidir. Şiirde vezin, duraklar, kelimelerin doğal, uzun, kısa söylenişleri ve kafiye-redifler dış ahengi sağlıyordu. Hangi hecelerin, hangi durumda kafiye oluşturacakları, kuralları tespit edilmiştir. O nedenle bir âşık kelime bilgisiyle beraber kafiye bilgisini de edinmeliydi. Sonra belagat ve şiir sanatları bilgisi gelir. Kelimelerin herkesçe bilineni seçmeli, bunlardan hangisinin kulağa ve zevke hoş geleceğini bilmeli ve bunları akıcı bir söyleyiş sağlayacak biçimde yerleştirmelidir. Sözde üslup ve edayı sağlayacak iham, ta’riz, teşbih ve istiare gibi söz sanatlarını bilmelidir." (Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun – 101 )

"Halk şirinde söz musikisi diyebileceğimiz iç ahenk şairin ustalığına bağlıdır. " (Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun – 101)

"İç ahenk şiir dizerline yerleştirilen saz musikisidir. İç ahenk vezin ve kafiyenin sağladığı ahenkten farklıdır. İç ahenk dizelere yerleştirilen Türk dili ahengidir." (Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun – 101)


"Usta âşık Türkçeye bağlı, Türkçenin ses ve anlam inceliklerini kavramış konuşma dilini şiir dilinin esası yapmaya çalışmıştır." (Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun – 102)


"Halk şiiri kelime kadrosunda en çok yeri aşk, güzellik öğeleri alır. Çünkü aşk güzellik karşısında duyulan hayranlığın bir ifadesidir. Güzellik; aşk, aşk; güzelliği yansıtan aynadır."( Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun – 102)


"Soyut düşünce ve tasvirler divan edebiyatında olduğu kadar olmasa da vardır. Şiirler yaşanmış olaya dayalı izlemini verir. "(Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun – 103)

"Halk şiiri geleneği kendine özgü dili ve kelime kadrosu mecaz ve motifleri, mitolojik öğeleri, imaj dünyasını ve estetik kurallarını koruyarak çok geniş bir coğrafyada Türkçenin edebi bir dil olarak köklü bir gelenek oluşturmasını sağlamıştır."( Türk Halk Edebiyatına Giriş / Erman Artun – 103)


*


"....Gelenekleri oluşmuş, nazım şekilleri oturmuş olan halk şiirimizde hâlâ kafiye ile ilgili birçok problemin olduğunu biliyoruz. Bu problemler, Saim Sakaoğlu (1991: 301-305), Bedri Aydoğan (2001: 48-57), Mehmet Yardımcı (2002:697-717) ve Doğan Kaya (2003: 66-70) gibi birçok araştırıcı tarafından dile getirilmiştir.

Anılan araştırıcıların kafiye konusundaki problemler üzerine tespitleri şu şekilde sıralanabilir:


a- Kafiye tanımında tam bir birliğin sağlanamaması, kaynakların birbirlerini tekrar etmeleri.

b- Aktarılan bilgi ve örneklerin yeterince denetlenmemesinden kaynaklanan eksik ve hatalı bilgilerin yaygınlık kazanması.

c- Kafiyenin tanımına bağlı olarak kafiye çeşitleri üzerinde uzlaşma sağlanamaması.

d- Verilen örneklerin tanımlarla çelişmesi.

e- Örnek kafiye çözümlemelerinden sonra gerekçelerin açıklanmaması.

f- Kafiye öğretimine gereken önemin verilmemesi.

g-Bazı kaynakların problemleri tespitle yetinip çözüm önerileri sunmamaları.

ve

"......Nazım unsuru taşıyan her sözlü üründe (türkü, ağıt, ninni, tekerleme, bilmece, atasözü, ölçülü söz vs.) kafiye bulunur.

(KAYNAK: http://www.millifolklor.com/tr/sayfalar/78/05__.pdf)

 

*

Şiirimizin içeriğinin oluşmasında önemli bir unsur olan kafiyeyi, bence, en güzel değerlendiren de yüce Kitabımız KuR'an-ı Kerim'dir...

*

 

Şimdi sıra geldi işin esasına.
İşin esası SES...
Ses benzeşmesi...

Türkçemizde 21 sessiz 8 sesli harf var demiştik, değil mi?
Demek ki, ses olayı 8 sesli harfin sessizlerin önünde veya arkasında yer almakla oluşmaktadır.

ab-ba
ac-ca
ad-da
....
gibi...

Ancak, bazı kelimeler vardr ki, ses düşmesi(harf)düşmesi vardır
örnek: tren
Bana gör burada (i)harfi yoktur ama sesi vardır. Şahsen ben
tren kelmesini sesi esas aldığımdan ti-ren diye iki hece olarak ele alınması gerektiğini düşünüyorum.

Kök nedir?
Kök, kelimenin temeli.
Kökten kafiye yapmak işin en güzel ve en sağlam tarafdır. Ancak, KAFİYE nin nasıl YER konusunda dansı var ise OLUŞUMU'nda da dansı bulunmaktadır.

Şahsen benim metodum, KELİME'nin AĞIRLIK MERKEZİ METODU'dur. Kimi dostlar bu kabulümü anlamsız bulabilirer, saygı duyarım.

Mesele şu:
Her harfin, her hecenin bir ağırlığı-şiddeti-etkisi vardır. (a) harfi le (ak)-(ka)sesinin ağırlığı ile (i) veya (ü)sesinin bir başka ağırlığı-şiddeti-etkisi vardır. Bu ağırlık asla eşit değildir.Aynı şekilde harflerden meydana gelen kelimenin de bir ağırlığı-etkisi vardır. Nasıl, herhangi bir cismin mesela çubuğun ağırlık merkezi varsa, kelimenin de muhakkak bir ağırlık merkezi vardır.

Ağırlık merkezi, bazen tek harftir, bazen iki harf, çok ender durumlarda da üç harften meydana gelmektedir.

Zaten, kafiye de sadece bu harflerden meydana gelir.
ÖRNEK VERELİM

gülüm---ağırlık merkezindeki harf=(l)
ölüm----ağırlık merkezideki harf=(l)
köşe----ağırlık merkezindeki harf=(ş)
kabuk---ağırlık merkezindeki harf=(b)
gurbet--ağırlık merkezindeki harf=(rb)

Burada kafiyeyi teşkil eden ağırlık merkezindeki bu harfler, sessiz harfler olmakla beraber, öylesine sessiz ve derinden davranış gösterirler ki, kesinlikle yanına, önüne veya ardına bir sesli harf alarak da anlam kazanıp, sesin şiddetini yükseltirler.

Ağırlık merkezini teşkil eden bu harfler, yani kafiyelerden sonra gelenler ise (redif)lerdir.


Ağırlık merkezini teşkil eden bu harfler, şiirin raksını, iyi salınımını, sözün âhenkli olmasını temin ederler.


Nitekim;

Fransız şairi Valery, şiiri “raks”a, nesri de “yürüyüşe” benzetir.

Denilebilir ki şiir, nesre kabil-i tahvil (çevirisi mümkün) olmayan nazımdır. (Ahmet Haşim / Metin Tahlillerine Giriş 1/ -Prof.Dr. İsmail Çetişli 22)

Yahya Kemal ise, nesir diliyle şiir yaratılabileceğini zannedenleri, gaflette bulunmakla suçlar. Şiir muhakkak vezinle ve kafiyeyle vücuda gelir. Şiir musikinin hemşehrisidir, aletsiz teganni edilemez, der.( Metin Tahlillerine Giriş 1/ -Prof.Dr. İsmail Çetişli 22)


Bir başka ifadeyle, vezinli ve kafiyeli olmak, bir sözün şiir olmasına yetmez. Recaizade Mahmut Ekrem, “Her mevzûn (vezinli) ve mukaffâ (kafiyeli) lakırdı şiir olmak lazım gelmez, her şiir mevûn ve mukaffâ bulunmak iktizâ etmediği gibi, der (Metin Tahlillerine Giriş 1/ -Prof.Dr. İsmail Çetişli 23)

*


Özetlersek;
Demek ki, kafiye sadece mısra sonunda olmaz.
Demek ki kafiye, ses(yani)harf benzerliğidir.

FAKAT,
Benzerliği sağlayan HARF ve harfler, FARKLI GÖREVLERDE OLMALIDIR. Aynı görevi sağlıyorsa(anlam itibarı ile) orada kafiye olmaz, tekrar olur. Tıpkı redif gibi yani, zira redif, anlam ve ses olarak bir aynılık tekrarıdır.

Dikkat edilecek husus, kelimeler farklı anlamda olacaklar ama aynı sesle kafiyeyi oluşturacaklar.Aynı sesle de bitecekler.

Peki kök dışında,kafiye yapmak mümkün müdür?
Elbette mümkündür?
Çünkü, kafiye sestir yani harftir dedik ya...
Yazılışları aynı ancak görev ve anlamları farklı köklerle, ekler de bir kafiye teşkil edebilirler. Göz(üm)-üz(üm) kelimelerinde Göz kökünün yanındaki (üm)eki aidiyet ekidir.Üz(üm) ise bir isimdir. Şu halde görevleri farklıdır.


*


ÖRNEKLERDEN HAREKET EDELİM:

Karaca Oğlan’ın aşağıya aldığımız dörtlüğünün ikinci ve dördüncü dizelerinde “bir gelin” redif olarak kullanılmış ama rediften önce gelen kelimelerde kafiye oluşturacak sesler bulunmamaktadır:


Yücesine çıktım seyran eyledim (a)
Güzeller içinde gördüm bir gelin (b)
Nesin medhedeyim böyle dilberin (c)
Başı ibrim ibrim telli bir gelin (b)
(Öztelli 1972: 167)


Aşağıdaki dörtlükte de “-dukça,-tikçe,-dükçe” zarf-fiil eki redif olarak
kullanılmıştır. Eklerin getirildiği kelime köklerinde (ol-, geç-, gör-) ise benzer sesler bulunmamaktadır.

Ah eyleyip ağla ömrün oldukça
İntikam al fırsat ele geçtikçe
Varıp rakib ile yâri gördükçe
Var karalar bağla divâne gönül
(Onay 1996: 107)


Kafiye oluşabilmesi için kulakta az çok aynı ahengi/ sedayı bırakan seslerle kafiye oluşturulmalıdır.
,
Bu tür şiirlerde şair, kafiyeyi, redifin sağladığı sese emanet etmiştir. “Bu durumda kafiyenin işlevini de redif üstlenmiş olur
(Çobanoğlu 2004: 12)”

*

ÖRNEK:

Teşrifin mübarek olsun (a)
Safa geldin hacı baba (b) (ayak)
Buyurun sadr-ı bâlâya (c)
Safa geldin hacı baba (b) (ayak)


Donun yuyup beylendin mi (d “le” t.k)
Mihman olup dinlendin mi (d “le” t.k.)
Medine’de eğlendin mi (d “le” t.k.)
Safa geldin hacı baba b (ayak)


Nârımdan haberin var mı (e “âr” z.k.)
Zârımdan haberin var mı (e “âr” z.k.)
Yârımdan haberin var mı (e “âr” z.k.)
Safa geldin hacı baba b (ayak)


Şükür tanıdın yurdunu f “rd” t.k.
Unutmamışsın ardını f “rd” t.k.
Ruhsat ne bilsin derdini f “rd” t.k.
Safa geldin hacı baba b (ayak)

(Âşık Ruhsatî, Kaya 1999: 83)
(t.k=tam kafiye, z.k=zengin kafiye)


Açıklama:

Birinci dörtlüğün ikinci dizesinde bulunan ve her dörtlüğün son dizesinde tekrar edilen mısra ayaktır.


2. dörtlükte “eğlendin” ve “dinlendin” kelimelerinde “le” eki kelime gövdesine dahildir. “beylendin” kelimesinde ise “le” isimden fiil yapan ek durumundadır. Bu haliyle eklerin fonksiyonu değiştiği için
“l” ve “e” sesleri tam kafiye olarak alınır.

3. dörtlükte kafiye olan sesler “â” ve “r” dizelerin ilk kelimelerinde bulunmaktadır. Bir uzun ünlü bir ünsüz benzeştiği için zengin kafiye olur. Son dörtlükte ise iki ünsüzle (r ve d) kafiye oluşturulmuş-
tur.


-2-
Bir adam hasmını utandıramaz (a “an” t.k.)
Elde külliyetli var olmayınca (b(ayak: ar+olmayınca)
Pervane şem’ini uyandıramaz (a “an” t.k)
Başta sevda kalpte nâr olmayınca (b (ayak: âr+olmayınca)


Nice mertler durur mert ülkesinde (c “e” y.k)
Adam heveslenir eğlenmesinde (c “e” y.k.)
Diyar-ı gurbetin çar köşesinde (c “e” y.k.)
Eğleşilmez kisb ü kâr olmayınca b (ayak: âr+olmayınca)


Karac’oğlan der ki sözün bilmişi (d “işi” z.k. (tnç.k.)
Tedbirle görülür dünyanın işi (d “işi” z.k. (tnç.k.)
Ne etsin neylesin âlemde kişi (d “işi” z.k. (tnç.k.)
Felek Mustafa’ya yâr olmayınca (b (ayak: âr+olmayınca)


(Karaca Oğlan, Öztelli 1972: 49)

 

Açıklama:

Birinci dörtlüğün ikinci dizesinde başlayan ve her dörtlüğün son
dizesinde tekrarlanan “âr+olmayınca” ayaktır. Yine birinci dörtlükte “utan-” ve “uyan-” kelimelerinin kökündeki “an” tam kafiye “-dıramaz”lar ise rediftir.

İkinci dörtlükte “ülke” ve “köşe” kelimeleri gövde halinde isimdir. “Eğlenme” kelimesi de “-me” mastar eki ile isim durumuna gelir. Bu haliyle “ülke, köşe ve eğlenme” kelimelerinde ortak olan “e” sesi yarım kafiye, kafiyeden sonra gelen “-sinde” yazılışları ve fonksiyonları aynı olduğu için redif olur. Son dörtlükte “bilmişi ve işi” kelimelerinin sonunda bulunan “i” iyelik ekidir. “Kişi” kelimesinin sonunda bulunan “i” ise kelimenin gövdesine dahildir. Kafiye “kişi” kelimesine göre alınacağı için üç ses (işi) benzeşmesine dayanan bir zengin kafiye söz konusudur.


“İşi” kelimesi diğer iki kelimenin (bilmişi ve kişi) içinde geçtiği için tunç kafiye de oluşmuş olur. Bu dörtlük için kafiye + redif birlikteliğinden söz edilemez.

-3-

Ayrılık bâdesin tatlı mı sandın (a)
Ne tez tebdil olmuş çimenin dağlar (b (ayak: en+in dağlar)
Bu güzellik geçer sana da kalmaz (c)
Daha neye bağlı gümanın dağlar (b (ayak: an+ın dağlar)


Nice güzellerden alırsın bacı (d “acı” z.k. (tnç. k.)
Al yeşil renklerden giyersin tacı (d “acı” z.k. (tnç. k.)
Yârden ayrılması zehirden acı (d “acı” z.k. (tnç. k.)
Bu yüzden gitmiyor dumanın dağlar (b (ayak: an+ın dağlar)


Gece gündüz yalvarmışım Sübhan’a (e “a” y.k.)
Bir dem vuslat bulamadım sunama (e “a” y.k.)
Daha şimden geri beni kınama (e “a” y.k.)
Semaya erişmiş figanın dağlar b (ayak: an+ın dağlar)


Meslek gibi karaları bağlarsın (f “ağla” z.k. (tnç. k.)
Aşkın ateşiyle yürek dağlarsın (f “ağla” z.k. (tnç. k.)
Benim ahvalime sen de ağlarsın (f “ağla” z.k. (tnç. k.)
Var ise zerrece imanın dağlar (b (ayak: an+ın dağlar)


(Âşık Meslekî, İzahlı Halk Şiiri Antolojisi, s. 193)


Açıklama:

2. dörtlükte üç ses benzerliğine dayanan zengin kafiye söz konusudur.
“acı” kelimesi “tacı” ve “bacı” kelimelerinin içinde aynen yer aldığı
için tunç kafiye oluşur.

3. dörtlükte “Sübhan’a” ve “sunama” kelimelerinde “a” sesi yönelme ekidir. “kınama” kelimesinin son eki “ma” ise fiilden isim yapan ektir. Bu haliyle redif bozulmakta ve kafiye “a” sesiyle sağlanmaktadır.

Son dörtlükte ilk bakışta “bağ, dağ ve ağ” kelimeleri arasında tam kafiye varmış gibi görünmektedir. Kelimelerin yapısını incelediğimizde “bağlarsın” kelimesinin kökünün “bağ”, “dağlarsın” kelimesinin kökünün “dağ” olduğu fakat “ağlarsın” kelimesinin “ağ” kökünden gelmediği “ağla-” şeklinde olduğu görülmektedir.

Bu haliyle kafiye çeşidi dört ses benzerliğine dayandığı için zengin olur. Ayrıca “ağlarsın” kelimesi diğer iki kelimenin içinde yer aldığı için tunç kafiye de oluşmuş olur.


-4-


Dinle sana bir nasihat edeyim (a)
Hatırdan gönülden geçici olma (b (ayak: ç+ici olma)
Yiğidin başına bir iş gelince (c)
Anı yad ellere açıcı olma (b (ayak: ç+ici olma)


Mecliste arif ol kelâmı dinle (d “le” t.k.)
El iki söylerse sen birin söyle (d “le” t.k.)
Elinden geldikçe sen eylik eyle (d “le” t.k.)
Hatıra dokunup yıkıcı olma (b (ayak: k+ıcı olma)


Dokunur hatıra kendisin bilmez (e “l” y.k.)
Asılzâdelerden hiç kemlik gelmez (e “l” y.k.)
Sen eyilik et de o zâyi olmaz (e “l” y.k.)
Darılıp da başa kakıcı olma (b (ayak: k+ıcı olma)


El âriftir yoklar senin bendini (f “endi” z.k.)
Dağıtırlar duzağını fendini (f “endi” z.k.)
Alçaklarda otur gözet kendini (f “endi” z.k.)
Katı yükseklerden uçucu olma (b (ayak: ç+ucu olma)


Muradım nasihat bunda söylemek (g “emek” z. k. (tnç. k.)
Size lâyık olan onu dinlemek (g “emek” z. k. (tnç. k.)
Sev seni seveni zay’etme emek (g “emek” z. k. (tnç. k.)
Sevenin sözünden geçici olma (b (ayak: ç+ici olma)


Karac’Oğlan söyler sözün başarır (h “r” y.k.)
Aşkın deryasını boydan aşırır (h “r” y.k.)
Seni bir mecliste hacil düşürür (h “r” y.k.)
Kötülerle konup göçücü olma b (ayak: ç+ücü olma)


(Karaca Oğlan, Sakaoğlu 2004: 389)


Açıklama:

Birinci ve üçüncü dörtlüklerde açıklama getirilecek bir durum yoktur. 
İkinci dörtlükte kafiyeyi oluşturan “l” ve “e” sesleri “dinle” kelimesinin
gövdesine dahil olduğu için yani ek olmağı için diğer dizedeki seslerle kafiyeli olarak aldık.

Dördüncü dörtlükte “bend”, “fend” ve “kendi” kelimeleri kök durumundadır. 
Birinci ve ikinci kelimede bulunan “-in-” eki ikinci tekil şahıs iyelik ekidir. Kendi kelimesinde ise iyelik sadece “-n-” eki ile sağlanmıştır. Bu
yüzden “ni” redif alınmış, “endi” kafiye olarak kabul edilmiştir.

Beşinci dörtlükte üçüncü dizede bulunan “emek” gövde halinde bulunduğu için diğer iki dizeyle zengin kafiye oluşturmuştur.

Aynı zamanda “emek” kelimesi” “söylemek” ve “dinlemek” kelimelerinin içinde aynen geçtiği için “tunç” kafiye olarak da isimlendirilir.


Bu dörtlükte de kafiye+redif birlikteliğinden söz edemeyiz.

Son dörtlükteki kafiye çeşidinin belirlenmesinde kişinin ek-kök bilgisi ön plana çıkar.

Aslında burada Karaca Oğlan “başarır”, “aşırır”, “düşürür” kelimelerini bir arada kullanırken “-ırır”, “-arır”, “-ürür”ü redif olarak, kelimelerin köklerinde olan “ş” seslerini de kafiye olarak kullanmıştır diye düşünebiliriz.


Aşığın muradını böyle kabul etsek de....... kafiye tanımına sadık kalıp kafiye bulunan kelimelerin yapısını incelememiz gerekiyor.


“Başarır” kelimesinin kökü: “başar-”, “-ır” ise geniş zaman ekidir.

“aşırır” kelimesinin kökü: “aş-”, “-ır-” fiilden fiil yapım eki “-ır” ise geniş zaman ekidir.

“düşürür” kelimesi de “aşırır” kelimesi ile aynı yapıdadır.

Burada kafiye ilk kelimeye göre alınmak durumundadır.


Sonuç olarak;

Halk şiirimizin sözlü olarak yaratıldığı, sözlü olarak gösterime girdiği ve hafızalarda saklanmak suretiyle korunduğu her zaman dikkate
alınmak durumundadır. Bin yılı aşkın bir süredir hayatiyetini sürdüren halk
şiirimizin geleneği oluşmuştur.

..... Kafiye konusunda çalışanların bu işi ciddiye almaları ve kaynak kullanımında özenli davranmaları birçok sorunu ortadan kaldıracaktır.

(KAYNAK: Yrd.Doç.Dr.Salahaddin BEKİ,Anadolu Sahası Halk Şiirinde
Kafiye tespitleri ve öneriler)

 

*
Üstad Beki, aynı çalışmasında bazı çözümlemelere de girmiştir. Örnekler verelim. Önce sorular sonra da cevapları olur mu?

1)a- “a, e, ı, i, u, ü” kısa ünlülerle oluşturulan ses benzerlikleri kafiye sayılır mı?

Dinle nasihatım ne diyom sana (a)
Bu da bir öğüttür zannetme çene (a)
Çalışmayla verse verirdi bana (a)
Bu köşkü sarayı sana kim verdi (b)

(Âşık Ruhsatî, Kaya 1999: 181)

Şimdi;
İllâki KÖKTEN diyen şairimiz buna ne diyecek acaba?

(Türkçe’nin ses ve hece yapısına uygun olarak “a-e”, “ı-i”, “o-ö”, “ı-u” ve “u-ü” ünlüleri arasında kafiye oluşturabilmeliyiz.

Tek ses benzerliği söz konusu olduğu için de çeşit olarak yarım kafiye kabul etmeliyiz.)
(Yardımcı 2002: 697-717).

Bu dörtlükte “sana”, “çene” ve “bana” kelimeleri arasında kafiye bulmak
durumundayız.

Sondan başa doğru benzeşen iki ses var: a/e ve n. “Çene” kelimesindeki son ses olan “e” kelimenin köküne ait olmasaydı, bu sesten önce gelen “n” sesi kafiyeyi oluşturacaktı. Diğer iki kelimeyi “çene” kelimesine göre değerlendirmek durumunda olduğumuz için yukarıda söylediklerimizi de dikkate alarak burada “a” ve “e” sesleri arasında kafiye var diyebiliyoruz. 
Ayrıca bu tür yapılar için “e” ve “a” ünlülerinden önce gelen ve benzeşen “n” ünsüzünü de dahil edip kafiye çeşidini tam kafiye olarak söylemek gerekir.

Aynı durum aşağıya aldığımız dörtlük için de geçerlidir.

Babanı katma sayıya
Özün benzettim ayıya
Kendi eştiğin kuyuya
Düşesin Seyit Efendi

(Âşık Ruhsatî, Kaya 1999: 180)

 

b- Çıkış yerleri ve çıkış biçimlerine göre birbirine yakın ünsüzleri kafiyeli kabul edecek miyiz? ?

Açar solar türlü çiçek
Kim gülmüş kim gülecek
Murat yalan ölüm gerçek
Dostlar beni hatırlasın

(Âşık Veysel)


***

Emrah şahin aldı elden laçını
Yel esdikçe döker bele saçını
Arzuhal eyledim visal bacını
İnci dişlerini dizmeğe durdu

(Ercişli Emrah)

Şimdi;
İllâki KÖKTEN diyen şairimiz buna ne diyecek acaba?

Bu konuda araştırıcılar, çıkış yerleri ve çıkış biçimlerine göre birbirine yakın ünsüzlerle kafiye yapılabileceği konusunda çoğunlukla birleşmekteler (Ertem 1982: 88-99; Dilçin 1995: 86; Yardımcı 2002: 697-717; Çobanoğlu 2004: 11-15).

Bu tür yapılar için Saim Sakaoğlu “zayıf kafiye” veya “eksik kafiye” (1999:
99-105), Doğan Kaya ise “çeyrek kafiye” (2003: 66) gibi terimleri öneriyor.

Mehmet Yardımcı ise, “Çıkakları yakın olan sessiz harfler de uyak olarak
kullanılır. Bu da yarım uyak oluşturur.

Bu sesler: c-ç; ç-ş; l-r; l-n; ğ-y-v; z-s; mn’dir.

Bunlar sedalı-sedasız çiftler ya da çıkış yerleri yakın olan seslerdir. C sesinin sedalısı ç’dir. N ve l sesi diş sesidir. R ise diş etinde oluşur. Uyak oluşturabilen bu üç ses de sedalıdır. Bunlar yanlarına bir ünlü harf alırsa tam uyak olur.

İkiden fazla ses olursa bu durumda zengin uyak sayılır” diyerek “c-ç” sesleriyle oluşturulduğunu söylediği kafiyeye bu dörtlükleri örnek verir v “birincisinde zengin uyak, ikincisinde ise yarım uyak bulunmaktadır.


Birinci dörtlükteki “çiçek”, “gülecek” ve “gerçek” kelimeleri arasındaki kafiye çeşidi bize göre zengin değil tam uyaktır.


Yukarıda da söylemeye çalıştığımız gibi kafiye olacak sesleri kelimenin sonundan başına doğru giderek aradığımızda


“k” ve “e” sesleriyle kafiye sağlanmış.

Üstelik tam kafiye oluşmuş, bu iki sese bir de çıkak yerleri aynı diye “c” ve “ç” seslerini ekleyip kafiye çeşidini zengin olarak almak ne derece doğrudur?

Bu konuda bir uzlaşmaya varmak gerekir.


İkinci örnekte ise kafiyeyi oluşturan ses/ sesler bize göre “ç” ve “c” değildir. Burada “laçın” kelimesi sadece “-ı” belirtme ekini almıştır. 
“Saçını” ve “bacını” kelimelerinde ise sırasıyla iyelik, yardımcı ses ve belirtme eki bulunmaktadır; yani ilk dizenin sonundaki kelimenin yalın hâli “laçın”, diğerlerinin ise “saç” ve “bac/baç”tır.

Bu haliyle kafiye olacak sesler belirtme ekinden önce gelen “ın”
seslerinden oluşmaktadır. Çünkü “laçın (=doğan)” kelimesindeki “ın” ek değil, kelimenin kökünde bulunmaktadır.


Efrasyap Gemalmaz’ın “Türkçe’nin Fonemler Düzeni ve Bu Fonemler Düzeninin
İşleyişi” adlı çalışmasından hareketle “p-b”, “f-v”, “t-d”, “s-z”, “ç-c”, “r-l”, “k-g”, “ş-ç”, “n-m”, “l-m” “l-n” ve “ş-(j)/c” ünsüzleri arasında kafiye oluşturabiliriz

(Gemalmaz 1980: 3-36)

 

Burada yine de geleneği ihmal etmemek, âşıklarımızın ağırlıklı olarak
hangi seslerle kafiye oluşturmaya çalıştıklarına da dikkatle eğilmek gerekiyor.

Çünkü âşıklarımızın redifi özellikle ihmal etmediğini görüyoruz. Rediften önce gelen seslerde mutlaka birbirine yakınlık, uyumluluk söz konusudur. Bu hususu dikkate almazsak şiirlerde kafiye yoktur kolaycılığına kaçmış oluruz.


Karaca Oğlan’ın aşağıya aldığımız dörtlüğünde “ver sen bana” redif grubundan önce gelen “l” ve “r”; Dadaloğlu’na ait dörtlükte “ş” ve “ç” mani de ise “n” ve “m” sesleri arasında kafiye söz konusudur.


Kadir Mevlâm bir dileğim var sana
Kaldır dalgaların sel ver sen bana
Yüz elli keselik malım olsa da
Gönül eğleyecek yâr ver sen bana

(Karaca Oğlan, Öztelli 1972: 57)


Dadaloğlu’m der oradan geçerse
Elbeyli Avşar’dan yolun aşarsa
Akan kanlı Murad köpük saçarsa
Sait Battal gibi er var önünde

(Dadaloğlu, Öztelli 1974: 181)


Hana vardım han değil
Penceresi cam değil
Bu gün ben yâri gördüm
Ölürsem de gam değil

*

Bir başka husus :

Dörtlüklerde kafiyenin tayini konusunda, zaman zaman tereddüde düşülmektedir. Şöyleki; kimi zaman yukarıdaki örneklere uygun tarzda söylenmemiş yahut da kafiye bütünlüğü olmayan örnekler karşımıza çıkmaktadır. Bu durumda, birbirine uymayan görüşlerle ifade yoluna gidilmektedir. Bazı âşıklar tekniğe feda etmek istemediklerinden, kafiyesi kusurlu şiirler söyleyebilmektedir. Şiirde kafiyenin mutlaka olması gelenektendir ve âşık buna elinden geldiğince riayet eder. Ancak zaman zaman başarı sağlamayabilir. Sözgelişi, kafiye oluşturmayacak kelimelere redif getirir.


"Boş günler geçip durmasın
Aşkımız burda bitmesin
Elalem bize gülmesin
Bir haber sal yârim yârim"


Bu dörtlükte kafiyeli kelimeler olarak görülen, “dur-masın, bit-mesin, gülmesin” gibi kelimelerin köklerinde görüldüğü gibi ortak ses yoktur ve dolayısıyla kafiyenin varlığı da söz konusu değildir. Ancak “masın, -mesin” şeklinde, redif görünümünde ekler vardır. Redifin var olabilmesi için mutlaka kafiyenin var olması gerekir. Bu bakımdan, söz konusu eklere redif dememiz mümkün değildir. Şu halde nasıl bir isimlendirme yapmamız gerekir? 
Redif olmamakla redif görevi üstlenen bu eklere “sözde redif” demek sanırız en doğıru yol olacaktır.

Buna benzer bir hususu Dertli’nin meşhur şiirinde geçen şu dörtlüğün kafiyesinde de görürüz.


"Abdest alsan aldın demez
Namaz kılsan kıldın demez
Kadı gibi haram yemez
Şeytan bunun neresinde"


Bu dörtlükte birinci ve ikinci dizedeki “al-dın demez, kıl-dın demez” sözleri kafiyelidir. “l” sesleri ile yarım kafiye, “dın demez” söyleyişiyle de redif yapılmıştır. Üçüncü dizede ise, kafiyenin olduğundan söz edemeyiz. Sadece “yemez” kelimesindeki “emez” sesi birinci ve ikinci dizelerdeki son hece ile yakınlık göstermektedir ve redif değildir. Buna “sözde redif” denilir ve şiirin kafiye şeması yapılırken bu dizeyi de geleneğin gereği ve “mez” sesinden dolayı aynı harfle göstermek gerekir. 
(KAYNAK: http://dogankaya.com/fotograf/asik_siirinde_kafiye_redif.pdf)

 

*


Ala gözlerini sevdiğim dilber
Gel kara zülfüne kullar olayım
Ak memeler domur domur terlemiş
Sil kara zülfüne kullar olayım


(Karaca Oğlan, Öztelli 1972: 120)

Özetlersek;
Bir dörtlükte birden fazla kafiyenin bulunabileceği de dikkate alındığında kafiyenin dize sonunda bulunması gibi bir mecburiyet olmadığı ortaya çıkar.

*
Sen bir ceylan olsan ben de bir avcı
Bulunmaz dermanı yoktur ilacı

(A.Veysel)

Kökler : av, ve ilac..
Kafiye kökten olmak mecburiyetinde dersek,Aşık Veysel'in bu dizelerinde;
Köklere gelen -cı ve - ı ekleri farklı görevlerdeki ekler olduğunu göz ardı etmiş oluruz..
Oysa burada -cı meslek yapım eki-ı belirtme durumu ekidir. 
Dolayısıyla avcı ve ilacı kelimelerindeki (-cı )sesleri Tam kafiyelidir.

*

SONUÇ:

1-Hece şiiri sadece DÜZ KOŞMA demek değildir.
2-Koşma' nın dahi bir çok çeşidi vardır.
3-Kafiye, hece şiirimizin önemli bir unsurudur.
4-Kafiye'nin tanım-tarifi konusunda senelerdir tek doğru yakalanamamış, çeşitli kişiler, çeşitli şekillerde tarif etmişlerdir.
5-Kafiye, şiirde ezberlemeyi kolaylaştırdığı gibi, âhenk-ritm-müzikalite-lirizm de sağlar.
6-Kafiye yönlendiricidir.
7-Kafiye, sadece mısra sonunda değil, mısraın değişik yerlerinde de yer alabilir.
8-Bir mısrada bir tek değil, birden fazla kafiye de bulunabilir.
9-Eski şiirimizde(Orta asya'da)kafiye mısra başında idi.
10-Kafiyenin çeşitleri bulunmaktadır.
11-Kafiye ses'tir. Ses harf veya harf grubundan müteşekkildir.
12-Kafiye, şekilsel bir unsur olup, önemli olan şiirin has şiir olmasıdır.
13-Kafiye şiirde yıkılacak bir ev balkonu gibi durmamalı; aksine tek kafiye çekildiğinde şiirin tamamı göçmelidir.
14-Kafiye yapacağım diye, şiirde kafiye hamallığı yapmamalıdır.Şiirde israf da haramdır.
15-Kafiye'nin KÖK ten yapılması iyidir ama bu bir mecburiyet değildir.
16-Kafiye ile redifi karıştırmamak gerekir.
17-Kafiye, az kullanılmış, orjinaliteliğini koruyan, yıpranmamış, herkesin kullanmadığı sözcüklerle olursa, şiirimiz daha bir zengin olur.
18-Kafiye yüzünden kavga edenler, barış sağlayarak, daha iyi ve daha güzel kafiye-mısra-kuple-dörtlük-dize oluşumlarıyla nasıl şiir yazabilirizi tartışmalıdırlar.
19-Hatasızlık ancak Yüce Yaradan'a mahsustur. Şiirin, kafiyenin malzemesi kelime ve harftir. Anlamsız ve uydurmaca yollara şair kalemi gitmemeli. 
Dostlarında hep hata aramak yerine, daha mükemmel has şiire ulaşmanın kaygısını yaşamalı, yaşatmalıdır.

 

Bu yazı dizimizde zaman zaman maksadını aşan cümleler kurdu isek veya sürçü lisan etti isek, affola... Esas maksadımız elbette has şiirdir. Kişiler değildir. Bunlar bizim-benim görüşlerim veya ustaardan da alıntılayarak orata koymaya çalıştığım bir derlemedir. Mutlaka, bundan daha güzel araştırmalar ve tespitler de yapılmış ve yapılmaktadır.

Cümle dostlara, selam ve saygılarımla....

 

 

 

Henüz yorum yapılmamıştır.