Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Makaleler » OTOSTOPÇU ÂŞIK VE ÇILGIN ŞAİR(M.Binboğa)
Başlık: OTOSTOPÇU ÂŞIK VE ÇILGIN ŞAİR(M.Binboğa)
Yazar: admin
Tarih: 2018-06-03 14:01
Yorumlar: (0)
Rated 2.96/5 (59.13%) (23 Votes)

REKLAMLAR

OTOSTOPÇU ÂŞIK VE ÇILGIN ŞAİR…

 

*
İnsan bazen kaçmak istiyor kendinden bile…

 

Efendim düneyin; ev halkının, “Kadın gelecek, ev temizlenecek; ayak altında dolanma Efendi, kaybol bugün.” türünden faşist baskıları sonucu, son yirmi dört saatlik uykusuzluğuma aldırmadan vurdum kendimi yollara.

 

Sabahın altın ışıklarıyla güneşin doğduğu yere doğru tomafili dehlerken. “Oğlum Binboğa, bu memlekete yirmi iki yıl evvel bir amele kılığıyla elinde bir mitil ve on maaşına aldığın bir küçük televizyonla geldiğin günler misali, el âlemin janjanlı jiplere bindiği devr-i istila zamanında bile, minik bir arabayla ve filler gibi ölmek için doğduğun topraklara gidercesine hüzün dolusun yine...” diyerek gazladım tomafili…


Şoförlüğümüz zayıf olduğundan, bari en düz yolda seyahat edelim, deyip Eskişehir-Ankara güzergâhını seçmiştik rotamıza.Yalnızdım, tıpkı küçücük bir çocukken bir akşam alacası lanet bir katır, inatçı bir eşek ve maceranın sonunda kaybettiğim dünyalar güzeli şirin köpeğim Şahan’la Binboğa dağlarına yaptığım o meşum seyahatte olduğu gibi...İnsan yalnızken ne kadar çok sorguluyor kendini; yazamadığımız romanlar, hikâyeler, terk eden sevgililer, artık hayalini bile gözümün önüne getiremediğim o melek kadın, annem ve ikisi çoktan toprak olan on altı kardeşim, bir zamane Köroğlu’su gibi esip gürleyen babam, çocukluğum, gençliğim…neler neler gelmedi ki aklıma bu yolculukta.Sivrihisar’a kadar radyoda Turan Engin’in “Şu karşı dağları duman kaplamış / yine mi gurbetten kara haber var.” türküsü eşliğinde höyküre höyküre ağladım, zehrimi attım.Onca kardeşten, aşiretten bir telefon olsun gelmiyordu artık; Barış Hoca da aramasa dünyada bütün bütüne yalnız kaldığımı düşüneceğim.

 

Neyse, ağıt faslı bittiğinde Sivrihisar’ın dev bir testereyi andıran kayalıkları görünmüştü.Bu yoldan ne zaman geçsem hep,"Bir gün o kayalara gideceğim, o heybete yakından bakacağım." diye söz verirdim kendi kendime, nasip bu güneymiş.Hem o sonu gelmez ip gibi yolun tek düzeliğinden kurtulmak hem de hayallerimdeki Sivrihisar gezisini hayata geçirmek için sürdüm arabayı bu kadim Ermeni şehrine…


Ömrün azaldığını hissedip sabahın ilk ışıklarıyla uyanan, kâh camilere, kâh radyosunda hep Müzeyyen Senar çalan, kapısının önündeki toz toprak tozmasın diye su serpilip çalı süpürgesiyle süpürülmüş, semaverinde hayatın anlamı fokurdayan çay ocaklarının önlerine sardunya saksılarıyla müsavi olarak dizilen gün gürmüş, ak sakallı dedeler; belinin kamburuna aldırmayıp saçının sokusuna bir dal gül iliştirmiş mütevekkil nineler gördüm.Onlara, Sivrihisar’da nereleri gezmem gerektiğini sordum, dilleri döndüğünce anlatmaya çalıştılar.


Şehrin arkasındaki kayalıkların dibinde yer alan ve Avrupa’nın en büyük Ermeni Kilisesi kabul edilen Kiliseyi, Ulu Camii’yi, Saat Kulesini, Nasrettin Hoca ve Kurtuluş Savaşı'nın mizanseninin yapıldığı dağdaki heykelleri gezdim.Atatürk’ün de kaldığı rivayet edilen Kurtuluş Savaşı karargâhlarından Haşim Ağa Konağı'nın fotoğraflarını çektim, yani biraz ruhça yükseldim ve yine cânım gündüz saatlerini uykuda geçirmeme yandım.Oysa şairin dediği gibi ne güzel saatlerdir sabahlar: “Günün en güzel saatleri bunlar / Yanımda kal…”(Özdemir Asaf) Gerçi yanımda kalacak bir sevgilim yoktu ama Allah’tan da umut kesilmezdi, bakarsınız yolunu şaşırmış bir afet-i devran otostopçu denk gelir, hiç değilse Ankara’ya kadar bildiğim bütün şiirleri okurdum ona…Tanrı duydu mu nedir; ileride, şehrin çıkışında iki gölge otostop çekiyordu.Heyhat hep söylediğim gibi gökten Anjelina Joli yağsa benim başıma namıssız Fatih Ürek düşer ya, felek yine mukadder şans oyununu oynamıştı.Karşımda pala bıyıklı ve elinde heyula bir bağlamayı mızrak gibi tutan kara yağız bir adam denk geldi.

 

--Abey Polatlıya kaden alırsansansa ?

+-Atla âşık, dedim.Derken arabanın yavaşladığını gören sarışın küpeli bir delikanlı da, kıvrak bir vücut hareketiyle arka koltuğa kendini atmıştı.
Âşık’la hoş beş faslından sonra, çocukluğumuzda Jipçi Hasan Salt’ın bize yaptığı yaptığı gibi:
+-Âşık Polatlı’ya kadar saz çalıp türkü okumazsan indiririm şerefsizim, dedim.Âşık, Erol Taş’ın Ömercik’e baktığı gibi gayet sevecen bir bakış baktı ardından:
--Tamam Avabey, dedi.Sazını kılıfından çıkarırken arkada oturan sarışın efenin gözüne sazın sapı denk geldi mi, efe mortingenştraze: “Oy gözüm gözüm vıy vıy…”
Âşık sinirlendi:
--Kurşun mu değdi la oğlum, alt tarafı sazın sapı…
--Gözümü çıkardın kardeşim! dedi öbürü.
Ben bir yandan araba kullanıyor, bir yandan da başıma aldığım belaların kavgasını önlemeye çalışıyordum.Âşığın alttan almaya hiç niyeti yoktu:
--Hem sana kim bin dedi ki, avabey beni sanatçı gördüğü için durdu; öyle değil avabey?
+--Heee, demek zorunda kaldım, zira Âşık heybetli adam, hem Erzurumlu, bir nevi hemşehri sayılırız, dört yılımız geçti Erzurum’da sonuçta.Sarı oğlan vınlayadursun, Âşık Karac’oğlandan girdi, Emrah’tan çıktı, ben de koşuluyordum türkülerine, sarı oğlan arkada ölmüş gibi uyuyordu.Türkü faslı bitince Âşık:
--Yahu avabey, sende de heç akıl yok ha! Ne demeye alırsın bu oğlanı arabaya, tinerci midir nedir, hem erkek adamda küpe mi olur allasen?
+--Yahu gençtir aldırma.dediysem de âşık taktı bir kere delikanlıya.
--Hele destur ver şunun küpelerini koparam teresin, küpeyi gördükçe Cikciklerin Zahide geliyor aklıma zaten.
+--Yavuklun muydu?
--He…
+--Eee…Alamadın mı?
--Bizim gibi gariban bir marabaya ağa kızını mı verir Avabey, Aşkale Kaymakamı kaptı elimizden, vurayım dedim ama kızdan destek gelmedi, ben de sazımı alıp gurbet ele çıktım, o gün bugündür geziyorum işte…
+--Vay be Âşık dertliymişsin yahu, bir Zahide geçersin artık.
--Cık o olmaz.
+--Niye ki gurban?
--O türküde ağlıram.
+--Beraber ağlarız , çal be! Dedim.


Âşık öyle bir acıyla vurdu ki tellere beni de alıp geçen yıl Cam Müzesi’nin önünde yüzümü ellerinin arasına alıp “Hoşça kal aşk…” diyerek son kez öpüp bir cami avlusana bebeğini bırakıp bir anne hüznü ve kararlılığıyla giden Efelya’yla yaşadığımız o son sahneye götürdü.Türküyü hem söylüyor hem ağlıyorduk âşıkla…
“Zahide gurbanım oy n’olacak halım
Gene bir laf duydum kırıldı belim
Gelenden geçenden oy haber sorarım
Zahide’m bu hafta oluyor gelin…”
Neden sonra telefon çaldı, Hoca hanım kendisine ayan olmuş gibi:
---Nerdesin?
+--Ankara’ya gidiyorum bebeğim.
--Yahu adam sen hiç büyümeyecek misin? Evden git deyince ta Ankara’ya mı gidiyorsun, Allah’ım aklıma mukayyet ol, ne yapacağım ben bu çılgın adamla? Kim var yanında, sakın otostopçu filan alma arabaya, hırlı mıdır hırsız mıdır, dünyanın bin türlü hali var.
+--Hiç bindiri miyim karıcığım, derken Âşık söze karıştı:
--Abula bir istek türkün varsa çalayım!
--Kim o adam ah memet, sen beni öldüreceksin!
+--Şey bebeğim, yahu bir garip yolda kalmış napim, şey ettim ben de…
--Ah adam ah!Bir gün o yollarda şehit edecekler seni ya, ne halin varsa gör ne deyim! Bari arabayı dikkatli kullan.
+--Tamam sultanım, dörtle gidiyorum, yani kesinlikle yüzü aşmıyorum.
---Sen çizmeyi çoktan aştın da…Neyse.Dikkatli ol.Clinkkkk…
Telefon kapanınca rahatlamıştık ama Âşık yüzüme bu defa öyle bir acıyarak bakmıştı ki, dayanamadı:
---Avabey be sen yanmışsan.
+--Niyeymiş o?
---Yenge seni çok korkutmuş.
+--Aslanım biz edebiyatçıyız, kibar adamız yani, yoksa var ya biz Maraşlıyız ho hoyt!
---Heee, belli belli Maraşlı olduğun, Aşağı Kaliforniya'nın Maraş'ından.
+--Ne demek istiyorsun Âşık, açık konuş.
---Ben bu akşam sana bir Zahideli beste yaparım, sen benden de beter durumdasın.
+--Deme ya, o kadar belli oluyor, demek ( Ama benim de şiir sevgililerim var n’aber, roman sevgililerim…Bu defa lafı koymuştum Âşığa )
--Vay benim garip avabeyim, hayali sevgililer öyle mi?
+--He, gerçeği can yakıyor malum.
--Ben de üzülmüştüm öğretmen olmadım diye, çok bir şey kaybetmemişim, deyince iğreti bir sinirle, haydiyin bakalım geldik Polatlı’ya, hey delikanlı uyuma! Deyip esip gürledim ama Âşık hiç inanmadı, hala başını sallayarak: “Cık cık cık…yanmışın sen.”diye mırıldanmaya devam etti.Bu defa ben kendime kızmıştım:
---Ey adam Hanım haksız mı, nidersin elin otostopçusunu da iki saattir maraza çıkmasın diye kendi arabanda elin delisini idare ediyorsun, dedim.Âşığa yine de bir ders vermekte kararlıydım, Polatlı’da bir kahvehanenin önünde indik.Vatandaş pehlivan yapılı âşıkları görünce dikkat kesildi, bunlar Urfalı, Diyarbakırlı mevsimlik işçilermiş.”Hele vurun saza âşıklar dediler.”Bizimki bilir bilmez bir şeyler çaldı, neden sonra kaptım elinden bağlamayı:
Bir Meyrik,bir Mihriban, bir de “Ah yalan dünyada” geçince bizim aşık dumur…
+-Nasılmış la potinimin Âşığı, iki saattir car car car konuşup duruyordun!
--Avabey sen ustaymışsın, affet ver elini öpem.
+--İstemez, haydi Allah işini rast getirsin, deyip sürdüm tomafili…Âşık arkamdan hâlâ acıyarak bakıyordu…
*
13 Ağustos 2017
Mehmet Binboğa

Henüz yorum yapılmamıştır.