Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Şiir Tahliller » İBRAHİM YAVUZ'un ŞİİRSEL YOLCULUĞU
Başlık: İBRAHİM YAVUZ'un ŞİİRSEL YOLCULUĞU
Yazar: Mustafa Ceylan
Tarih: 2017-02-13 01:07
Yorumlar: (0)
Rated 0/5 (0%) (0 Votes)

REKLAMLAR

Şair İBRAHİM YAVUZ'un ŞİİRSEL YOLCULUĞU

Mustafa CEYLAN 
*********************

Şair İbrahim Yavuz’la henüz yüzyüze karşılaşmadık. O’nu internet ortamında tanıdım. İnternet ortamında yayınladığı kendi hayat öyküsüne bakayım dedim. Şunlar yazılıydı:

“Trabzon'un Of ilçesinin Kıyıboyu köyünde dünyaya geldim. (05 / 05 / 1955) Şiir de kalıp olarak genelde hece ölçeğini kullanıyorsam da, serbest ve aruz vezni ile yazılmış şiirlerim de vardır. 1990 yılının başlarında Türkiye'de baş gösteren köyden kente göç kervanına katılarak ailece İstanbul'a yerleştik. Burada şiir yazmaya bir süre ara verdiysem de, daha sonra yeniden başlayıp TÜRKÜLERE SÖZ VERDİM isimli ilk şiir kitabımı çıkarttım. Yazdığım şiirler çeşitli gazete, dergi, radyo, televizyon ve antolojilerde yayınlandı. Bazı şiirlerim bestelenerek sanatçılar tarafından okundu. MESAM üyesiyim. Bekarım ve halen İstanbul'da ikamet etmekteyim.”

İşte böyle… 
İbrahim Yavuz, kendi hayat öyküsünü kısa, öz ve yalın olarak anlatıvermiş. İnşallah, birgün karşılaşırız da kendisine bir sürü soru sorar, şiirleriyle hayat öyüküsü arasında daha gerçekçi bir köprü kurarım.

Radyo yayınlarından tanıdığım kadarıyla İbrahim yavuz, çok hassas, bir rüzgâr esintisinden bile etkilenecek yapıya sahip. Bu yapının içinde kocaman bir şiir yüreği taşıyor. Hattâ yayıncılarımızdan Berhudar Ramazan çeşme’ de “Koca Yürekli Adam” adını vermiş bile… Evet Koca yürekli Adam..

Kendi şiirsel yolculuğumda Karadenizli birkaç şairle yakın arkadaşlıklarım oldu. Rahmetli Sami Ateş’i asla unutamam. Trabzonlu idi… Boztepe’ den Karadeniz’i defalarca seyretmenin zevkini Sami Ateş’le tatmıştım hep. Şimdi o, Arsin’in bir dağ köyünde cami yakınındaki kabristanda huzur içinde yatıyor.

Bir de kendisine “Karadeniz Fırtınası” adını verdiğim, can kardeşim Emine Sönmez var ki, o şimdi Ankara’da yaşamakta. Benim şiir dünyamı ve şiirsel birikimimi tamamiyle öğrenen ve işaret ettiğim yoldan çıkmayan bu can kardeşim, şimdilerde çok başarılı bir hece şairi..

Haa az kalsın unutacaktım. İyi ki aklıma geldi… Bir de Ordu-Gülyalı kökenli manevi annem Güzide Gülpınar Taranoğlu var. Güzide anam benim o… Türk Şiiri ve edebiyatında önemli bir isim. 1976 da yayınlamaya başladığı GÜLPINAR dergisinde, bunca yıl şiirler ve çeşitli konularda makaleler yazdım, annem hepsini-ne gönderdi isem yayınladı. Aslında ben bir Gülpınar Şairiyim. O derginin ekolünden yetişmiş bir şairim. Güzide anam sayesinde Halide Nusret Zorlutuna annemi, Arif Nihat Asya Hocamı, Emine Işınsu kardeşimi ve daha bir çok şairi tanıdım. Sohbetlerinden istifade ettim. Gençliğimde edep hamuru ile edebiyatta yoğrulmamı sağlayanlardan birisi de Güzide Gülpınar anamdır…

Her neyse…

Biz asıl konumuza dönelim, olmaz mı?

İsterseniz sözlerimize İbrahim Yavuz’un bir şiiri ile başlayalım.

“Gülüm

Hüzünler denizinde kaybetmişim kendimi 
Ben kahrımdan ölürken gülüyor musun gülüm 
Yıkılıp gidiyorum unutuldun dendi mi 
Ne halde olduğumu biliyor musun gülüm

Belki ben aşka acım belki sen aşka toksun 
Yüreğime saplanmış ucu paslı bir oksun 
Mademki seviyorsun neden yanımda yoksun 
Yoksa beni kalbinden siliyor musun gülüm

Huzur bulmayacağım yanıma gelene dek 
Ellerimi tutarak yüzüme gülene dek 
Allah şahidim olsun seninim ölene dek 
Sende beni gönülden diliyor musun gülüm

Gardaki kara tren çalarken son sireni 
Allah’a havale et günahına gireni 
Niyetine koydunsa kaçırma son treni 
Biletini aldın mı geliyor musun gülüm

Hiç umudum kalmadı yorgunum bu aralar 
Mevsimler güze döndü sele gitti buralar 
Seninde yüreğinde kanıyor mu yaralar 
Benim gibi aşkından ölüyor musun gülüm “

Evet, işte İbrahim yavuz şiiri…

Görüldüğü gibi Şair Yavuz, hece vezninin ustası… Zaman zaman aruz’ da yazıyor. Geliniz şimdi sizlerle bir de aruzla yazılmış şiirini paylaşalım. Şiiri şöyle:

'Hocam (aruz)

Aruz veznini öğrenmemde büyük katkıları olan ve halen 
Florida’da yaşamakta olan saygı değer hocam şair Mehmet Fatin Baki beye ithaf’en.

Yolcu var ki fikri düz yolcu var ki hep sapar 
Sence râhi saptıran mal değil midir hocam 
Canlı var ki hep zehir canlı var ki bal yapar 
Tatlı söz de bir çeşit bal değil midir hocam

Asrımızda kulların böyle zevke sapması 
Bir de onca densizin bunca küfrü yapması 
Merhametten ayrılıp maddiyâta tapması 
Bir çeşit melânkolik hal değil midir hocam

Güçlüler ki şeytanın nefretiyle doldular 
Pek haramcı pek habis pek çıkarcı oldular 
Rengarenk çiçeklerin şimdi hepsi soldular 
Fitnelikte bir çeşit zül değil midir hocam

Menfaatçi olmadım sinsi sinsi hak yeyip 
Asla acze düşmedim fazla fazla isteyip 
Sevgi saygı besledim doğru yol budur deyip 
Doğru sence tuttuğum yol değil midir hocam

Kim ki dökse malların zerr-i akçe saçsa da 
Azrail peşindedir hangi yönde kaçsa da 
Âdemoğlu dünyanın yükseğinde uçsa da 
En sonunda bindiğin sal değil midir hocam'

Fâilâtü / Fâilün / Fâilâtü / Fâilün

Evet işte gördünüz… Şairimiz İbrahim Yavuz, dediğimiz gibi hem hece’ ye hem de aruz’a hakim bir şair…

**
“zam geldi başlığını taşıyor ve şiirinin bir kıtasında:

“İşçi - memur vitrinlere bakmasın 
Meydanlara çıkıp ateş yakmasın 
Çiftetelli oynamaya kalkmasın 
Davula zurnaya saza zam geldi”

Demektedir. İbrahim Yavuz, kolay şiir yazan bir şairdir. Vezne hakimiyetiyle, olaylara, çevreye, tabiata bakışı bu kolaylığı temin ediyor diyebiliriz. Özellikle 'aşk ağırlıklı şiirleriyle, memleket konulu' şiirleri öne çıkmaktadır.

Aruz’ da, bana göre Türk Aruzu adını verdiğim ve bizim ana dilimize uygun düşen 16 kalıbı kullanmaya özen göstermiştir. Arap ve Fars diline mümkün olduğunca kaçmamış, sade, yalın, yapmacıksız ve anlaşılır bir dil kullanmaya gayret etmiştir.

İşçi memura vitrinlere bakmasın, meydanlara çıkıp ateş yakmasın ve çiftetelli oynamaya kalkmasın derken mısralarında görüleceği gibi, gerçek bir Karadenizli kimliği ve dilini sanatsal yürüyüşünde bayrak yapmasını da bilmiştir.

Kimi zaman Karadeniz’in o hırçın dalgalarının sesini duyarsınız mısralarında, kimi zaman da Karadeniz’in simgelerinden biri olan Temel gibi şen, sempatik, ve şakacıdır. Sanat olsun diye bir kaygı taşımadığından, sanatı toplum için korkusuzca, endişesiz yaşamaya ve yaşatmaya çalışmıştır. Hamsi kıvraklığını içinize sindiriverir mısralarında, şiirin ne zaman bitiverdiğini okurken anlayamazsınız bile…

İşte bakın şu şiire; Karadeniz kokmuyor mu? Dilinde, temposunda, söyleminde…Hep Karadeniz işte:

“Emicemun Uşağı

Yağmur yağdı İstanbul'u sel aldı 
Batıyoruz emicemun uşağı 
İşimiz gücümüz Allaha kaldı 
Yatıyoruz emicemun uşağı

Yakacağımız yok kışın yakmaya 
Giyeceğimiz yok yaza çıkmaya 
Sofrada umudu kuru ekmeğe 
Katıyoruz emicemun uşağı

Köyde de hayat zor anladık ama 
Bizi de karnı tok sırtı pek sanma 
İyiyiz desek de sakın inanma 
Atıyoruz emicemun uşağı

Gurbetin derdi çok doldukça dolduk 
Her gün biraz daha sarardık solduk 
Sizi bilmem ama biz duman olduk 
Tütüyoruz emicemun uşağı

Kimi umudunu kaptırmış suya 
Kimi bakar durur boş bir kuyuya 
Bir bahane bulup konu komşuya 
Çatıyoruz emicemun uşağı

Bilmem ne olacak bu işin sonu 
Gelirken yüz idik kalmadı onu 
Halıyı kilimi televizyonu 
Satıyoruz emicemun uşağı

Geri getirmiyor zaman gideni 
Ne sen bizi unut ne de biz seni 
Bozuldu gitmiyor geçim treni 
İtiyoruz emicemun uşağı

Soruyorsun işte budur halımız 
Hiç kalmadı tutunacak dalımız 
Bu gidişle tahtalı köy yolumuz 
Gidiyoruz emicemun uşağı “

Evet, şair İbrahim Yavuz, bir Karadeniz köy çocuğudur. Oralı olmakla da övünür. Köyden büyük şehre göç etmiş bütün Anadolu çocuklarının yaşadığı mahzunluğu, sıkıntı ve cefayı yaşamış, iliklerine kadar duymuş birisidir.

Köyde hayat zordur, fındık dalları, o yeşilin her tonu ve yemyeşil dağların yüzünü öpen köy yağmurları daha da güzeldir. Büyük şehrin curcunası, canavar dişlileri arasında köyünü özler de özler…

Yıllarını İstanbul’ da geçirdiği halde, o güzelim Karadeniz şive ve konuşmasını hiç bozmayan ender insanlardan birisidir.

Şiirlerinin ruh kökünde büyük şehrin sıkıntısıyla köyü, Karadeniz’in o enfes havası ve özlemi yatmaktadır. O kökten göğe doğru yükseltir hece ve aruzla dokunmuş şiirlerini…

Memleket sevdalısı şairimiz kimi hece şiirlerinde Karacoğlanlaşır, kimilerinde Köroğlu, Dadaloğlu olur çıkıverir dağlara “ferman padişahınsa dağlar bizimdir” der.

Atatürk’e memleketin dertlerini anlatır. Gerçek bir Atatürkçü bir şairdir. Atatürk şiirini birlikte okuyalım hele:

“Atatürk

Ufuklardaydı hep keskin bakışlar 
Bakan değil gören gözdü Atatürk 
Düz oldu önünde çetin yokuşlar 
Dünyayı genç yaşta çözdü Atatürk

Okullar okudu erdi kemâle 
Sönmedi gönlünde yanan meşale 
Sarsılmaz irade yıkılmaz kale 
Kâğıda sığmayan sözdü Atatürk

Düşman plan kurdu niyet açıktı 
Planı düşmanın başına yıktı 
On dokuz mayısta Samsuna çıktı 
Oynanan oyunu bozdu Atatürk

Ne olursa olsun insan her yaşta 
Vatan aşkı gelir dedi en başta 
Çanakkale’deki kutlu savaşta 
Ölümsüz bir destan yazdı Atatürk

Masmavi gözleri aydın bakardı 
Fikirleri bütün dünyayı sardı 
Engin hoşgörüsü şefkati vardı 
Düşmanın bağrında közdü Atatürk

Nice engel varsa aşalım diye 
Milletçe şahlanıp coşalım diye 
Uygarlık yolunda koşalım diye 
Peş peşe devrimler dizdi Atatürk

İbrahim der her şey kalmadı dünde 
Aynı tehlikeler mevcut bugün de 
Yüce milletimin aziz gönlünde 
Artık silinmez bir izdi Atatürk “

Evet, “aynı tehlikeler mevcut bugünde” deyişi memleket kaygısından ileri gelmektedir. Şairimizin Anadolu’yu anlatan şiiri de şöyle:

“Anadolu

Selam Anadolu’mun toprağına taşına 
Ağrıdan, Toroslardan, Kaçkarların başına 
Seymeni, Efesine, Gakkoşu, Dadaşına 
Hakkari, İzmir, Sinop, Antalya, Artvin, Bolu 
Her yeri başka güzel cennettir Anadolu

Bulutlar gökyüzünde birbiriyle yarışır 
Yağmurlar topraklarla öpüşerek barışır 
Köpük köpük dereler ırmaklara karışır 
Kimi Kızılırmağın kimi Fırat’ın kolu 
Havasıyla suyuyla cennettir Anadolu

Tütünü, portakalı, fındığına, çayına 
Pamuğu, ayçiçeği, pirinci, buğdayına 
Sayısız nimet vermiş tanrım onun payına 
Çevresinde denizler içinde bunca gölü 
Bin bir bereketiyle cennettir Anadolu

Yaz geldi bağlarından güllerimizi derdik 
Güz geldi toprağına harmanımızı serdik 
Sende mutluluk bulduk sende huzura erdik 
Bir başka acar yaprak bir başka kokar gülü 
Bağıyla bahçesiyle cennettir Anadolu

Hele seyrine gelin Bodrum’da gün batıyor 
Yaylalar ki insanın canına can katıyor 
Toprağında şehitler evliyalar yatıyor 
Yüreğim gümbür gümbür gözlerim dolu dolu 
Doyumsuz bir güzellik cennettir Anadolu

Ey güzeller diyarı koç yiğitler yatağı 
Nice medeniyetler sende kurmuş otağı 
Sende görüp yaşıyor turistler antik çağı 
Gözümde yok dünyanın ne parası ne pulu 
Dünyanın tek incisi cennettir Anadolu “

Güzeller diyarı ve Koçyiğitler yatağı Anadolu’nun sevdasıyla yanıp tutuşan bir yüreğe sahip İbrahim Yavuz…

Türk Şiirinin özellikle internet ortamında rastgele, kontrolsuz, şairi çok-kalıcı şiiri az bir şekilde bugünkü gidişine üzüntü duyar. Bazı kişilerin bu tutum ve davranışlarının interneti bir “şiir çöplüğü” haline dönüştürmesi sebebiyle elemlidir. Has şiiri, yüz yıl, bin yıl sonra bile yaşayacak ve şairini de yaşatacak şiiri arar. Bu arayış sırasında dayanamaz şiiri ve bugünkü manzarayı diline dolar, yazar mısralarını. Tabii bu yazış sırasında da kendi şiir anlayışını da sergilemiş olur.

Gelin, önce o’nun “müteşair” başlıklı; bugünkü toz duman karışımı 'şiir-net' ortamını anlatan şiirine bakalım, olur mu?

“Müteşair

Biraz eleştirsen başlar ağıda 
Bizim müteşair tozmuş gidiyor 
Aklına eseni döker kâğıda 
Heceyi durağı bozmuş gidiyor

Kalemi elinde pusuya yatar 
Edebi duyguya nefreti katar 
Herkese bulaşır her şeye çatar 
Uçan kuşa bile kızmış gidiyor

Her söylenen söze hemen inanıp 
Pof poflu cafcaflı sözlere kanıp 
Kendini bulunmaz bir ozan sanıp 
Her gün üç beş şiir yazmış gidiyor

Her kimi gördüyse kafayı taktı 
Kimini haşladı kimini yaktı 
Ne hoca nede bir usta bıraktı 
Aklınca herkesi ezmiş gidiyor

Şair değil sanki bir deli Bekir 
Belli belirsizdir ettiği zikir 
Yok ki kafasında güçlü bir fikir 
Dostlara methiye dizmiş gidiyor

Kalem laçkalaşmış çene yalama 
Yazdıkları ezber dile dolama 
Ondan akıl alsın alım ulema 
Sözde gerçekleri sezmiş gidiyor

Sanki dağarcıkta açılmış gözü 
Onun yazdığıdır şiirin özü 
Hiç kimse edemez aleyhte sözü 
Herkesin ağzını büzmüş gidiyor

Her gün çıkar gelir davul çalarak 
Bazen ense bazen paça dalarak 
Zaloğlu Rüstemden ilham alarak 
Meydanı boş sanıp azmış gidiyor

Bazen sağ sol bazen ortada durup 
Manasız mesnetsiz sözler uydurup 
Her gönle yıkıcı bir darbe vurup 
Herkese bir mezar kazmış gidiyor

İbrahim’im neyler şöhreti şanı 
Siz söyleyin bu tarife uyanı 
Çok gezen çok bilir derler ya hani 
Sanırsın her yeri gezmiş gidiyor “

Evet, burada nefeslenip birkaç sözde biz söyleyelim. İşte gördük, koskoca bir ömür, 25-30 yılda kaleme aldığı şiir sayısı daha 300’ü bulmamış. Ya bu internet ortamında bir yılda bin, hattâ ikibin şiir yazanlara ne demeli?

Dolmuşa binip işinden evine gidene kadar üç-beş şiir yazıverenlere, evet, ne demeli? İbrahim Yavuz bunlara şu okuduğumuz şiirde:

“Kendini bulunmaz bir ozan sanıp 
Her gün üç beş şiir yazmış gidiyor” diyor. Gidiyorlar bakalım, nereye kadar gidecekler? Nereye varacaklar? Daha 'şiir ne değildir? ' onu öğrenememiş kişilerin üstelik bir de 'kitap yayınlayıp' ortalıkta dolaşmaları yok mu, inanın buna çok üzülüyorum ben de.

Acaba, Prof. Dr İsa Kayacan’ın “Şiirimizi Biraz Dinlendirelim” demesinde hakikat payı mı var diyesim geliyor.

**

Necip Fazıl Kısakürek hocamızın ya da rahmetli olmuş Türk Edebiyat tarihine geçmiş bir şairimizin şiirinin altına “sizi tebrik ediyorum. Sizinle tanışmak istiyorum. Yüreğinize sağlık” gibi ifadelerle yorum yazdığını sanan şairler camiasında durmak benim için biraz zor; doğrusu bu gidiş beni üzmekle kalmıyor, kırıyor da… Kırıldım vallahi… Bana yayınlarımızda, şurda - burda “hocam” diyenlerin bile şiirlerime ilgi göstermemesi, sonra ne bileyim mesela bir Rasim Köroğlu, bir rahmetli manevi babam Ahmet Tufan Şentürk, İbrahim Sağır, Mehmet Ali Kalkan gibi şairlerin şiirlerine bu onbinleri bulan şair camiasının hiçbir ilgi göstermemiş olması, canımı çok sıktı, kırıldım işte…

Neyse, bakalım bu gidiş nereye kadar varacak? Bakalım ne olacak? 
Ama, Şairimiz İbrahim Yavuz gibi ender ve parmakla sayılacak kadar az şairimiz, bütün bu tufanın arasında yılmak bilmeden şiiri tarif ediyorlar, koşuyorlar, çalışıyorlar.. Takdir ediyorum bu dostları…

Bakın İbrahim Yavuz şiiri tarif eden şiirinde neler demiş?

“Şiir Nedir

Şiir Nedir (01)

Şiirin cinsi yoktur ne erkek ne dişidir. 
Şiir hem matematik hem bir duygu işidir.

Şiir Nedir (02)

Şiir kelimeleri tülbentlerden süzmektir. 
Heceleri kağıda boncuk gibi dizmektir.

Şiir Nedir (03)

Şair var şiir yazar şair var ipek dokur. 
Şiir var sen okursun şiir var seni okur.

Şiir Nedir (04)

Hece, serbest ve aruz ayrı ayrı biçimde. 
Hepsinin de bir başka lezzet vardır içinde.

,Şiir Nedir (05)

Yıllarca kulluk edip dergahlarda pişen yok 
Asırlar geldi geçti Yunus’a erişen yok

Şiir Nedir (06)

Şiir başka bir alem şiir sözün özüdür. 
Gerçek nazım dediğin erenlerin sözüdür.

Şiir Nedir (07)

Şiir ki şimşek çakıp yüreği hoplatmalı. 
Şiir ki umut verip hayata renk katmalı.

Şiir Nedir (08)

Şiir var yol gösterir şiir var ufku açar. 
Şiir var gece gibi şiir var ışık saçar.

Şiir Nedir (09)

Ruhumuz acıktıkça onunla besleniriz. 
Sevgilinin gönlüne şiirle sesleniriz.

Şiir Nedir (10)

Karanlık bir geceye ateş yakmaktır şiir. 
Dünyaya üçüncü bir gözle bakmaktır şiir.

Şiir Nedir (11)

Şiir gönül bağında açılan bir lâledir. 
Kalemden ak kağıda dökülen şelaledir.

Şiir Nedir (12)

Şiir bazen bir feryat bazen de su sesidir. 
Hiç kimse çözmüş değil şiir neyin nesidir. “

Daha ne desin? Bu güzelim dizeleri kendi özel antolojisine alan şair sayısı sadece 51.. Evet 15-20.000 şairin bulunduğu bir internet sitesinde sadece 51 kişi… Varın gerisini siz düşünün…

Şimdi de İbrahim Yavuz’un “aşka bakışı” nı ele alalım, olur mu? Diyor ki:

“Aşk Nedir

Aşk Nedir (1)

Sevin diyor yaradan acın kitabı bakın. 
Kin tutan şeytana eş, sevense Hakk’a yakın.

Aşk Nedir (2)

Aşk var tatlı bir rüya, aşk var uykusuzluktur. 
Aşk var kavuşmak suya, aşk var ki susuzluktur.

Aşk Nedir (3)

Aşk var ki yüreğini ömür boyu kanatır. 
Aşk var ki bir insanı yeni baştan yaratır.

Aşk Nedir (4)

Aşk vardır iksir gibi içince baş döndürür. 
Aşk vardır ki insanın ocağını söndürür.

Aşk Nedir (5)

Aşk var ki sevgiliye kavuştuğun an biter. 
Aşk var ki ölene dek sönmez sinende tüter.

Aşk Nedir (6)

Aşk bazen sadakattir bazen koynunda yılan. 
Bazen de mesafedir aşkı ölümsüz kılan.

Aşk Nedir (7)

Aşk var çıkarır yoldan, aşk var kör eder gözü. 
Aşk var tarifi yoktur, naçar bırakır sözü.

Aşk Nedir (8)

Aşk var isyankar eder, aşk var büktürür boyun. 
Aşk var masum ve temiz, aşk var ki tam bir oyun.

Aşk Nedir (9)

Bazen aşka tapıyor, bazen iğreniyoruz. 
Oysaki biz hayatı aşktan öğreniyoruz.

Aşk Nedir (10)

Aşk sonsuz bir işkence çekilmez bir acıdır. 
Ne var ki her cefası yinede baş tacıdır.

Aşk Nedir (11)

Aşk vardır ki ismini tarihlere yazdırır. 
Aşk vardır ki insanın mezarını kazdırır.

Aşk Nedir (12)

Aşk öyle bir illet ki derdi kederi bitmez. 
Bir kez çöreklendi mi artık kapından gitmez”

İbrahim Yavuz, şiirlerinde aşkı bir türlü yakalayamamış, aşka susamış bir ruh haliyle arayışına devam eder hep. Bazen gönlüyle kavgalar eder. Gönlünden şikâyetçidir. Der ki bir şiirinde;

“Boş yere hayaller kurdun 
Ne yerin var nede yurdun 
Sürüm sürüm süründürdün 
Alacağın olsun gönül” der ve ardından da “Aşk badesini içirdin 
Uykularımı kaçırdın 
Beni elekten geçirdin 
Alacağın olsun gönül” dedikten sonra, gece gündüz ağladığını söyleyemeden duramaz. Gönlünden şikâyetçidir.

“İbrahim’im çağlıyorum 
Yüreğimi dağlıyorum 
Gece gündüz ağlıyorum 
Alacağın olsun gönül” der.. Sevmeyi, sevilmeyi arzular,ister, ama suskundur. Haykırıp da orta yere içindekileri dökemez. Sonra aşkta biraz da kadercidir. Bazen kaderine isyan etmeyi arzular ama edemez. Der ki:”

“Kış oldu benim yazım 
Dertli çalıyor sazım 
Bu benim alın yazım 
Silemem anla beni”

Aslında seven yüreği ağzına kadar aşk doludur şairimizin. Lâkin biraz uzaktan sevmeyi tercih eder. Bazen meydan okur. Sevdiğini üzen “alemin kralı olsa, ona bile çatar, sevdiği uğrunda senelerce hapis yatabileceğini de söyler. O’nun işte, benim de çok beğendiğim, o meşhur “aşkım” şiiri şöyle:

“Aşkım

Senin için kendimi ateşlerin içine 
Atmazsam kahrolayım atar giderim aşkım 
Isyan bayrağı çekip bu şehri birbirine 
Katmazsam kahrolayım katar giderim aşkım

Hiç umurumda olmaz düssem de dilden dile 
Var mi ki yoklugundan daha büyük bir çile 
Sen elinle sunarsan en aci zehri bile 
Tatmazsam kahrolayim tadar giderim askim

Ne dert kalir ne keder senin oldugun yerde 
Hizir gibi yetisip derman oldun her derde 
Öyle üç bes yil degil ömür boyu içerde 
Yatmazsam kahrolayim yatar giderim askim

Türküler yakiyorum ben bu ask masalina 
Saçinin siyahina yanaginin alina 
Seni incitsin hele alemin kralina 
Çatmazsam kahrolayim çatar giderim askim

Sevginle silip attim yüregimin pasini 
Sen yasattin gönlüme sevdalarin hasini 
Sen yanimda oldukça dünyanin anasini 
Satmazsam kahrolayim satar giderim askim “

Çok sevdiği yârini beklemekten bıkmış, usanmıştır.

Der ki bir şiirinde:

“Neydi bilmem bunca yıldır çektiğim 
Aşka düştüm ağladım pek çok zaman 
Hiç mi Tanrım hiç mi hakkım yok benim”

İşte aşk böyledir. Kavuşamayınca, böyle söyletir, böyle inletir. Yeri gelir kendisini Yaradan’a da “ benim aşktan yana hiç hakkım yok mu? ” dedirtir.

Özleyen, bekleyen, aradığını bulamayan, kavuşamayan bir gönül “türkülere sarılır. Türküler yakar” hep…

Beklediği de sırma saçlı, gül kokuludur.

Hayat, kader yada isteyip de kavuşamadıklarından gelen elem rüzgârı şairimizi içten içe arıtmıştır. İç ten içe yanıp yıkmıştır. Sonunda dayanamaz ve;

“Hiç kimse benim gibi aşkı tarif edemez 
Aşkı ben anlatırım darbesini yemişim 
Sevginin bedelini böyle ağır ödemez 
Yinede ne usanmış nede tövbe demişim” deyiverir…

İbrahim Yavuz’ un aşk konusunda son olarak bir şiirine daha bakalım hele… Diyor ki:

“Aşkın doğmadan önce

Böyle şimdiki gibi çağlamazdım akmazdım 
Susuz topraklarıma yağmur yağmadan önce 
Baharlar gelir geçer çiçeklere bakmazdım 
Gönlüme güneş gibi aşkın doğmadan önce

Daldan dala gezerdim yerimde duramazdım 
Gelecekle ilgili hiç hayal kuramazdım 
Aynalarla dargındım saçımı taramazdım 
Gönlüme güneş gibi aşkın doğmadan önce

İki yüzlü ararsan sevenlerim pek çoktu 
Gülüm bir tanem gibi sözlere karnım toktu 
Sigarayı sevmezdim içkiyle aram yoktu 
Gönlüme güneş gibi aşkın doğmadan önce

Şairlikten anlamaz ince sözler bilmezdim 
Hiç kimsenin yüzüne böyle içten gülmezdim 
Aşk yalandır fikrini kafamdan hiç silmezdim 
Gönlüme güneş gibi aşkın doğmadan önce

Yeniden yaratılmak mümkün olsaydı eğer 
Anladım ki dünyada sevgi en büyük değer 
Mutluluğun sırrını bilmiyormuşum meğer 
Gönlüme güneş gibi aşkın doğmadan önce”

Evet, sözlerimizin başında aşkın, hasretin ve Anadolu sevdasının şairidir demiştik. Bütün bu şiirleri de bu tespitimizde ne kadar haklı olduğumuzu göstermiyor mu?

İbrahim Yavuz, hecenin 7+7 kalıp ölçeğinde çok başarılı bir şair. Hecenin 6+5, 4+3, 4+4, 5+6, 4+4+3 kalıplarını ustalıkla kullanmaktadır. Kafiyelerinde sapmalar ve bozukluklara rastlanmaz.

Aslında şairimiz hakkında daha çok söylenecek söz var. Şimdilik bu kadarla yetinelim.


Kendisine şiirsel yolculuğunda daha nice başarılar diliyorum.

Henüz yorum yapılmamıştır.