Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Şiir Tahliller » Ömer Ekinci Micingirt Şiiri Üzerine
Başlık: Ömer Ekinci Micingirt Şiiri Üzerine
Yazar: Mustafa Ceylan
Tarih: 2017-02-13 01:52
Yorumlar: (0)
Rated 0/5 (0%) (0 Votes)

REKLAMLAR

Ömer Ekinci Micingirt Şiiri Üzerine

“SİZ HİÇ AY IŞIĞINDA AĞLADINIZ MI? ” 
VE 
ÖMER EKİNCİ MİCİNGİRT ŞİİRİ 

Mustafa CEYLAN 
***************


ESERİN KÜTÜĞÜ: 

ADI: Siz Hiç Ay Işığında Ağladınız mı? 
YAZARI: Ömer Ekinci Micingirt 
YAYINEVİ: Gündüz Kitabevi Yayınları 
Nisan 2007-1. Baskı 
BASIM YERİ: Belen Yayıncılık Matbaacılık Ltd.Şti 
SAYFA ADEDİ: 264 

Mehmet Emin Yurdakul “Şairleri haykırmayan bir millet sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir” demiş. İşte mensubu olmaktan gurur duyduğu milletini ve onun öz değerlerini şiirlerine ana konu yapmış, usanma bilmez bir ozan yüreği, gümbürdeyen, çağlayıp tüm engelleri aşa aşa akan, sesini göklere, yerlere duyurma telaş ve sancısını taşıyan bir şair ve eseriyle karşı karşıyayız. 

Şair: Ömer Ekinci Micingirt. 
Eseri: Siz Hiç Ay Işığında Ağladınız mı? 

Şair ve susmak bilmez, sorgulayıcı, haykıran; araştırıcı çilekeş, dertli ve coşkun kalemini yazabilmek için, eserin ay ışığına açılan kapaktaki penceresinden içeriye dalmak gerekiyor. Kapaktaki pencereden dolunay görünürken, dolunayın altında ağlayan bir çocuk ve ona sarılıp öpen sıcacık bir ana yüzü ile karşılaşıyorsunuz. Özün özünü, eserin cümlesini özetleyen bir serlevha da altta yer almış. Serlevha da “Kafiyeler çilesiz kalemlerde kir / Vicdanın sedasıysa şiirdir şiir” yazılı. 

Maviye çalan gecenin sinesinden çileyi iliklerinde hisseden bir şairin şiir dünyasına yolculuğa başlayacağız. 

Gelmiş geçmiş ne kadar insan varsa ve daha nice nice insan gelip gidecekse koca karınlı dünyaya, işte o kadar tarifi bulunan şiire sevdalı şair Ömer Ekinci Micingirt’le yüzyüze hiç karşılaşmadık. Sesinin rengini bilmiyorum, duymadım daha. Ama, kaleminin sesini, yüreğinin sesini mısraları arasında gezinirken çok iyi duydum, işittim, belledim diyebilirim. Rahmetli Hocam Prof. Dr. Mehmet Kaplan’ da “bir şairin eserlerinin tamamına vakıf olmadan, eserin bütününü objektifin altına almadan bir kısmıyla sonuca ulaşamazsınız” diyordu. Biz de öyle yaptık. 

RÖPORTAJ 

Önce, internet ortamında tanıştığımız şairimize bazı sorular yönelttik. İşte sorularımız ve aldığımız cevaplar: 


Soru: 1) İlk şiirinizi yazdığınız zamanı hatırlıyor musunuz? Hangi şiirdi? 

Cevap:1) İlk şiirimi ilkokulda yazmıştım ve okul panosuna astılar.Sanıyorum yedi yıl asılı kaldı..Üniversitede okurken bir genç geldi abi dedi senin şiirini okudum Hürriyet Gazetesinde...İsmi nedir diye sorduğumda o yedi yıl okulda asılı kalan şiirmiş.Kim göndermiş bilmiyorum.O şiirim şu anda yok ama iki dörtlüğünü hatırlıyorum. 

Micingirt vermem Rusya’ya seni 
Küçükten büyüttün kıymetle beni, 
Kadir kıymetini anladım yeni 
Kaleyle çevrili cennet Micingirt 

İnkaya da dostunuz Ömer Ekinci 
Hayıra koşuyor yaşlısı genci 
Altındır toprağı taşları inci 
Kıymeti biçilmez cennet Micingirt 


Soru: 2) Sizce şiir ne değildir? Ne olmamalı? Dil, konu, toplum açısından şiire bakışınız nedir? 
Cevap:2) Şiirin tanımını tam olarak izah edebilene rastlamadım. Şiir kelimelerin bezenip şaha kalkması bence. Şiir vicdanın sedası olmalı. Vicdanı izanı olan her sine o şiirden hisse kapmalı.Türk Milletinin olmazsa olmazlarına duyarlı olmalı. Bu vatanda yaşıyorsan üç kuruşluk ödül hevesine toplumunu vatanını ve o vatana can veren nasırlı ellerin birikimine saygı duymalı sevmiyor olsan da şiirin teması. Şiir edebiyatta bir ayrıntıdır. Aslolan edebiyattır. Edebiyatta bizim kültürümüzde kökünü edepten almıştır ve edepte imanın ve kültürün yaldızıdır. Edebini kaybeden milli değerlerini imanını ve kültürünü kaybetmiştir. 
Toplumumuz okumayı sevmiyor. Dolayısıyla şiir de okunmuyor. Sokakta bir araştırma yapsak kaç kişi şiir kitabı aldı belki o sokakta hiç çıkmayabilir. Maalesef böyle bir durum. 


Soru:3) Yayınlanan kitabınızda “hece vezni” ne ağırlık verdiğinizi görüyoruz. Koşma türü daha fazla ve 11 lik ölçüye tutkun görünüyorsunuz. Yeni denemelerinize de rastladık. Sizce günümüz Türk Şiirinde yeni bir akım ihtiyacı var mıdır? 

Cevap:3) Ben hem Erzurum ve hem de Karslıyım. Micingirt Erzurum dan 1954 te Karsa bağlanmış. Dolayısıyla Erzurum ve Kars ozanların vadisi, kulaklarımı hep çınlatmıştır.Ondan olsa gerek. 

Soru: 4) “Kafiyelerin çilesiz kalemlerde kir “olması nasıl oluyor? Açıklar mısınız? 

Cevap:4) Altı asır adalet bayrağını kıtalarda dalgalandıran bir milletin evladı olarak bize ne oldu? Yediği üzüm salkımının ücretini dalına asan bir geçmişin sahibi hortumcu oldu. Üç kıtaya yedi düvele özgürlük tüllendiren aynı bahçede cami-havra-kilise inşa edilmesine hoşgörü ve şefkat yağdıran bir geçmişten nasıl oldu da kendi vatanında bölücü hain oldu. Elbette cevabını o büyük mazinin küllerinde arayacağız. Ki o koca imparatorluğun yükselme ve çöküş devrine göz attığımızda bu günkü halimizin ve ızdırabımızın şifasını ve reçetesini bulacağız ve şüphem yok. Fatih Sultan Mehmed ve terbiyesini aldığı Akşemseddin ve yine Domaniç’te Hayme Ananın evladına o koca hükümdara öğütleri ve yine Şeyh Edebalinin nasihatlerine bu günlerde ne kadarda muhtacız. Bunları tefekkür ettikçe bize ne oldu sorusunun cevabı acı acı beynimde zonkluyor. Ve sözde şairlerin kalemlerinden adeta zifir akıyor. Ne bir kaygı ne bir çile ne de endişe var. Arsızca ve nursuzca hezeyanlar şiir diye sunuluyor genç nesile. Maalesef ülkemizde ne özelde ne de resmi olarak bu konuda adam gibi eğitim, nasihat ve terbiyeyi verecek tam anlamıyla bir kurum yok. Elbette şiir adına çıkan sahtekârlar, kalpazanlar var tabi paranın kalpazanı olduğu gibi. Bunu antolojide açıkça izliyoruz. Fakat asırlarca dünyaya şiirleriyle insanlık dersi veren Mevlanalar, Yunuslar, Karacaoğlanlar Akifler unutulmuş onların yetiştirdiği nesiller horlanmış nerde dine imana vatana küfreden hainler var şair diye baştacı yapılmış! ... 

Soru:5) Micingirt nedir? 

Cevap: 5) Kars, Sarıkamış ilçesinde bağlı tarih kokan bir köy ve doğduğum köy. Bu köyün meşhur kalesi kümbeti ve mağaraları vardır ve İnkaya (Micingirt) Köyü’nde bulunan kale Saltuklu Mansur Ergin tarafından 1232 yılında yaptırılmıştır. Kayalık bir tepe üzerindeki kalenin bulunduğu alanın çevresinde Urartu kaya mezarları ve Urartu sarnıcının bulunuşu, bu bölgeye daha önceden Urartular tarafından yerleşildiğini göstermektedir. Sonraki dönemlerde bu kaleyi Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Saltuklular ve Osmanlılar kullanmışlardır. Bunu belirten bazı İslam ve Hıristiyan yazılarına taşlar üzerinde rastlanmıştır. Bu ismi kullanmamı sormadan ben cevaplayalım. Ömer Ekinci isimli bir çok hain katil ve bölücü ismine rastlayınca ismime Micingirt ekleyerek farkımızı farketsinler dedik. 


Soru: 6) “İnternet ve şiir” dersek ne dersiniz? 
Cevap:6) Bu soruya bir anımla cevap vereyim: Bizim Erzurum tarafından 30 yıl imamlık yapmış muhterem zat bir yerde cemaatle tartışıyordu. Ben gidince Hoca Ömer efendiye soralım dedi. Ömer efendi dedi tv de ya da nette okunan hatimin faydası yok diyorum karşı çıkıyorlar. Ben de dedim hocam bir soru sorayım cevap neyse çözüm de odur. O zaman ahlaksız filim izlemekte senin fetvana göre günah değil. Durdu yav dedi bunu hiç düşünmemiştim. 

Soru:7) Şiirimiz ve dergi dünyası, şiirimiz, radyo ve şiir derneği dersek ne dersiniz? 

Cevap:7) Gittikçe emin adımlarla büyüyen ve yürüyen güzel bir Ceylan yürüyüşü... 

Soru:8) Günümüz tasavvuf şiiri ve geleceği hakkında fikirleriniz nelerdir? 
Cevap:8) Ümitliyim ama şu an yetim gibi... 

Soru: 9) Elif, gül, Bismillah, bayrak, Mehmetçik, Ezan, Anadolu, Çanakkale vb. milli konular üzerinde usanmaz bir şiir yüreğiniz var. Bunda yetiştiğiniz ortam ile aldığınız eğitimin etkisi var mı? 
Cevap:9) Babama ve anneme borçluyum. Onlar bu saydığınız değerlerle yoğrulmuş... 

Soru: 10) Anlamsız şiir ve şiirde imge yoğunluğu dersek ne dersiniz? 
Cevap:10) İmge tabii ki şiirin harcı yani çimentosu. Ama kıvamında olursa harç iş görür. İmge olsun deyip şiirin diğer malzemelerinden aksamalar olmamalı. 

Soru:11) Genç şairlere ve şiir heveslilerine tavsiyeleriniz nelerdir? 
Cevap 11) Belki bu cevabıma şaşıranlar olur ama bence önce Türk tarihini birkaç kez okumalarını çok çok okumalarını dilerim. Ama yetenek yoksa şiir herşey değil uğraşmasınlar. Şunu da akıldan çıkarmasınlar. Herkes mimar olabilir ama Mimar Sinan olunmaz.” 

Evet bu röportajlardan sonra Micingirt’in eserini objektifimize tekrar getirelim bakalım: 

Hece tutkunu Micingirt’in 264 sayfalık bu eserinin 188 sayfasını tek tek defalarca okuyup, objektifimiz altına aldık, sözcük laboratuvarmızda tarttık, ölçtük, biçtik. Tek tek analiz ettik. 
Bu analizlerimizde özellikle genç şairlerimize ışık tutmak maksadıyla, biraz acımasız olmakla kalmadık, olayı karikatürize de etmeye çalıştık; yani, şairimizi kıyasıya eleştirdik, tespit ettiğimiz olumlu olumsuz bütün noktaları öne çıkarmaya çalıştık. 

FİZİKSEL ANALİZ 

Bizce hece tutkunu bir şairi objektif altına aldığınızda şiirinin şah damarına bakacaksınız. Hece şiirinde şiirin şah damarı bize göre 3. ve 4. mısralarda bulunur. Asırlardır hep öyle oldu, gelenek bu. Değişmedi, değiştirilmesine de kimsenin niyeti yok gibi. Yani, 4 mısradan meydana gelen bir kıtanın ilk iki mısrası, 3. ve 4. mısralarında söylenecek vurgunun ön hazırlığıdır, bir çeşit ön muhasebesidir. Hattâ dolgu’dur diyenler de vardır. Şu halde, 3. ve 4. mısralara gözlerimizi diktik ve didik didik ettik şiirleri. 

Günümüz hece şairlerinin en çıkmaz sokağı, eskiyi ve kendini tekrar ve taklittir. Acaba Micingirt de öyle miydi? Yoksa, çoğu şairin düştüğü bu sığ çıkmazdan çıkmış, yeni ufuklara yelken mi açmıştı? Şiirlerinin fiziksel görüntüsünden, onun 11 lik heceye adeta aşık olduğu ve bu aşkında ısrarcı da olduğunu gördük. Zaman zaman 7, 14 vb heceli kalıpları ve değişik mani, rübai, gazel, çaprazlama vb şekilleri de denemiş, ama koşma türüne sevdasını destanlaştırmıştır. 

Aşk-sevda şairiyseniz Karacoğlan’ın, Kahramanlık-yiğitlik konularından vaz geçmiyorsanız Köroğlu-Dadaloğlu, tasavvuf konuları ilginizi çekiyorsa Yunus Emre’nin; (bu örnekleri arttırabilirsiniz) şiirlerinin kıtalarındaki 3 ve 4. mısralarının özetlerini çıkarın, yükleyin bilgisayarınıza. Sonra konu ve tasvirlerde sizi etkileyenlerin listesini çıkarın. İnceleyin hele, bakın neler göreceksiniz. 

Ömer Ekinci Micingirt şiirinin şah damarına merceğimizi çevirdiğimizde karşılaştığımız manzaraya geliniz birlikte göz atalım. 

Evet, kafiye ve redif konusu günümüz hece şiirinin önemli meselesi olmaya devam ediyor. Ve tabii ki kalıp-ölçü de… Necip Fazıl üstadın deyimiyle bu sorunu kafiyeyi, redifi özümseyip, kalıbın kalıbını öz’le parçalayamadığımız sürece asırları delecek şiire zor ulaşacağız galiba. Kendimizin ses rengini, söylenmemişleri arı-duru söyleyerek, kelimelere ruh kazandırarak hızla ilerlemek zorundayız. Aksi, bizim için çıkmaz sokak… 

Bakınız, alfabemiz 29 harf değil mi? Evet 29 harf. Ömer Ekinci Micingirt objektifimize aldığımız 188 sayfada neler yapmış? 

188 sayfadaki şiirlerin ayak-uyak’larını önce kelimenin ağırlık merkezine göre tasnif edelim mi? Peki kelimenin ağırlık merkezi ne? Bakın, GELDİM kelimesinin ağırlık merkezi L harfidir. BAKTIM kelimesinin ise K’ dır. 

Bize göre, kafiye ağırlık merkeziyle kafiye olmakta. Aksi olursa ya redife esir olmakta ya boşluğa düşen taş olmakta. Ağırlık merkezleri aynı olan kelimeler, köklerden kafiye olduğunda tadından yenmez olur. Eklerden kafiye yapmak ise, sığ sularda yüzmeye çalışan yüzme bilmez bebeklerin su tutkusundan başka bir şey değildir. 

Ömer Ekinci, kök’ü, ağırlık merkezini çoğunlukla ihmal etmemiş. Merkezden kaçan birkaç şiiri de var. Fakat bir güzel de o kadar kusuru kabul etmek gerekir, öyle değil mi? 

Ağırlık merkezinin sağındaki harflere biz EK diyoruz, solundaki harflere de KÖK… Şimdi, bakınız, BAKTIM kelimesinin ağırlık merkezi K’ dır, KÖKÜ: BAK, EK’i ise TIM’ dır. ŞAŞTIM kelimesinin ağırlık merkezi Ş, kökü ŞAŞ, eki ise TIM… 

Bize göre BAKTIM ile ŞAŞTIM kelimelerinin her ikisi de TIM ile bittiği halde kafiye değildir. Neden? Ağırlık merkezleri farklı, kökleri farklı da ondan… 
İncelediğimiz 188 sayfada Micingirt, işaret ettiğimiz bu yanlışlığa birkaç şiirin dışında düşmemiş. Şiirini sağlam dokumaya çalışmış hep. 

Ancak, 29 harfimizin içinden kolay olanları seçmiş şairimiz ve günümüz hece şairlerinin izlediği yoldan ayrılmamış; zor olandan kaçmış. 

AĞIRLIK MERKEZİ ANALİZİ 



Şiirin Başlığı Ayak-Uyak Özeti 
--------- --------- 
1-Merhaba--- Erenlere/Törenlere/Verenlere 
2-Anne--- Karayım/Süreyim/Varayım 
3-İstemem--- Moru/Körü/Geri 
4-Sermayem--- Yar/Sar/Fer 
5-Öyle Üşüyorum Ki--- Zorlandım/Zarlandım/Darlandım 
6-Bu Defa Çok Ağır--- Derinden/Serinden/Eserinden 
7-Perişan--- Harman/Durman/Sorman 
8-Vefa--- Surlar/Yarlar/Pirler 
9-Yolcu--- Nere/Dura/Kire 
10-Sarıkamış Şehitleri--- Serildi/Gerildi/Görüldü 
11-Zamanın Zeynebi--- Yâr/Mir/Nur 
12-Vuslatın Ahengiyle--- Nur/Hür/Yar 
13-Ararım--- Surlar/Yarlar/Pirler 
14-Gençlik Nereye--- Ver/Sor/Gör 
15-Hür Biziz--- Nur/Er/Bir 
16-Meyyit--- Zordadır/burdadır/Zardadır 
17-Nazlı Kız--- Gör/Sor/Bir 
18-Mihman Ol Düşümde--- Şerde/Arda/Zorda 
19-Sar Beni Çilem--- Vur/Sar/Gör 
20-Kara Sevda--- Der/Yer/Kör 

® İLE KARIŞIK OLANLAR 

21-Akıl--- Arsızız/yarsızız 
22-Mehmetçik--- Onurudur/Nurudur/Huzurudur 
23-Gül Yüzlüm--- Hasretten/Şefkatten/Kasvetten 
24-Ağlıyor Gözyaşım--- Gurur/Huzur/Sürur 
25-Ufuğu Kararmış--- İkrarım/İnkarım/Yorum 
26-Dua--- Karıştır/Ölüştür/Yarıştır 
27-Nefs--- Karışık/Yılışık/Işık/Barışık 
28-Beni yare Götürün--- Tarümar/Ne bahar/Nevbahar 
29-Ağlıyor Gözyaşım--- Sürur/Gurur/Huzur 

TOPLAM: 29 Şiiir R ağırlık merkezli. 

Şimdi de, günümüz hece şairlerinin en çok kullandığı ve tutkun olup kurtulamadığı L ağırlık merkezli uyak-ayaklı şiirleri listeleyelim. 



Şiirin Başlığı Ayak-Uyak Özeti 
--------- --------- 
1-Gaflet--- Daldım/Geldim/Kalakaldım 
2-Gül Yüzüme Gül Yüzlüm--- Salmaz mısın/Silmez misin/Bilmez misin 
3-Elif--- Bilmem ki/Gelmem ki/Silmem ki 
4-Mimoza--- Gül/Ol/Sol/Gel 
5-Çilesiz Bülbül--- Al/Pul/Hal/Gül 
6-Semer ve Hamal--- Geldi/Saldı/Güldü 
7-Ağlama Arkadaş--- Dal/Gül/Dol 
8-Bismillah--- Bal’dır/Eldir/Haldir 
9-Endişe --- Felekten/Gelecekten/Lecekten 
10-Edirne--- Elem/Selam/Gülem 
11-Gel Canım Benim--- Gel/Gül/Al 
12-Keşke--- Çölleri/Yolları/Elleri 
13-Kül Olamadım--- Hal/Gül/Dil 
14-Nezaket--- Yoldur/Kuldur/Puldur 
15-Öldüm Bekleye Bekleye--- Öldüm/Kaldım/Buldum 
16-Secde--- Tüllenir/Sallanır/Ballanır 
17-Kul Allah De--- Dal/Bil/Kul 

(L) İLE KARIŞIK OLANLAR 

18-Bigane Kalamazsın--- Olamazsın/Kalamazsın/ 
Veremezsin/Göremezsin/Gülemezsin 

19-Beyaz Melekler--- Yürürler/Bilirler/Olurlar/Görürler 



Şiirin Başlığı Ayak-Uyak Özeti 
--------- --------- 
1-Gözler --- Damlatır/Demletir/Gümletir 
2-Hüzün--- Gümanı/Amanı/Zamanı 
3-Ümitsiz Değilim--- Dama/Deme/Kime 
4-Biraz Tefekkür--- Zamandayız/Gümandayız/Dumandayız 

(M) İLE KARIŞIK OLANLAR 

5-Seni Düşündüm --- Gümanım/Yanım/Kurbanım 
6-Türk Polisi--- Zaman/Kahraman/Duman 
7-Allah’ım--- Zulmetten/Afetten/Töhmetten/adetten/Cinnetten 
8-Benim Bayramım--- Demim/Dinim/Cemim/Sitemim/İmanım 
9-Hacı Bayram Veli--- Zaman/Burhan/Kahraman 



Şiirin Başlığı Ayak/Uyak Özeti 
---- --------- 
1-Şair Dost--- Yazma/Kızma/Kazma 
2-Vesselam--- Yazacağım/Sezeceğim/Yüzeceğim 
3-Bezdirdin beni--- Kızdırdın/Gezdirdin/Ezdirdin 
4-Bir Türlü--- Bozsam/Kızsam/Gezsem 
5-Bağdat--- Söz/Yaz/Toz 
6-Aşkım Ağır--- Bizara/Mezara/Nazara 
7-Dalkavuk--- Yazar/Düzer/Bozar 




Şiirin Başlığı--- Ayak/Uyak Özeti 
---- --------- 
1-Öyle Özlüyorum Ki--- Bekleyip/İtekleyip/Yedekleyip 
2-Affet--- Çok/Yok/Pak 
3-Ben Delinin Tekiyim--- Tekiyim/Çekiyim/Sekiyim 
4-Bayram--- Nakışlı/Kokuşlu/Bakışlı 
5-Bizim Memleket--- Bakar/Kokar/Yıkar 
6-Engelliyim Ben--- Kokuşlu/Bakışlı/Yokuşlu 
7-Gülemem--- Takıp/Bakıp/Akıp 
8-Başhekim--- Bakar/Çıkar/Kokar 

(K) İLE KARIŞIK OLANLAR 

9-Evlad-ı Resul--- Bakış/Sunuş/Duruş 



Şiirin Başlığı--- Ayak/Uyak Özeti 
----- --------- 
1-Testi Paramparça--- Reis/Yeis/Bahis 
2-Ağlıyor Pakistan --- Yasta/Hasta/Tasta 
3-Beklenen Tebessüm--- Seslenip/Beslenip/Hislenip 
4-Ezan--- Seslenir/Süslenir/Islanır 
5-Habibim--- Yasta/Pasta/Tasta 
6-Izdırap--- Basıldı/Kesildi/Asıldı 
7-Kurban--- Sesine/Nefesine/Mesine 

(S) İLE KARIŞIK OLANLAR 

8-Hoş Sada--- Varislerine/Kaprislerine/Hislerine 
9-Vuslatın Busesi--- Bestesi/Busesi/Nefesi 
10-Gül Yüzlüm--- Hasretten/Şefkatten/Kasvetten 
11-Öpeceğim Ölümü--- Bestesinde/Listesinde/Ötesinde/Nefesinde 

Ş 

Şiirin Başlığı--- Ayak/Uyak Özeti 
----- --------- 
1-Hey Çanakkale--- Coştu/Taştı/Şaştı 

(Ş) İLE KARIŞIK OLANLAR 

1-Aşkıyla Sarhoşum--- Bir Hoşum/Sarhoşum//Doymuşum/Bulmuşum 
2-Kız Sen Hurisin--- İşin/Gelişin/Gülüşün 



Şiirin Başlığı--- Ayak/Uyak Özeti 
----- --------- 
1-Ben--- Canımla/Tenimle/Dinimle 
2-M.Akif Ersoy--- Sensiz/Bensiz/Sonsuz 
3-Öğretmenim--- Kan/Tan/Din 

(N) İLE KARIŞIK OLANLAR 

1-Sensiz --- Sensiz/Kefensiz/bedensiz/Cepkensiz 



Şiirin Başlığı--- Ayak/Uyak Özeti 
----- --------- 
1-Orkestra Sesleri --- Gittim/Tattım/Yattım 
2-Dadaş --- Yatana/Yaratana/Vatana 
3-İslâmi Terör--- Satandır/Bitendir/Atandır 
4-Ölü Aşk--- Desteksiz/Köpeksiz/Peteksiz 



Şiirin Başlığı--- Ayak/Uyak Özeti 
----- --------- 
1-Mezar--- Giden/Beden/Eden 

(D) İLE KARIŞIK OLANLAR 

1-Ateşten Gömlek --- Edeceksin/Seyredeceksin/Çürüteceksin 



Şiirin Başlığı--- Ayak/Uyak Özeti 
----- ---------- 
1-Kardeşcik--- Buyururdu/Kayırırdı/Duyururdu 


ÇEŞİTLİLER 

Şiirin Başlığı--- Ayak/Uyak Özeti 
----- ---------- 
1-Bilal Yüzlü Bedenler--- Rüyamda/Nizamda/Viranda 
2-Allah u Ekber--- Rahmansın/Tevvabsın/Hamidsin 
3-Adalet --- Kurbanım/Sultanım/Lokmanım 
4-Can İstanbul--- Sultan/Mekan/Ezan/Beyan 

AĞIRLIK MERKEZİ ANALİZİ SONUÇ: 

Ömer Ekinci Micingirt, konuları ve konularındaki söylemleri itibari ile, vezne hakim oluşu, kendi duruşu itibariyle oldukça başarılı, ama, görüldüğü gibi; 

R Ağırlık Merkezli =20 Şiir ve R ile karışık 9 Toplam=29 Şiir 
L Ağırlık Merkezli= 17 Şiir ve L ile karışık 2 Toplam=19 Şiir 
M Ağırlık merkezli= 4 Şiir ve M ile karışık 5 Toplam= 9 Şiir 
Z Ağırlık Merkezli =7 Şiir ve Z ile karışık - Toplam= 7 Şiir 
K Ağırlık Merkezli =8 Şiir ve K ile karışık 1 Toplam= 9 Şiir 
S Ağırlık Merkezli =7 Şiir ve S ile karışık 4 Toplam=11 Şiir 
Ş Ağırlık Merkezli=1 Şiir ve Ş ile karışık 2 Toplam=3 Şiir 
T Ağırlık Merkezli=3 Şiir ve T ile karışık—Toplam=3Şiir 
D Ağırlık Merkezli=1 Şiir ve D ile karışık1 Toplam=2 
Y Ağırlık Merkezli=1 Şiir ve Y ile karışık—Toplam = 1 Şiir 

TOPLAM……………………………………………=93 Şiir 

Bütün Bunlara; 

Kavuştak/Tekrar Kafiyeli-Nakarat Şiirler ise; 
1-Ben Dadaşım, hem Dadaş 
2-Can Nebi-Şefaat Sultanım 
3-Nağme-i Ezkârla Geldi ramazan 
4-Nergis Bakışlım/Mecnunum Nergis Bakışlım 
Toplam…………..: 4 Şiiri ekleyelim; 

Sonra; 
Ayak/Uyak olmayan-Hece vezinli 
1-Beni soruyorlar 
(……………………Daha ne deyim) 
2-Deliyim Ben 
(……………………Deliyim ben) şiirlerini 2 Şiiri ekleyelim 

UYAK/AYAK KONSUNDA İNCELEDİĞİMİZ ŞİİR GENEL TOPLAMI=99 

Özetleyecek olur isek; 

29 harfli alfabemizdeki 8 sesli harfi çıkarınca 21 harf kalır, Micingirt’in ayak/uyaklarda kullandığı 10 harf dışında kullanmadığı daha 11 harfimiz bulunmaktadır. Şu halde, kelimelerin ağırlık merkezlerine bakarak, yaptığımız bu analizden, şairimiz; 

Kolay yazan, çok yazan, yazdıklarını fazla bekletip demlemeyen; konuya ve öze önem veren, şekli-fiziksel kaygıyı taşımayan, mesaj ağırlığı olan şiirler kaleme alan bir şairimizdir. 

MİCİNGİRT’İ ANLAMAK 

Micingirt’i anlamak o bakımdan çok kolaydır. Zira mesajı açıktır. R ve S ağırlık merkezli kelimelerle geniş zamanlı söylemler, genellikle öğüt ve nasihat söylemleri yapmak oldukça kolaydır. Bir aile reisi, toplumu kendi inanç değerleri doğrultusunda mesajları ile uyarmaya çalışan bir tebliğci için geniş zaman, gönül atının dörtnala şahlanacağı uçsuz bucaksız bir ova niteliği taşır. Bana göre geçmiş zaman, dili geçmiş zaman mesela; bir öğütçü için asla ihmal edilmemesi gereken münbit bir alandır. Geçmiş zamanda Ş daha ağırlıklıdır. Topluma yöne ve ufuk vermeye çalışan mesaj yüklü şiirlerin şairi gelecek zamanı da ihmal etmemeli. Bugün şunları şunları yaparsan, şu şekilde yaşarsan, gelecekte şu hedeflere varırsın demeli. Gelecek zamanlı söylemler icinde “cek”-“cak”lı kelimeler işin sihrini çözer. Şairimiz, fiiller ve eylemleri yan yana getirirken, içinin-gönül balkonunun manzaralarını sunmaya çalışmış. Zaman ve kurgu kaygısı çekmemiş. Şiirin sancısını sadece mesaj de ve konuda hissetmiştir. 

İncelediğimiz bu eserin 188 sayfalık kısmında, şairin, SERBEST tarzda yazılmış birkaç şiirine de rastladık. Serbest Şiirleri Şunlar: 

1-Ağlamayın Arkamdan 
2-Ağlayacağım 
3-Elif Nur 
4-Anzaklar 

Bana göre Şair, serbest şiir denemelerine biraz daha ağırlık vermelidir. Zira, bu tarzda şairin dili daha akıcı olmaktadır. Kelimelerle dans ederken kafiye yapma kaygısından uzaklaşmakta, sözü su misali akıtabilmektedir. Buluş, biliş ve kurgu ile hecenin ritmini-ahengini de serbest şiire nakışlarsa bu tarz şiirde başarılı olacağını ummaktayım. 

Günümüz hece şiiri yazan şairlerinin önemli bir handikapı olan Redif meselesi, şairin kimi şiirlerinde de aynen ortaya çıkmaktadır. Fakat konu ve mesaj o handikapı gölgelemiş ve geçmiştir. 

Şairin, Divan Edebiyatımızdaki “Gazel” gibi beyit tarzındaki şiirlere de önem verdiğine şahit oluyoruz. Nitekim bu eserde; 

1) Asalet 
2) Anadolum 
3) Babama 
4) Billurlar Kırılmasın 
5) Ya Rab 
6) Bülbüller Haya Eder 
7) Ezan Kur’an Dilidir 
8) Geliyor 
9) Her Halim Firak 
10) Sarhoş gibi şiirleri “gazel” tarzında kaleme alınmıştır. 

İncelediğimiz bu bölümde baş tarafta da belirttiğimiz gibi 11 heceden vaz geçmeyen şair, “Bir Balıkta sen Kurtar” başlıklı şiirinde 7 heceli ölçü denemesi de yapmıştır. 
Vezin dışında, “koşma” ağırlığını hissettiğimiz şiirlerinde genellikle; 
-a 
-b 
-a 
-b 

-c 
-c 
-c 
-b 
Kafiye dizini kullanmıştır. 
Bu dizin dışında, şahsen benim de “çaprazlama” ismini verdiğim (a,b,a,b) (c,d,c,d) kafiye diziniyle de şiirler yazmıştır. Çapraz kafiye kullandığı şiirler şunlardır: 

1) Yaşa Cehennem 
2) Sen Varsın ya Sultanım 
3) Şafağı Karartmış 
4) Benlik 
5) Kendine Gel 
6) Çal Nefsini Duvara çal 
7) Git 

Şairimiz, “Bebekler ve Böbrekler” başlıklı şiirinde “rübai” tarzını denemiş ve başarılı olmuştur. Bence rübai konusuna biraz ağırlık verse daha iyi olur. Sadece bir dörtlük içinde, yani dört mısra içerisinde çok şey ifade etmek durumunda olacağı rübai tarzında, mesajı- vurgulamayı, kelimelerle dans ederek yapmaya çalışacağından güzel eserler vücuda getirebilecek kanaatindeyim 

Micingirt; 
“Hoş Görü” başlıklı şiirinde dörtlük denemsi, “Gelemedim Efendim, Gülüm, Kibir” başlıklı şiirlerinde de yeni tarz denemeleri yapmıştır ve bu denemelerde aslında başarılı olmuştur. Bu denemelerine devam etmesini önermekteyim. 

Şairimiz, dörtlüklerle dokuduğu şiir halısına 5 liklerle de gül atmaya çalışmış, “türkü-ağıt ve şarkı” tarzını da denemiştir. “Sahipsiz” ve “Dostluk” başlıklı şiirlere bunlara örnek gösterilebilir. 

Benim asıl dikkatimi çeken şiiri ise kitabın 33. sayfasındaki “Hak İçin Haykır Oğul” başlıklı şiiridir. Bu şiirde şair, güzel bir mısra işçiliği yaparak, şiirin mısra kuyumculuğu olduğunu söyleyen dostlarımızı haklı çıkarmıştır. Evet, şiir aynı zamanda önemli bir mısra kuyumculuğudur. Kelime cambazlığıdır. Kelimeleri kesip biçerek yen söylemler doğurma sanatıdır da… 
Kanaatime göre Micingirt, bu kuyumculuk işini asla elden bırakmamalıdır. Şayet bırakmazsa, Kars-Erzurum aşıklarının çizgisini takipten, günümüz hece şiirinin kısır döngüsünden şiirini kurtarır ve kendi sesinin ses bayrağı olur. Aksi takdirde, sazını unutmuş bir ozan olarak kalır gider. Bu nokta çok çok önemlidir…. 

SEVDALIYIZ ŞİİRE 

Birilerine benzeme gayreti boştur. Üzerinde yürünen yolda ayak izinin sana ait olduğu belli olmalı. Kalem parmakta dans eder. Parmak izi insana hastır. Yeryüzüne ne kadar insan gelip geçti ve daha ne kadar gelip geçecekse parmak izleri asla birbirine benzemez. İşte parmak izinin busesine alışmış, kalem, o izi şiir yolunda bırakabilmeli. Yani sadece Micingirt’in parmak izi olan şiirler döşenmeli şiir yoluna. Bu da şairimizin sabırlı olması ve kuyumculuğa devam etmesiyle mümkün olacaktır. 

Bu eserinde görülen en büyük noksanlık eserin “içindekiler” bölümünün olmamasıdır. Şiir başlıklarını sayfa numaralarını gösteren bir içeriğin bulunmaması bizim gibi analizcilerin işini zorlaştırmaktadır. Kitabı yayınlayan Gündüz Kitabevi Yayınlarının bu hususa dikkatlerini çekmek istiyorum. 

İçindekiler olsaydı, kitapta kaç şiir yer aldığını ve şairin şiir başlıklarına bakarak, konularını, şiir içeriklerini kuş bakışı tespit etmek imkânımız olacaktı. 

Özellikle Hacı Bayram-ı Veli konusunda; şaire önerim: Hacı Bayram’ın eğitim metodunu ve talebelerine uyguladığı tasavvufun temel ilkelerini, menziller ve makamları bir incelemesi ve dini-milli nitelikli şiirlerine, öz içinde derinlik kazandırması gerektiğidir. Hacı bayram öğretisi, şaire bunu rahatlıkla kazandıracaktır. Çünkü Hacı Bayram, Osmanlı yükseliş döneminde sağlığında ve Kurtuluş Savaşı yıllarında da manen etkisini muhafaza etmiş, Türkçe sevdalısı, Akif’i yoğuran hamurun sahiplerinden birisidir. Micingirt şiirini yüzeysellikten, kuru öğütçülükten Hacı Bayram tasavvufu rahatlıkla çıkartır ve ona müthiş bir derinlikte kazandırabilir. Bu hususta Hacı Bayram torunlarından emekli büyükelçi, rahmetli Fuat Bayramoğlu’nun 2 ciltlik Hacı Bayram eserini ve benim Hacı Bayram çalışmamı tavsiye edebilirim. Tabii ki, gene şiirsel yolun ve yolculuğun sahibi olarak kendisinin bileceği bir husustur. 

Şiirle manzume arasındaki fark, öz’le kabuk arasındaki farka benzer. Şiiri şiir yapan özdür. Manzume ise sadece sözlerin düzgün-ölçülü söylenmesidir. Oysa şiirin rengi, deseni, kokusu vardır. 

Kolay ve çok yazan hececi şairlerimiz manzume merdiveninde asla sonuca ulaşamadıkları gibi, kendi elleriyle yükselttikleri merdivenin buluta kurulu olduğunu görünce hayal kırıklığına uğramaktadırlar. Ayakları sağlam yere basmayan merdiven, buluta yaslanmış merdiven, basamakları ne kadar sağlam olursa olsun, üzerindekini aşağıya düşürdüğü gibi, onun üzerine de düşebilmekte, şairi yaralayabilmektedir. O yüzden, manzum söylemle şiir arasındaki nefes alış veriş, nabız farkını iyi algılamamız şarttır. 

Kelimelerin başına veya sonuna getireceğimiz fiiller, sıfatlar kelimemize bir canlılık getirecek, hayatiyet kazandıracaktır. Kelimeye ruh veren sıfatlar, şiiri okuyucunun aklına nakşeder. Ruh vermeyen sıfat ise, okuyucuyu şiiri daha yarıda bıraktırır, okutmaz bile. 

Şiir söz sultanıdır. Bu sultanı sanat yapmak adına onu, ona yakışmayan aşırı boyalarla boyayıp; sanat adına sanatı katledenlerle; kelime savurganı, kuru, yavan manzumeci arasında hiçbir fark yoktur. Birisi ne kadar anlaşılmaz oluyorsa ötekisi de yavan ve kuru olmakta. Şiir sultanı kelam gömleğinde fazlalıklara asla müsaade etmez. Noksanlık da sultanı üzer. Sultanı dokuyan kumaş da yama aynen sırıtır. Yamalı giysiler bizim şiir sultanımıza asla yakışmaz. 

İçi boş, sadece teneke gürültüsü olan bir şiirden musikiyi bekleyemeyiz. Bizim sultanımız ahengi, ritmi, güzel salınımı ve en önemlisi de hiç başkasına benzemeyen hoş-güzel kokuyu pek sever. 
Bunları kelimelerle vermeli sultanın sevdalısı şair… 

Bu sultan uğrunda derisi yüzülen, kıyılan, zulmedilen, zindanlarda çürütülen, sürgün edilen, boğulan nice sevdalı şairimiz var. 

Bu sultan uğrunda keselerle altın kazanan, padişahtan büyük arazileri bağış olarak alan niceleri var. 

Ama bu sultan en çok da aşağıdan yukarıya seslenen, zulme-kıyıma uğrayanları taşımıştır yüreğinde. Zengin olanları kenarda-kıyıda yaşatmıştır, ses çıkarmalarına izin bile vermemiştir. 

Resmi ağızla, halk ağzı arasında ki farkı ancak şiir sultanımız bize hatırladır. Dil sultanımızın gömleğidir. Harf nakışı, kelime ipliği, mısra dokusudur sultan giysisinin. Sultan halk ağzına ve halkın yüreğine vurgundur. Resmi ağzı dinler, ama kenarda dursun der. Zira, sultanı gelecek yüzyıla taşıyacak olan halktır. Yasalar değil, resmi ağız değil. Sultan geleceğe kalmayı düşler ve düşünür. Kendisi geleceğe kalırsa, mutlaka sevdalısının adını da kendisiyle birlikte taşır gelecek çağlara… 


MİCİNGİRTTEN MISRALAR 



'MERHABA 

Çağdan çağa iz bırakan yiğitler, 
Geçmişini görenlere merhaba… 
Görenlerden rubailer, beyitler, 
Hak sırrına erenlere merhaba… 

Üç kıtada at koşturan atlılar, 
Ak mazide duranlara merhaba. 
Kına yakıp hep kefensiz gittiler, 
Al yazmalı törenlere merhaba… 

Sağı, solu, Laz’ı, Kürt’ü her kesim, 
Buvatanı kuranlara merhaba. 
Mevlana’ dan soluduğum nefesim, 
Alanlara verenlere merhaba… 

İsli paslı ölçü ayar vefasız 
Bilal gibi yarenlere merhaba 
Çare sizde çelik surdan vefa siz, 
Melalimi soranlara merhaba… 

Hakk’ın sesi minareden seslenir, 
Tatlı huzur saranlara merhaba. 
Gözyaşlarım ötelerden beslenir, 
Dost bağına girenlere merhaba… 

BEN 

Ben toprağım mevcudatı taşırım 
Güller açar bülbül öter tenimle 
Ben dört mevsim yaşatırsam yaşarım 
Ölmek varsa feda olsun canımla 

Ben azığım ben ekmeğim ben aşım 
Ben tevazu ben insanım ben eşim 
Ben anayım ben babayım kardeşim 
Ben arıyım esrar vardır fenimle 

Ben ırmağım aşkla çağlar dereler 
Ben çiçeğim şifa bulur yaralar 
Ben tevazu benden çirkin huriler 
Ben sen varsan dirilirim halimle 

Ben komşuda yara varsa hastayım 
Ben güzele ballı dilli besteyim 
Ben hicranlı Irak’tayım yastayım 
Ben yaşadım hoşgörüyle dinimle 

Ben şehidim Çanakkale şahittir 
Ben faniyim her şey O’na aittir 
Ben bir hiçim hiç olanlar yiğittir 
Ben insanım oynamayın genimle 

Ben Yunus’u Mevlana’yı dinlerim 
Ben Çeçenim Çeçenya’da inlerim 
Ben Ömer’im Filistin’ de kinlerim 
Ben bir devim elleşmeyin benimle' 
................................Ömer Ekinci MİCİNGİRT 

Henüz yorum yapılmamıştır.