Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Şiir Tahliller » YENER SEZGİ' NİN ŞİİRİ ÜSTÜNE BİR TAHLİL
Başlık: YENER SEZGİ' NİN ŞİİRİ ÜSTÜNE BİR TAHLİL
Yazar: Mustafa Ceylan
Tarih: 2017-02-12 13:11
Yorumlar: (0)
Rated 3/5 (60%) (1 Vote)

REKLAMLAR

YENER SEZGİ' NİN ŞİİRİ ÜSTÜNE BİR TAHLİL 


Mustafa CEYLAN 

******************** 


ELÂ GÖZLERİNİN NAZARINDAYIM 


"Elâ gözlerinin nazarındayım, 

Üstümden seyrini, kaçır yavaşça. 

Bir kara sevdanın pazarındayım, 

Doldurup badeyi, içir yavaşça. 


Geriye dönemem, yıkıldı surum, 

Korkuyla beklemek, acayip durum. 

Aşk bir ince köprü, derin uçurum, 

Ellerimden tutup, geçir yavaşça. 


Aldırmaz tavrına, takıldı aklım, 

Niye anlamazsın, canımda saklım. 

Gönlümün sultanı, telli duvaklım, 

Mutluluk şehrine, uçur yavaşça. 


Sez sezebilirsen, elzem duyguyu, 

Zehir etme bana, tatlı uykuyu, 

Savrulup düştüğüm, karanlık kuyu, 

Üstüme toprağı, göçür yavaşça. 


Anlamadım nedir, sende ki gaye, 

Düşürüp dillere, etme hikâye, 

Karar verdin ise: çıkar sehpaya, 

Boynuma urganı, geçir yavaşça. \"


20/Eylül/2010 

Yener Sezgi 


İşte mahkemelik bir şiir. 

Neymiş efendim? (.....................)' da HAFTANIN ŞİİRİ seçilmiş. Başka şiir mi yok? Bulup bulup da böyle, benim \"hareket sahamda\" benden evvel gül açmış bir şiiri seçersiniz. Hayret valla! 

Neyse, 

Gelelim bu şiire. 

Aslında 'sıradan bir hece şiiri' diyeceksin veya görmezlikten geleceksin; yahut da dudak büküp, burun kıvıracaksın. 


Hani var ya, bizim, özellikle benim 'amcalarım', hani siz bilirsiniz onları; onlar ki fildişi kulede yaşayıp, kerameti kendinden menkul kendini dev sanan cüceler. Şişirilmiş balonlar. Onlar Yener Sezgi gibi, günümüz hece şairlerinden bazılarının, en az kendileri kadar başarılı hece şiiri yazdıkları için, mahsustan görmezlikten gelirler. Kocamış yaşlarına rağmen, bir'aferin' sözcüğünü bile çok görenlerdir. Aslında, o amcalarımın söyleyecekleri söz kalmadı. Kelimeler onların diline yabancı, aşklarımız hele çok yabancı. Zaten aşk dediğimizde, sevgi ve hoşgörüden yoksun yürekte filizlenmez ki, dilinde çiçek açtırsa. 


Bir de, o amcalarım gibi, övey kardeşlerim var ki, hani şu, 1940 sonrası ikinci yeninin rüzgârında savrulup, Siyam adasına düşen ve orada bir romanın süslü paragraflarını makasla kelime kelime kesip, alt alta şiir diye yazıp, kendilerine çağdaş ve anlamsız şairler diye isim takanlar var ya, siz onları da gayet iyi bilirsiniz; işte onlar da beğenmezler, görmezlikten gelirler. 


Geriye ne kalıyor? Benim gibi, Hikmet Çiftçi, Nazır Çiftçi gibi bir kaç kişi kalıyor ki, onların kelamlarını da dinleyen var mı yok mu, bilemiyorum. 


Hasılı; 

Bu şiir, günümüz şair standartlarının tamamen dışında bir şiir. 

Bu şiire al-gülüm ver gülüm, tam puan, felan-filan yapılamaz ki. 

Şiir, internet şairleri topluluğuna da uygun değil. 

Uygun olmayan bir şiiri, tahlil laboratuvarımızda ince eleyip sık dokumak da bizim işimiz. 


Bakalım nasıl olacak, neler çıkacak karşımıza? 


Şöyle dışardan bakıyoruz bu şiire, Hece, 6+5, kafiyeler, kalıp yerinde. Tabiri caizse mecmualara kapaklıkta bir güzel. 


Yanaşıp kokusuna bakıyorum, Karacoğlan'ın nefesi kokuyor. Söylemde, kıvraklıkta(lirizmde) , kurguda, mısralar arası bağlarda, kelimelerin dar alanda raksında Karacoğlan edası var. Karakoç'un şiirine yakın, 'koşma' nın koşan, koşarken devrilip, kendini aşk çukurunda yok eden toynaklarının edası, çalımı var. Toynağın çalımında (Ç) “revisi” var ki, vurguyu sağlamakta sese ses vermektedir. 


Ge(Ç) ir,gö(Ç) ür,U(Ç) ur,i(Ç) ir,ka(Ç) ır... 


İşte toynağın ses oyunu burada. 


Akıllı şair bu. 

Zira, güzel dilimiz Türkçede 8 sesli harf kadar etkili bazı sessiz-sesliler var ki, Ç,Ş,T,K,Ğ gibi bunlar-kuyruklular-sesliler kadar etkili sesler çıkarır ki, Necip Fazıl, Nazım Hikmet gibi çoğu usta sesçi şairler bunları gayet ustalıkla şiirlerinin geometrisinde kullanmışlardır. 


Etkili şiir, kulaktan girip yüreğe mıh çakan şiirdir. Okuyucuyu alıp götüren, duman eden şiirdir. 


Yava(Ş) (Ç) a derken de-redif ile kafiye arasında ses dansı yapan bu şair elbette benim tarafımdan mahkeme verilebilir. Dünyanın en zengin dilleri sesli harf sayısı fazla olan dillerdir. Türkçemiz, yeryüzünün en zengin dillerinin başında geliyor, dilcilere göre bunun sebebi, 8 sesli ve bir o kadar da sessiz ama sesliler kadar etkili harflerdir. Siz bakmayın Arap alfabesinin (hı) (sı-şı) ve dat\'larına. Kâbe duvarına İslâmiyet öncesinde asılan Kaside-i Bürde'leri sollayıp geçen aruz şiirini bizim Divan edebiyatımız yazmıştır. Bizim şairlerimiz bizim dilimizle yazmışlar, nakış nakış sevdayı işlemişler çağlarının göğsüne. 


Günümüz HECE ŞİİRİ' nin manzarasına bu vesileyle biraz dokunalm. 

Güzel var, iyi var, şahane var, muhteşem var. Ancak, ŞİİRDE BİRİNCİLİK DEVAMLI MÜNHALDİR. Ve kimse birinci değildir. Bir yarışmada veya bu sitede bugün birinci seçileni, daha seçilir seçilmez geçecek nice şiir yazılmıştır. Yazılır da. Yazılsın da... Kelimelerle resim yapma sanatı mı şiir? Kelime kuyumculuğu mu? Varsın olsun. 


Günümüz hececileri, ayak-uyakları eskilerden alıp, arkasını doldurmakla şiir yazdım sanmakta. Elbette Yener Sezgi gibi müstesnalar var. Niye böyle acı konuşuyorum? Demin övüyordum ya günümüz hececilerini, şimdi niye böyle diyeniniz çıkmasın diye, şunu baştan diyeyim, elbette, HAS ŞİİR’ in ana damarı, ana yolu bozulmamıştır ve asla taklid-kopya-tıpkı basım olmayan şiirler kaleme alan Yener Sezgi gibi gerçek şairler de var. Benim övgüm, benim alkışlarım işte onlaradır. Şakadan mahkemelerim de onlaradır. Yoksa, doldur boşaltçılara değil, uyak ve redifleri aşırmasyon, arkası doldurmalık şiirlerin şairlerine hiç değil. 


Öyleyse günümüz Hece şiiri ve şairlerinden beklentilerimin bazılarını bu vesileyle anlatayım, olmaz mı? 


1- Hece şiirinin şah damarı olan uyak ve (varsa redif) mümkün olduğunca orjinal -hattâ az kullanılmış, o şiirin şairine ait olmalı. Dördüncü mısraı teşkil eden uyak-ayak mısrası, bir evvel ki mısra ile tam uyum içinde olmalı, diğer iki mısra da havada -askı gibi durmamalı. 


Şimdi; 

Bu şiirde bu UYUM\'a bakalım, ne derece sağlanmış? (Sondan başa giderek) 


1-Karar verdin ise: çıkar sehpaya, /Boynuma urganı, geçir yavaşça.............Uyum var (Sehpa-urgan uyumu) 

2-Savrulup düştüğüm, karanlık kuyu,/Üstüme toprağı, göçür yavaşça........Uyum var (Karanlık kuyu-toprak göçmesi) 

3-Gönlümün sultanı, telli duvaklım,/Mutluluk şehrine, uçur yavaşça...........Uyum var(Sultan/gönül-mutluluk şehri) 

4-. Aşk bir ince köprü, derin uçurum,/ Ellerimden tutup, geçir yavaşça.....Uyum var(köprü/uçurum-elleden tutmak) 

5-Elâ gözlerinin nazarındayım,/Üstümden seyrini, kaçır yavaşça...............Uyum var(nazr-seyretmek) 

Bir kara sevdanın pazarındayım,/Doldurup badeyi, içir yavaşça............... Uyum var(Teşbih) (pazar-bade içmek) Ancak zorlanma var. Aşıklar bade veya \'dolu\' içer. Pazarda değil de, yâr elinden başbaşa kaldıklarında içerler. Ben böyle biliyorum. 


Elbette ki, Rahmetli Reyhani' ye Rasim Köroğlu' nun evinde sorduğumuzda- “bade içmek mi, hıh? ! ” diye gülümseyişi gözümün önünde. Sonra o da anlatıvermişti, kendi badesini, yazılanlardan. Neyse, dili çözen bade, dolu. İçteki yangını söndüreceği yerde, yangının körüğü. Yener sezgi de bu kara sevda pazarında sunulmakta. Sonra, üstünden bakışlarını niye yavaşça çekmesini istiyor ki, bade içecek ya... 


2-Hece şiirinin fiziksel özellikler bakımından İKİNCİ BEKLENTİM, mısra sonlarında KAFİYE dokusunun aynı ses vurgularıyla bitmemesi. Bitecek ise 'tekerrür sanatı' olmalı. Düşünelim, bir şiirin bütün kafiyeleri (ir,ır,ar,er,ur,ür,or,ör yani rrrrrrrrrrrrr diye devam edip gidiyor olsun) doğrusu daha, bakar bakmaz o şiiri okumak bile içimden gelmiyor. Gözüme yazık, hele ki sesli okusam kulağıma veya dinleyenlere... Nasıl olmalı peki? Şiir kulağı, gözü ve tamamıyla insanı rahatsız etmemeli. Rahatsızlık veren şiiri, halktan kopuk şiiri, halkın diliyle yazılmamış şiiri altın tepside sunsalar okumam valla. Dili dilime uyacak, duyacağım, dokunacağım, hissedeceğim şiiri. Bir marangoz bir tahtadan enfes sanat ürünü eserler yapabiliyorsa, şairin görevi de kelimelerden muhteşem sanat eserleri yapmaktır. Rahatsız edici esere eser bile denilmez. Yani, bana göre şiir anlamlı olmalı ama, onu anlamlı kılan ses oyunları ve tonlamalarını da gayet mahirâne bir şekilde bünyesinde taşımalı. 


Peki bu şiirde bu sağlanmış mı bakalım hele? (Gene sondan başa giderek) 


-Gaye,sehpa,hikâye....................e/a SESLİ BİTİŞ 

-Duyguyu, uykuyu, kuyu.............u/u SESLİ BİTİŞ 

-Aklım,saklım,duvaklım.............ı/m -SESSİZ BİTİŞ 

-Surum,durum,uçurum..............u/r/u SESLİ BİTİŞ 

-Nazarındayım, pazarındayım z/ı/m SESSİZ BİTİŞ 


Kıtaları sıralarsak; 


1-Sessiz bitiş 

2-Sesli bitiş 

3-Sessiz bitiş 

4-Sesli bitiş 

5-Sesli bitiş 


İşte, akıllı-ses oyunlarından anlayan şair bu. Ses bitişleriyle kulaklarımızı rahatsız etmemiş. Bence u/u/ ortalaması-bitişi peşpeşe kıtalarda gelseydi, bu şiir daha baştan yok olurdu. Usta bunu u/u bitiş-vurguları arasına (ı/m) tamlamalı sessiz bitiş sağlamış ve iyi etmiştir. 


Şöyle düşünelim; 


Karşınıza bir sanatçı geldi, diyelim türkü-şarkı okuyacak. Daha söze girer girmez (aaaaaaaaaaa) diye, var gücüyle bağırmaya - savaşmaya başladı sizle, korkmaz mısınız? Sevda şiirinde yüksek giriş bazen şairi ve şiiri sıfırlayıverir. Sevda şiiri daha ilk kublede sevgiyi yansıtmalı. Ancak, ikinci kıtada ses çıkarmalı. bana göre bu böyle. Yani, ikinci kıtalar sesli harfli kafiyeler olursa daha bir etkili olur. Nazım Hikmet'te makina /trak-trak-tak -tak/ eder, Necip Fazıl’ da yağmur (su-su-bulut-uuu ve tık tık) yağar. İşte başarı sesin raksında, kafiyenin kulağa vuruşundadır. 

Ses dedik te, şairin özellikle aliterasyon ve asonansı şiirinin coğrafyasında mükemmel bir şekilde nakışlamasını arzularız. Bir şiirde ya da düzyazıda ahenk yaratmak amacıyla aynı ses ya da hecenin yinelenmesine aliterasyon diyorduk ve \'(S) okaktayım, kim(s) e(s) iz bir (s) okak orta(s) ında.\' örneğiyle gösterdikten sonra, aynı ünlü seslerin tekrarına da asonans diyorduk, bunu da genellikle aliterasyonla birlikte yapıyor ve böylece ünlü ve ünsüzlerin harmanıyla bir aheng yakalıyorduk, öyle değil mi? 


Şimdi Yener kardeşin, elâ gözlüsüne seslendiği bu şiirdeki ses oyunlarına bakalım hele: 


ELA gözler(in) in nAZAr(ın) day(ım) , 

Üst(üm) den seyr(in) i, kaç(ır) yAVAşça. 

Bir kARA sevdan(ın) pAZAr(ın) dayım, 

Dold(ur) up bADEyi, iç(ir) yAVAşça..................(ELA-AZA-AVA-ARA-ADE-AVA) ......(in-ın-ım-üm-in-ır-ın-ur-ir) 


Ger(iy) e dönemem, yık(ıl) dı s(ur) um, 

Kork(uy) la beklemek, acay(ip) d(ur) um. 

Aşk b(ir) (in) ce köprü, der(in) uç(ur) um, 

Eller(im) den t(ut) up, geç(ir) yavaşça..................(RİYE-DÖNE-EME-İNCE-ELLE) ............(iy-il-ur-uy-ip-ur-ir-in-in-im-ut-ir) 


Ald(ır) maz tavr(ın) a, tak(ıl) dı akl(ım) , 

N(iy) e anlamazs(ın) , can(ım) da sakl(ım) . 

Gönl(üm) ün s(ul) tanı, telli d(uv) akl(ım) 

M(ut) l(ul) uk şehr(in) e, uç(ur) yavaşça.................(ırmaz-amaz/AKL-ım-TAKLıl-SAKLı-uLTAN-uvAKL) ....(ır,ın,ıl,ım,iy,ın,ım,ım,üm,ün,ul,uv,ım,ut,ul,in,ur) 


Sez sezeb(il) (ir) sen, elzem d(uy) g(uy) u, 

Zeh(ir) etme bana, tatlı (uy) k(uy) u, 

Savr(ul) up d(üş) t(üğ) üm, karanl(ık) k(uy) u, 

Üst(üm) e toprağı, göç(ür) yavaşça.......................(sEZ/sEZe-elZem-Zeh-//seze-etme-üstüme/Tat-lı-karan-lı-topra-ğı) ......(il,ir,uy,uy,ir,uy,uy,ul,up,üş,üğ,ık,uy,üm,ür) 


Anlamad(ım) ned(ir) , sende ki gaye, 

D(üş) (ür) (üp) d(il) l(er) e, etme h(ik) âye, 

Kar(ar) v(er) d(in) (is) e: ç(ık) ar sehpaya, 

B(oy) n(um) a (ur) ganı, geç(ir) yavaşça...................(SenDE-EtME-DillERE-ver) ..................................(im,ir,üş,ür,üp,il,ik,ar,er,in,is,ık,oy,um,ur,ir) 


Evet, 

Başarılı şiir böyledir işte. 

Adeta harflerle ve kelimelerle kendi musikisini fısıldar. Şahsen bir bestekâr olsam, şairinden izin alır anında bestelerim bu ses harikası şiiri. 

Madem ses harikası bu şiir, 

O zaman HECE ile yazılmış bu dizeler de hangi aruz kalıbının sesi var bir de ona bakalım mı, ne dersiniz? 


Niye mi? 


Bakın, Rahmetli Arif Nihat Asya Hocamın meşhur BAYRAK şiiri var, serbest bir şiir, değil mi? İnceleyin, bakın. Şahsen ben inceledim, mükemmel bir aruz dansı var o şiirde. Servet-i Fünun döneminde bizim şairlerimiz ARUZun o kalıp ve tef'ilelerini öylesine kırmışlardır ki. Haşim'in O BELDE şiirine bakın. Aruz vezni ile yazılmıştır, ama o harika şiirde tek bir kalıp değil, bir kalıp çok değişik şekillerde ve yepyeni bir tarzda kullanılmıştır. Serveti Fünuncular bir şiirde çok değişik aruz kalıplarını birlikte kullanmışlardır. Şimdi, heceyi heceyle karalım veya ÇAMLIBEL'in HAN DUVARLARI’nda yaptığını KISAKÜREK\'in İstanbul-pul-pul şiirinde yaptığını yapalım diyoruz, alimallah bizim amcaoğulları ateş püskürüyor. Neyse geçelim, konumuz o değil. Yener kardeş'in şiirindeki aruz sesi. 

Vuralım aruzun mihenk taşına bakalım: (http://datamining.ceng.fatih.edu.tr/~aruz/? Aruz) LİNKİNE ATALIM ŞİİRİ(Siz de bu linki deneyin derim) 


Aruzun (zihaf) kusurları dışında; 


ŞİİRİN VEZNİ: Mefâ'îlün / mefâ'îlün / fe'ûlün 

HECELEME= e-la-göz-le-ri-nin-na-za-rın-da-yım 

(.-.._.._.-) 


Ve 

Bu bölümde sonuç: 

Şiir ses bakımından, fiziksel olarak oldukça başarılı bir şiirdir. 


GELELİM ŞİİRİN RUH KÖKÜNE 

Ela göz temelinde bir Karacoğlan nefesi. (Ela gözlerini sevdiğim dilber) dememiş te, (Ela gözlerinin nazarındayım) demiş. 


Burada SEVDA PAZARI bu kıt'anın şah damarı. Zira, bizim HALK ŞİİRİMİZDE, özellikle AŞIK EDEBİYATIMIZDA, sevgiliye serzenişte bulunmak için, al-götür istersen pazarda sat, uğrunda, kul-köle olmaya razıyım anlayışı vardır. “Zengin kız, fakir genç romanı” dahil, ata-erkil toplumlarda ve sözlü edebiyat geleneğimizde dahi bu vardır. Yâr, uğrunda can verilendir. İster sevgili olsun, ister ana, ister vatan olsun; hiç fark etmez. Yâr baktığında kuruyan dalların birden yeşermesi benim hoşuma gider. Şairimiz Yener Sezgi de, bakış nöbetinin altında kalmış, bakış nöbetçisi onu can evinden vurmuş. Vurmuş ama, yaralı yürekle türküsünü seslendirmekte. Bakışların yetmez, aslında bana, beni deli eden badeyi-doluyu içir demektedir. 


Halk şairlerimiz doluyu-badeyi çoğunlukla rüyalarında içmişlerdir. Mehmet Yardımcı “Bade İçme”yi konu alan bir makalesinde: “Âşıklar âşıklığa başlamayı ya da yetişip usta âşık olmayı geleneksel bir unsur olarak gördükleri iki önemli yol olan usta yanında yetişme ya da rüyada bade içerek badeli âşık olmaya bağlarlar. 

Bade halkbiliminde rakı, şarap gibi alkollü içki anlamına gelmez. Şerbet, su gibi içilecek bir mai olduğu gibi elma, nar, ekmek, üzüm gibi herhangi bir yiyecek de olur. Hatta ele verilen bir saz da bade olmaktadır. Bade içme görülen rüya sonucu manevi bir değişmeye uğramadır. 


Âşık edebiyatında bade içme, rüya motifi bir gelenek icabıdır. İnanışa göre âşık olmak için ya usta yanında yetişmek ya da mutlaka “pîr” elinden bade içmek gerekir. 


Âşık edebiyatında rüya; kişinin şiir söyleme yeteneği kazanmasında, dini bilgiler ile ledün ilmini öğrenmesinde, kişinin, âşıklık özellikleri kazanmasında önemli etkendir. 


Rüya genellikle çocukluk ve gençlik çağında görülür. Badeli âşıklardan Ferrahî 12 yaşında, Musa Merdanoğlu 13 yaşında, Hıfzî 18 yaşında, Pervanî 19 yaşında, Müdamî 14 yaşında, Feymanî 23 yaşında rüya görüp bade içmiştir. 40 yaşının üstünde bade içenlerin sayısı oldukça azdır.” Der. 


“Dadaloğlu’m der de bulandım bendim 

Badeyi içti de söylüyor kendim 

İzin ver kuluna beyim efendim” der ki, bizim Yener Sezgi de “Kara sevda pazarında sevdiğinin elinden yavaşça” bade içmek ister. 


İster ya; 

Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dranas arasına gelir, Aşık Sefil Selimi’ nin sazına dayanıp söyler söyleyeceğini. 

Sonra; 

Korkuları vardır şairimizin. Geriye dönemez. Çünkü acayip bir duruma düşmüş, gönül kalesinin surları yıkılmıştır. Severken, mutluyken, bakış bakış yârde yâr olacakken düşüvermek,aşktan ürkmek, çekinmek... Ah be şairim ah! ! ! Aşk ince köprü, derin uçurum ha? Bakışlarından içtiğin bade ile geçeceksin ya engelleri, ince köprüleri, derin uçurumları. Geriye dönmeni isteyen mi var ki? Üstad Halil Soyuer’in bir şiirinde dediği gibi “bakışlarındaki ruhsatsız silahla vurulmuşsun” sen bir kere.Tutacaktır ellerinden, yeneceksin korkularını, merak etmeyesin... 

Yeneceksin ama, canından aziz bildiğin, uğrunda ölümü göze aldığın yârin umursamaz tavırları vardır. “Aldırmaz tavrına takıldı aklım, niye anlamazsın canımda saklım” deyiverirsin ve ardından da sevdiğini “gönlümün sultanı, telli duvaklım” diye över durursun değil mi? 


Ah seni şairim, ah seni! ! ! 

“Mutluluk şehri” işte orjinalik burada. Bu Yener Sezgi söylemidir. Tebrik ediyorum kardeşimi. 

Uyumak... Yâr ile hele... Tatlı uyku, yâr bakışlarının altında güzel.. Uyku, yârsiz bir karanlık kuyu. Uyku, yarı ölümdür demişler. Burada şair, uykuda iken, savrulup düştüğüm bu yerde üstüme toprağı yavaşça düşür demektedir. Kaderci bir yaklaşım ama, son anda, son nefeste yanında yâri görme tutkumuza uygun bir söylem. 

Sözlerimizi, şiirin son dizelerini aynen vererek sonlandıralım. 


"Anlamadım nedir, sende ki gaye, 

Düşürüp dillere, etme hikâye, 

Karar verdin ise: çıkar sehpaya, 

Boynuma urganı, geçir yavaşça. "



Saygılarımla. 

Mustafa CEYLAN

Henüz yorum yapılmamıştır.