Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Köşeyi Dönen Şairler » BAŞLANGIÇ

Yazar Mesaj   #995  2015-12-27 21:44 GMT  

Online status Mustafa Ceylan



Administrators



Mesaj: 417
Şehir:
Ülke:
Meslek: Mühendis
Yaş:

BAŞLANGIÇ

Mustafa CEYLAN

**********************************

 

Yeni çağın yeni edebiyat akımı GÜLCE' nin önemli projelerinden birisi olan ÖLDÜRÜLEN ŞAİRLER çalışmamızı, nihayet ÖLDÜRÜLEN 101 ŞAİR isimli eserimizle ortaya koyduk.

Öteden beri hep söyledik durduk, şiir ciddi bir edebî sanattır. Bir ilim sahasıdır. Edebiyat ilminin en muhteşem sahasıdır. Bu sebeple, şiir yazacağım diye yola çıkacaklar, şiiri ciddiye almak zorundadırlar. Yoksa, şiirin tunçtan ve çelikten daha etkili sözlerden kurulu demir atlarının ayakları altında yok olup gitmek de vardır. "Şiir atı", kendi sırtında, kendisine saygı göstermeyeni, kendisini ciddiye almayanı taşımadığı gibi fırlatıp atar aşağıya ve kendini "şair-usta sürücü-kelam ustası" sanan acemi kovboyun kıçına da bir güzel nal izi bırakır ki, etkisi göktaşından daha ağır olur... O yüzden, şair olmadan, şair olunmadan evvel "şiiri anlamaya çalışmak" gerekir. Şiir nedirden çok, günümüzde "şiir ne değildir"i anlatmaya çabalıyoruz da çabamızı farkedemeyen acemiler mangası, karton kulelerin "şaircikleri" kulaklarını sözlerimize, gözlerini de yazılarımıza kapamaya devam etmektedirler...

Şiirleri yüzünden "öldürülen şairler"imizi analiz ederken gördük ki, hakiki şiir kendisiyle beraber şairini yüz, hattâ binlerce yıl yaşatır. Evet, belki o günün despot idare ve yönetimleri tarafından boğazına yağlı urgan geçirilerek asılan şairin az sayıda şiiri vardır amma, o az sayıda ki "söz pırlantaları"ndan bazıları, o öldürülmüş şairi asırlar ötesine taşır ve yaşatır da... Ölümsüz olmak, kalıcı olmak için şiiri ciddiye almak zorundasınız.

Eskiler, "şiir karın doyurmaz" derlerdi. Bir bakıma bu tespitlerinde haklı da sayılırlar. Şiir, öldürüyor; süründürüyor, eziyor, kıyıyor, yakıyor, yok ediyor da; hiç mi yaşatmıyor? Hiç mi zengin etmiyor, "köşe döndürmüyor" diye düşünmeye başladığımızda, araştırma radarlarımızı bu kez saatleri tersine kurarak yönlendirdiğimizde gördük ki, "yaşa varol, padişahım çok yaşa deyip de "köşeyi dönen" bir çok şairle karşılaştık.

Gördük ki, şiir sadece "taşlama-hiciv" olarak, kafa - göz yarmıyor, tabandan tavana kurşun yağdırmıyor; şiiri gördük ki, ağıt olup hüzün göz yaşlarını dökmekle kalmıyor, türkü, şarkı olup bestelerin notaları arasında efsunkâr yürüyüşler, salınımlar yapmakla kalmıyor; zindan, kırbaç, sürgün, zulüm yerine; fırsatını yakaladığında, arabasını benzin pompasının yanına çekiveriyor, yüzlerce kese altın ya da binlerce dönüm arazi-arsayı hediye olarak şairine sunuyor da; sunmuş da...

Şiiri, dilekçe gibi kullanarak, bir işini çözmekte, bir müşkilini bir makam sahibine, yetkili mercilere anlatan kişilere rastlamıştım da, "parayla -ödünç şiir yazana" pek rastlamamıştım. Usta şairlerimizden birisi, bundan belki de 50 yıl önce, şekerlerin ve sakızların ambalaj kâğıtları arasında yer alan "mani" tarzı mısralarla geçimini senelerce yapmaya çalışmıştı. Şiirle geçimini sağlayan "halk ozanı" nın sosyal güvenlikten yoksun oluşu yüzünden "hastane köşesinde rehin kalışını" görmüştüm de "doktor, derdime bir çare" diyerek, hastane yönetiminden ameliyat parasında kolaylık sağlanmasını talep eden mahalli şairi de tanımış ve üzülmüştüm.

Şiir, uzun boylu ve yüzü yere-kâğıda yapışık, esneyen, uykulu gözlü "nesre", "kalk-git borusu" çalan "borazanbaşı"dır. Aktif, dinamik ve çabuktur şiir. Dar alanda geniş ve çok söylemin kendisidir. En etkili iz bırakan, kulaktan yüreğe ve akıla nakışlar yapan bir güzel sanat dalıdır.

Siyasi partilerin seçim arabalarında şiir, seçim zamanlarında kocaman ağızlarını aça aça bağırtlangaç sunumlar yapan, ham siyaset düdükçüsünün diline düşüverir de, parti marşı, parti sloganı, parti vaadi oluverir çıkar. İşte en çok bu haline yanar, üzülürüm şiirin.

Şiiri, gözü sulu fakir-yetimlerin çile arkadaşı görmeye alışmışız bir kere; ama onu saray koridorlarında, pembe köşklerin lüks koltukları arasında, bal - kaymak tasının kenarında, zenginler kulübünde görememiştik. Öldürülen şairleri yazarken saraylara dalınca, Hürrem Sultan'ın dudak boyası gibi parıldayan, yönetime yakın ve emrine amade duran şairleri de gördük ve onlarla çil çil altınlar da sayıverdik. 

Böylece;

Şiirin, bilmediğimiz, bilemediğimiz önemli bir yanını daha yakalamıştık. Şiir yazdığı için, çoğu kere "medih-övgü-güzelleme"lerle "abartı-mübalâğa ve teşbih" sanatı kullanarak KÖŞEYİ DÖNMÜŞ nice şairle de karşılaşmıştık.

Doğruluktan şaşmayıp, ölümü göze alıp, inandığı yolda can veren, öldürülenlerle beraber, bal-baklava sofralarda, çil çil altın keseleri ve Konya Ovası kadar hediye arazilerle gününü gün eden süslü kaftanlıları yakalamaya ve anlamaya çalıştık.

Kırşehir dergâhından "hikmet" yerine illâki "köyüne buğday isteyen", kağnısına buğday doldurup Sulucakarahöyük'e yola çıkanda, kağnı gıcırtısı arasında düşündüğünde binlerce pişman olup yoldan geri dönen Yunus olduk da, kilidimizi açacak bir Tapduk kapısına kapılanmaya çalıştık. Şiir hayatında, gönüller dergâhına 40 yıl "düz odun taşıyanlarla" beraber olduk ta, onların gül muştularıyla, "eğri-büğrü de olsa, odunun her türlüsünü, hattâ yaşını dahi" yakanları bulmaya çalıştık. 

Çok kısa süreli de olsa tahta oturan ve o kısa hükümranlık döneminde hayatında ata dahi binmemiş bir padişaha binlerce beyitten meydana gelen "övgünameler" yazan şairin kaleminden dökülenler değil de, padişahtan-beyden-paşadan aldığı "altıncıklar-keseler" dikkatimizi çekti.

En iyisi mi siz, fazla beklemeyin bu durakta. Binin güller ve gönüller diyarından yola çıkmış bu "şiir otobüsüne" de, şiiri yüzünden köşeyi dönen şairler yolculuğuna birlikte çıkalım olur mu?

Sağlıcakla kalınız...


__________________