Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » (k-6)Kuşlar

Yazar Mesaj   #942  2015-12-19 19:20 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1920
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

Kurt —> Hayvanlar

 

*

Kuşlar

 

Türk masalının tipik bir fabl kuşu olan Zümrüd-i Anka adını, Pers Simurg kuşu ve Arap Anka Kuşu ile ilgili mito­lojik aktarımların karışımından alır. Bazen bu ad altında, bazen adsız, bazen de —»kartalla benzeştirilerek bu türün farklı yorumlarında ortaya çıkar. Türk masallarında sıklıkla rastlanan bir motif de, hükümdarın ölümü üzerine —»kaderin kimi tahtına oturtacağı sorusu ile ilgilidir: o kişi, tüm halkın toplandığı ve üzerinde kuşun uçurtulduğu meydanda başına kuşun konacağı kişi olacaktır.

 

Kozmogonik efsanelerde diğer kuşlardan da bahsedilir, ör­neğin, bir halk inanışına göre insan yaratılmadan çok önce yaşamış olan ilk kuş yaratılır. Veya 15. yüzyıla fatihlenen bir kozmogonin kroniğinde sözü edilen akbaba: her biri yedi akbabadan oluşan ve bin yıl yaşamış olan yedi kuşak ak­baba vardır; sonra öldürülürler ve başları kesilir ve başsız bir heykelle temsil edilirler. Mevcut 47 başsız ve başlı olarak kalan 48. heykele göre, ard arda yaratılmış olan "yedi halk"ın zamanı hesaplanır (yani, 48000 yıl), her bir halkı 7000 yıl olarak ilk insanın atası olan Adem'in yaratılışına kadar yaşar. Karganın uzun ömürlü oluşu, bir efsanede ebedi gençliğin —»suyu ile ilgili anlatımda açıklanır (—»Dağ; Hayat Suyu).

 

Türk halk masalının en değer verilen konularından biri "Kuğu Gölü" ile ilgilidir. Bu masalda, bir kahramanın mu­cizevi bir yaratık olarak genç bir kıza dönüşebilme yeteneği olan bir kuğu (bir kaz veya beyaz bir güvercin) ile yaşadığı macera anlatılır. Bu masal, genel bir konu olarak Altay halklarının destanlarının da odak noktasını oluşturur. Mev­cut araştırmalara ve sorunun karmaşıklığına dayanarak, bu konunun Türk-Anadolu aktarımlarında nasıl geliştiği hak­kında bir varsayım ortaya koymak güçtür: Altay mirası mı, Anadolu'nun antik mitolojik kalıntıları mı veya ödünç alın­mış masal konuları mı?

 

Anadolu geleneğinde bazı dönüşüm öyküleri, kuştan insana veya insandan kuşa, etki altına alınmadan ilk biçimlerini korumuştur veya yan yana konularak veya ilişkilendirilerek öykünün tamamıyla kaynaşmadan oluşturulmuştur. Bu­rada öncelikle "kuşların mitolojisi"nin son izlerinin taşın­dığı etiyolojik efsaneler söz konusudur.

 

Anadolu Türkleri tarafından "Yusufçuk" (Küçük Yusuf) diye adlandırılan kumru (turtur aurjtus türü) bir efsanenin ilk yorumuna göre yaşlı ve fakir bir kadının kızıdır; pazar­dan aldığı yağ dolu şişeyi kırınca, Tanrı'ya kendisini bir kuşa dönüştürmesi için yalvarır. Diğer bir yorum da, Yusuf adında bir de kardeşi olduğu anlatılır; kendisi kuşa dönü­şünce kardeşi de taşa dönüşür; hiç durmadan onu her yerde "Yusufçuk" diye çağırarak arar. İshak-Kuşu ("kır baykuşu", asio flammeus) hakkındaki efsanede bir zamanlar yeni ev­lenmiş bir çift anlatılır. Birbirlerinden ayrı düşürülürler ve bir daha buluşamadan birbirlerini arar dururlar.

 

Baykuşun efsanesi de aşk romanı Tahir ve Zühre'nin Tarancı yorumunun epilogunda yer alır: burada erkek ve dişi kuş iki sevgilidir ve yıl boyunca birbirlerini aramalarına rağmen buluşamadan ölürler.

 

Bir efsane de ibibik kuşunun kökenini açıklar. Genç bir ka­dın banyo yapar; çıplakken kayın pederi tarafından birlikte olmaya zorlanır ve o da kendini bir kuşa dönüştürür; başın­daki tüy, saçına geçirdiği tarağıdır. Bu efsane muhtemelen Başkırların yeni evlenen bir kadının nehirde yıkanırken el­biseleri çalınması üzerine utancından kendini kuşa dönüş­türen masalı ile aynı kaynaktan gelmektedir.

 

Aynı etiyolojik efsane grubuna, belirli fiziksel özellikleri açıklamak isteyen veya kuşların ulviyeti ile lanetini ortaya koyan olayların -takdir gören veya utanç veren- anlatıldığı efsaneler de girer. Örneğin, ibibiğin başındaki tüy, diğer bir yorumda Süleyman'ın yanında elçi olma işareti olarak açıklanır; ibibik, bu tüyü Süleyman'ın Belkıs'a gönderdiği mektubu koyduğu bir kılıf olarak kullanır. Kumru Yusufçuk'un başındaki siyah kuşak, yün bir ipliktir çünkü efsa­nenin bir yorumuna göre kız tam da ip eğirirken kuşa dö­nüşür. Kırlangıcın kuyruğunun oluşumunun bir yılan sok­ması (—»Böcekler; Hayvanlar) sonucunda olması, Buryat ef­sanesine yakın olan bir açıklamadır; efsanede kuşun kuy­ruğu, ateşi çalmaya cesaret ettiği için Gök-Tanrı'nın (eski Türkçe: Tengri) onu cezalandırmak için gönderdiği bir ok atışıyla parçalanarak oluşur. Kaplumbağanın, saksağanın, ağaçkakanın insan soyundan geldiğini anlatan efsanede, es­ki Aşar vergi sistemine işaret eden satirik bir vurgu vardır. Bu üç hayvandan saksağan vergi toplayıcısıdır, ağaçkakan ise onun yazıcısı, kaplumbağa da buğdayı ölçmek için gö­revli olan yardımcısıdır. Yaptıkları haksızlığa ve açgözlü­lüklerine kızan bir çiftçi onları lanetler ve onlar da hayvana dönüştürülür: kaplumbağanın sırt kabuğu buğdayın ölçü kabı, ağaçkakanın sivri gagası yazı tüyü ve saksağanın uzun kuyruğu da çiftçinin onların arkasından fırlattığı arşındır.

 

Midilli Adasında (Lesbos) rastlanan muhtemelen Türk kö­kenli bir efsane -en azından şimdiki biçimiyle- aynı satirik karaktere sahiptir. Burada da, bir zamanlar insan olan bay­kuş ve guguk kuşunun niye kuşa dönüştürüldükleri anlatı­lır: Baykuş, guguk kuşunun hizmetçisidir; guguk kuşunun yaptığı haksızlıklara dayanamadığı için baykuş onu terk eder ve bu nedenle de sürekli "Hak! Hak!" diye bağırarak hakkını ister (bu söz Türkçede "Hak" ve "Adalet" anlamın­dadır; hak sözcüğü büyük yazıldığında, Hak, Tanrı demek­tir). Kızıl keklik de lanetlidir ve Hz. Ali'nin (veya Hz. Ali'nin oğlu Hüseyin veya Hüseyin Gazi) yerini düşmanla- rina bildirdiği için de avlanması serbesttir. Buna karşın gri keklik kutsanmıştır ve avlanması günahtır çünkü kızıl kek­liğin ihanetine kızmıştır ve ona "Sus, hain!" diye bağırmış­tır. îki keklik türü, kumru ve baykuş hakkındaki bu efsane­ler, bu kuşların ününü açıkça ortaya koymaktadır.

 

Diğer bir efsane dizisi, bir etıyolojiye dahil etmeden, kuşa dönüştürülen insanlardan bahseder. Bunlardan bazıları, muhtemelen Anadolu Türklerinin çok eski Altay tarihine dayanan şaman inanışları ve pratikleri içeren mucizeler veya sihirbazlık oyunlarıdır; diğerlerinde eski destanlarm örneğine dayanan efsaneler söz konusudur ki, bu efsaneler alçak gönüllü ve sade insanların günlük yaşamının değişen ortamlarından kaynaklanmaktadır. îlk gruba, Bektaşi akta­rımına (—»Dumrul) dayanan iki evliyanın dönüşümü; ikinci gruba da, aşk acısından bir —»gölde boğulan ve yılın belli zamanlannda ördek olarak su üzerine çıkan genç kızların efsaneleri örnek verilebilir. Mezarı bir hac yeri olarak ziya­ret edilen Tavus Baba, "Kutsal Tavus", efsanesi hem birinci hem de ikinci gruba yerleştirilebilir. Türbe bir erkek adı ta­şımasına rağmen, efsane Hint kökenli bir rebap çalgıcısın­dan bahseder; bu çalgıcı melodileriyle çevreyi kendine hay­ran bırakır ancak, yaşarken onu kimse göremez. Bir gün re- babı tavus kuşu tüylerinden oluşan bir yığının yanında bu­lunur ve buradan da bu güzel kuşa dönüştükten sonra or­tadan kaybolduğu sonucuna varılır.

 

İnsan olmayan, kötü veya iyi niyetli doğaüstü yaratıkların da kuşa dönüştüğü durumlar vardır. Periler, masallarda sıklıkla beyaz güvercin, kuğu veya adı açıkça belirtilmeyen bir kuş olarak tasvir edilirler (—»Cinler).

 

Kuşların, kehanet pratiklerinde belli bir rol üstlendiği veya haber ileten elçiler olarak göründüğü birkaç örnek verilebi­lir. Örneğin, falcı, istenilen bilgileri açığa çıkarmak için cin­lerle toplanmak istediğinde, tavus kuşunun admı çağırır. Bu kuşun tüylerindeki dairesel şekiller, gelecekte olacakları görme yeteneğine sahip "gözlere" benzetilir. Zorda kalan kahramanm körlüğünü gidermek için şifa veren ilacı söyle­yen kuşların masal motifi veya gizlenen hataları ortaya çı­karabilen karganın inancı, bu hayvanlara peygamberler ta­rafından verilen lütuflar olarak açıklanır. Bir komik öyküde, erkeklere karşı haksızlığa uğradıklarını protesto etmek için Tanrı'ya şikâyetlerini bildirmek üzere kadınlar tarafından elçi olarak saksağan seçilir. Bu çerçevede, Ala-ad-Din Ata- Malik Ibn-Muhammed al-Guwaini'nin anlattığı bir Uygur efsanesinde, karga "elçi ve gözcü" olarak Gök-Tanrı'nm Bökülere hediyesi olarak, onlara hizmet etsin diye ortaya çı­kar; Süleyman'ın hizmetindeki ibibiğe benzer bir biçimde. Halk edebiyatında turnanın da elçi olarak öncelikli bir yeri vardır. Pir Sultan Abdal'ın bir şiirinde geçtiği gibi, Anadolu Alevileri, Hz. Ali'nin sesini turnaya verdiğine inanırlar.

 

Türkler tarafından da kullanılan ve bugüne kadar gelen 12 hayvanlı Çin takvimi, bir kuş olarak sadece horoza (veya tavuk) yer verir. Ayrıca, Türk aktanmlannda birkaç kuşun daha, bazı halk takvimlerinde yeri ve işlevi vardır. Anadolu Türkleri için guguk kuşu örnek verilebilir; bu kuşa, diğer Türkçe konuşan ülkelerin halk takvimlerinde de rastlanır. Guguk kuşu ortaya çıkışı ve ilk ötüşüyle birlikte ilkbaharın geldiğini bildirir. Tahtacılar tarafından anlatılan bir Anado­lu efsanesinde, guguk kuşu, "ilkbahar ve sonbahar anahtarı"nın sahibidir".

 

Hayvan olarak bir dilek için kurban edilen tek ev kanatlısı horozdur. Bu, Anadolu'nun halk dininde oldukça yaygın bir uygulamadır. "Halk" evliyalarına adanan mezar ve tür­belerde uygulanan kurban ritüeli bir doğal kültün uzantısı­dır ve İslam'ın kurala bağladığı kurban ritüeliyle ilgisi yoktur (—»Evliyalar).

 

Türk-Anadolu aktarımlarına göre aynca, farklı boyların veya hanedanlıkların armalarında kuşların da işlevleri var­dır. —» Oğuzlar bunun için daha çok yırtıcı kuşlardan olan şahinin farklı türlerini kullanmışlardır. Raşid-ad-Din Fadallah bu kuşun altı türünden bahseder, dört boydan oluşan her grup için bir şahin türü; Abu-l Gaziye göre de her bir 24 boy için bir şahin türü vardır. Jean-Paul Roux ve Louis Bazin, Abu-l Gazi'nin listesinde yer alan kuşları adlandır­mayı başarmışlardır. Bu kuş amblemlerinin eski bir totem geleneğinin mirası ve bunlar (—»eski Türkçede: ongon) ile tamganın Oğuzlar'ı ilgilendirdiği kadar soyut doğal işaret­lerin eksiksiz bir araya getirilişi arasında bir bağlantının olup olmadığı sorusu şimdilik kesin bir cevap verilmeden kalacaktır.

 

—»Köroğlu; Lokman; Nuh.

TTV No. 24 V, 136, 195 III, 215 IV, 256 III, 83,84, 87, 89, 97, 102, 103 III, 158 IV, 165, 167 III, 169, 170, 171,198 III, 220 III; Özdemir 1975, 365 ve sonrası; Roux 1966, 348 ve sonrası, 397-400; Roux 1970, 267 ve sonrası; Boratav 1969(1), "Tur­da" I'de 1969, 163 ve sonrası; Boratav 1973(1), 109; Boratav 1973(2), 73-75, 154; Boratav 1955, 147; Aytekin 1958, 4 ve sonrası, 11-13, 30 ve sonrası; Deny 1962, "Revııe des Etudes islamiques"de 1962,143-50; Demircioğlu 1934, 70 ve sonrası; Ögel 1971, 75; Radloff, Denemeler VI, Çeviri, 236-47; Nico- laides ve Camoy 1889, 227-31, 234-36; Roux ve Boratav 1968, "Divination..."da, II, 323; Frazer 1931, 131; Georgakis ve Pineau 1894, 337 ve sonrası; Önder, M. 1963, 20-22; Ataman 1958, TFA'da No. 108; Alpaslan 1977, TFA'da No. 333; Dirr 1944, 264; Tschudi 1914, 13-18; Sümer 1960, 364 ve sonrası; Sümer 1972, 207 ve Platten I, II, III; Abu-'] Gazi, 31 ve son­rası, 35 ve sonrası; Gölpınarlı ve Boratav 1943, 113; Bazin 1974,141 ve sonrası; Ahundov 1978, 407, 409,422 ve sonrası, 454, 456.

 

----------------------------------------------------------------

Kaynaklar: Pertev N.BORATAV, a.g.e


__________________