Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » (h-1)Hayvanlar

Yazar Mesaj   #934  2015-12-18 13:35 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

Kuşlar

Hayvanlar

 

Türkiye Türklerinin birçok halk inanışı, bugünkü İslami etkiye rağmen, eski hayvan kültünün izlerini taşır. Bu inanışlar, bir taraftan daha çok —»Nuh'u ve Süleyman'ı anlatan etiyolojik efsanelere dayanırken diğer taraftan da, tabular, yasaklar ve kehanetler biçiminde yaşamaya devam etmektedirler. Böylece -ister etiyolojik ister diğer biçimlerde olsun- efsane ve fabl arası bir tür olarak hayvan destanları yerleşmiştir.                         

 

Kesin bir yasakla belirlenen hayvanlar domuz ve yaban domuzudur. Bu hayvanların sadece etlerinin yenmesi değil, dokunulması bile yasaktır. Daha az katı bir yasak köpek için geçerlidir: ağzıyla dokunduğu her kap kirli kabul edilir ve ritüel olarak temizlenmek zorundadır, bu durum etinin yen­mesi yasak olan diğer bazı hayvanlar, örneğin kedi için ge­çerli değildir. Hatta kediye belli bir ölçüde saygı ile davra­nılır. Bir efsanede kedinin niye her zaman dört ayağı üze­rine düştüğü anlatılır: Peygamberi bir yılandan kurtardığı için; o da teşekkürünü kedinin sırtını okşayarak gösterir. Tavşan, Aleviler için temiz olmayan bir hayvandır; bu tabu, muhtemelen avcı topluluklarının eski aktarımlarına da­yanmaktadır, buna göre, bir hayvanın etinin yenmesiyle onun fiziksel ve ruhsal özellikleri avcıya geçer; bunu, 15. yüzyıla (veya 16. yüzyıla) tarihlcnen Gaziantep yöresi ile il­gili bir derlemede geçen ve bugün de sözlü aktarımda ge­çerli olan bir atasözü kanıtlar: "Tavşanı kaçarken gördüm ve etinden iğrendim." Sünni Türklerde de, eti yenmesine rağmen, tavşanla karşılaşmak kötü bir durumun habercisi olarak görülür.

 

Kurt' un mitolojik karakteri, izlerini Anadolu-Türk aktarı­mına da bırakmıştır. Yakın zamanlardan bir efsanede, Türk Kurtuluş Savaşı' nın (1922) son çarpışmaları esnasında bir kurdun bir ordu komutanına yol gösterici olarak hizmet et­tiği anlatılır. Anadolu Türkmenleri, kurdun insan soyundan olduğunu anlatırlar. Dört kardeşin en küçüğüdür; kendin­den büyük kardeşleri miras olarak kendine payına düşen koyunları vermedikleri için, bir kurda dönüşerek o andan itibaren insanlardan haraç olarak koyun almaya yemin eder. Güneydoğu Anadolu'da Nizip civarında saygı gören ve kırk mağaradan oluşan bir mezarlığın adı "Kurt Baba"dır; burada yaşayan kurtların atasının her yıl koyun sürülerin­den bir koyunu yemeye hakkı olduğuna ve bu kurda ateş etmekten kaçınmak gerektiğine inanılır. Kurdun bazı uzuv­ları örneğin, dişleri ve derisi muska olarak taşındığında veya sakatatları yendiğinde bunların şifa verici özelliği ol­duğu düşünülür.

 

Geyik de bazı doğaüstü güçlerle donatılmış diğer bir kült hayvanıdır. Anadolu'nun eski dinlerine dayanan efsane­lerde, bazen bir dişi olarak, ona, sihirli güçlere sahip "usta­lar" veya —»çobanlar eşlik eder. Bu kişiler, hayvanların bek­çileridir ve onları avlayan avcıları ölümle, sakatlıkla veya silinemeyen yeşil renkli işaretlerle cezalandırırlar, insanla­rın geyiklere dönüştürüldüğü yollu anlatımlar da vardır, örneğin, 14. yüzyıl —»evliyalarından Abdal Musa efsane­sinde olduğu gibi. Bazı evliyalar binek hayvanı olarak geyik kullanır. Bir efsaneye göre, kozmik —»canavar da bir dişi geyiğin çocuğudur.

 

Çok farklı kökenlere dayanan ve farklı efsanevi anlatım bi­çimlerinde konu edilen atın da özel bir yeri vardır. Bunların en ünlüsü, Köroğlu'nun Kır-At'ıdır; efsaneye göre o, kanat­ları olan beyaz bir savaş atıdır. Köroğlu efsanesinin bazı yo­rumlarında, sahibi tarafından ışık sızamayan bir ahırda uzun süre özel bir bakıma tutulmasıyla Kır-Atın kanatları­nın çıktığı anlatılır. Diğer yorumlara göre bir —»gölün taş­kınlarından inen mucizevi bir attır. Epik arka planları ve ef­sanenin kahramanlanyla bağlantısı olmayan aynı kökenli başka atlara farklı anlatımlarda yer verilir. İhtişamlı kişilerin atlarının da gençlik suyundan (—»Hayat suyu) içtikleri için ölümsüzlüğe sahip olduklarına inanılır, Köroğlu'nun Kır- At'ı, Hızır'ın Boz-At'ı, Şah İsmail'in Kamer-Tay'ı, —»Hz.Ali'nin Düldül'ü gibi. Abu-Bakr Ibn-Abdallah ad-Dawadari, mucizevi atların ırkının kökeni ile ilgili bir aktarımda, bu atların "ateş at"ın soyundan geldiğini ve sihirli güçleri ol­duğunu anlatır: sahibiyle konuşabilen ve rüzgar kadar hızlı bu at, yabani kuşlan yakalamak için onların seslerini taklit eden sihirli kavalı da icat eden kahraman bir Tatar prens ta­rafından yakalanır.      

                                 

Cennet hayvanı olarak kabul edilen koyun (—»Çoban), bir­çok efsanenin odak noktasını oluşturur. Bolu Mudurnu'da belirlenen bir halk anlatımında, koyun da geyikte olduğu gibi bir "usta" ile ilişkilendirilir: bu mucizevi kişi, koyun çobanının şu veya bu nedenle işinin başında olmaması du­rumunda sürüye göz kulak olur.

 

Kedi, köpek, eşek, teke, oğlak gibi birçok hayvanın —»cin taşıma ayrıcalığı vardır. Kedi, ayrıca bazı efsanelerde bir "cömert peri" rolünde görünür; örneğin bir yorumda, Os­man adındaki kedi öldüğünde, uzun yıllar sadık bir yol ar­kadaşı olduğu sahibi yaşlı bir kadına tüm mirasını bırakır.

 

Mitolojik figür olarak sadece bir kez kahramanın "sonradan edindiği baba" olarak ortaya çıkan aslan, Oğuz destanında —»Basat'ın çocukluğunun ve bir Tatar hanedanlığının köke­ninin anlatımında görülür. Bu efsane, Mısırlı kronikçi Abu Bakr b. Ad-Dawadari'nin eserinde (13./14. yüzyıl) belgele­nir. Aynı efsane, 19. yüzyılın başında Posoflu Aşık Üzeyir tarafından yazılan bir hikâyede ana motif olarak kullanılır; öyküde, ormana terk edilen ve öldürülmesi için emir veren Padişahın daha sonra tahtına çıkan bir çocuğun öyküsü an­latılır.

 

Eşeğin dik kafalılığı —»Nuh'un dönemi hakkındaki efsanele­rin bir bölümünde anlatılır; bunların en ünlüsü, Şeytan'ın nasıl bir hileyle Nuh'un Gemisi'ne bindiği ile ilgilidir; Şey­tan, görünmez olur ve bir eşeğe biner: ancak, eşek gemiye çıkmak istemeyince, Nuh eşeğe şeytanın özelliği olan "la­netli" küfrüyle bağırır. Şeytan bu yolla Nuh'un Gemisine çıkar. Özbek yazar İmami (17. yüzyıl) tarafından Türklerin efsanevi öykülerinden oluşan Harname metnindeki bir efsa­nede, Nuh'un bir dişi eşekle bir dişi köpeği birer "kıza" dö­nüştürdüğü anlatılır.

 

Hiç kuşku yok ki, Dede —>Korkut Kitabında bazı kategorilerde "utanmaz" ve "ukala" kadınlardan, "Şuradaki kadın Nuh' un eşeğinden gelmedir" diye bahsedilirken, kastedilen bu dişi eşektir.

 

İbrahim ile Nemrud dönemini anlatan bir efsane, halk akta­rımında katırın bereketsizliğini açıklamak için kullanılır: Nemrud, İbrahim'i yakmak istediğinde, kütük yığını için odun getirmeyi kabul eden tek hayvanın katır olduğuna inanılır.

 

"Sarı Öküz", yaygın halk inanışında düz olduğu düşünülen dünyayı iki boynuzu arasında taşıdığına inanılan hayvan­dır. İnanışa göre, 70.000 ayağı vardır; iki ayağı arasındaki zaman farkı binlerce yıldır; boynuzları yakuttandır. Diğer bir yoruma göre, öküz, ayaklarını ateş tarafından taşınan dikdörtgen bir yakutun üzerine koyar, ateş de "Tanrısal Güç" tarafından taşınır. Harname'nin yazarı tarafından Yecüç ve Mecüç'ün (—►Eskatoloji) yaşadığı fabl dağı Kam ül- Bakar, "Öküz boynuzu", halk aktarımında sözü edilen "Dünyayı taşıyan öküzün boynuzları" ile ilgili olmalıdır. Hanname'ye göre Yecüç ve Mecüç Yafes'in iki oğludur; in­sana benzemezler; utandıkları için fabl dağları Kam ül-Bakar'a kaçarlar. Baba tarafından insan ve anne tarafından cin olan ardılları, Karneyn-i Ekber tarafından (sözcük anlamı: "büyük çift boynuzlu", Büyük İskender) bu dağlarda du­varlar arkasma hapsedilir (—»Eskatoloji). İnek, basit bir ne­denle, ilk insan Adem'in ilk iş hayvanı olduğu için saygı gö­rür. Artvin Ardanuç'taki bir efsanede, "Dağ göllerinin us­taları" (—*deniz/göl) olarak görülen boğalar söz konusudur; sabahın ilk ışığında görülen ve sonra da kaybolan "kutsal"(—») hayvanlardır.

 

Etiyolojik hayvan efsanelerine son bir örnek, köstebeğin oluşumunu anlatan bir aktarımdır: bir tarla üzerine yapılan bir hak tartışmasında, yalancı şahit olarak kendini kullandı­ran ve Tann'nın cezası sonucunda bir hayvana dönüştürü­len bir insan söz konusudur; gizlendiği ve içine girdiği top­raktan, söz konusu toprağın dolandırıcıya ait olduğunu söyler.

 

—»Canavara eş anlamda görülen yılanla ilgili inanış ve efsa­nelerin bir bölümü Nuh efsanesine dayanır: yılan, Nuh'un gemisinin çatlaklarını tıkamayı başarır ve bu hizmetine kar­şılık Tanrı onun "en lezzetli etle" beslenmesine izin verir (—»Böcekler). Yılan, sıklıkla "Ev Cinlerine" dönüşür (—»Cin­ler) ve özellikle eski yapıların kalıntılarında "hazine bekçi­liği" rolünü üstlenir.

-»Ayı; Balık.

Boratav 1973(2), 9 ve sonrası, 14, 61, 63, 68-77; Boratav 1973(1), 107,113; Boratav 1966(2), 363 ve sonrası; Abu Bakr, Kanz. VII, 175-77, 180; Abu Bakr, Durar... fol. 196-199; Boratav 1946, 97, 180, 249 ve sonrası, 253 ve sonrası; Gökyay 1968,284 ve sonrası; Ahundov 1978,454-57; Roux 1982.

 

---------------------------------------------------------------

KAYNAK: 

Pertev N. BORATAV, a.g.e


Bu mesaj admin tarafından 2015-12-18 14:05 GMT, 1089 Gün önce düzenlendi.
__________________