Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » (d-2)Deniz / Göl

Yazar Mesaj   #928  2015-12-18 08:52 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1920
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

Deniz —► Kozmogoni; Deniz/Göl

 

Deniz/Göl

Modern edebi Türkçede göl ve deniz ayrımı vardır. Sözcük, daha çok deniz anlamında kullanılmasına rağmen, bazı eski metinlerde ve Anadolu'ya komşu kimi Türkçe ağızlarda deniz sözcüğü ile hem denizler hem de büyük göller tanımlanır; örneğin, Farsçadaki darı/a sözcüğü Türkçede derya olarak daha çok denizlerin adlandırılması için kullanılsa da, Amu Derya ve Siri Derya gibi büyük ne­hirler için de kullanılır.

 

Deniz ve göllerin oluşumunu açıklayan efsanelerin çoğu, bir köy veya şehre verilen "su baskını cezası"nı anlatan öykü­lerdir. Bu ceza, genelde halkın işlediği günahlardan (böyle bir durum İstanbul'daki Terkos Gölü için anlatılır) veya bir "yabancıya", örneğin, kutsal birine veya misafir olma rica­sıyla gelen —»Hızır'a (bu durum, Kocaeli'ndeki Sapanca ve Konya'daki Obruk gölleri için anlatılır) karşı insanlık dışı bir davranıştan dolayı verilebilir. Bu anlatımlarda genelde, deniz ve göllerin zeminlerinde —»su altında kalan yapı ve yerleşimlerden bahsedilir. Çıldır Gölü hakkındaki bir etiyolojik efsanede biraz sapma vardır: bir genç kızın su almak istediği çeşmenin kapağını sevgilisi ile gevezelik yaparken açık bırakarak yaptığı akılsızlık üzerine bu göl oluşur: çeş­meden akan su sonra tüm ovaya taşar ve şehri yutar. İznik Gölü'nün oluşumu, Aya Sofya'nın (—»İmar Efsaneleri) ya­pımı ile ilgili efsaneler dönemine dayanan bir efsaneyle açıklanır: Bu su yüzeyi, Kilise için kullanılacak olan harcı karıştırmak için Hz. Muhammed'in gönderdiği bir hap tara­fından mucizevi bir biçimde oluşur; hapı getirenler, onu İz­nik Gölü'nün bulunduğu yerde düşürürler.

 

Deniz/göl ve boğazların oluşumunu aynı biçimde deniz/ göllerin toprakları basması sonucu oluştuğunu anlatan ya­zılı ve sözlü yorumlara dayandırılan efsanelerin oluştur­duğu bir başka kategori daha vardır, ancak bunlarda kendi istekleri ile davranan insanlar söz konusudur. Bu türden ef­sanelerden biri, İskender'in emrine almak veya gerçek inanca davet etmek istediği pagan kraliçe ile ilgilidir. İsken­der çabalarında başarısız olur ve iki denizi birbirinden ayı­ran kara parçasını ortasından deler ve böylece ülkesini su basan kraliçeyi cezalandırmış olur. Bazı yorumlar bu kara parçasını, Boğaziçi veya Çanakkale Boğazı olarak düşünür. Diğer bazı yorumlar İskender veya efsanevi kraliçeye de­ğinmeden öyküyü başka yerlere bağlarlar ve bugün deniz­den uzakta olan ve çok eski zamanlarda orada bir limanın varlığını kanıtlamak için gemilerin bağlanması için kullanı­lan halkaların var olduğundan bahsederek açıklamalarını desteklerler; kara parçasının delinmesiyle birlikte suyun ge­ri çekilmesi efsanelerde konu edilir.

 

Konya yakınlarındaki Beyşehir ve Eğirdir göllerinin oluşu­mu da aynı kategoride ele alınabilir. Bir yoruma göre, bu­gün Beyşehir Gölü'nün bulunduğu yerde, bir zamanlar bü­yük bir gölü besleyen bir yer altı nehir suyu geniş ovayı kaplarmış. Nehir Efletin (Platon?) tarafından tıkandığında, göle artık su taşıyamaz olur ve giderek bugünkü hacmine kadar küçülür; yolu değiştirilen yer altı nehri diğer bir gölü, yani Eğridir'i oluşturur. Efsanenin diğer bir yorumu, Bey­şehir Gölü'nün oluşumunu farklı bir olayla açıklar: ülkenin hükümdarı, küçük bir nehrin akan fazla suyundan dolayı bir deliğini kapattırır; böylece bir şehri tamamen kaplayan büyük göl oluşur. Üçüncü bir yorum ise, gölün oluşumunu bir mucizeyle açıklar: göl, prensin ellerini yıkadığı sudan oluşmuştur.

 

Bingöl Dağlarındaki birçok küçük gölün ("Bin Göller") olu­şumu, gençlik çeşmesi (—»Hayat çeşmesi) ile ilgili halk ina­nışlarına dayanan efsanelerle açıklanır: sihirli kaynağı tesa­düfen bir kişi (veya —»Köroğlu) bulur, insanların gerçek "sonsuz yaşamın kaynağını" tekrar bulamaması için, göl kendisini bine ayırır. Evliya Çelebi, bu mucizevî olayla dağlardaki göllerin şifa verici, istek uyandırıcı gibi özellikle­rini açıklar.

 

Deniz ve göl cinleri veya tanrıları ile ilgili eski inanışların izleri Türk halk inanışlarında da görülür. Bazı denizlerin/ göllerin yılda en az bir kez kurban olarak insan istediğine inanılır ve bununla kaza sonucu oluşan boğulmalara işaret edilir. Böyle bir durum, Bozkır (Konya) yakınlarında Sülek Dağlarındaki Dipsiz Göl için anlatılır. Zonguldak yöresin­deki denizcilerin eşlerinin bugüne kadar uzanan bir gele­neklerinde (1939 yılında belirlenmiştir), eski bir kurban ritüelinin izleri görülür: fırtınalı günlerde denizin kızgınlığını yatıştırmak ve denizde bulunan yakınlarının korunmasmı dilemek için kadınlar, Karadeniz'e bez bebek atarlar.

 

—►Hızır ve İlyas'ın (—►Hızır) yanı sıra, Anadolu aktarımla­rında özellikle denizcilerin koruyucuları olarak bazı evliya­lara rastlanır. Ege bölgesindeki denizciler Abdüsselam adın­da bir Müslüman evliyaya ve Salomyodi adında bir Hristıyan azize saygı gösterirler. Salomyodi hem Hristiyan hem de Müslümanlar tarafından saygı görür. Her ikisi de fırtına çıktığında, denize yağ dökülerek ve gümüş para atılarak çağrılırlar.

 

Anadolu'nun birçok gölüne atfen, bu göllerde yılda bir kez su taşkınlarından inen ve dünyevi bir kısrakla evlenen mu­cizevi aygırların yaşadığı anlatılır. Göl aygırı, bir yıl sonra seçilen kısraktan doğan tayı alıp göle getirmek için geri gelir.

 

Birçok efsanede "denizatı" (veya "göl atı") denilen muhte­şem atın kökeni bu inanışa göre açıklanır. Bu tür mucizevi bir olayın yansıması, Dede —►Korkut Kitabında da görülür; burada Beyrek'in doğaüstü özelliklerle donatılmış atının ön adı "denizlerin tayı"dır (—»Hayvanlar). Aynı epik metinde bir "su"dan (bir nehirden?) "Aygır-Gözlü" (veya "Aygır- Gözler), "Aygır kaynağının nehri", olarak bahsedilir; burası Hazar Denizi civarındaki Araxes-Kura deltası olarak düşü­nülür; adını da muhtemelen "Deniz Aygırı" efsanesinden almıştır.

 

"Kahramanın çağırması üzerine su taşkınından inen muci­zevi at" motifine Türk halk masallarında rastlanır.

 

Arsiyan ve Hergivar Dağlarında (Artvin yöresi) "Boğaların Gölleri" diye adlandırılan göller vardır. Yerel inanışa göre, bu göllerde boğalar yaşar (başka bir yoruma göre de aygır­lar). Posof'taki (Kars'ın bir ilçesi) bir efsanede, boğasının bir "göl boğasına" karşı güreşte kaybetmesine sinirlenen bir sı­ğır yetiştiricisinin öküzünün boynuzlarını demir uçlarla kapladığı anlatılır; bir sonraki güreşte göl boğası ölümcül biçimde yaralanır ve suya geri çekilir. Sonraki gece kan ren­gini almış göl kıyısından taşarak kıyıyı çölleştirir.

 

Kırşehir yakınlarındaki Obruk Dağındaki "yer altı gölün­deki mağara" ile ilgili efsane de belirtilmelidir. Burada Cin­lerin yaşadığına inanılır; mağara girişlerinden birini bir ka­dın, diğerini de bir erkek gözetler. Diğer bir yoruma göre de, kadın bekçi bir boğayı ezecek kadar güçlü dev bir örüm­cektir. Kırşehirliler ağına yuva kuran küçük kuşları koru­duğu için örümceği hayır ile anarlar. Üçüncü bir efsanede mağaraya (—»Mağara) girişi engellemek için sürekli savru­lan keskin kılıçlardan bahsedilir. Bu büyük yer altı gölünün suyuna korkuyla yaklaşılır: içine asla taş atılmaz çünkü bu, gölün kabarıp ülkenin suyla kaplanması sonucunu doğura­caktır.

 

"Deniz Cinleri" kategorisinde, halk inanışlarında deniz ve göllerin taşkınlarında yaşayan Sirenler (Denizkızı) denilen mucizevi yaratıklar yer alır. Artvin'deki Kara Göl'de, çevre ıssızlaştığında gölden çıkıp saçlarını tarayan kızların yaşa­dığına inanılır. Aynı yöredeki diğer bazı göllere de "Kız Gölü" denir çünkü bir zamanlar içlerinde kızlar kurban edilirmiş.

 

Akdeniz kıyısına yakın yerleşim yerlerinde yerel aktarım­larda Denizkızı olarak adlandırılan Sirenlerle ilgili birçok anlatıma rastlanmıştır. Buna örnek olarak, fok balığı derisi soyulan ve güzelliği ile parlayan bir kıza dönüşen bu "Si­renlerden" (Denizkızı) biriyle evlenen Fethiyeli bir balıkçı­nın düğünü verilebilir; veya Muğla yöresinde Döğüşbelen'de bir çiftçinin bir denizkızının saç lülelerini keserek ya­kalamayı başardığı anlatılır. Bu öyküler gerçekten yaşanmış gibi anlatılır; "Sirenlerin" bir gün geldikleri yere dönecek­leri iddia edilir.

 

Deniz ve göllerle ilgili son bir grupta, bir kaza veya trajedi sonucu suların cinlerine dönüşen insanlardan bahsedilir. Bir efsanede böyle bir kaderi Kırımlı Arzı-Kız'ı yaşar; kız, yaşlı ve mevki sahibi biri ile evlidir ancak genç bir erkeğe âşık olur ve kollarında çocuğu ile birlikte kendini bir göle atar.

 

Anlatılana göre, yaz geceleri göl kıyısında kendini gösterir. Aynı kader, sıcak bir su kaynağında boğulan ve aynı yerde bir gölün oluştuğu yeni evlenmiş bir kadının da başına ge­lir. Genç kadının, gölün taşkınlarında yüzen bir ördek biçi­minde görüldüğü söylenir. Bu efsanenin Safranbolu'daki (Kastamonu) diğer bir yorumunda, birbirleriyle evleneme­yen iki sevgilinin, iki yaban ördeğine dönüştüğü ve gölün taşkınlarında görülebildiği anlatılır.

 

Hero ve Leander'in efsanesinin Anadolu halk aktarımmda zıt bir örneği vardır. Biri Çıldır diğeri de Hınıs'ta belirlenen efsanelerde, genç bir aşığın akşam karanlığında kıyının karşı tarafına sevgilisinin yaktığı bir ışık sayesinde yüzerek bir gölü (birinci efsanede Kars'taki Çıldır Gölü'nü, ikinci ef­sanede Dicle'nin kaynağının bulunduğu Elazığ'daki Gölcük Gölü'nü) karşıdan karşıya nasıl geçtiği anlatılır. Genç sev­gili, bir gece boğulur çünkü kadının eltileri (veya kayınvali­desi) ışığı söndürmüştür.

 

Ortaylı 1962; Nicolas 1974, 32; Deny 1935, "Revue des Etu- des iraniennes"de, No. 11 (1935); Rossi 1952, 113; Boratav 1931, 58-60; Boratav 1945, 54-56; Boratav 1973(2), 58, 62-64; Arseven 1961, TFA'da No. 146 (1961); Özder 1970, 18 ve sonrası; Ataman 1962, TFA'da No. 159 (11962); Önder 1952, 21, 36; Tcheraz 1912, 233; Kırzıoğlu 1952, 75 ve sonrası; Gökyay 1973, CDXXXII-CDXXXIV; TTV No. 81, 213 III, 214 II, 217, 239 IV; Kemal Tahir, Göl İnsanları; Gül 1977, TFA'da No. 330 (1977).

Denizkızı —»Deniz/Göl

 

--------------------------------------

KAYNAK: Pertev N.Boratav, a.g.e


__________________