Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » (c-1)Cadı, Cin

Yazar Mesaj   #909  2015-12-18 00:21 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1948
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

Cadı

Farsçadaki 'ğâdü' sözcüğünden türetilmiş olan sözcük, Türkçede vampirin batılı inanışlardaki bazı özelliklerini de alarak "hortlak" ve "hayalet" anlamında kullanılır, ölü, er­kek veya kadın olsun, canice bir yaşam sürdüğü veya kötü olarak yaratıldığı için cadıya dönüşür. Cadılar kötü icraatlar yapmak üzere mezarlarını terk ederler ve yaşayanların ara­şma katılırlar. Cadı ile eş anlamlı kullanılan bir sözcük de hortlaktır: hortlamak eylemi bir ölüden bahsedildiğinde "geri dönmek" anlamında kullanılır. Bu düşünce, İslam öncesi eski bir inanışın izi olmalıdır, ölülerin, yaşayanların dünya- sini ziyaret etmeleri bu olumsuz ve "kötü niyetli" anlamı dışında da kullanılır: ölülerin hatırlandığı yılın belli günleri, onların ruhlarına gönderilmek üzere düzenlen ortak yemek­ler bu anlamdadır.

Efsanevi anlatımlara göre, cadının berbat özelliklerinden bi­ri de, ölülerin etinden beslenmesidir. Cadının geceleri yeni defnedilen ölülerin cesetlerini mezarlarından çıkartıp özel­likle akciğer ve karaciğerlerini yediğine inanılır. Bazı yo­rumlarda ise, yaşayan cadıların olabileceği düşünülür. Cadı bu durumda iki yaşam sürdürür; gün boyu diğer insanlar gibi yaşar, geceleri de ölüleri yemek üzere mezarlıklarda dolaşır.

 

1835 yılına tarihlenen bir belgede ve Balkanlardan gelen göçmenlerin anılarına göre, Rumeli'de cadıları "kovabilen" yöntemlere sahip bazı uzmanlarının olduğu söylenir. Bu cadıcılar, cadılara mezarlarını terk etmemeye ve yaşayanları ra­hatsız etmemeye yemin ettirirler. Cadının insan eti yiyen hortlaklar olarak efsanevi öykülerde yer alması görünürde Anadolu'dan çok Rumeli geleneklerinde yer almaktadır.

 

Sihirli masallarda cadı genellikle kötülük yapan anlamında kulla­nılır ve bir süpürge veya testi üzerinde dolaşarak her türlü kötülüğü yapar. Ortaçağ kahramanlık romanlarında bu tür sözcükler kişinin daha çok ada ek bir ön ad olarak (genel­likle erkeklerde) kullanılırdı. Romanın kahramanı, doğaüstü güçlere sahip olan bu insani varlıklara karşı inanılmaz zor­luklar altında savaş açardı.

Saygı 1962, TE No. 150'de; Koçu 1952, İTA'd a No.154; Bo­ra tav 1967,268 ve sonrası; Bora tav 1973, 245.

Cadılar = Cadı

Can alıcı —» Azrail

Cehennem -Eskatoloji

Cennet —» Eskatoloji

*

Cin —Cinler

Cinler. Cin, Peri, Mekir, Kara-Kura, Şeytan, Gul Yabani, İfrit, Çarşamba-Cadısı (veya Çarşamba-Karısı) Türk aktarımında iyi veya kötü niyetli doğaüstü yaratıkların tanımlanmasında tercih edilen adlardır. Bazen aynı yaratık iyi ve kötü olma özelliğini birlikte taşır veya tarafsızdır, insanla olan ilişkisi de bir muziplik veya oyun yapmakla sınırlı kalır.

 

Bu dizilişte -»Al-Bastı, —>Albız, —»-Cadı, —»Dev, —»Canavar, —»Kara-Koncolos gibi yaratıkların adı geçmez; Türk cinciliğinde bunların özellikleri veya işlevleri kendileri ile ilgili maddelerde açıklanacaktır. Aynı biçimde, belirli işlevleri olmasına rağmen, özel adları olmayan bazı yaratıklar da bu maddede yer almayacaktır: su cinleri, dağ cinleri, orman cinleri, evcil veya yabani hayvanların koruyucu cinleri vb. (—Ağaç, —»Dağ, —»Geyik, —»Çoban, —»Deniz/Göl, -»Hay­vanlar vb.).

Bazen periyle karıştırılan cin, daha çok sihirli olayların ve inanışların temel alındığı efsane ve masallarda geçerken, peri daha çok masal türüne aittir. Mekir de cinin özellikle­rini taşır ve Mekir'e daha çok Kuzeydoğu Anadolu'da Kars ve Tokat yörelerinde özel anlam verildiği anlaşılmaktadır. Afyon bölgesine yerleşen Karaçaylıların anlattıkları yaşan­mış maceralarındaki şeytan, başka yörelerde cin ve perinin anlatıldığı öykülerdeki yaratığa benzer. Bu nedenle ilk ola­rak, en azından bu dört yaratığın da aynı yaratık olarak gö­rülebileceği saptanmalıdır. Mekir örneğinde olduğu gibi, adlandırılmalarındaki farklılık yerel değişikliklere, rol al­dıkları efsane ve olaylara veya sadece dayandıkları kelime haznesinden kaynaklanmaktadır; cin sözcüğünün Arapça- dan, peri sözcüğünün ise Farsçadan türemesi gibi.

Cinler Kuran'da da geçer. Mekir, muhtemelen Arapça kö­kenli olup, makr "hile" sözcüğünden türetilmiştir (karşılaştı­rınız: Farsçadaki al sözcüğü hem "hile" hem de "kırmızı" anlamındadır.—»Al-Bastı.). "Mekir" kavramı doğaüstü bir yaratık anlamında da oldukça yaygındı; bir taraftan Türkçe konuşulan bölgede Mikir sözcüğü altında Kazakların sihir formüllerinde, diğer taraftan Kuzey Afrika'da Berberilerin aktarımların da Makur sözcüğü olarak; bu son tanımlama, yerel Afrika Tanrısı Makurtam/Magurtam ile ilişkilendirilmiştir.

Gul-Yabani, gul "yabancı köken" ve Türkçedeki yaban "ya­bani" sözcüklerinden oluşan bir birleştirmedir, daha çok ti­tizlikle kullanılan geleneğe bağlıdır ve sözlü aktarımlarda ender olarak rastlanır. Bazen de, —»Cadı ile özdeşleştirilir. Aynı durum, yine sözlü gelenekte rastlanan —»İfrit için geçerlidir.

Bunlara karşın, Çarşamba-Karısı ve Çarşamba-Cadısı ve Kar-Kura halk aktarımlarına dayanan tanımlamalar gibi gö­rünmektedir. Birincisi, Çarşamba günleri öfkelenen bir ka­dını tanımlar, bu nedenle de adı Çarşamba-Karısı ve Çar- şamba-Cadısı'dır. İkincisi, kara sözcüğü ile onun ikilemesi olan kura sözcüğünden oluşur. Erzurum yöresindeki inanışa göre, o da —»Al-Bastı gibi loğusa kadınlara musallat olur. Konya'da da onun, geceleri insanları boğmak için saldıran kedi büyüklüğündeki bir keçiye benzediğine inanılır. Şafak vakti yakalanabilirse, ->Al-Bastı'da olduğu gibi hizmetçi olarak kullanılabilir. Adına metinlerde III.yüzyıldan buyana rastlanmaktadır. Kara-kura düş ifadesinde olduğu gibi, adı kötü düş görmekle de eşdeğer kullanılır.

"Ruhlarla" İlgili en gerçekçi maceralara dayanan anlatımlar, cinlerle ilgili olanlardır çünkü adları hastalıklarla bağlantı­lıdır: felce, eklem kısalmasına, inmeye ve deliliğe cinlerin neden olduğu düşünülür, aynı zamanda bu hastalıkların şifacıları anlamındaki cinci veya cindar sözcükleri de onlara dayanır. Huddamlı "uşakların efendisi" diye adlandırılan cin koyucuların da, cinleri çağırma, onlarla görüşme veya teh­dit yoluyla yaptıkları kötülükten alıkoyarak, kurbanları kurtarma gücüne sahiptirler. "Cinler"in kötülüklerinden korunmanın bir dizi yolu vardır: onları uzaklaştırmak için yalvarma-yakarma cümlelerini tekrarlamak, adlarını söyle­mekten kaçınmak ve duruma göre onlara güzel sözlerle hi­tap etmek, geceleri sık sık bulundukları ortamlardan özel­likle uzak durmak ve onları harekete geçirebilecek davra­nışlardan sakınmak gibi.

 

Cinler, periler ve mekirler toplu yaşarlar ve insanların top­lumsal düzenine benzer bir sistemle yönetilirler, onların da padişahları, prensleri ve prensesleri vardır. İnsanlarla sıkı ilişkilere girebilirler: şakalaşma ve muzipliklerden aşk ma­ceralarına uzanan, evliliklere ve bazen de uzunca süre bir­likte yaşamayı konu edinen birçok efsane vardır. Bu doğa­üstü iyi cinler genelde cömerttirler ve onlara iyi davranan ve kendilerince verilen sıkı kurallara uyanları hediyeler ve zenginliklerle ödüllendirirler. Bu şansı yakalayanlar ço­ğunlukla fakir, saf ve alçakgönüllülerdir.

Cinler ve mekirler insana çok farklı biçimlerde görünürler: hayvan olarak kedi, köpek, keçi, oğlak veya eşek; cansız varlık olarak minare, yer ve yükseklik değiştiren bir ağaç; beze sarılmış bir çocuk, tavuk ve civcivleri olarak vb. Periler ise —»kuş olarak ve daha çok beyaz güvercin biçiminde gö­rünürler.

 

Son bir grup da, ev veya ahır, yurt, otel, köy, değirmen veya viraneler (saraylar, kaleler) gibi benzeri yerlerdeki cinlerden oluşur. Bu mekânlar için, cinlerin ziyaret ettiği yerler anla­mında tekin değil ifadesi kullanılır. Buraları ziyaret edenler hayaletler değil, özellikle ev ziyaretlerinde adlandırıldığı gi­bi buraların ustalarındırlar. Türk geleneğinin bunlar için kullandığı terimler pir ve sahib'tir. Bazı destanlar da evin sahibi —»yılan olarak tasvir edilir. Bu nedenle, ara sıra ev­lerde rastlanan yılanın öldürülmesinden sakınılır. Zongul­dak bölgesindeki madenciler, "kömür madenlerinin efen­disi" olarak bir zenciyi gördükleri yönünde birçok anekdot anlatırlar.

Boratav 1966, 266 ve sonrası; Boratav 1973 (2), 91-96, El (2), cin maddesi; Gland 1964,105 ve sonrası; TTV 1952, cin, peri, hayalet, şeytan, derviş, Çarşamba-Cadıs maddeleri endeksi; Boratav 1973 (2), 81-90; Roux 1971,217-56; Roux 1982.                                                                       !

Çarşamba Cadısı —* Cinler

Çarşamba-Karısı —> Cinler

Çiçekler —► Bitkiler

 

---------------------------------------------------------

KAYNAK: Pertev N. BORATAV, a.g.e


__________________