Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » (b-4)Bitkiler

Yazar Mesaj   #907  2015-12-17 23:57 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1920
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

Bitkiler

 

Bitkilerin mitolojisine dayanan Anadolu efsaneleri ve inanışları üç gruba ayrılır.

  1. Bitkilerin kökenini veya dönüşümünü anlatan efsane ve inanışlar: Abu-Muslim'in romanında geçen bir efsaneye gö­re, Hz. Muhammed gökyüzüne çıktığı sırada Kerbela Ovası'na iki damla yaş bırakır. Birinden bir çiçek, diğerinden de bir —»ağaç yetişir. Çiçek bir koç tarafından yenir ve onun eti de Abu-Muslim'e yiyecek, ağacın odunu da Abu-Muslim'in baltasına sap olur. Bir kozmolojik ( »kozmogoni) efsane, dünyanın yaradılışının başlangıcında buğday tanesinin do­ğaüstü büyüklükte olduğunu söyler. Diğer bir inanışa göre de, bitki sapı üzerinde başlangıçla 100 başak yetişirdi; Tanrı'ya karşı gelerek bu bitki sapından bir demet oluşturup bebeğinin altını temizleyen bir kadının yüzünden her bir sapa sadece tek bir başak kalır. İzmir yakınlarındaki Ke­malpaşa'da "Utancın Çiçeği" diye adlandırılan çiçeğin kıp­kırmızı bölümünün dünyada artan ahlaksızlıklar nedeniyle solduğu söylenir. Ankara civarındaki bir halk aktarımına göre tütün, Şeytan'ın dışkısından oluşmuştur; kahve çekir­dekleri de, kocasının ölümüne alışamadığı için ölen kadının mezarına kıskanç komşularının attığı taşlardan oluşmuştur;

2-mucize —»Hızır'ın bu taşların üzerine oturmasıyla gerçekle­şir; bunun üzerine orada kahve bitkisi olan çalı yetişir. Bazı ağaçların meyve vermemesi gerçekliği, onlara Tanrı'nın verdiği ceza olarak görülür; çünkü bu ağaçlar, bir Peygam­berin, dalları arasında saklandığı ağacı kesen bir baltaya sap olmuşlardı veya Hz. İbrahim'in kütük yığınına odun ol­muşlardı. Yine bazı ağaçların kışın yapraklarını dökmeleri de bir ceza olarak görülür; çünkü üşüyen —»kuşlara barınma sağlamayı ret ederler, buna karşın, kuşlara kışın sığınma sağlayan ağaçlara ise, tüm yıl boyunca yapraklarını koruma hakkı verilir.

 

  1. Bazı bitkilerin şifa verici ve sihirli özelliklere sahip oluşu, adam otunda da olduğu gibi, diğer halkların aktarımlarıyla örtüşen efsanelere dayanır. Türkiye Türkleri bu bitkiye ada­m otu, "bitki adamı" veya "adam bitkisi" der, çünkü kö­künde bir insanın biçimini görürler; bitkinin insan uzvuna benzeyen bölümüyle, o uzvun iyileşmesine yarayan ilaç el­de edilebileceğine inanılır. Adam otunun çıkarılması için ba­zı önlemler almak gerekir: köklerinin bir kısmını çektikten sonra, bulunulan yerden oldukça uzaklaşılır ve bitki, kuy­ruğuna bağlanılan bir köpek tarafından söktürülür; çünkü adam otunun söküldüğü esnada duyulduğunda insanı felç eden bir insan sesi çıkardığına inanılır. Bergamalı bir bildi­rici, köpeğin bu işi sonlandırdığında öldüğünü veya cinsi­yet değişikliğine uğradığını belirtir.

Arpanın şifa gücü, —»Lokman'ın konu edildiği destanların bi­rinde açıklığa kavuşur. Buğday tanesinin veya mercimeğin bereketi artıran gücü, Hacı Bektaş'ın bir efsanesinde açıkla­nır; Hacı Bektaş, bu tarla bitkilerine üfleyerek onlara gebe kalamayan kadınlara yardım etme gücü kazandırır; çocuğu olmayan kadınlar buğday tanesi yediklerinde oğlan, merci­mek tanesi yediklerinde ise kız çocuğu dünyaya getirirler.

 

  1. Son gruptaki efsane ve inanışlar, belirli ağaç veya bitkile­rin kültüne dayanmaktadır: kavak ağacının saygınlığı, düşmanları tarafından takip edilen bir Peygambere (bir yo­ruma göre —►Hz. Ali'ye) dallarında sığınma sağladığı için­dir. Diğer bazı ağaçlar, bazen çalılık ve fundalıklar da, bir evliyanm mezarına dikildikleri için bir kültün konusudur­lar. Taşra halkı, yeşili yok etmeyi bir günah olarak görür. Bergama civarında bir evliya için anlatılan bir efsanede bu sofu düşünce kendini gösterir: adı "Yalnayak Dede"dir; ba­basının azarına rağmen, tarlada biten yaban otunu kopar­mak istemez, çünkü ot ona iniltilerle, yaşamak için yalvarır. Köroğlu destanının anlatıcıları, bu kahramanın doğaüstü gücünü ve yenilmezliğini, Tanrı'nın topraktan yarattığı her şeye saygı göstermesiyle edindiğini söylerler; büyük tehli­kelere neden olsa da, savaşçılarının ekilmiş tarlalara ayak basmasına asla izin vermez.

—♦Cinler; Lokman.

Boratav 1973(1), 65-68; Lyüboğlu 1961, 79 ve sonrası; Bayatlı 1960, 18; Melikoff 1962, 100; Bayatlı 1941, 38; Koşay 1935, 174-76; Nicolaides 1889, 243; Meibohm 1956, 115; Ahundov 1978,453 ve sonrası.

 

-----------------------------------------------------------------

KAYNAK: Pertev N. Boratav, a.g.e


__________________