Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » (a-2)Ateş,Ayı

Yazar Mesaj   #902  2015-12-17 23:11 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1920
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

Ateş.

 

Bir taraftan Orta Asya şaman geleneklerine, diğer taraftan da Anadolu tarihi ile Türkler öncesindeki döneme dayanan Anadolu'daki Ateş-kültünün izleri, bugünkü toplumun be­lirli ritüellerinde ve geleneklerinde bugün de görülmekte­dir. Ateşe arındıncı bir güç atfedilir; bu duruma Betlem Bayramı (Betnem, Gavurküfrü, Hasır küfrü de denir) nede­niyle gözlemlenen bir gelenekte rastlanır. Bu gelenek, son zamanlara kadar Hristiyan Paskalya Bayramında daha çok çocuklar, genç kızlar ve kadınlar tarafından uygulanırdı. Katılımcılar ardıç ağacı dallarıyla -veya eski minderlerle- tutuşturulan büyük bir ateşin üzerinden atlardı: bu eylem, tüm yıl boyunca hastalıklardan korunmayı sağlardı. Balıke­sir ve Bergama yörelerinde salgın hastalıklardan korumak amacıyla evcil hayvanlar sahiplerinin eşliğinde bir ateşin yanından geçirilirdi: bu ateş, iki çıplak erkek tarafından iki odun parçasının birbirine sürtülmesiyle yakılmak zorun­daydı ve aynı ateşle de bu arada sönen ocak ateşi tekrar tu- tuşturulurdu. Toroslar bölgesinde de buna benzer bir ritüel bir atın satın alınmasında veya bir ahırın yapımında uygu­lanırdı; hayvanlar iki yanında da ateş yakılan ahır kapısın­dan içeri sürülürdü. Ateşin üzerine tükürmek veya işemek gibi yasak davranış ve saygısızlıklar, ateşin kutsallığına işa­ret eden inanışlar olarak ayrıca belirtilmelidir.

 

Ateş kültü, ocak ateşi ile ilgili ritüel ve geleneklere dayanır, "ocak" sözcüğü de "aleş"ten türetilmiştir. Ocak, ev veya ça­dırın en saygıdeğer yeri olarak görülür. Ocak sözcüğü aynı zamanda soyun devamı anlamını da içerir, "ocağı-sön" sö­zünde olduğu gibi; bu sözle bir ailenin soyunun tükendi­ğine mahkûm edildiği ifade edilir.

Şifacılıkla donatılmış kişi de aynı biçimde 'ocak' olarak ad­landırılır; belirli bir hastalık için uzmanlaşmış kişiden 'ocak' diye bahsedilir. Şifa gücü ister miras yoluyla ister ustadan çırağına geçsin, ama mutlaka el verme yoluyla aktarılır. Ateş, diğer taraftan da şifa ritüellerinin ve falcılığın, tütsü­nün ve kurşun dökmenin önemli bir öğesidir.

 

Anadolu Yörükleri yaylaklarında ilk ateşin tutuşturulma- sında belli ritüellere önem verirler. Her ailenin ocak yeri aynı yerde kalmalı ve meydana varışta ilk ateşi yakan da, evin yeni evlenen gelinidir; bu onun için bir anlamda bir sı­navdır.

Müslüman Türklerin mistik geleneklerinde Rufai tarikatının müridleri ayırt edici işaret olarak ateşe karşı dirence sahip­tirler; ritüellerinin büyük bir bölümü ateşin maharetle kul­lanılmasından veya ateşte kızdırılmış demirden oluşur.

Roux 1970, 178 ve sonrası; Hora tav 1973 (2), 79 ve sonrası; Roux ve Boratav 1968, II 325 ve sonrası; (iülpınarlı 1969, 194-96; Kum 1937 "Ün" (İsparta) 1937, (»II; bayatlı 1941, 44; Ahundov 1978,548; Roux 1982.

Ay —> Ay-Ata; Eskatoloji; Kozmogoni

 

Ay-Ata

"Ay Baba". Bir destana göre, ilk Türk hükümdarlığını kuran hanedanın soyunun dayandığı ilk insan, kendisini "Ay Baba" olarak adlandırdı. Bu destan, anne tarafından Kıpti olan Mısırlı tarihçi Abu Bakr Ibn-'Abdallah ad-Dawa- dari'nin dünya tarihi Kanz ad-durar. wa-gami’ al-gurar adlı eserinde yer alır (1309-1336 yılları arasında yazılmıştır); ad-Dawadari, bu destanın daha eski bir Türk yapıtının çevirisi­nin olduğunu 10. yüzyıla dayanan bir Arap el yazmasında okuduğunu belirtir.

Destanda yaratılış üzerine Incil'in anlatımlarına ve İslami geleneğe işaret eden izlere rastlanır: Atam (ilk insana veri­len ad olan Ay-Atam) Âdem'in halk etimolojisi olabilir; Genesis'te (yaradılış) olduğu gibi, Türkçe anlatımda da balçık ilk insanın hammaddesidir; ilk kadın Ay-Wa tamamen İs­lami gelenekteki Havva'yı (Eva) çağnştınr. Aynı Türk des­tanına göre, kadın da balçıktan "yaratılmıştır". Türk desta­nının diğer özgün bir özelliğine göre, Karatay-Dağlarındaki bir mağara ilk erkek ve ilk kadına anne kucağı olarak hiz­met vermiştir. Efsane şöyledir: Çin sınırındaki Kara-Dağ mağarası bir zamanlar yağmur sularının taşmasıyla insan vücudunu andıran bir çukuru doldurur. Güneş ısısı etki­siyle 9 ay sonra çukurdaki çamur canlanır: Böylece 40 yıl yalnız başına yaşayan ilk erkek Ay-Atam yaratılır; daha sonra diğer bir su baskını, çukuru yine çamurla doldurur ve ilk kadın da aynı biçimde "yaratılır". Kadının yaratılışı "ek­sik" kalır çünkü güneş ısısı birinci seferde olduğu kadar güçlü değildir. Ay-Atam ve Ay-Wa'nm beraberliklerinden 40 çocuk dünyaya gelir. Ay-Atam 120 yaşında, ondan 40 yıl sonra da Ay-wa ölür. En yaşlı oğulları onların cesetlerini anne-çukuruna gömerek tekrar canlandırmaya çalışır.

 

Bu ilk ebeveyn öncesi çukur daha somaki zamanlarda ilk hükümdarları Ay-Ata'nın soyundan gelen Türklerin kült yeri olmuştur.

 

Ay-Ata destamnda yağmur tarafından bereketlenen Ana- Toprak düşüncesi bir halk şiirinde dile getirilir: Safran (bazı bahar ritüellerinde kullanılan çiçektir) dillendirilir: "Benim annem toprak, babam da yağmurdur."

Eski Türklerde de olduğu gibi, Türkiye'deki Türklerin gele­neğinde Ay'ın erkek olduğu kabul edilir. Ay, halk dilinde, özellikle de çocuk betimlemelerinde "Dede" belgesi ile ta­nımlanır: "Ay Dede".

 

Abu-Bakr Ibn-'Abdallah ad-Dawadari VII, 1972, 164-83; Bora tav 1954, 198 ve sonrası; Haarmann 1971, 12-18; Göl- pınarlı ve Boratav 1943,130; Boratav 1973,17-23.

Ayı 

Müslüman olmayan Türklerde ayı, belli bir kültün av fitü- ellerinde veya doğaüstü güçlere dayanan anlatımlarda konu edilen bir —»hayvandır. Hatta bazı topluluklar ayıyı destansı bir ataya veya insani bir kökene dayandırırlar.

Anadolu Türklerinin geleneğinde buna benzer eski ayı kül­tünün izleri keşfedilebilir. Birçok efsane ve "gerçek" macera öyküsünde bu hayvana eski mitolojik Orta Asya veya özgün Anadolu kökenli olabilecek özellikler verildiği gö­rülür.

 

Anadolu'da çok yaygın olarak insan ve ayı arasında cinsel bir ilişkinin olduğu olasılığını içeren çok sayıda efsanevi anlatım oluşmuştur. Bunların arasında en yaygın olanı, bir ayı tarafından kaçırılıp kartst yapılan bir kızla beraberlikle­rinden doğan çocuklarla ilgilidir, erkek kardeşleri (veya ak­rabaları) kaçırılan kadıtıt kurtarıp evine geri getirirler, ayıyı ve çocukları da öldürürler. Genç kadın, eski evli yaşamının yasını tutar ve ayı eşinin ve çocuklarının üzüntüsünü çeker.

—►Hayvanlar.

Lot-Falck 1953,103-05; Boratav 1955 (2), I K' No. 152,1-46.


__________________