Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » Türk Mitolojisinde Hayvanlar(4)

Yazar Mesaj   #897  2015-12-17 22:42 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1948
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

--------------->>>DEVAMLA...

 

Köpek

Köpek Türklerde genellikle kurdun karşısında koyunun konumuna benzer bir işlev üstlenmiştir. Nitekim ayinler sırasında güçlü şamanlar kurt, kartal gibi hayvanların biçimine girerken, zayıf şamanlar köpek şekline giriyordu ve köpek genellikle ye­raltına inerken kullanılıyordu. Bu olumsuz anlamına uygun olarak bazı Türk toplu­luklarında cenaze töreninde kurban edilen bu hayvan, Türk Kozmolojisinde ölüme işaret eden timsallerdendi.

Nadiren olmakla birlikte proto-Bulgarlar gibi bazı eski Türk toplulukları köpe­ğe tapıyor ve ona kurban kesiyorlardı. Karakırgızlar ya da Çin’in kuzeyindeki eski Türk kavimleri gibi bazıları da köpekten türediklerine inanıyorlardı. Ancak köpe­ğin tann, ata ya da türeme simgesi olması daha çok Moğol, Tibet ve Çin kültürüyle ilgilidir.

Çoğu kere olumsuz anlamlarına rağmen çeşitli Türk topluluklarında önemli sa­yılan bazı efsanevi köpekler de yok değildir; örneğin Kırgızlarda Kumayık, Başkurt- larda Barak, lslamiyetten sonra da Müslüman Türklerde ve diğer Müslüman toplu­luklarda Kıtmîr (Kehf Suresi, 9-26) önemli köpeklerdir .

Öte yandan eski dünyanın birçok milletinin mitolojisinde yer alan köpek başlı insanların varlığından kuzey ve doğu Türklerinde söz edilir. Efsanelere göre it baş­lı sığır ayaklı bu millet Ögel’e göre daha sonra It-Barak adıyla karşımıza çıkacaktır.

Köpek, Budizmde tenasüh inancına göre günahkâr insanlann üçüncü kez doğduk­larında büründükleri hayvan suretlerinden birisidir. O aynı zamanda Buda'nın, su­retine büründüğü hayvanlardandı. Hint mitolojisindeyse ölüler diyannın muhafız hayvanı ve talihsizlik simgesidir.

lslamiyetten sonra köpeğin ava verilen önem ve avın soylular arasında itibar gö­ren bir spor olması nedeniyle önemi daha da arttı. Ancak avcı hayvan olarak çeşitli cins köpeklerin önem kazanmasıyla birlikte onunla ilgili olumsuz anlamlar da de­vam etmiştir. Av köpeği dostluk ve sadakatin timsalidir, o ayrıca sabrın ve tevek­külün de bir amblemi olmuştur.

Maymun

Maymunlar Türk sanatında yaygın olarak karşımıza çıkmazlar. Bu hayvan özellikle Hint mitolojisinde görülür. Türkler özellikle Budist olduklan dönemde onunla ilgi­li çeşitli tasavvurlardan etkilenmişlerdir. Maymunlar Hindistan'da inekler gibi bu­gün de saygı gören hayvanlardandır.

Hint mitolojisinde özellikle Jatakalann temeli sayılan Panchatantra hikâyelerinde yer alırlar. En önemli Hint eserlerinden sayılan Ramayana Destanında Rama, may­munlar hükümdan Hanuman’ın yardımı sayesinde kaçırılan karısı Sita’yı geri ala­bilmiştir. Bu nedenle Hanuman aynı zamanda bir ilahtır. W. Ruben’e göre, maymun eski bir çiftçilik ilahı olmalıdır.

Budist mitolojide maymun Budanın Buda olmadan önce büründüğü kişiliklerden biridir. Belirtildiğine göre maymun kral olarak doğan Buda, halkıyla beraber bir ağacın üzerinde yaşamaktadır. Avlanırken bu ağacın dibine gelen kral Brahmadatta, ağacı sallamaya başlar. Halkını kurtarmak isteyen Buda çok uzaklara sıçrar ve bir bambu ağacıyla geri dönerek onlan kurtarır. Ancak bu iş sırasında çok yorgun dü­şer ve ölür. Brahmadatta bu durumu görünce yaptıklarından pişmanlık duyar ve Bu- da’ya iman eder.[1] Maymunlar beyi konulu hikâyede öldükten sonra insanlara yar­dım etmek için maymun olarak doğmak isteyen bir beyin hikâyesi anlatılır. Ancak nefsten feragat etmek için gösterdiği fedakârlıklar karşısında tanrılar mükafat ola­rak onu öldürür ve ıstıraptan başka bir şey vermeyen hayattan kurtarırlar.[2]

Ote yandan lslamiyetten önce ve sonra maymun oniki hayvanlı Türk takviminin yıl simgelerinden biri olmuştur.

lslamiyetten sonra maymunun çoğu anlamları ortadan kalkmıştır. Eski mitolo­jik izlere nadiren rastlanır; ömegin aslan ya da kaplan oyunu gibi Doğu Türkistan bölgesindeki Uygurlarda, bugün de söz konusu olan ve çok eskiden beri oynanan maymun oyununun varlığı buna işaret etmektedir.

 

lslami tasavvurlarda maymun olumsuz nitelikleriyle ön plana çıkar. Tuhfetü’l- Müneccimin ve Marijetnâme gibi eserlerde maymun yılında savaş, fitne, hastalık ve yankesiciliğin çok olduğuna dair verilen açıklamalar bu duruma işaret eder.[3] May­mun hilekâr, kurnaz ve edepsiz insanların alegorisi olarak kullanılmıştır.

Tavşan

Türk kültüründe ya da mitolojisinde fazla yer tutmayan hayvanlardan biridir. Er­ken devirlerde bu renginden ötürü beyaz tavşanın göge ait, siyah tavşanınsa yer un­suruna ait sayılmıştır.

Şamanist Türk topluluklannda diğer birçok hayvan gibi Altaylılar ve Yakutlann duvarlara ya da sırıklara tavşan derilerini asmalarından da anlaşıldığı gibi tavşan bir tözdür. Şamanın yardımcı ruhlanndan biridir. Bu nedenle şaman davulunun yü­zeyi bazen tavşan derisiyle kaplanmıştır.

Tavşan ayrıca oniki hayvanlı takvimdeki yıl simgelerinden biridir. Göktürk devrinde av hayvanı olduğu için uğurlu sayılmış ve bolluk timsali sayılmıştır.

Budist mitolojide tavşan Buda ya da Budist ilahlarla ilgiliydi. Bir Budist hikâye­de tavşan şeklindeki Buda, maymun, kunduz ve vaşakla beraber yaşamaktadır. Buda ile beraber yaşayan hayvanlar tavşan-Buda’nın kendilerine Budist ahlakla ilgili bilgi­ler vermesinden dolayı, eve yiyecek getirme görevini üstlenmişlerdir. Buda bir gün bu fedakârlıklarından dolayı, arkadaşlarına yemek olarak kendi vücudunu sunmayı düşünür. Budanın bu karan üzerine, lndra onu denemek için, aç bir Brahman ola­rak yeryüzüne iner. Öteki üç hayvan hemen yiyecek getirip Brahman’a verirler. Tavşan-Buda ise kendi etini ateşte kızartarak misafirine ikram eder. Bu durumdan hoşlanan lndra, Buda’nın kalan kemiklerini gökyüzüne götürür.[4] Budist freskolarda muhtemelen bu konuya işaret eden tasvirler vardır.

Islamiyetten sonraki Türk tasavvurlannda tavşanın daha ziyade bolluk, kurnaz­lık ve iyi şansın simgesi olarak anlatıldığını görüyoruz. O bazen korkaklık-ürkek- lik simgesi de olmuştur. Ancak ortaçağ Türk-lslam dünyasında (hatta günümüzde de) bu hayvanın özellikle Alevi Türkler tarafından uğursuz bir hayvan olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle tavşan günümüzde minyatürlerde olumsuz an­lamda da tasvir edilmiştir.

Tilki

Altaylılar ve Yakutlarda tözler arasın­da tilkinin de yer alması onun eski çağlarda ata simgesi olduğuna işaret etmektedir.

Tilki Çin’de iyi şansı, uzun ömürü ve kurnazlığı simgeliyordu.

Türklerde de hilekâr ve kurnaz bir hayvan olarak tanınıyordu.

Tilki’nin bazen kahramanların ko­ruyucu ruhlanndan sayıldığı da anla­şılmaktadır; bu koruyucu ruh öldü­ğünde kahramanın da öldüğüne ina­nılmıştır.

Şaman başlığında boncuklar, ipler ya da kuş tüylerinin yanı sıra tilki postunun da yer alması, onun şamanist törenlerde yer alan hayvanlardan biri olduğunu gös­termektedir.

Çeşitli hikâyeler ya da efsanelerde anlatılan, avcıları yeraltına (ölüme) çekmek isteyen kötü ruhlar arasında kara tilki de sayılmıştır. Onu takip eden avcı yeraltına giden kayadaki kapıdan içeri girmek ister, ancak çoğu kere tecrübeli bir avcı tara­fından uyarılarak kurtarılır.

Islamiyette tilki daha ziyade yalancılığın, hilekârlığın, korkaklığın ve kurnazlı­ğın simgesi olmuştur. Mahzen-i Esrar, Mesnevi, Kehle ve Dimne gibi çeşitli eserlerde alegori olarak kullanımları söz konusudur (Resim 40). Kaşgarlı Mahmud'un büyük eserinde, kinaye olarak kız çocuklanna tilki (tilkû) denildiği belirtilmektedir:

Bir kadın doğurduğu zaman ebeden “Tilkü mü logdı azu bön mü?" diye sorarlar; “tilki mi doğdu yoksa kurt mu?" demektir. Bununla “kız mı doğdu yoksa oğlan mı?” demek is­terler. Kıza aldattığı ve yaltaklandığı için tilki denir, erkeğe yiğitliği dolayısıyla kurt der­ler.[5]

Yılan

Yılan Türk Şamanizminde yeraltı ilahı Erlik’le ilgili bir simgedir. Onun genellikle kara yılan olarak anılmasının sebeplerinden biri yine Erlik’le ilglidir; çünkü Türk mitolojisinde ak ya da gök renk Gök Tanrıyı, kara renkse yeri ve yeraltı tanrısı Erlik i temsil eder. Erlik bazı şaman dualarında kara yılandan bir kamçıya sahip olarak tanıtılmaktadır.2'1

Öte yandan bazı şamanlar yılan biçimine girerler. Tören esnasında onun hare­ketlerini taklit ederler. Bu nedenle şaman elbiselerinde yılana işaret eden nesneler de yer alır. Altay şaman elbiselerinde bazen yılanın başı ve çatallı kuyruğu belirgin bir şekilde gösterilmiştir. Yuıpa adı verilen bu çatal kuyruklu, dört ayaklı yılan yeraltı canavarını temsil eder. Şamanın külahının ön kısmında da birkaç sıra yılan başı yer alır. Ayrıca şaman davulunun derisi içinde diğer tasvirlerle birlikte yeraltı denizinde yaşadığı varsayılan bir yılan resmi bulunmaktadır.[6] [7]

Şamanist Türk topluluklarında ak şaman yanında çok korkulan kara şamanlar da vardı. Yakut inanışında ilk kam bir kara şamandı. Sıradan olmayan bir güce sahip bu şaman, kibri nedeniyle Yakutların en büyük tanrısını tanımayı reddeder. Vücudu bir yığın yılandan meydana gelmiş olan bu şamanı tanrı ateşe atar. Ateşin alevlerin­den bir karakurbaga ortaya çıkar. Bu yaratıkıansa cinler meydana gelir.[8]

Türk kozmolojisinde yer unsurunun ve kuzeyin simgesi olan kara yılan aynı za­manda yedişer yıldız malzemesinden oluşan, dört yıldız grubundan birini oluştu­rur.

Oniki hayvanlı Türk takviminin yıl simgelerinden biri olan yılan Radloffun tes­pit ettiği Altay yaradılış efsanesinde yer alır. Burada yılan, Erlik'in sözüne aldanan bir hayvandır; çünkü yılan ve köpek, yenilmesi yasaklanan dört daldaki meyveleri korumakla görevliydi. Erlik ilk insanlar olan Törüngey ve Eje'yi yasak meyveyi yemeleri için kandırmaya çalışırken, yılan ağaca çıkarak elmayı ısırır. Bu arada Er­lik'in sözlerine kanan ve yılanın yaptığını gören Eje de elmayı ısırır ve ısırmak is­temediği halde Törüngey’in ağzına sürer. O anda her ikisinin de tüyleri dökülür. Yaratıcı Ülgen bu işin sorumlusunun kim olduğunu sorduğu zaman yılan, köpek, Törüngey ve Eje suçu birbirine atarlar. Bu nedenle hepsini cezalandıran Ülgen yıla­na: “Şimdi sen Körmös (Şeytan) oldun. Kişiler sana düşman olsun, vursun, öldür­sün," der. Sonunda Törüngey ve Eje dünyada, Şeytan da yeraltında yaşamaya mah­kûm edilir.[9]

 

Yılanın Türklerde daha çok olumsuz bir niteliği olmasına karşın eski Mısır ve Hint mitolojilerinde kutsal ve ilahi niteliklere sahip bir hayvandı. Aynı husus Yu­nan, Roma, Hıristiyan topluluklar için geçerliyse de o yeraltı dünyasıyla ilişkilen- dirildiginde kötülüğe işaret eder. Tıırkler zaman zaman bu anlayıştan da etkilenmiş­tir.

Eski Hint mitolojisindeki yılanla ilgili bazı temalar Budist mitolojiye de aktarıl­mıştır. Nitekim Buda'nın yılan-kral Mucilinde'nin sarayını ziyaretini anlatan efsane­vi öyküde ve Budist tasvirlerin bazı sahnelerinde Buda, bir fırtınadan korunmak amarıyla başı üzerinde bir siper oluşturan dokuz başlı yılanın kıvrımları üzerinde oturuyorken tasvir edilmiştir. Öte yandan yılan, Buda’nın yeniden doğduğu hayvan suretlerinden biridir.

Kutsal yılanlar olan Nagalann kral ve kraliçeleriyle ilgili tasavvurlar Uygurlar- da, dünyanın merkezindeki Altın Dag’da oturan ve Çintâmanî’ye sahip Ejder Hanlan ile ilgili olarak yer alıyordu.28 Bu kutsal yılan tasavvuru Irk Bitig'de “ahun başlı yı­lan" olarak geçmekledir.tbn Fadlan’ın seyahatnamesinde X. yüzyılda Başgırtlar arasında hala yılanlara tapanlardan söz edilmesi bu eski tasavvurlarla ilgili olmalı­dır.

Eski Hint tasavvurlarında kaplumbağayla birlikte dünyayı denizin üzerinde tu­tan bir yılandan bahsedildiği gibi, Bîrûnî’ye göre de Hinduizmde yerin en aşağı ta­bakasının altında bin başlı bir yılan bulunduğu kabul ediliyordu.

Görüldüğü gibi Türkler ve çevrelerindeki toplumların mitolojilerinde yılan önemli yer tutmaktadır. Yılanın bu muhtelif yönleri lslamiyetten sonraki Türk (ve İslam) tasavvurlarına da yansımıştır; örneğin Erlik'le ilgili olarak söylediğimiz gi­bi tarikat mensuplannda aslana binip yılanı kamçı olarak kullanma tasavvurunun görüldüğü Malik Aksel tarafından ifade edilmiştir.30

Eski İran mitoloisinin etkilerini de içeren Şehname'de yılan bir ejderha gibi al­gılanıp anlatılmıştır. Öte yandan Budist bir destanla ilişkisi olduğu anlaşılan Dah- hak ilgili hikayede de Şeytan’la işbirliği yapan Dahhak’ın omuzlarından insan bey­niyle beslenen iki tane kara yılan çıkar. Şeytan’ın bu temsilcisini ileride ancak Feri­dun öküz başlı gürzüyle öldürebilecektir. [10] [11] [12] [13]

-----------------------------------------------------------------------------------------------------

KAYNAK:

Yaşar Çoruhlu

Türk Mitolojisinin Anahatları

Kabalcı Yayınevi, 2000

 

 

 

9 W. Ruben, Buddhizm Tarihi, çev. A. itil, s. 15.

[2] W. K. Müllerve A. Gabain, Uygurca Üç Hikâye - Uıgunca IV B. C, D., çev. S. Himran, s. 11-17.

[3]   O. Turan, Oniki Hayvanlı Türk Takvimi, s. 94.

[4]         W. Ruben, Buddhizm Tarihi, s. 16; metin için W. K. Müller ve A Von Gabain, Uygurca Ü( Hikâye, s. 64-87.

[5] Kaşgarlı Mahmud, Divarıü Lügat-it-Tûrk, c. I, s. 429.

[6]   A. İnan, Tarihle ve Bugün Şamanizm, s. 40.

[7]   M. Eliade, Shamanism, s. 149,152; S. Buluç, a.g.m., s. 315, 317; A. V, Anohin, a.g.m., s. 442.

20 M. Eliade, Shamanism, s. 68.

[9] A. inan. Tarihte ve Bugün Şamanizm, s. 15-16,

E. Esin, Türk Kozmolojisi, s. 38.

[11] H. N. Orkun, Eski Türk Yazıttan, s. 267.

M. Aksel, “Halk inanışlan ve Halk Sanatı: Aslana Binme, Duvan Yürilıme Kerameti," TFA, sayı

182, s. 3520.


__________________