Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » Türk Mitolojisinde Hayvanlar(1)

Yazar Mesaj   #894  2015-12-17 21:28 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:
  1. TÜRK MİTOLOJİSİNDE HAYVANLAR

Anka, Simurg, Phoenix, Garuda, Grifon

 

Bu fantastik hayvanların farklı kültürlerde yer almakla birlikte özde birbirinden tü­remiş oldukları söylenebilir. Phoenix esas itibariyle Mısır mitolojisinde, Simurg ise İran mitolojisinde görülür. Bunun Arap-lslam kültüründeki yansıması Anka ya da Zûmrüdüanka'dır. Garuda Hint mitolojisinde yer alır. Buna karşılık nitelikleri bu yaratıklara benzeyen karakuş (ki kartal olabileceği ihtimali üzerinde durulur) Türk kültürü ve mitolojisine aittir. Bütün mitolojilerde yer alan Grifon ve gerçek hayvanlar olan akbaba ve başka bazı hayvanlar bile zaman zaman bu gruba girer.

Grifonlar gögü, tan agarışını, ilim, irfan, kuvvet gibi kavranılan ifade eder. Türk sanatında özellikle kartal başlı grifonlar yaygın olarak görülür. MÖ II. binyıl- da Shang devrine ait koyun kürek kemiklerinde yırtıcı kuşların Gök Tann’nın simgesi olduğu ifade edilir.

Hint mitolojisinde önemli yeri olan Garuda, Türk mitolojisinde de yer almıştır. Garuda bir kartalın gagası, pençeleri ve başına sahiptir. Gövdesi, kol ve bacaklan insan görünümündedir. Annesi Vinata babasıysa Kasyapa'dır. Hayat Ağacının dalları üzerindeki bir yuvada bulunan yumurtadan çıkmıştır (bu, şamanlann benzer şekilde doğumuyla karşılaştırılabilir). Garudayla ilgili olarak anlatılan birçok efsane var­dır. Bu efsanelerde Gamda kâh kutsal yı­lanlar olan nagalarla mücadele eder kâh tannlara karşı gelerek onlarla savaşır. Tan­rılarla giriştiği bir mücadelede başarılı ola­mayınca tann Vişnu’nun binek hayvanı olur.

Bu açıdan ve doğuş şekli nedeniyle ayrı­ca onu Türk mitolojisindeki Er-Töştük Destanında yer alan karakuşa benzetebili­riz. Destan metnine göre Hayat Ağacında yuvası bulunan karakuş avlanmaya gittiği zaman, her sene bir ejderha musallat olup, yavrularını yemektedir. Bu kez de aynı şey olacakken Er-Töştük ejderhayı öldürür ve yavrulan kurtarır. Bu iyiliği üzerine ka­rakuş onu yeryüzüne indinnek üzere sırtına bindirir. Yolda kahramanın hayvana verdiği yiyecek bitince kendi elini kesip verir. Yere indikleri zaman karakuş bu fe­dakârlığı görür ve onun yaralarının iyileşmesini sağlar.

İran mitolojisinde Gaokerena Ağacının tepesindeki Saena kuşu sonradan Sen- murw ve Simurg olarak anılmıştır. Bu kuşun bazı özellikleri açısından diğerleriyle benzerliği vardır. İran etkisiyle Türk mitolojisinde de yer almıştır. Islamiyetten sonra özellikle tasavvufla ilgili mitsel özelliklerin sezildiği hikâyelerde karşımıza çıkar.

Öte yandan devlet kuşu olarak kabul edilen Hüma’nın Yakutlarda Umay ya da İmi adıyla talih kuşunun ismi olarak geçtiği anlatılır. Bu kuşun Anka ya da Zümrü- düanka ile ilişkisi vardır; çünkü onun için söylenen birçok şey Anka kuşu için de geçerlidir. Sirenler (kuş başlı kadın gövdeli koruyucu varlıklar), Harpiler de (kadın göğsü ve başına, akbaba pençelerine sahip ölümle ilgili varlıklar) bu grup içinde ele alınabilirler. Bu gerçeküstü ve daha çok uçan cinsten olan hayvanlar Türk sanatında da tasvir edilmişlerdir.

Ejderha

Ejderha bütün dünyada Çin mitolojisi ve sanatına ait kabul edilirse de Türk mitolo­jisi ve sanatında da büyük yer tutmuştur. Bu masal hayvanı, gök ve yer-su unsurla­rına bağlı olarak geniş bir uygulama alanı bulmuştur.

 

Türklerde özellikle erken dönemlerde be­reket, refah, güç ve kuvvet simgesi olarak ka­bul edilmiş bu efsanevi yaratık, Ön Asya kül­türleriyle ilişkiye geçildiğinde bu anlamları zayıflamış ve daha çok altedilen kötülüğün simgesi olmuştur.

Çin kaynaklarından Shih-Chi ve Hou-han- shu’da gök ve yer ibadetlerinden bahsedilirken Hunların bir ejder festivali düzenlediğinden söz edilir. Hsiung-nuların merkezlerinin Ej­der Şehri olarak anılışı da belki eskiden bazı Türk topluluklan arasında ejder kültünün varlığını ortaya koyuyor.

Türk kozmolojisinde yer ejderi ve gök ejderinden söz edilir. Yeraltında ya da derin sularda bulunan yer ejderi bahar dönümünde yerin altından çıkıyor, pullar ve boynuzlan oluşarak gökyüzüne yükseliyor, bulutların arasına karışıyordu. Böylece yağmur yağmasını sağlayarak bereket ve refahın oluşmasına katkıda bulunuyordu.

Çin mitolojisinde imparatorluk simgesi olan ve bazen hayat iksiri efsaneleriyle ilişkilendirilen ejder bu yönüyle de Türkleri etkilemiş, Türk mitolojisinde su, bol­luk ve yeniden doğuşun timsali sayılmıştır. Çin'de olduğu gibi aynı zamanda Türk hayvan takviminde de yıl simgesi olarak yer almıştır.

Uygur devrinde olumlu bir simge olmaya devam eden ejderin bazen ilahlarla il­gili olduğu anlaşılıyor. Gök çarkını bir çift ejderin çevirdiği düşünülüyordu. Öte yandan Uygur mitolojisinde yarı insan yan ejder özellikleri gösteren ejder hanla­rından da bahsedilmektedir; bu halleriyle Fu-hsi ve Nu-wa tasvirlerini hatırlatırlar.

Ortaçağ Türk metinlerinde ejderin çeşitli alegorik anlamları ifade etmek üzere kullanıldığını görüyoruz: Hükümdarlarla ilgili olarak ele alınıyorsa iktidarın; din, tasavvuf gibi konularla ilgili olarak zikrediliyorsa dünyanın insanı yolundan saptı­ran tuzaklannı vb. ifade eder.

Kartal ve Avcı Kuşlar

Türklerin milli simgelerinden olan kartal şamanist uygulamalarda çok yaygın ola­rak karşımıza çıkar. Yakutlann en yüksek ruhları taşıdığına inanılan bu hayvan, Gök Tann’nın timsali olarak ya da şaman ruhunu ifade etmek amacıyla Dünya Ağacının tepesinde tasavvur ediliyordu.

Hayvan-ata ya da yardımcı ruhlardan birini temsilen zaman zaman şaman elbise 

si üzerinde yer alıyordu. Önemli bir türeme simgesiydi. Özellikle Göktürk ve Uy­gur devirlerinde kartal ve diğer yırtıcı kuşlar hükümdar ya da beylerin timsali, ko­ruyucu ruhun ve adaletin simgesiydi. Güneşi ve aynı zamanda güç ve kudreti ifade ediyordu.

Gök Tanrı nın simgesi olarak ona ve bazı yırtıcı kuşlara kurban sunuluyordu. Özellikle sanat tarihinde mücadele sahnelerinde zafer kazanan hayvan olarak yer alan kartal, gök unsuruna dahil olup, olumsuz kavramlara karşı iyi olan unsurları temsil etmektedir; örneğin o bu yönüyle bir fal kitabı olan Irk Bitig isimli yazmada yer alır.

Kartalın hükümdarlık, güç, kuvvetle ilgili simgesel anlamları îslamiyetten sonra da devam etmiş, hatta zaman zaman arma olarak da kullanılmıştır. Söz konusu yır­tıcı kuş ya da kuşlar bu anlamlan ifade eder biçimde gerek küçük sanallarda gerek­se mimari eserler üzerinde kabartma olarak yaygın bir biçimde kullanılmıştır.

Kurt

Kurdun proto-Tıirk topluluklannda bir totemken Hun devrinde ata kültünün bir parçası haline gelmiştir. Türk dünyasının çeşitli yerlerinde kaya veya mezar taşlan üzerinde ya da şaman elbisesi ya da malzemelerinde tanrı-kurt tasvir­lerine rastlıyoruz.

Kurtla ilgili olarak zamanla gelişen hayvan-ata kavramı devlet, hükümdarlık vb. unsurlann simgesi de olmuş; gök ve yer unsurlarıyla ilgili çeşitli anlamlar kazan­mıştır. 

Çin kaynakları kurdun egemenlik ve yiğitlikle ilişkisi hakkında bilgiler sun­maktadır. Bir Çin yıllığında, “Sancaklarının başına altından kurt başı takarlar. Mu­hafızlarına savaşçılarına fu-li (börü) derler. Çin dilinde anlamı kurt demektir, yani kurttan doğmuşlardır...." denilmektedir.1

Hsiung-nulara ait Noin-Ula kurganından çıkarılan ve bayrak haline gelmiş keçe­den torba şeklindeki bir tözün bağlı bulunduğu yerde, yani gönderin tepesinde bir kurt başının bulunması yukarıda belirttiğimiz gibi bu hususların Hunlardan beri geliştiğini gösteriyor.

VI.-XIII. yüzyıllara ait Doğu Türkistan'daki Türk freskolannda kurt başlı gön­der (bayrak) tasvirlerine rastlanmaktadır. Bu şekilde tasvirlere lslamiyeııen sonraki minyatürlerde de rastlanır.

Türk-Çin mücadeleleri esnasında beyaz kurdun haraç ya da vergi olarak değer kazan­ması onun Türkler arasındaki önemine işaret eder.

Daha önce sözünü ettiğimiz gibi, Uygurca Oğuz Kağan Destanı’nda kurt yol gösterici bir unsur olarak karşımıza çıkıyordu. Araştırmacı­lar benzer şekilde günümüzde yapılan tespitlere göre kurdun, Başkurt Türklerinin efsanelerinde de yol gösterici olarak yer aldığını ifade etmek­tedirler.

Türk astrolojisinde gök unsuruna bağlı ola­rak, Ûgel’in aktardığına göre, Küçükayı burcu bir arabayı çeken iki at ve Büyükayı burcu ise onu kovalayan yedi kurttan oluşmuştu ve Ya­kutlar ayın evrelerinin oluşmasını, kurt ve ayı­ların dolunayı yemesine bağlıyorlardı.

 

----------------------------------------------------------------------

A Taşagıl, Göktürk Ülkesine Gelen Çinli Elçilerin Raporlarına Göre Gökıûrk-Çin llifkilen (552­630), I. 0. Sosyal Bilimler Enstitüsü genel Türk tarihi anabilim dalı yayımlanmamış yüksek li­sans tezi, s. 187.

---------------------------------------------------------------------------

 

--------------------------------------------DEVAMI VAR-------------------------------------------------------

 

 


__________________