Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » Türk Mitolojisinde Şaman(Kam)

Yazar Mesaj   #891  2015-12-17 20:44 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1948
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

TÜRK MİTOLOJİSİ'NDE ŞAMAN (KAM)

Şamanlığa Seçilme, Şamanın Eğitimi ve Özellikleri

 

Varlığına inanılan ruhlar, tanrılar ve insanlar arasında aracılık yapan din adamları­na şaman adı verilmektedir. Bunlar her türlü hastalığa çare bulmak, hastanın hasta­lık esnasında ayrılan koruyucu ruhunu geri getirmek, kısırlık ve zor doğumlarda yardım etmek, verilen kurbanlan gök ve yer tannsına ulaştırmak, çeşitli dinsel tö­renleri icra etmek, ruhları ait olduklan yere (ölüler âlemine) göndermek, kötü ruh­lardan insanları korumak için ayinler düzenlemek, fal bakıp gelecekten haber ver­mek gibi işleri yaparlar.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

 Bununla birlikle yer ve yeraltı ruhlarıyla daha çok ilişkiye geçen kara şamanlar diğerlerinden çok daha fazla çekinilen şamanlardır. Eliade kadın samanla­rın gök yolculuğuna çıkmadıkları için daima kara şaman kategorisinde olduklarını belirtir ki, herhalde bu düşünce de geç dönemlerde gelişmiştir.

Herkesin şaman olması mümkün değildir. Şamanlar seçilmiş insanlardır. Bunlar nadiren soylarında kam-şaman bulunmayanlar arasından seçilir. Araştırmacıların belirttiğine göre ‘büyük şamanlar' kendi isteğiyle değil de ruhların çağrısı sonucun­da şaman olurlar. Şamanlık mesleği babasından kalanlarsa ‘küçük şamanlardır.

Her şeyden önce şamanın kolaylıkla vecde ve istiğrak haline geçebilecek karakte­re sahip olması gerekmektedir. Bu nedenle şamanlar genellikle toplumdan uzak du­ran kişiler arasından çıkar. Çeşitli araştırmacılar şamanlık belirtilerinin özellikle ergenliğe geçiş evresinde başladığını belirtir. Gerçek üstü varlıklar görme, sık sık baş dönmesi ve bayılmanın meydana gelmesi, ruhsal've bedensel acılara maruz kal­ma, sinirli olma, yemeden içmeden kesilme, insanların yaşadığı yerlerden uzaklaş­ma, ruhlarla ve öteki âlemlerden varlıklarla konuşma, sürekli düşünceli bir halde olma gibi davranış biçimleri şaman olacak kişide gözlenen belirtilerdir.1

Görüldüğü gibi şaman adayı ya da şamanda bazı psiko-patalojik özellikler görü­lebilmektedir. Ohlmarks bunu hatalı olarak “kutup isterisi” diye tanımlamıştı. Bir­takım Türk topluluklarında kendinden geçmeyi kolaylaştırıcı hastalıklardan söz edi­lir; örneğin Yakut Türklerinde şamanlıga yeteneği olan kimselerde görülen ve ko­laylıkla vecde erişmeyi sağlayan hastalığa menerik denilmektedir. Vecd haline geç­mek için dünyanın çeşitli yerlerindeki şamanların bir bölümü uyuşturucu bitkileri ya da ilaçları kullanmakla birlikte, aynı amaçla bitkilerin kullanımı yaygın değil­dir; örneğin Altaylı şamanlar bu tür bitkileri kullanmaya ihtiyaç duymazlar. Ancak yalnızca yaradılıştan gelen özellikler ve kabiliyet şaman olmaya yetmez; çünkü şamanlık mesleğini icra edebilmek için zorunlu olan bilginin de öğrenilmesi gerekir.

Şamanların soylannda mutlaka başka şamanlar da vardır; örneğin Batı Sayan Dağlarında oturan Sagay (Hakas) Türklerinde durum böyledir. Şamanlık nesilden nesile aslında irade dışı olarak, ruhların aracılığıyla ya da genetik olarak akıp giden bir gelenektir. Nitekim Sagaylarda istem dışı olarak sülalenin atası olan şamanın emriyle veya kutsal bir dağın yönlendirmesiyle ya da şamanlara özgü hastalık yo­luyla şaman olunabiliyordu.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Genel kabule göre, şaman sözcüğü Tunguzcadan Rus bilim adamlan aracı­lığıyla literatüre geçmiştir. Mançu di­lindeki sama sözcüğü, Sanskritçe sra-mana sözcüğü, Palicede dilenci keşiş anlamına gelen samana sözcüğü ve Çin- cedeki ja-men sözcüğü gibi örnekler şa­man sözcüğünün etimolojik kökeninin karışık olduğunu göstermektedir.10

Bu terimler erkek ya da kadın şama­nı aynı anda ifade eder, yani kadın ve erkek şamanlar için ayrı terimler söz konusu değildir. Çeşitli araştırmalara göre ilk ve en etkili şamanlar kadınlar­dı. Ancak daha sonra bu işte baskın rol oynamaya başlayan erkek şamanlar, ilk dönemlerde kadın şamanların büyük et­kisi nedeniyle görünüş bakımından ka­dın şamanlara benzemeye çalışmış ol­malıdırlar.

Şamanlar genel olarak ak şamanlar ve kara şamanlar olarak ikiye ayrılır.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

İlk şamanlar ak şamanlardı. Kara şamanlar sonradan ortaya çıkmıştı ve muhtemelen İran etkisiyle gelişmişti. Geç dö­nemlerde özellikle Rus bilim adamlarının yaptığı araştırmalarda Alıay şamanları arasında ak ya da kara şamanların da bulunduğu anlatılmaktadır. Altaylılara göre bu şamanlar gökyüzüne çıkan, yeraltı ruhlarıyla ilişki kuran ya da her iki âleme de gi­dip gelen şamanlar olmak üzere üç gruptu.103 M. Seyidov’a göre bu durum Türk di­ninin gök ve yer olmak üzere iki esas prensibe sahip olmasıyla ilgilidir."

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

 

 "Kam olmak için çok özel şartlan taşı­mak gerekmez. Onun çocukları da, olağanüstü özelliklere sahip değil, normal in­sanlardır,” sözlerini sarfetmektedir.[4] [5] Ancak yine de bu son söylenen tipteki şamanlann özellikle daha eski tarihlerde önemli şamanlar olarak görülmeyeceği açık­tır.

Türk topluluklannda, şaman olan kişinin mesleğini icra etmeye başlaması yapı­lan çeşitli törenlerden sonra söz konusu olmaktadır. Şamanın şaman oluşu hakkındaki evrelerle ilgili olarak, çeşitli mitolojik öyküler dikkati çekmektedir; örneğin ünlü din tarihçisi Eliade’nin bahsettiği bir Buryat efsanesinde özetle şöyle denilmek­tedir: Başlangıçta doğudaki kötü ruhlar ve batıdaki ilahlar vardır. Tanrılar insanı yaratır. Önceleri mutlu bir şekilde yaşayan insanlar, kötü ruhların hastalık ve ölüm yaymaya başlaması üzerine kötü duruma düşerler. Bunun üzerine ilahlar ölüm ve hastalıkla savaşması ve insanlara yardım etmesi için, onlara bir şaman göndermeye karar verirler. Ancak şaman olarak gönderilen kartalın dilinden anlamayan insanlar ona güvenemezler. Bunun üzerine kartal ilahlara dönerek, kendisine insanlarla ko­nuşma yeteneğinin verilmesini ya da Buryatlara kendi cinslerinden bir kam gönde­rilmesini söyler. Böylece ikinci dileği kabul edilen kartal insan şeklinde tekrar dün­yaya geri gönderilir. Geri dönen kartal bir ağacın alımda uykuya dalmış bir kadın görür. Bu kadın ile kartalın beraberliği sonucunda ilk şaman olarak nitelenen bir çocuk doğar. "

Ksenofonıov tarafından derlenmiş ve Eliade ile birlikte birçok araştırmacının aktardığı bir Yakut efsanesine göre, kuzeyde kötü hastalıkların bulunduğu bir yerde büyük bir karaçam ağacı vardır. Bunun dallarında şamanların doğduğu yuvalar bu­lunmaktadır. Güçlü, büyük şamanlar en yüksek dallardaki yuvalarda bulunur. Orta derecedeki şamanlar orta seviyedeki dallarda, küçük şamanlarsa en alçaktaki dallar­da bulunan yuvalarda doğar.

 

Şamanın doğuşu esnasında demir tüylü ve çelik pençeli bir kartal karaçam ağacı­na konarak bir yumurta bırakır. Kartal yüksek rütbeli şamanlarda üç yıl, alçak de­receli şamanlardaysa bir yıl süresince kuluçkaya yatar. Şamanın hayvan-anast olan bu yırtıcı kuş, ikinci kez bedeninin parçalanması ve kurban edilmesi esnasında, üçüncü kez ise ölümü sırasında şamana görünecektir.

Şamanın ruhu yumurtadan çıktığı zaman, hayvan-analan, yani kartal bebek şa­manı, bir gözlü, bir elli ve bir bacaklı Burgestez-Udagan denilen bir ruh şamana ha­vale eder. Bu ruh onu demir bir beşiğe koyarak sallar ve hizmetinde bulunur. Uy­gun an gelince ruh-şaman onu üç korkunç kara ve kuru cine bırakır. Bunlar onun bedenini parçalara ayırarak başını bir kazık üzerine dikerler ve bedeninin parçaları­nı bütün yönlere dağıtırlar. Bu arada başka üç ruh da şamanın çene kemiğini alır ve fırlatır. Kemiklerin düşme şekline göre şamanın insanlara dert ve ıstıraplarında fay­dalı olup olamayacağına dair kehanette bulunulur.

Yine bir başka Yakut rivayetinde, kuş ana şamanın ruhunu alarak yeraltına götü­rür ve diğerleriyle birlikte onu bir çam ağacının dallarında kuş biçimini almış ola­rak olgunlaşıncaya kadar bırakır. Ruh olgunluk haline eriştiği zaman kuş onu yere indirir.112

Ruhun yukarıdaki rivayetlerde görüldüğü gibi kuş biçiminde olması, bir başka deyişle kuşların ruh simgesi olması, Türk mitolojisinde yaygın olarak görülen bir husustur. Bu simgecilik eski birçok toplulukta da mevcuttur ve izleri geç tarihi de­virlerdeki Türklerde bile kaybolmamıştır; örneğin Göktürk devrinin ünlü Orhun yazıtlarındaki şu satırlar bu hususa işaret etmektedir: “Babam kağan böylece ili, tö­reyi kazanıp, uçup gitmiş," “Babam kağan uçtuğunda küçük kardeşim Kültigin yedi yaşında kaldı," “Değerli oğlunuzdan evladınızdan çok daha iyi beslerdiniz. Uçup gittiniz, O bilmemenden dolayı, kötülüğün yüzünden amcam kağan uçup gitti,” Bu kadar kazanıp babam kağan köpek yılı, onuncu ay, yirmialtıda uçup gitti," “Bil­ge Kağan uçtu.”

Görüldüğü gibi, şamanın geçirdiği aşamaları anlatan, ancak günümüze yakın za­manlarda derlenmiş bu rivayetler. Dünya Ağacı tasavvurlarıyla, aynca ruhun sim­geleri olarak, kanal ve kuş ile ilgilidir. Bilindiği gibi üzerinde kanalın ya da kuşların tasvir edildiği Dünya Ağacı şekilleri Türk sanatının çeşitli devrelerinde yaygın b»r biçimde karşımıza çıkmaktadır. Dünya Ağacıyla ilgili inançlar ve tasvirler çeşit- 1 topluluklarda da çok yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Azerbaycanlı Türk araştırmacı M. Seyidov, bu konuda değişik bir örnek veri­yor. Anlattığı hikâyeye göre, geleceğin şamanı rahatsızlık geçirdikten sonra bir ça­yın kenarına gelerek yüzüstü yere kapanır. Ağzından köpükler gelir. Bir süre bu şe­kilde kalır. Ayıldıktan sonra ise şaman olur. Bu araştırmacının yorumuna göre, bu­rada eski Türklerce kutsal sayılan yer ve su unsurlan bir aradadır; çünkü şaman adayı suyun kenannda yere kapanmaktadır. Bir kadın olarak görülen ve yağmur va­sıtasıyla mayalanan toprağa ve suya saygı gösteren aday ancak bu vesileyle şamanlık yeteneğine kavuşur.[6] [7]

Parçalara ayrılarak ruhu temizlenen ve bedeni güç, kuvvet, daha iyi görme ve işitme gibi çeşitli yetiler kazanan şaman, rehberiyle eğitimine devam eder; göğe çıkmayı ya da yerin altına inmeyi öğrenir. Harner, başkalarının göremediği şeyleri görme özelliğine aydınlanma demektedir. Aydınlanmış olan şaman gözü kapalı iken bile karanlığın içindeki şeylen görebilir. Bu aydınlanmada kuvars kristallerinin de rolü vardır. Bu kristaller ‘katılaşmış ışık’ anlamındadır. Aydınlanmış bir şamanın başının çevresinde ancak başka bir şaman tarafından görülebilen bir hâle vardır.[8]

Bu konuyla ilgilenen, Drury'ye göre şamanlık bir anlamda zihinsel bölünmenin kontrollü bir eylemi olmak durumundadır. Şaman adayı ya da tecrübesiz şaman bu yolla varlığının diğer alanlanna ulaşmak için çeşitli unsurlan da kullanarak aslında kendi bedeninde yolculuk yapmaktadır.[9]

Daha önce belirttiğimiz gibi şaman olmuş bir karnın vazifesi doğaüstü dünyayla ilişkiye geçerek, halkın çeşitli türden dertlerine ve isteklerine çare bulmaktır.

Şaman çeşitli işleri gerçekleştirmek üzere esrik bir yolculuğa çıkmadan önce bir tören düzenlemek durumundadır. Bu esrik yolculuk esnasında göğe çıkılır ya da yeraltına inilir ve şamana kartal, ördek, kaz, kuş, geyik, at, ayı, kurt gibi çeşitli hayvanlar yardımcı olur. Şaman bunların yardımıyla ya da onlann biçimine bürü­nerek gökyüzüne çıkıp tanrılardan, ruhlardan ya da Gök Tanrı'dan ya da Ülgen’den gerekli şeyleri alır ve insanlann yardımına koşar, isteklerine çare bulur ve hastalık­larını sağaltır. Bu hayvanlardan biri şamanın koruyucu ruhudur.

Şaman adaylığı esnasında ya da daha sonra yaptığı uygulamalar sırasında mane­vi anlamda bir parçalanma ve tekrar dirilme olayı meydana gelir. Şamanın elbise­sindeki kemik tasvirleri bu konuyla ilgilidir. Şamanın vücudunun parçalanmasıyla ilgili ilginç hikâyelerin birinde, Metrane adlı bir kadın şaman şöyle anlatıyor:

Onlar ilkin başımı kesip, yurdun kereveti üstüne koydular. Sonra kemik sırasına göre, bedenimi parçalara ayırdılar. Kesip aldıklan her et parçasını dokuz kazık üstüne gerdi­ler. Sonra hepsi bir araya gelip etleri yemeğe başladılar. Derken danalara hastalık geli­len cüce bir cin ahınn orta direğinden çıktı ve öteki cinlerin yediklerinden arta kalan kemikleri toplayarak az önce soyulmuş taze kayın ağacı kabuklarının üstüne koydu. Bundan sonra canım yeniden bedenimin içine girdi. Ben de ayağa kalktım.

Tasvirin ne derece dehşet verici olduğu açıkça görülüyor. Bu hikâye bize Muham- med Siyah Kaleme atfedilen ya da Siyah Kalem ekolü içinde yer alan ve Topkapı Sa­rayı Kütüphanesi'nde muhafaza edilen albüm içindeki minyatürlerde bulunan cinle­rin bir an parçalayıp yedikleri sahneyi hatırlatıyor.

Başka bir anlatımda şöyle söylenmektedir:

Şaman olması gereken bir insan, üç ile dört yıl boyunca ruhsal bir hastalığa yakalanır.

Yani bu şu demektir: Aday bir yerde yatar ve bedeni parça parça kesilir. Anlattıklarına göre kesilen beden parçalan ve akan kan tıpkı bir kurban eli ve kanı gibi hastalık ve ölüm getiren yerlere atılır ve serpilir.... Bedenin kesilişi sırasında şamanlar yanıklan yer­den kıpırdamazlar ve yaralanmış görünmezler.[10] [11] [12]

Bu, şaman adaylarının geçirmek zorunda oldukları mistik bir parçalanmadır. Bu parçalanma ilkel denilen topluluklardaki inisiyasyon törenlerinde adayların manevi olarak ölüp dirilme konusuyla benzerlik taşımaktadır. Eliade'de şamanın şaman oluşuyla ilgili, özellikle şaman olarak seçilme ve eğitim süreçlerini inisiyasyon sü­reci olarak nitelendirmekte ve bunun, sırra erdirme ya da sırra erme olduğunu be­lirtmektedir.

G. V. Ksenofontov’un (ölm. 1938), 1920’li yıllarda yaptığı araştırmalarından ya­pılan bir derlemede, şaman olacak genç aday önce bir rüya görür. Ölmüş şamanla- rın ruhları toplanıp şaman adayını kesip parçalarlar. Akan kan, şaman davulunun tokmağı vasıtasıyla alınarak hastalıklara engel teşkil etmek üzere (bu hastalıkların geldiği) yollara serpilir.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Ksenofontov'un derlemele­rinde şamanın koruyucu ruhu ya da yardımcı hayvanı mız­rak gibi gagalı, keskin pençe­li, üç kulaç kuyruklu, büyük bir kuştur. Bu kuş şamana ilk olarak onun ruhunu eğitmek, İkincisindeyse ölüm vaktinin geldiğini belirtmek üzere gö­rünür.

Bazı yerlerde şaman öldükten sonra muhtelif kişiliklerde başka toplumlann şa­manı olarak tekrar dünyaya gelir; örneğin Ksenofontov, yukarıda bahsettiğimiz ka­dın şaman Matrena’nın şöyle dediğini işitmiştir:

Ben önce Tunguz milletinin şamanı idim. Bir gün kayıp olan geyiklerimi ararken tuzağa takılıp öldüm (tuzak mızraklı idi). Sonra Sahalann (Yakutlar) ortasında ikinci defa doğdum. Bu sınımdaki delik ilk ölümüme sebep olan mızrağın deliğidir. Gelecekte de böyle olacak ve ben köpeği çok olan bir milletin ortasında doğacağım.[13] [14]

Şamanın göğe yolculuğu sırasında Dünya Ağacını merdiven olarak kullanır. Ço­ğu kere bu ağacın gövdesinde ya da dallarında bulunan kertikler bu işi görür ve ay­nı zamanda göğün katlarını da temsil eder. Şamanın göğe çıkışına ilişkin örneklerin en ilginci hastayı iyileştirme seansı esnasında gerçekleşendir. Şaman hastadan emdi­ği hastalığı tükürdükten sonra kurban edilen hayvanın ruhunu göğe götürür. Yur­dun dışına dallan budanmış üç kayın ağacı dikilir, ortadaki ucuna bir deniz kuşu asılmıştır. Kayının doğu yanına, Altaylılarda tayılga denen ucuna at kafatası yerleşti­rilmiş bir kazık çakılır. Bu ağaçlar at kılından örülmüş sicimle göğün yolunu gös­termek üzere birbirine bağlanır. Ağaçlarla yurdun arasında üzerinde alkollü içki bu­lunan küçük bir masa konur. Şaman kuş uçuşunu taklit ederek yavaş yavaş göğe yükselir. 

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Çeşitli Rus araştırmacıların yaptığı derlemelere göre, Altaylı şamanın göğe çıkı­şı ve at kurbanı sunması

.............................................................................................................................................................

 Yurdun orta direği kayın agacındandır ve gövdesine dokuz basamak oyulmuştur. Kayının üst kısmı yurdun ocak deliğinden dışarı çıkar. Yurdun çevresinde kayın dallarından bir çit vardır. Kur­banlık at, ‘baş tutan' denilen kişiye tutması için teslim edilir. Şaman gövdelerinden ruhlarını çı­karmak amacıyla, kurban ve baş tutana doğru ka­yın dalını sallar. Şaman, davulu aracılığıyla yar­dımcı ruhlarını topladıktan sonra çadırdan çıkar ve hazırlanan kaz şekli üzerine oturarak ilahiler söyler ve atın ruhunun peşinden göğe çıkmaya başlar. Atın ruhunu yardımıcılarıyla birlikte yaka­lar. Atı kutsadıktan sonra kanını akıtmaksızın hay­vanın omurgasını kırarak öldürür. Atın eti törende yenir, derisi bir sırığın ucuna asılır.

Törenin ertesi akşam gerçekleşen ikinci kıs­mında, şaman ateşin yanmakta olduğu yurdun içinde ruhlara ve Kayra Han'a atın etinden sunar ve kabul etmesi için ilahiler söyler. Ateşe ve yardım­cı ruhlara et sunar. Ev sahibinin sungusu olarak bir ipe asılmış dokuz giysiyi ilahiler eşliğinde tütsüleyerek Ulgen’e sunar. Kam şa­man giysisini giydikten sonra, yardımcı ruhları çağırır ve göğün kuşu Merküt’e seslenir. Şaman cezbe haline geçtiğinde kayının gövdesindeki çentikleri (taptı) kul­lanarak göğe yükselmeye başlar. Bunu hareketleriyle de belli eder. Her bir basamak göğün bir katını temsil eder. Şaman yanında atın başını tutan kişinin ruhunu da gö­türür. Üçüncü katı geçince mevcut yardımcı nah yorulduğu için şaman, kazı çağı­rır. Bu arada bir mola verir. Böylece yolculuk şamanın gücüne göre 9-12. katlara kadar devam eder. Ulaşabildiği son katta Ülgen’e seslenir. Sonra kurbanın kabul edilip edilmediğini ve başka şeyleri öğrenir. Geri döndüğünde şaman yere yığılır ve kendinden geçer. Uyandığında uzun bir yolculuktan dönmüş bir kişi gibi töreni izleyenleri selamlar.

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

 

Şaman Elbisesi

Şamanın kendisine yardımcı malzemelerinden biri de üzerinde çeşidi unsurların ve hayvan kalıntılarının bu­lunduğu şaman elbisesidir. Bu elbise onun esrik yolculuğu sırasında biçim değiştirme yeteneğine sahip olduğuna işaret etmektedir1’' . Elia- de'ye göre şamanın giysisi özel bir dinsel mikrokoz- mosu temsil eder. Bu elbise şamanın hizmet ettiği ru­hun isteğine ve en ince ayrıntılarına kadar yaptığı tari­fe göre ‘dikilir ve aksesuarları temin edilir. Böylece ruh ya da ruhlar tarafından, Altaylılann manyak, Ya­kutların kumu, ereni ya da şaman giysisi (oyun tangasa) dedikleri bu elbisenin yapılması emrini alan şaman, elbise ve aksesuarı yapmaları için çevresindeki arka­daşlarından ve akrabalanndan yardım ister. Malzeme­leri hazır olduktan sonra, belli kurallara uyularak ka­dınlar tarafından dikilen elbise, ‘manyak takdis etme- töreniyle ruhların incelemesine sunulur.

Araştırmacılara göre en eski ve özgün şaman elbi­seleri hayvan şekillerini taklit eden giysilerdir. Bunu giyen şaman, hem kendi atasını ve hem de gerektiği zaman o kuşun ya da hayvanın şekline girebileceğini göstermektedir. Şirokogorov’a göre Yakutlann kullan­dığı giysi demirden bir kuş iskeletini andırır. Niorad- ze‘ye göre elbise tümüyle koruyucu cini (hayvanı) tem­sil eder ve elbise üzerindeki onunla ilgili tasvirler şa­manı kuvvet ve kudretlerinin etkisi altında bırakırlar. Kanal, geyik, ayı biçiminde yapılmış ya da bu hayvan­lara işaret eden çeşitli unsurları bünyesinde barındıran elbiseler en yaygın olanlarıdır.

------------------------------------------------------ .

Bkz. Y. Çoruhlu, “Türk Şamanizminde Biçim Değiştirme (Metamorphosis) Olayı ve Türk Sanatı ile Bağlantısı Üzcnne Birkaç Söz,” STAD, c. 1, No. 1, s. 54-58; Y. Çoruhlu, “Ona ve Iç Asya’da Hayvan Biçimine Girme İnancı ve Türk Sanatı ile İlişkisi," MSÜ FEFD, c.2. Ocak 1995, s. 59-93.

-------------------------------------------------------

Bu elbiselerin çeşitli bölümleri olan başlık, çizme ya da ayakkabı ve hatta mask­lar da amaca uygun olarak yapılıyordu. Yukagir, Yakut ve Kamçadallarda maske rol oynamazken Kara Tatar şamanlan, bıyık ve kaşları sincap kuyruğundan yapılmış kayın ağacı kabuğundan bir maske kullanırlar. Goldlar ve Altaylılar ölünün ruhunu ölüler âlemine getirirken, kendilerini engelleyebilecek ruhlar tarafmdan tanınma­mak için yüzlerini kurumla siyah renge dönüştürür. Maske bazen şamanın yüzü ta­nınmasın diye, bazen de tam tersine tanınmak ve ruhlar âlemine girebilmek, yani vecd haline geçmeyi sağlamak için bir büyü aracıdır. Hatta bazen bu tip aksesuarlar ve davulun elbise yerine geçtiği de olur. Nitekim Radloffun belirttiğine göre Kara Tatarlar, Teleütler, Şorlar ve Lebed Tatarlan elbise kullanmazlar; bunun yerine baş­larına bir kumaş parçası sararlar. Bu şekilde hayvan biçimine girmeye işaret eden çeşitli hususlar, Islamiyetten sonra da özellikle tarikat erbabıyla ilgili çeşitli mito­lojik unsurları içeren hikâyelerde yaşamaya devam etmiştir.

Şaman elbiseleri çeşitli Türk toplu­luklarında hep aynı unsurları içermez. Bazen amaca göre elbisenin üzerine ta­kılan nesneler değişebilir. Genellikle deriden olan elbise dügmesiz ve önü açık olarak dikilmiştir. Kışın bir göm­lek üzerine, yazın da çıplak beden üze­rine giyilir- Deri kemer ya da kuşak kullanılır. Elbise üzerinde çeşitli sim­gesel anlamlan olan motifler ya da şe­killer (kuş şekilleri ya da arba denilen, Erlik’in ülkesinde yaşadığına inanılan canavann resmi gibi), yine değişik şeyleri temsil eden demir ya da bakır

dünyayı ve insanlann canını, sonuçta evrenin yansımasını görmesini sağla­yan madeni ayna), güneşi ve ayı temsil eden rozet ya da daire şeklinde kesil­miş nesneler elbisenin üzerine iliştiri- lebilir. Güneşi temsil eden yuvarlak delik şeklindeki bir nesne şamanın yeraltına inmek için kullandığı deliğin yerine geçebilir. Şamanın omuzunda ayrıca onun zor­luklara olan dayanıklılığını ve gücünü simgeleyen bir demir zincir bulunmaktadır. Elbise üzerine takılan demir nesneler kötü ruhların saldırılarına karşı bir kalkan vazifesi görür. Madeni nesnelerin canlı olduğu düşünüldüğü için bunların paslan­mayacağına inanılır. Sieroszewski’ye göre bir şaman elbisesinde (Yakutlarda) made­ni takılar, yaklaşık olarak 13-17 kilo civarında olmalıdır.

Bazı şaman elbiselerine, tören esnasında yardım alınan hayvan ruhlara işaret eden tavşan, sincap ya da daha başka hayvanların derileri, kuş tüyleri ya da pençeler asılabilir. Kimi zamanda elbisesinin kollanııa ya da göğüs kısımlarına kol ve ka­burga kemiklerini temsil eden ve genellikle tekrar dirilişe işaret eden şekiller de di­kilmektedir. Bunlar bazen kol, bacak ve kaburgaları temsil eden şeritler ya da çu­buklar da olabilir.

 

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Başlıkların üst tarafına kartal vb. hay­vanların tüyleri yerleştirilmekteydi. Bu başlığın alt uçlarından örülmüş şeritler sarkmaktaydı. Başbantlan üzerinde, kaşlar, gözler, burun, ağız ve kulakları ifade eden aplike işlemeler vardı. Bazen sakal ve kulak halkaları da belirtiliyordu. Bunun dışında bir diğer benzeri başlık tipinde, söz konusu işlemeler yerine dairesel disk­ler yer alır. Bunlarda insan yüzü ortadaki diskte gösteriliyordu.123

Tulayev tarafından tespit edilen bir Karagas şamanı, elbisesinin başlığına bir kurt ağzı ve burnu aplike edilmiş olması, kurtu ata tanıyan eski Türkler bakımın­dan da hayli önemlidir. Başlığın her tarafındaki yıldızlar ve ay, geyiğin kutsal bo­yun tüyleriyle işlenerek meydana getirilmiştir. Başlığın üzerine sincap kuyrukları ve kuş tüyleri iliştirilmiştir. Ayrıca şamanın omurgasına işaret eden ve başlığın ar­kasından sarkan üzeri yıldızlarla süslü bir kurdele vardır

 

------------------------------------DEVAMI VAR-----------------------------------------


__________________