Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Mitolojisi » Türk Mitolojisinde SAYILAR

Yazar Mesaj   #890  2015-12-17 18:11 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

TÜRK MİTOLOJİSİ

Sayılar

Türklerde sayılan iki ana gnıp halinde ele almak gerekmektedir: Müslüman olma­yan ve eski Türk inanışlarını sürdüren toplulukların mitleri ve inanışlarında sayıla- [1] [2]

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

Talay Kan ya da Yayık Han onyedi denizin birleştiği yerde oturur vs.[3] [4]

Anohin’in Altay Tatarlan için aktardığı benzer bilgilerdeyse en yüce tann Bay Ülgen’dir ve yedinci katta oturmaktadır. Artık Kayra Han, yani Gök Tann kaybol­muştur.

Teleütlerde de, en yukandaki gök katında Tengere Kayra Han (Kayırıcı Gök Hü- kümdan) oturmakta olup, onun altındaki üç katta, ondan sudur etmiş Bay Ülgen onaltıncı katta, Kızugan Tengere (Çok Kuvvetli Tanrı) dokuzuncu katta, Mergen Tengere (Her Şeyi Bilen Tann) güneşin bulunduğu yedinci katta oturur.

Görüldüğü gibi göğün en yüksek katında Gök Tann'mn ya da daha sonra onun yerini alan başka bir tanrının bulunması bu tannnm bütün diğer tanrıların üstünde olduğuna işaret ediyor. Bu da belki İslam öncesi dönemde 1 sayısının ifade ediliş şekli olabilir. Her şeyin yaratıcısı olan ‘bir tann’ vardır, O da Gök Tann’dır, yani göğün kendisidir.

Bazı metinlerde Gök Tann’mn oğul ya da kızlarının sayısından bahsedilir. Orta ve kuzey Asya’daki Türklerde ve komşularında Gök Tann’mn yedi ya da dokuz oğ­lundan söz edilir. Bu ifade onlann oturduğu 7 ya da 9 gökküresi ya da katı olduğu­nu gösterir.

Gök katları bu şekilde tasavvur edildiği gibi yeraltı da belirli sayıda katlara bö­lünür. Karagas ve Soyotlar gökleri 3 kat olarak düşündükleri gibi yeraltını da 3 kat olarak düşünmekteydiler. Ancak Orta ve Kuzey Asya’daki Türk veya onlann komşu­ları olan topluluklarda, yeraltı, her biri şamanın geçmesi için birer engel teşkil eden 7 ya da 9 katlı olarak düşünülmüştür."*

Yeraltındaki katlardan söz edilirken en çok Erlik’in beşinci ya da dokuzuncu kat­ta oturduğu belirtilir. Ondan aşağıdaysa Altaylılann (kasırgan) dedikleri cehennem bulunur.

Türk kozmolojisine bağlı ikincil derecedeki unsurlarda da bazı sayılar sıklıkla yinelenir. Nitekim dünyanın eksenini temsil ettiği kabul edilen ve yeraltından çıka­rak, yeryüzü ve gökyüzünün en üst katlarına kadar ulaşan Dünya Ağacının dokuz dallı olduğunun söylenmesi önemlidir. Şaman ya da kam dokuz gök katını içeren bu dallara çıkmak için ağacın yedi ya da dokuz çentiğini ya da budağını (ki bunlar engellerdir) kullanır; örneğin Yakutlar kurban sunmak için dokuz çentikli bir ağaca tırmanır, bunun bir modelini de yurdun (çadırın) içinde bulundururlar.

Benzer şekilde Teleütlerde ise şamanın merdiven gibi kullandığı Dünya Ağacın­da, onaltı göğü temsilen onaltı çentik bulunurdu. Ûgel, Güney Sibirya’daki Minu- sinsk Tatarlarının söylediği bir destana dayanarak, yalnız gökyüzünde değil yeral­tında da kutsal bir dokuz dallı ağaç bulunduğunu ileri sürmektedir. Aynı araştırma­cı Yakut mitolojisinde Tann gökte ilk şamanı yarattığında, onun meskeninin kapısı önünde de sekiz dallı bir ağaç dikildiğini belirtmektedir. Şamanın evinin önüne di­kilen bu ağaçlar bazen “üç ağaç" oluyordu. Anlaşıldığına göre şamanın ağaçlan gök­teki ağaca nazaran daha az önemli idi. Kaç Tatarları kutsal kayın ağacından: “sekiz gölgeli kutsal kayın! / Dokuz köklü, altın yapraklı Bay-Kayın!..” olarak söz eder­ken; Abakan Tatarları’nın efsanelerinde Demir Dağın üzerinde yedi dallı bir kayın ağacından bahsediliyor.'17 Burada sayısal olarak yedi, sekiz ve dokuz ön plana çıkı­yor. Ancak “sekiz gölgeli kutsal kayın” nitelemesi ilgi çekici. Bu, kutsal ağaca hitap şeklinin rastgele olmadığını gösteriyor. Ağacın sekiz gölgesi herhalde sekiz dalın­dan ileri geliyordu. Eğer dokuz dallı kutsal ağaçtan söz edilseydi, ihtimalen bu ağaç da “dokuz gölgeli” diye nitelenecektir.

Bu arada yine konuyla ilgili olarak şamanın giysisinde de sayısal simgeler söz konusudur. Şamanın giysisinde Ülgen’in oğullan ya da çoğunlukla kızlannı ifade eden belli sayıda kuklalar ya da çıngıraklar bulunmaktadır; örneğin Altaylı Türkler- de şaman giysisindeki yedi çıngırak göğün yedi kızını temsil ediyor olmalıdır. Eli- ade’ye göre yedi sayısı şamanın tekniğinde ve esrimesinde önemli rol oynadığı için birçok yerde sık sık tekrarlanmaktadır.

Anohin’in aktardığına göre, şaman cübbesinin esası otuz parça olmakla birlikte aynntı parçalarla bu sayı otuzun katı olan altmışa çıkar. Elbisenin kalça üzerine ge­len kısmına takılan mendillerin (arçuul) altına, sol tarafa renkli kumaştan örülmüş (biri kör iki yılanı temsil eden ve kötü ruhlan kovan) iki kalın örgü bağlanır. Elbi­se omuzlarının üzerine puhu ve baykuş tüylerinden iki demet konur. Bunlar iki kar­tal ya da şahini temsil eder. Manyak'ın (şaman elbisesi) ön kenanna dikilen kırmızı şeritte iki düğme vardır. Manyakın göğüs kısmındaki dikiş yeri dokuz yerinden dü­ğümlenmiştir. Elbisenin eteklerinde dördü keçi derisinden üçü de kumaştan olan yedişer tane manyakçık bulunur. Manyakçıklara dikilen şerit ve örgülerin sayısı ka­yıştan olanlarda 6-9 tane, kumaştan olanlarda 2-3 tanedir. [5]

,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,,

 

Oniki gök katı ve burada tanrılar a da ruhlar yaşadığına marnlıyorsa, 12 burç, 12 hayvanlı Türk takvimi, 12 yıldız, 2 çadır, 12 oğul, 12 ayda dogma ve hatta 12 düğme vb. nitelendirmeler rahatlıkla ırtaya çıkabilir. Yine yukarıda belirttiğimiz gibi bir tanrının örneğin Ülgen’in be- irli sayıda kızları ve oğulları varsa ya da çeşitli sayılarda gökte yaşayan tanrı ya da uh gurupları varsa, buna izafeten insanların da oğulları ve kızları belirli sayı grup- ırıyla anılmış olmalıdır. Hatta Türk coğrafyasının ve eski Türk metinlerinin çeşit­. yerlerinde geçen 40 kız, bazen 3 kız, 7 kız, 9 kız, 30 yenge, 72 kadın, 40 yiğit, ıazen 30 yiğit, 8 oğul gibi nitelendirmeler de bu hususlara bağlanmalıdır.

W. Radloff, Sibirya'dan isimli meşhur eserinde derlediği yaradılış efsanesini an- ıtırken şöyle bir aktarma yapıyor:

Kayra Kan kızgınlıkla kişiye Erlik adını taktı ve onu ışık diyanndan kovdu; bunun üze­rine arz üzerinde yerleşsinler diye başka kişiler yarattı. Yerden dokuz dallı bir ağaç bü­yüterek, her dalın altında bir kişi yarattı. Bu dokuz kişi, bugüne kadar yeryüzünde ya­şayan dokuz boyun cedleri olmuşlardır.[6]

Eski mitlerin izlerini içeren bu metinde dokuz sayısının bu kadar vurgulanması, ğaçtan türeme konusuna bağlı olarak dokuz boyun burdan türemesi bir tesadüf eğildir. Nitekim .ilk akla gelen Dokuz Oğuzlar denen ve dokuz kısımdan oluşan ürk boyudur. Dokuz sayısı pek çok yerde karşımıza çıkar: 9 çoban, 9 dev, 9 deve urbanı, 9 felek, 9 gün, hakanı 9 defa çevirme, 9 havuz, 9 inek, 9 insan, 9 karış ar, 9 kız, 9 kişi, 9 kolanlı at, 9 kat kumaş, 9 oğul, 9 ok, 9 örmeli saç, 9 püskül, 9 efa selam, 9 soy, 9 tann, 9 ülke, 9 zincir.

Müslüman Türk topluluklarında Türklerde sayı simgeciliğinin en yaygın olarak arşımıza çıktığı alanlar bir çeşit felsefi okullar sayılabilecek mezhepler, tarikatler - özellikle da Türk-lslam felsefesinin ana bünyesini teşkil eden tasavvuftur. Ancak biz bu dönemle ilgili sayı simgeciliğini, çok özet bir şekilde ele alacağız.

..................................................................................

Yine belirtildiği üzere, sıradan şaman elbisesi külahının tepesinde baykuş tüyün­den bir demet ve arka tarafında da yalama denilen üç şerit konulur. Bu yüzden bu şaman külahı üç yalamaluu kuş pörûk olarak anılır. Külahın esas kısmı üç kanş uzun­luğundadır ve üç düğmeye sahiptir. Biri göz, biri alın ortası, biri de ense hizasında olmak üzere, külahın üç yerine vaşak derisi dikilir. Göz üzerindeki kısımda bulu­nan sayıları muhtelif (5, 9 ya da 16) olan boncuk dizilerinde her dizide beş boncuk ve ucunda bir yılan başı (salyangoz kabuğu) bulunur. Bazı külahların kulak hizasına sincap derisiyle büyükçe bir boncuk konur. Sincap derisine kulak, boncuğa da küpe denir. Külahın alın hizasına dikilen yılanbaşlarının sayısı 19, 29 ya da 41’dir. Dizi halinde olursa 13 sıradır. Bazı külahlara eklenen gökkuşağını temsil eden bir kay­tansa dokuz yerinden düğümlenir. Benzer türde bir sayı simgeciliğini şaman davu­lunda da görmek mümkündür.4h

Muhakkak ki ayin, tören ve bayramların bir Türk topluluğundaki başlangıç ve icra ediliş tarihleri, kökeni mitolojik uygulamalara kadar giden bir önem arzeder. Hsiung-nularda (Asya Hunlannda) genel olarak kurbanlann sunulduğu tarihin be­şinci ay olduğu belirtilir. Göktürklerde ise yılın bu döneminde sadece göğe ve yere kurban sunulduğu bilinmektedir. Söz konusu devirde atalara kurban sunma başka tarihte yapılırdı. J. P. Roux’un belirttiğine göre Karaşar’da atalara kurban sunulması töreni yedinci ayın yedinci gününde yapılmaktaydı. Hayvan takvimine göre (ilk ay 21 Ocak-21 Şubat arası kabul edilirse) beşinci ay muhtemelen 21 Mayıs-21 Haziran arasında bulunan süredir. J. P. Roux, atalara kurban sunmanın başladığı tarihi orta­lama 5 Haziran, yani yazdönümü olarak belirler. Bu hesaba göre yedinci ay 5 Ağus­tosa denk gelir. İlginç olan husus Kültigin mezar külliyesinin açılış töreninin Külti- gin'in ölümünden sonraki yılın (732) yedinci ayının 27. gününde yapılmış olması­dır.

Asyanın şamanist inanışlara sahip Türk topluluklannda bir insan öldüğünde onun ruhunun üç gün içinde öldüğü yeri terk ettiğine inanıldığı söylenmekle birlik­te, çeşitli metinlerin ölen kişinin ruhunun ancak yedi günden sonra gittiğinin belir­tilmesi kurban törenleri için, yukarıda belirttiğimiz tarihlerden birine daha doğru­su yedi sayısma bağlanması bakımından ilginçtir.

İnsanlar da, çeşitli kozmolojik ve mitolojik unsurlar için kullandıkları sayıları, kendileri dogumlan, yaşantıları, ölümleri, öldükten sonraki yaşamlan, yaşadıkları [7] *

Üç

Tasavvufi ruhun üç derece olarak sınıflandırılması (kötülüğe teşvik eden ruh, suçla­yan ruh, huzurlu ruh). Bu sayı aynı zamanda Şiilikteki üçlemeye (Allah, Muham- med, Ali) işaret eder. Kimi Alevî topluluklarda güneş Muhammed, ay Ali ve Zühre (Çoban, Çolpan) Fatma olarak görülür.[8]

Bektaşilikte de erişilmesi gereken üç mertebe vardı. Bu tevhidin üç kademesi olarak görülüyordu. Birinci mertebe telkin, ikinci mertebe libas üçüncü mertebe aha- diyyet idi.

Mevlevilikte derviş adayı önce çile çeker. Mutfakta post üzerinde üç gün bekler ve düşünerek devam edip etmemeye karar verir. Eğer yine derviş olma kararı de­ğişmemişse üç gün sonra kendisine yakasız kolsuz ve etekli bir giysi olan tennure giydirilir, beline elif harfini çağrıştıran ince uzun bir kuşak (elif-i nemed) bağlanır, tennurenin üstüne kollu ve kısa hırka (destegül) başına da sikke giydirilir. Bundan sonra üç yıla yakın bir süre (binbir gün) çeşitli hizmetleri görür.

Dört

Cennetteki dört ırmak kavramına işarettir. Aynı zamanda lslamiyete göre dört yasal eş, ilk dört halife, dört ana mezhep, Allah’a ulaşmanın dört yolunu (şeriat, tarikat, hakikat ve marifet) ifade eder.

Ahilik teşkilatında bu teşkilata mensup bireyler dört temel esasa göre davran­mak (güçlüyken affetme, kızgınken yumuşak davranabilme, düşmanına da iyilik ya­pabilme, muhtaçken bile sahip olduğunu başkalarıyla paylaşma) durumundaydılar.

İran’da yapılmış muhtemelen bir Türk halısı olan ve cennetteki dört nehri göste­ren bahçe halılarından bir örnek, aslında İslam öncesi devirlerin dört anayön kavra­mıyla ilişkili olan dört ırmak düşüncesinin İslam dönemi Türk sanatında da yer al­dığını gösteriyor.

Toprak, hava, su, ateşten ibaret dört unsur (anasın erbaa) divan edebiyatında sevgili ve âşığın birtakım özelliklerine ve dünya ya da evrene atıfta bulunur.

Bektaşilerin kullandığı dört kapı selamı denilen bir selam şekli vardı. Bu selam şeriat, tarikat, marifet ve hakikat erenlerine selam vermek şeklindeydi.

Bektaşi giyiminde kuşağı dört köşe oluşturacak şekilde bağlama geleneği vardır. Bu dört kitaba, dört büyük meleğe ve dört unsura işaret eder. Ayrıca yine Bektaşi­likte bilgi ve olgunluğa erişen insanlara kutup denilmesi de bu konuyla hatta daha sonra ele alacağımız 5, 7 ve ayrıca 300 sayısıyla ilgilidir. İslam öncesi Türk koz­molojisine uygun bir şekilde evrenin insanlar tarafından temsil edilen bu kutupla­rın çevresinde döndüğü kabul edilir. Kutupların en önemlisi, kutupların kutbudur. Araştırmacıların aktardığına göre onun bir yanında sağ imam, diğer yanında sol imam yer alır. Daha sonra evrenin dört yanını yönelen (İslam öncesindeki dört anayön kavramına işaret edilmiş oluyor. Ayrıca Budizmde bu dört yönün tanrıları da olduğu hatırlanabilir) dört direk (kutup) gelir. Bunlan diğerleriyle birlikte bey­ler adını alan abdallar, abdalları yediler ve üçyüzler izler.

Osmanlı devrinde “dört kitap hakkı içün” diye yemin yerine kullanılan bir ifade vardı. Aynca “dört üstüne” ya da “dört üstü dört” şeklinde kullanılan tabirler mü­kemmellik ve eksiksiz olma yerine kullanılırdı. Bunun tersine “dört yanı deniz ke­silmek” ise zorluğa, ümitsizliğe düşmek demekti.

Beş

Fatma’nın eli. Bu el aynı zamanda Muhammed, Fatma, Ali ve Haşan ile Hüseyin’i ifade eder. Bu el işaretinin nazan ve genel anlamda kötülüğü engellediği düşünülür. Fatma’nın eli ile ilgili tasvirler sanat tarihimizde görülebilmektedir.

Altı kollu yıldız olan Mührü Süleyman gibi tılsım mahiyetinde kullanılan ve beşli yıldız ya da beş kollu yıldız denilen ve süsleme sanatımızda görülen bir simge vardır. Kaidesi olmayan üç üçgenin birbirine geçmesinden ibaret bu şekil araştır­macıların düşüncelerine göre mistik içeriği olan 3 ve 5 sayılarıyla, üçgenin göz şeklini oluşturmasıyla ve yine nazara karşı kullanılan el (pençe) ile ilişkilidir.

Altı

Allah’ın dünyayı altı günde yaratışına işaret eder. Kuran’ın A’râf Suresinin 54. aye­tiyle Yunus Suresinin 3. ayetinde Allah'ın gökleri ve yeri altı günde yarattığı ifade edilir.       •

Altı kollu bir yıldız olan Mührü Süleyman, Türk sanatı ve mimarisinde en çok tasvirine rastlanılan kötülükten ve nazardan korunma amaçlı simgelerden birisi ola­rak karşımıza çıkmaktadır.

Yedi

Yedi sayısı lslami inanışlarda yaygın olarak karşımıza çıkar. Allah göğü yedi katlı olarak yaratmıştır. Bakara Suresi 29. ve Mü’minûn Suresi 17. ayette Allah’ın göğü yedi kat yarattığı belirtilir. Hac’da Kâbe yedi kez tavaf edilir. Safa ile Merve arasın­da yedi şart uygulanır, yedi gidiş dönüş yapılır ve yedişer taşla üç kez Şeytan taşla-

Tasavvufta da dokuz gök inanışı vardır. Aynca Allah’ın kudret ve azametinin te­cellisine kinaye olarak Allah’ın dokuzuncu kat gökte olduğu düşünülen tahtına arş denirdi.

On

Cennet müjdelenmiş on kişiye, Aşere-i Mübeşşere’ye işaret eder. Bunlar Ebû Bekir, Ömer, Osman, Ali, Abdurrahman bin Avf, Ebû Ubeyde bin Cerrah (veya Abdullah bin Mes’ûd), Talha bin Ubeydullah, Zûbeyr bin Awam, Saad bin Ebû Vakkas, Saad (veya Saîd) bin Zeyd'dir.

Öte yandan bu sayı Hüseyin’in Kerbela’da katledildiği H. 10 Muharrem 61 tari­hine ve bundan duyulan yasa işaret eder.

Oniki

Özellikle Oniki İmam ya da derki zamanlarda yeniden ortaya çıkacak ve insanlara yardım edecek olan onikinci imamı ifade eder. Bu nedenle Bektaşilikte de oniki sim­geciliği yer bulmuştur. Alevilikte de oniki imam düşüncesine bağlı olarak önemli yer tutar. Anadolu’da Kerbelâ şehitleri anısına oniki gün oruç tutulması bu düşünce­ye bağlıdır.

Bektaşi giyiminde de oniki sayısına verilen önemin ipuçları vardır. Eteği belden biraz aşağıda kolsuz bir yelek olan haydariyenin üst tarafına kutsal yerleri ziyaret esnasında takılan necef ya da Yemenıaşından yapılan küçük yuvarlaklar olan habbe­ler çoğu kere oniki tanedir. Aynca teslim taşı denilen ve boyna takılan iaşlann hilal şeklinde oniki çukurluğu bulunması oniki imamı temsil eder.

Bektaşi başlığındaki oniki dilim de yine oniki imama işarettir. Bu tacı giyen ki­şinin oniki erdeme sahip olması gerekir. Bunlardan başka İmam Cafer e atfedilen bir söze göre, Muhammed’e Cebrail’in getirdiği nurdan taç oniki dilimlidir.

Ondört

Alevi inanışına göre Muhammed ve kızı Falıma ile Ali nin soyundan gelen, başta Haşan ve Hüseyin olmak üzere bir grup kişi, ondört masum olarak kabul edilir.

Onyedi

Özellikle Şiilikte önemli yer tutar. Ali bin Ebû Talib’in onyedi yoldaşı vardı ve gü­nün üç ayn bölümünde onyedişer defa dua ederdi. Onyedi Türk loncasının koruyu­cu evliyaları da onyediydi. Ali’nin kendisinin kemer kuşattığı ve “onyedi kemer- best” diye geçen onyedi dostu olduğu belirtilir.

Yedi

 Tasavvufta bedenin ruhsal güçlerin toplandığı yedi noktasından söz edilir. Ay­rıca dünyayı çevreleyen dokuz felekten yedi tanesi yedi gezegenin feleğidir. Tasav­vufta yedi çeşit nefsten söz edilmiştir. Kuzey yanm küredeki Süreyya (Ülker ya da Pervin) yıldız kümesi yedi yıldızdan meydana gelmiştir.

Yedi sayısı en çok cehennem konusuyla ilgili olarak geçer. Kuran’da el-Hicr Suresinin 44. ayetinde cehennemin muhtemel yedi kapısı olduğu beyan edilir. Öte yandan Kuran’ın yetmişyedi ayetinde cehennem konusunun yer alması da yedinin katları olan bir sayı olması bakımından ilginçtir.

Yedi Uyurlar ya da Ashâb-ı Kehf (mağara arkadaşları) kıssası Kehf Suresinde (9­26. ayetler) anlatılmaktadır (bkz. Resim 39).

Yedi sayısı Peygamberin miraç hadisesiyle ilgili olarak da karşımıza çıkar. Min­yatürlerde Peygamberin Burak üzerinde, Tann katı sayılan arşın yer aldığı yedinci göge çıktığım görüyoruz. Cennetin kapısından Rıdvan vasıtasıyla girdikten sonra, arkasındaki çok sayıda melekle birlikte Cebrail kendisini karşılar.

Yedi sayısına Bektaşi giyiminde de simgesel ifade amacıyla kullanılmış olarak rastlarız. Kemer eski zamanlarda birtakım erdemleri ifade etmek üzere yedi kere bağlanırmış. Öte yandan Bektaşi tacının yedi dilimli olanına güneşe izafeten (belki Tann'yı ve bazı yerlerde Ali’yi kastederek) şemsi taç denilir.[9] Ûte yandan Kadiri ta- rikatinin Eşrefi koluna mensup olanların giydikleri taçlar da yedi dilimliydi. Bu ta­cın (başlığın) yedi terki yedi göze işarettir. Bu tacın üzerine onsekizbin âleme ifade eden ya da besmeledeki b harfleri sayısına göre konulan onsekiz ya da ondokuz kö­şeli mühür, yedi ismi (esmâ-i seba) simgeleyen yedi renk ibrişimle işlenir.

Sekiz

Geleneksel İslam inancına göre, yedi cehenneme karşılık sekiz cennet vardır. Bir kısmı minyatürlü heşt bchişt (sekiz cennet) isimli kitaplar da burdan ortaya çıkmış­tır. Türk ve İslam bahçe düzenlemelerinde bahçelerin dört ya da sekiz katlı ya da bölümlü olması da cennet kavramına atıfta bulunur.

Bazı Islami inanışlara göre arşı sekiz melek taşır. Şii inanışına göre bu sekiz melek, Nuh, İbrahim, Musa, Isa, Muhammed, Ali, Haşan ve Hüseyin’den ibarettir.

Dokuz

Dokuzun Islami dönemdeki varlığı daha çok İslam öncesi Türk mitleri ve inanışla­rındaki dokuzun öneminden kaynaklanır.

Onsekiz

Mesnevi’nin giriş bölümü onsekiz mısradır. Mevlevi dervişi olmak isteyen herkes onsekiz gün tekkede hizmet ettikten sonra mutfakta onsekiz çeşit hizmeti öğrenir. Hazırlık süresini tamamladıktan sonra aday onsekiz kollu bir şamdanla bir hücreye götürülür. Burada onsekiz gün çile çeker tefekküre dalar. Mevlevi dergâhını ziyaret edenlerin yanında onsekiz hediye getirmeleri bir gelenek halini almıştı. Besmelede onsekiz sessiz harf bulunmasından onsekiz bin âlem olduğu inanışı türemiştir.

Ondokuz

Allah'ın en önemli isimlerinden olan Vahid, yani Bir’in sayısal değeri 19’dur, yani Allah’ı ifade eder. Bu nedenle yılı ondokuz günlük ondokuz aya bölen Bahailerin kutsal sayısıdır.

Yirmisekiz

Kuran’ın yazıldığı alfabenin harf sayısına işaret eder.

Kırk

İslam öncesi Türk geleneklerinde de çok yer tutan bu sayı Muhammed’in kırk ya­şında Allah’tan ilk vahyini alması, Allah’ın Âdem’in çamurunu kırk gün yoğurduğu­na inanılması, Mehdi’nin dünyaya tekrar geldiğinde kırk yıl kalacak olması, diriliş esnasında göklerin kırk gün boyunca dumanla kaplanacağı ve dirilişin kırk yıl süre­ceğini ifade eder. Muhammed’in isminin başladığı ilk harf olan mim harfinin sayısal değeri kırktır.

Ote yandan Alevilerdeki cem törenlerinin Peygamberin göğe olan yolculuğunun tekranndan ibaret olduğunu söyleyen Melikoff, miraç hadisesi esnasında Kırklar Meclisinin kurulduğunu söylüyor. Sivas yöresinden bir Alevî’nin tanıklığına daya­nan araştırmacı bu tanığa izafeten: “Alevilerde Cem demek Kırkların Cem’ini taklit etmek, yani onu canlandırmak demektir,” sözünü aktarıyor.^

Doğum ve çocukla ilgili birtakım geleneklerin uygulanmasında, bu kırk günlük süre önemli sayılmıştır. Türk-tslam edebiyatının pek çok eserinde kırk sayısının simgeselliğine dayanılır.

Altmışaltı

Allah isminin sayısal karşılığı altmışaltıdır. Sayısal değeri altı olan vav harfinin 52 I. Melikoff, a.g.e., s. 65.

yan yana kullanılışı altmışaltıyı ifade eder.

Yetmiş

Âdemi’in dünyanın bütün dillerini ifade için yetmiş dil bildiği ileri sürülür. Mu- hammed’in miraca çıkarken Kuran’ı yetmiş defa ezbere okuduğu söylenir. Yine Pey­gamberin Allah’tan günde yetmiş kez af dilediği ifade edilir.

Seksen

Bazı Islami kaynaklara göre Âdem yaratılırken seksen yıl çamur halinde kalmıştır ve ondan sonra Allah tarafından kendisine biçim verilmiştir.

Doksandokuz

Esmâ-i hüsna denilen Allah'ın en güzel isimlerini ifade eder. Aslında Kuran’da ve hadislerde geçen daha başka isimler olmakla birlikte terim olarak genellikle dok­sandokuz isim kabul edilir.

Yüz Yirmi

Bazı lslami kaynaklara göre Allah Âdem'e biçim verdikten sonra onu yüz yirmi yıl ruhsuz bırakmış ve bu süre sonucunda kendisine ruh verilmiştir.

KAYNAK :

Yaşar Çoruhlu

Türk Mitolojisinin Anahatları

Kabalcı Yayınevi, 2000

 

[1]         “Altın yapraklı bay kayın" ifadesi şaman ilahilerinde geçmektedir. Bkz. A. İnan, “Türk Boyla- nnda Dag, Ağaç (Orman) ve Pınar Kültü," MI, c. II, s. 254.

M Çin'de sarı renk üzerine verilen bu bilgiler için bkz. Wolfram Eberhard, Çin Simgeleri Sözlü­ğü, s. 263.

[3]   W. Radloff, Sibirya'dan, c.III.s. 6-7.

[4]   M. Eliade, a.g.e., s. 312. J. Paul Roux da bazı Altay Türklerinin yerin altında bulunan cehen­nemi 3, 7 ya da 9 katlı olarak düşündüklerini söylemektedir. Bkz. J. P. Roux, Eskiçağ ve Or­taçağda Altay Türklerinde Olum, çev. Aykut Kazancıgil, s. 170.; W. Radloff, Sibirya'dan, c.Ill, s. 10.

W. Radloff, Sibirya'dan, c. III, s. 4.

na Ait Maddeler, s. 439-451.

[7]   Şaman elbisesi, külahı ve davuluyla ilgili sayısal veriler için bkz. A. V. Anohin, Altay Samanlığı­

[8] M. Eröz, Eski Türk Dini (Gök Tanrı inancı) ve Alevilik Bektaşilik, s. 110,115.

[9] M. Eröz, a.g.e., s. 25-27.


Bu mesaj admin tarafından 2015-12-17 18:24 GMT, 1095 Gün önce düzenlendi.
__________________