Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Tamamlanmış Projeler » “BUZLARIN TUTUŞTUĞU YER SARIKAMIŞ” DESTANI VE HARUN YİĞİT

Yazar Mesaj   #2240  2016-09-20 00:23 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

“BUZLARIN TUTUŞTUĞU YER 
SARIKAMIŞ” DESTANI VE HARUN YİĞİT

NEHİR-SÖYLEŞİ
YAVUZ ALİ SAKARYA

Ozan arkadaşım Harun Yiğit’in adıma imzaladığı “BUZLARIN TUTUŞTUĞU YER SARIKAMIŞ” kitabını evire çevire, içime sindire sindire okudum.

Zaman oldu, Padişah damadı Enver Paşa’nın tedbirsiz davranışları ve kişisel hırsları nedeniyle yaptığı yanlışlara kahroldum. Zaman oldu, o içe işleyen soğuğu içimde duyumsayarak, kendimi Mehmetçiğin yerine koydum. Ben ağlamakla yetindim, ama binlerce masum insanın çarpışmadan bile isteye ölüme gönderilmesi içimi sızlattı. Benim içim sızladı, ama onlar onbinlerce öldüler. Topraklarımızı düşmana çiğnetmemek uğruna can verdiler. Hele tek bir mermi sıkamadan soğuğa, kara kışa teslim olmaları dayanıklı geçinen yürekleri bile sızlatmaya yeter.

Öncelikle: Ozan Harun Yiğit’in iletişim adresini yazarak başlayalım: yigit_harun@yahoo.de 
Cep telefonunu da ekleyerek devam edelim. Olur ki, yazışmak istersiniz: 0545 2111331

HARUN YİĞİT’LE ÖZGEÇMİŞİNE İLİŞKİN KISA BİR SÖYLEŞİ

Yavuz Ali Sakarya: Harun bey, söyleşimize kısa bir özgeçmişinizle başlayalım isterseniz. Nerede ne zaman doğdunuz?
Harun Yiğit: 1961 yılının Mayıs ayında Konya’nın Ilgın ilçesine bağlı Beykonak kasabasında doğdum. İlk ve orta öğrenimimi aynı kasabada tamamladıktan sonra 76-77 öğretim yılı başında Ilgın Endüstri Meslek Lisesine başladım. 1977 yılının Mart ayında Almanya’ya anne-babamın yanına işçi ailesi olarak gittim.

YAS: Bizler biliyoruz, kitaptaki şiirler gibi tüm çizimler de sizin. Şiire olduğu kadar resime de meyliniz olduğu, yetenekli olduğunuz açık ve kesin. Bu ilgi ne zaman ve nerede başladı?
HY: Diyebilirim ki, çok küçük yaşlarda resim sanatına ilgi duydum. Bir amatör olarak, bir resim heveslisi olarak kendimi yetiştirmek için çaba gösterdim. Resmi öğrenmek adına, uzun uğraşlar verdiğimi söyleyebilirim. Ustaları izledim, güzel örnekler gördüm, müzeler, galeriler gezdim, yorumlar dinledim. Kitaplar okudum. Hep çizdim. Yaptım, bozdum, yeniden yaptım. Kendimi geliştirdim. Kolay olmadı tabii ki.

YAS: Kendinizi ne zaman hazır hissettiniz ve ilk resim serginizi ne zaman nerede açtınız?
HY: Kendimi geliştirdiğini düşünüp, resimlerimle bir sergi açabileceğime inandıktan sonra ilk resim sergimi 1982 yılında henüz daha 21 yaşında iken Hannover Türk evinde açtım. Çok ilgi gördü. Bunu daha sonra başka sergilerim izledi. Sadece Hannover’de değil, Almanya’nın değişik kentlerinde sergiler açtım. 
Aralarında ‘’Yağlıboya, Suluboya, Çini mürekkep, karakalem ve kömür“ gibi değişik teknikleri deneyerek, örneklendirerek, 50’nin üzerinde resim sergisi açtığımı bugün sanat geçmişime baktığımda övünçle söyleyebilirim.

YAS: Bildiğim kadarıyla şiir gibi resim çalışmalarınız hala devam ediyor. Ben resimden şiire nasıl sıçradığınızı, nasıl geçtiğinizi de merak ediyorum. 
HY: Resim çalışmalarımı sürdürürken, zaman zaman bir araya geldiğimiz, sanat konuştuğumuz, sanat aracılığı ile arkadaşlığımızı ilerlettiğimiz ozanlar Can Yoksul, Osman Dağlı (Ozan Maksudi) ve daha sonraları Nihat Behram gibi edebiyat ve şiir tutkunlarından, bana gerekli eğitici bilgileri edinerek ve kendimi geliştirerek şiir yazmaya başladım. Duygu ve düşüncelerimi sadece tuale değil, kağıt kaleme de aktarmaya başladım. Şimdi ikisini bir arada yürütmeye çalışıyorum.

YAS: İlk şiir kitabınız ne zaman çıktı diye sorsak?
HY: 1991 yılıydı. Ölçülü uyaklı şiir stiliyle (anlayışıyla) yazdığım ilk şiir kitabım olan “Gurbet Türküleri” kitabını ‘’özel baskı’’ olarak yayınladım.

YAS: Harun Bey, sizin bir de serbest muhabir olarak bir gazetecilik yanınız var. Ondan da kısaca söz ederek, okurlarımızın meraklarını giderelim. 
HY: Doğrudur. 1993 yılında başlayarak, 2000 yılına kadar süren bir serbest muhabirlik dönemim var. Hürriyet gazetesi hesabına çalıştım. Muhabirlik dönemimde, sanata yönelik uğraşlarımı asla ihmal etmedim ve resim, şiir ve yontu çalışmalarını sürdürdüm. 2003 yılının Kasım ayında, ikinci kitabım ‘’Duy Yunus Emre’’ yi yayınladım. 
2008 yılının Haziran ayında üçüncü kitabım “Vatandaş Osman” bir hiciv (yerme) kitabı olarak okurlarımla buluştu. Vatandaş Osman şiirseverler tarafından sevildi, diyebilirim ki benim adımla da özleşleşti.

YAS. Hiciv kitabınıza da adını veren Vatandaş Osman, benim en sevdiğim yergi-şiirlerinizden biri. Söyleşiye devam etmeden onu sizden bir kere dinlesek ve şiiri okurlara bir kez daha duyursak. 
HY:Madem istiyorsunuz, okuyalım o zaman.

(Demeye kalmıyor, Ozan Harun Yiğt, gerçekten şiiriyle bütünleşerek, onu ezbere okumaya başlıyor. Biliyoruz, siz de şiiri bir kez daha duymak ya da okumak istiyorsunuz: İşte Vatandaş Osman:

Casio markalı saat sesiyle
Gözlerini açtı vatandaş Osman
Puffy yorganını fırlattı yana
Gülücükler saçtı vatandaş Osman.

Adidas terlikle gitti çişine
Colgate macununu sürdü dişine
Clear şampuanı döktü başına
Banyosuna geçti vatandaş Osman.

Protex sabunu ile yıkandı
Hugo Boss'la kurulanıp bakındı
Bill's gömleğe Joop kravat takındı
Lipton çayı içti vatandaş Osman.

Citizen kol saatini takındı
Gitmek için vakit artık yakındı
Ailesine 'Çav' deyip yekindi
Hyundai'yle kaçtı vatandaş Osman.

Mega Center'deki ofise geldi
Ağzına bir Polo şekeri aldı
Blaupunkt radyoda rok müzik buldu
Dans ederek coştu vatandaş Osman.

Casper PC'sini eğilip açtı
Microsoft Excel'e hızlıca geçti
Ismarladığı Nes Cafe'yi içti
Tadına hep şaştı vatandaş Osman.

Ordan ''Wimpy's Fast Food'' kafeye gitti
Coco Cola içip, Hamburger yuttu
West cigarasını Zippo'yla yaktı
Duman duman uçtu vatandaş Osman.

Karısının siparişin almaya
Spreit gazoz ile Johnson kolanya
Çıktı Persil ile Ace bulmaya
Market market koştu vatandaş Osman.

Palmolive şampuanı bulunca
Gala WC kağıdını alınca
Alışveriş arabası dolunca
Bonus kartla şişti vatandaş Osman.

Akşamdan Image Bar'a takıldı
Votka Cola içip yere yıkıldı
Yakın dostu tarafından ekildi
Yalnız yollar aştı vatandaş Osman.

Haftasonu Schowroom'ları dolaştı
Üç alana birisi de beleşti
Markacılık hepimize bulaştı
Borçla dolup taştı vatandaş Osman.

Evde Sony TV sini açarak
Paparazzi, First Class, dan geçerek
Türk dilinden zaplayıp da uçarak
Kanalları deşti vatandaş Osman.

''Ne Mutlu Türküm''ü övgüyle dedi
Ecnebice marka giyinip yedi
Oğlunun adını Arapça kodu
Marka ile pişti vatandaş Osman.

Yerli malı kullanmaya erindi
Yorgunluktan kollarıyla gerindi
Yiğit'imin uykusu çok derindi
Artık yorgun düştü vatandaş Osman...

03.06.2005
Harun Yiğit

YAS: Bu eleştirel şiir, bence hiciv türünün ince ince dokunduran örneklerinden biri. Türk kaşığıyla başkalarının pisliğini yemeyi iş sananlara dokundurup duruyor. Yerli malı kullanmayanlara, marka meraklılarına, yabancı hayranlarına, dünyanın en zengin edebi dillerinden biri olmasına karşın kendi dilini küçümseyenlere bir çuvaldız sokuyor. Sizin şiir geçmişinize baktığımızda son yıllarda bir destana yönelme olduğunu görüyoruz. Bu destan yazma merakınız nereden çıktı? Bu ilgi nasıl oluştu? Temeli neye dayalı? 
HY: İnsan şiire ilgi duyunca, onu iş edinince, hemen her konu ile ilgileniyor. Benim de öteden beri Türk destanları, beslendiğim dilin güzel örnekleri olarak ilgimi çekiyordu. Ucundan kıyısından yazmaya, denemeler yapmaya başladım. Basıma hazır hale gelince, “Temel Türk Destanları” ve “Yiğitlerin Destanı” kitaplarımı yayınladım. İçine girdikçe, destan konusunun adeta dipsiz bir kuyu olduğunu gördüm, ama caymadım, yoğunlaşmayı yeğledim. Üzerinde çalıştığım, bitirmek üzere olan başka projelerim var. “Ana’dolu Yiğit Dolu”, bunlardan biri. Üzerinde çalıştığım bir başka projem de “Yemen Destanı” adını taşıyor. Umarım yakın gelecekte bunları da tamamlayarak okurun karşısına çıkabilirim.

YAS: Bu dileğinize bir okurunuz olarak biz de katılıyoruz. En kısa zamanda sözünü ettiğiniz destanları da okurlarınızla bulundurmanızı bekliyoruz. Diliyoruz. Şimdi gelelim, asıl söyleşi konumuza. Son kitabınız “Buzların Tutuştuğu Yer”e, Sarıkamış’a.
Kitabınız şöyle başlıyor:

Dağ yamaçlarından, dere kenarlarından
Suların çağıltılarından
Kardelenler açtığı zaman
Ve taş kesildiğinde memleketin yüreği
Ayazı giyindiğinde tozlu yollar canım oy !
Ağzı süt kokan karanfiller girer düşlerime
Siz girersiniz...” diyorsunuz.

YAS: Kim giriyor bu satırlarla düşlerinize?
HY: Başta Sarıkamış’ta can verenler olmak üzere, toprağı vatan kılmak için yaşamdan vaz geçen, yaralanan, uzuvlarından olan vatan evlatları giriyor tümden düşlerime. Abartmıyorum. Zaman oluyor sırf bu yüzden uyuyamıyorum. 
Hele, her gün televizyonlarda, radyolarda çok sayıda şehit haberleri aldıkça, gencecik civanları bayraklara sarılı tabutlar içinde gördükçe, dertlerim depreşiyor.

YAS: Duyarlı bir ozan olarak yerden göğe haklısınız. Çok ama çok haklısınız. Yurdun birliğini dirliğini sağlamak adına verilen mücadeleyi küçümsemiyoruz. Toplum olarak çok üzülüyoruz. Hemen her gün şehit haberleri aldıkça, albayrağa sarılı şehitlerimizi gördükçe, hepimiz yürekten sarsılıyoruz. Teröre lanet okuyoruz. Daha fazla kan görmek istemiyoruz diye haykırıyoruz. Analar babalar olarak, vatandaşlar olarak acımızı içimize gömüp, vatan sağ olsun diyoruz. Diyoruz demesine de,
HY: Siz bir de pisi pisine ölen, savaşmadan donarak ölen ve sayıları nerdeyse 100 bini bulan vatan evladını göz önüne getirin. Kişisel ikbal peşinde koşan, sırf kendi yıldızları parlasın, zamanından önce terfi etsinler diye yüz bine yakın vatan evladını soğuğa, kara, buza, ayaza süren bir aymazın ihanetini düşünün. Haberler duyulmasın, halk tepki koymasın diye gazetelere sansür uygulayan Enver Paşa’yı düşünün. 
Aklıma hemen bir kıtasıyla Mehmet Akif Ersoy geliyor:

Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey! 
Beş bin senelik kıssa, yarım hisse mi verdi? 
“Tarih”i, “tekerrür” (*) diye tarif ediyorlar; 
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

(Not: “tekerrür”, “tekrar, yineleme” demektir. YAS)

HY: Bugün bile olan bitenden ders aldığımız söylenebilir mi? Kıssadan hisse çıkartsak durum böyle mi olur?

YAS: Sevgili Harun kardeşim, tekrar Sarıkamış’a dönersek, Sarıkamış bizim tarihimizde acısı yüreklere oturan, aradan bir asır geçmesine karşın, ilk günkü sıcaklığını koruyan bir yara, üstü kapanmayan, bir türlü kabuk bağlamayan bir derin yara. Bir ağıt sürekli yakılan. Siz de aslında bu kitabınızla uzun, çok uzun bir ağıt yakıyorsunuz. Bence öyle. Geleneksel şiirimizin bir anlamda gereğini yaparak bu ağıtı yakıyorsunuz. Bir ağıta kıyasla çok uzun, ama olsun. Siz bu işe Harun Yiğit olarak ne diyorsunuz?

HY: Kitabın “giriş” bölümündeki dizelerle yanıtlayayım bu sorunuzu o zaman.

“Sarıkamış sadece ağıt değildir;
Kırmızının ak’la
Kanın karla seviştiği yerdir.
Buzların alev alev yandığı yerdir
Sarıkamış sadece ağıt değil,
Sarıkamış bir destandır.” (Sayfa 9)

YAS: Duyarsız ve omurgasız davransak, vurdumduymaz olsak, “Derdin ne senin arkadaş, keyfine baksana, acı senin neyine, yıllar önce olan bir olayın kabuğunu niye kurcalayıp duruyorsun, yarayı niye kaşıyorsun, sen şiirini yazsana”, desek,
HY: Ozan, duyarlı ve sorumlu kişidir. Hisseden kişidir. Bu destanı yazmasam, kesinlikle huzursuz olurdum. Benim bu destanı yazmaktaki amacım, yakın tarihimizde yaşanan bu olayı gelecek kuşaklara olduğu gibi aktarabilmekti. Bu tip davranışın, sorumluluk duygusu gelişmiş, yurtsever bir ozanın görevi olduğunu düşünüyorum. Toplumu bilinçlendirme olarak bakıyorum ben bu konuya.

YAS: O zaman bir sonraki sorumuz şu: Kim dürttü seni bu destanı yazmaya? Kim motive etti? 
HY: Bende destan yazma merakı uyandıktan sonra Sarıkamış destanını yazmak da içimde bir uhte idi. İtiraf etmeliyim ki, bu uhte hep vardı. Ne var ki, denemeye, yazmaya çekiniyordum. Daha doğrusu nereden başlayacağıma karar veremiyordum. İşte o aşamada Mustafa Ceylan arkadaşım girdi devreye. Kitabın ortaya çıkışında her aşamada onun katkısı ve önerileri, yönlendirmeleri olmuştur. Kendisine yeri gelmişken bu vesile ile bir kez daha teşekkür etmiş olayım.

YAS: Bu destanı yazmak için taa Sarıkamış’a kadar gidip, karda kışta, o soğuk koşullarda kalıp, aynı soğuğu, aynı donu, aynı karı iliğinde kemiğinde hissetmek ne iş? Bunu da yapmışsınız. Duyuyoruz. 
HY: Yazma aşamasında bunu da yapmak, birebir yaşamak gerekti. Destanın gerçekçi olması için orayı tanımak, yaşamak gerekiyordu. Empati yapmadan, kendini orada kalanların yerine koymadan onu yazmak olmazdı. Gerçekçi de olmazdı. Ben de bunu denedim.

YAS: Bu kimin fikriydi? Kim getirdi bunu da aklına?
HY: Mustafa Ceylan, o koşulları birebir yaşamadan bu destanı yazmamın mümkün olmayacağını söylüyordu. Haklıydı. Ben de Ceylan’ın dediğini yaptım. İliği kemiği donmadan, ölenin yerine kendini koymadan bu destan yazılamazdı.

YAS: Askerin “vatan” söz konusu olunca, tavrı, inancı neydi?
HY: Kaygusu yok başımızın
Dağ doruğu sisli, puslu
Coşkusu vatan telaşımızın
Yürürüz ölümüne
Başı dik, alnı ak ve namuslu.

Gittiğimiz düğün zaten,
Kalk borusu zar, zor öten,
Yâr gülüşü gözde tüten,
Sarıkamış Dağlarında.

(Sayfa 15)

(Konu vatan olunca, gayrı her şey teferruattı asker için de ama, namuslu olmak, alnıak olmak, yetmiyor, aynı zamanda donanımlı olmak da gerekiyordu. Orduyu kış koşullarına hazırlayıp, cepheye öyle salmak gerekiyordu. Tedbir, sağduyu bu demekti. Ama el kesesinden geçinen, borç dert yaşayan Osmanlının, padişaha göbeğinden bağlı Osmanlı paşalarının umurunda değildi dünya, “Nam olsun kar olmasın” diye düşünülüyordu. Ölen kalan kimin umurundaydı? Üstelik saymasını bildiklerinden de kuşkum var. Yoksa bu kadar askere kıyarlar mıydı? Her ölüm erken derler, bunca genci ölüme göndermek ne büyük tedbirsizliktir, anlamak mümkün değil. Akla yatkın bir neden bulmak çalışan aklın işi değil. YAS)

YAS: Ben gerektiğinde açıklamalarla, gerektiğinde tanımlarla ve kitaptan alıntılarla sürdürmek istiyorum söyleşiyi, uygun bulursanız. 
HY: Ne demek, olur tabii.

YAS: O zaman “seferberlik” ne ifade ediyor size? 
HY:
SEFERBERLİK

Seferberlik havaları sarınca içimizi
Özlemle döner, değirmenlerin mili
Celbini alıp gelende birer birer yiğitler
Yürüyüş davulu çalınca, köy meydanında.

(Sayfa 17)

YAZGI

Bayrak bayrak, ey güzel bayrak!
Ayına
Yıldızına vurgunuz senin, biliyorsun!
“En büyük asker, bizim asker” işte
Değişmez yazgımız, öykümüz bizim.

(Sayfa 18)
CELB

Bir Selçuklu heybesi içinde celbimiz
Düşeriz yan yana
Kara vagonlara dolarız hey!..

(Sayfa 18)

TREN-1

İneni yok bu trenin
Bineni çok
Sancılı ülkemin bakışları var
Hepsinin gözlerinde.

(Sayfa 19)

VATAN

Nerde görülmüş
Kurdun tilkiye yenildiği,
Yenildiği nerede görülmüş?
Anamız neyse
Bize göre vatan o’dur işte.

(Sayfa 20)

DÜŞMAN

Düşman şu dağlarda çıngıraklı yılan
Yılanın ağzında ağulu plan.

(Sayfa 21)

ENVER PAŞA

Kalpağına yandığım Enver Paşa
Merhem diye asker sürer dağlara.

(Sayfa 22)

AY YILDIZ

Ondandır bu kara vagondaki deli soğuğa inat
Ilıman bir ışığın alnıma vuruşu ondan...
Çıktık besmeleyle yola şükür
Bekle bizi Bardız Yaylası
Dualar anamızdan.

Geliyoruz tümen tümen
Tanı bizi tanı
.....Ay’ımızdan,
…..Yıldızımızdan...

(Sayfa 22)

SAVAŞ

Enver paşa savaşı bir gün sürecek sandı
Bakıp karlı dağlara geçit verecek sandı
Askerler tüm setleri yıkıp geçecek sandı
Düşmanlar mevzilerinden çıkıp kaçacak sandı
Bardız Yaylası’nda çığır açacak sandı
Enver Paşa, başını göğe erecek sandı.

(Sayfa 22)

İÇ-DIŞ

Cepheden cepheye
Paşalarımız top yekün Alman
İçimiz Alman
Dışımız Alman.

(Sayfa 24)

EL TOKMAĞI

El âlemin tokmağıyla davullar çaldık
Çıkan sesi kulağımız duymuyor gayri
Alaman’dan generaller, paşalar aldık
Anahtar paslı kilide uymuyor gayrı.

(Sayfa 24)

ASKER

Yarı çıplak yola düştü savaşçılar
Yaması dökülen giysileriyle
Yırtık çarıkları
Başlarında uçuşan solgun kefiyelerle
Cepheye sürüldüler hazırlıksız.

(Sayfa 26)

TREN–2

Yorgun iniltilerle durdu tren
Açıldı kara vagonun kara kapıları
Sabahın alaca vaktiydi
Ezan okundu okunacaktı.

(Sayfa 26)

KÜNYE

Kışa dönmüş kış içinde kışlalar
Cümle Anadolu delikanlıları
Ayrımsız hepsi
Gelmişler her yöreden
Düğün yeri,
Kurban bayramının seheri sanki
Dizim dizim, sıra sıra
Önce kısa bir künye
Sonra çak selamı!..

(Sayfa 29)
NÖBET

Gece çizgileri nöbet nöbettir
Askerlik, bir sıla üç de gurbettir
Ranzada, koğuşta, tertip, sohbettir
“Emredersin komutanım” üstelik.

(Sayfa 30)

BEYAZ ÖLÜM

İşte manzara:
Çılgın ve ihtiraslı
Acımasız iki deli gördük!
Cehennem her zaman sıcak değilmiş!
Diğer adı, “beyaz ölüm”!

(Sayfa 31)

SARIKAMIŞ

Solumaya bile vakitleri kalmadı
D(A)ğın en doruklarında
Az(R)ail utancından ağlarken,
Ayr(I)ntıya giren heykeltıraşın
Büyü(K) hünerini sergileyerek
Bir and(A) on binlerce
Kar ada(M)ının heykelini yapması gibi!
Bir varm(I)ş
Bir yokmu(Ş)

............... Sarıkamış derler bir beyaz ölüm
………… Öldüm, hasretinle öldüm be gülüm!

(Sayfa 32)

DRAM

Bir başka mevzi
Bir başka dram
İlk sırada diz çökmüş beş kahraman
Yaslanmış
Omuz çukurlarına mavzerleri
Nişan almışlar
Tetiğe ha bastı ha basacaklar
Basamadan solmuş
Beş kardelen çiçeği
Beşi bir yerde
Dönmüşler heykele.

(Sayfa 34)

DONMUŞ

Kaput yakaları civan gençlerin
Semaya açılan elleri donmuş
Hele bıyıkları ve sakalları
Türküler yakılan dilleri donmuş 
Donmuş da civanım donmuş.

(Sayfa 35)

GELİN

Emperyalizmin pazar paylaşımı işte…
Bir kurşun değse ısıtırdı donan elini
Allahuekber yorganına sardık ne yazık
Doksan bin gönülde yatan gelini...

(Sayfa 40)

ZEHİR-1

Osmanlı’yı
İttiler
Alman denilen
Ateşten kucağa
Kucağa düşen hasta
Hastalığına bakmadan
Bakmadan sağına soluna
Uzandı
İlâç diye sunulan zehire;
İçti, içti, içti…

(Sayfa 41)

ZEHİR–2

Zehir bu
Tez yayıldı vücuda
……
Çaresi yok!
Yalvarsa da
Yaranamaz
Ne İsa’ya
Ne Musa’ya…

(Sayfa 41)

ÇIKAR SAVAŞI

Osmanlıyı savaşa sokan Alman gemileri
Gemileri, ne hikmetse bakıma çekti
Çekti de seyre çıktı.
Sonunda
Başladı çıkar savaşı.

(Sayfa 43)

ADRES

Her yokluğun son adresi
Soğuk, ayaz ve de buz, kış
Düşünceli, çıkmaz sesi
Sarıkamış, Sarıkamış
Güneşi var sırt ısıtmaz
Dumanı var dağdan kalkmaz
Teli kopmuş ağlayan saz
Sarıkamış, Sarıkamış.

(Sayfa 44)

GENÇLİK

Memleket harlı
Hava soğuk ve karlı
Kapıda açlık
Sersefil oldu gençlik
Yaşlı gözleri
Sitemlidir sözleri...

(Sayfa 46)

BEYAZ ÖLÜM

Cehennemin diğer adı
Kar oldu beyaz ölüm...

(Sayfa 47)

KAR ÇİÇEKLERİ

Kar beyazdır Sarıkamış’ta güller
Kar beyazdır renklerin cümlesi
Çakır Hasan, Seyitlerin Mıstafa ve Ben
Bir Sarıkamış beyazıyız şimdi
Kardelen yeşilinin beyaz dudağı
Kar çiçekleridir yağar üstümüzden…

(Sayfa 47)

İZ

Ardımdan yürü izime bas
Sen de iz bırak ardındakine,
Önümüz ardımız belli olmasın
Resmi postalayın beşiktekine.

(Sayfa 50)

TÜRK ASKERİ

Sobada yemek pişirirken Rus birlikleri
Kar altından söktükleri gevenlerle ısınıp
Kuru ekmeğini yemeye çalışıyordu
Türk Askeri.

(Sayfa 51)

HAREKÂT

Harekât, ikmalsiz işlenmişti kâğıt üzerinde,
Mükemmeldi
Komutanların beceriksizliği
Değildi asıl olan
Bu yüzden kaybedilmiş savaş değildir.
Tarihte var mıdır eşi-benzeri?
Subaylarına güvenmeyen
Püsküllü bir başkomutan
Davul çalmasıdır.
Alman tokmağıyla.

(Sayfa 51)
YULAR

Bu milletin boynuna takılmış bir kez yular
Suyun başında it var, durulmaz artık sular.
Bu nasıl iştir Mehmet, Paşa sana da düşman
Annen doğurduğuna, sen doğduğuna pişman.

(Sayfa 51)

CESARET

Sevincinden komutanlar oynadı
‘’Rus’lar çekildi’’ diyerek
Cesaret aldı askerimiz
Düşman yıkıldı diyerek.

(Sayfa 53)

ELEK-DİLEK

Sandılar ki Ruslar astı eleği
O anda Enver’in oldu dileği
Azılı rakibin çelik bileği
Çabuk büküldü diyerek
Mermisi tükenmiş piyadeler
Süngü takıp yürüdüler
Dişe diş,
Kana kan
Yardılar kurşunlara karşı zor cepheyi
Kimileri buna
‘’Dadaş Kahramanlığı’’ dediler. (Sayfa 53)

KAR

Üşüyorum, ört üstümü gel anne!
Takvimler mevsimden ölüm sağıyor
Kapat gökyüzünün soğuktan kapısını
Yüreğime kar yağıyor, kar yağıyor kar…

Nefesinle üfle bana donuyorum anne!
Mataramda taşıdığım su değil, buzdur
Köprüköy’de bir ecel türküsü, vur Allah vur!
Ellerime kar yağıyor, kar yağıyor, kar…

Yumayım gözlerimi bak içine, ısıt anne!
Bu beyaz alev sanki beni boğuyor.
Işıyan yamaçlardan ayaz kesen ıslıklar
Gözlerime kar yağıyor, kar yağıyor, kar…

Kurbanım bu vatana, sar beni, sar, sar anne!
Yürü gece boyunca, gündüz siperde bekle
Ölüm ne ki, ölümsüzler tepesinde bizlere?
Can evime kar yağıyor, kar yağıyor, kar…

Bu dağın kurdu, kuşu bizi tanıyor anne!
Gecenin bir yerinde senle ısınır içim
Düşman kaçtı, yok oldu, gökler kıyamda şimdi
Tüfeğime, süngüme kar yağıyor, kar yağıyor, kar…

(Sayfa 54)

AV-TAV

Kayıp verse de Ruslar
Geri çekilişleri bile düzenli.

Çekilen Rus takip edilmeyince
Namlunun ucundaki av kaçırıldı
Ordu kurmayları düştü sevince
Tarihi fırsatta tav kaçırıldı.
Mevsim karakış
Havada uçmuyor kuş
Askerler aç
Askerler yorgun
Kimi hala
Bu mevsimde görüyor düş.

Zafer sarhoşluğu bürüdü şarkı
Tersine çevirmek için bu çarkı
Düşmanın içine düşmüşken korku
Beceriksiz paşalar şovu kaçırdı.

Çeliği ateşe sürmek
Döverken suyunu vermek
Hüner ister elbet
Düşünüp önünü görmek…

Hatalar zinciri peş peşe geldi
Durmadan yağan kar izleri sildi
Nefes alan düşman sonunda güldü
Türkler elindeki devi kaçırdı.

Kaçan fırsat geri gelmez,
Bu dağlarda
Çakal, asla kuzu olmaz… (Sayfa 56-57)

AD

Trenler gelir geçer Batı’dan Doğu’ya
Kara dumanlar içinde
Bir Alman düdüğü öter akşamüstü
“Enverland” a gidecekmiş yükü
Enverland da ne ki demeyin
Bizim Anadolu’muzun o devirde
Alman dilindeki adıdır…
Kim benzetir, haddine mi paşamı Napolyan’a
Kim benzetir, kim, kim?

(Sayfa 58)

ENVER PAŞA

İstanbul’dan plan yapıp yolluyordu …………………… Enver Paşa
Manşet manşet birçok yalan kolluyordu ……………… Enver Paşa
Uyduruksu haberlere madalyalar takılıyor
Bol keseden palavrayı sallıyordu …………………………… Enver Paşa
Yayın yasağını koydurmuştu …………………………………… Enver Paşa
Asker düşmanlardan hesap sordu da …………… Batum Türk evi
“Olsun artık’’ larla hayal soluyordu ……………………… Enver Paşa
Trabzon’u bombalayan Rus’ları ……………… Görmezden gelmiş
Hezimeti allayıp da pulluyordu .…………………………… Enver Paşa.

(Sayfa 62)

YANLIŞ

Esip gürlemekle düşman bozulmaz
Yanlış bilgi ile tarih yazılmaz.
Karanlıkta kör dövüşü yapıldı
Komutanlar serüvene kapıldı
Nice hayâllerle yoldan sapıldı
Esip gürlemekle düşman bozulmaz.
Hazırlıksız taarruza geçenler
Hoyratça canları döküp saçanlar
Daha vurulmadan donup göçenler
Yanlış bilgi ile tarih yazılmaz. (Sayfa 64)

HIRS

Hırslandıkça Enver Paşa
Göründü aklın dibi. (Sayfa 65)

PERİŞAN

Ayaklara yapışan beş okka çamur
Tarlada yürütülen erler perişan
Sanırsın kırk bin elle yoğrulan hamur
Utancından kan içinde karlar perişan.
…… Kalk, ne yatarsın Mehmed, fişeklik kuşan?!
…… Kuşan, cesedin yürüsün senindir şan!
…… Şanına şayandır ölüm, bayraktır nişan!

(Sayfa 66)

İHTİRAS

Fikirsiz beyinler böyle şaşırdı
İhtiras tarihe leke düşürdü
Gönlümün güneyi bile üşüdü
Toprağın üstünde buzlar ağladı

…… Analar, gelinler, kızlar ağladı
…… Dört mevsim içinde yazlar ağladı
…… Ozanın elinde sazlar ağladı. (Sayfa 66)

ÖLÜM-UYKU

Ölüm bir soğuk mermi
Ölümden değil korkum
Korkum, haksız ve anlamsız emirden
Korkum, korkumun içinde kuyu
O yüzden kaybettim
Siper siper uykuyu. (Sayfa 70)

SARIKAMIŞ

Zayıf yapılı
Sarı benizli
Üstünde yıpranmış ince kaput
Ayağında potini
Patlamış
…….. Dağıldı dağılacak…

Dağılacakmış
Aylardan yılın son ayı
Mevsimlerden kış
Ah Sarıkamış! 
Vah Sarıkamış!

(Sayfa 70)

İNSANLIK VE YURT SEVGİSİ

YAS: Yurdun yer yer işgale uğraması, savaş ortamı insanın yüreğini yakıyor, içini acıtıyor, ne dersiniz?

HY: Şöyle diyelim: 
“Can acısı öl der,
Öldür der vatan acısı,
Öldürsem öldüremen
Öldüremezsem ölemem.”

YAS: “Sarıkamış Destanı” baştan sona trajik olaylarla ve seri yanlışlarla dolu. Örneğin bir Harbiyeli son sınıf öğrencisi var. Biraz ondan söz edebilir misiniz?

HY: Evet, destanda, haksız yere kendi askeri eliyle kurşuna dizilenler de var. 19 yaşında Harbiye son sınıf öğrencisi iken askere giden, başarılarıyla (terfi ettirilip) teğmen edilen ve cephede tüm takımını şehit veren ve tek başına kaldığında, Enver paşaya yakalanan ve pisi pisine kurşuna dizilen subay bunlardan biriydi.

“Çocuksu yüzünde donuk bakışlarla
Baktı idam mangasındaki erlere
Baktı sorgusuzca emir veren Enver Paşa’ya
Baktı ilgisiz Alman subaylarına
Gözlerinin önünden film şeridi geçti
Yıldırım hızıyla o an
Cepheye koşarken
Çoktan razıydı ölmeye ama
Ama onursuz ölümü hak etmemişti yiğidim…
***
Mangadaki askerler
Tedirginliklerini gizleyemediler
Düşmana kurşun sıkmak varken
Suçu nedir?
…. Bilmedikleri bir Türk subayına kurşun sıkmanın
Tetik çekmenin burukluğu içinde
Kimisi içinden;
----------------------‘’ Nişan almam bu taze yiğide’’
Dese de kimisi;
Alnına, kalbine ateş etmeyi düşündü,
----------------------‘’Ölsün diye acı çekmeden’’
İdam mangası komutanı
Kara yağız genç bir çavuştu
Önünde kurbanlık koyun gibi
Ölümü bekleyen genç teğmen,
Yutkuna yutkuna
Ölmeden son kez gözlerine baktı
İdam mangasının
----------------------‘’ Bitsin artık bu pis iş’’ der gibi
Burkuldukça burkuluyor kalplerin dibi.
***
Aldı yerini herkes,
Hazırlıklar tamam,
Çavuş, fısıldar gibi
Acı içinde yavaş ve titrek bir sesle;
------------------------- ‘’Ateş’’ diyebildi.
Patladı on tüfek
Patladılar bir anda
Her mermi,
Ağlaya, ağlaya
Gitti gencecik teğmenin
Gencecik vücuduna…

(Sayfa 77-78)

YAS: Böyle bir haksız ölümün ardından ağıt yakılmaz mı? Sizde yakmışsınız zaten.

HY: 
……………………..” Enver ödleğinin gücü
……………………….Teğmene
………………………..Yetti de
Kıydı gencecik teğmenime, kıydı
Acımadı zalim paşa teğmene
Karlar bile akan kan ile doydu.’’ (Sayfa 76-78)

FERMAN

Zalim Enver Paşa’nın buyruğuydu bu ferman
Tükenmiş, vay mecalim, bende kalmadı derman
Anam bilmem, daha benden alınmadı sorgum
Neden, haksızca ölüm, ölmeden bana vurgun?

Ben ne için gelmiştim felek bana neler etti
On dokuz yaşındaydım, beni kim, neden üttü?
Ne diyeyim paşanın bu hükme varışına
Ellerimi bağlayıp, dizecekler kurşuna. (Sayfa 78)
KAN

“Adresi belliydi kurşunun
Genç teğmenin bedeni
Önce sarsıldı
Sonra öne doğru kaykıldı
Yıkıldı karlar üstüne yüzükoyun
Titredi,
Titredi,
Titredi vücudu…
Başı gövdesinden ayrılan tavuk gibi
Silkine silkine can verdi
On mermi deliğinden sızan kanlar
Kar üstünde akıyor ılık ılık
Uğruna can vermek için geldiği
Bu ıssız dağ başında
Yolunu arıyordu
Kan kızıl iz bırakarak
Kar altında toprağa…” 
(Sayfa 79)

SAVUNMA

Toprağın sırrını çözdün mü Mehmet
Taneyi başağa dönüştüren o
Vatan savunması tek istikamet
Bizi özgürlüğe eriştiren o.

(Sayfa 83)

DRAM ÜSTÜNE DRAM

HALİL VE VEYSEL’İN DRAMI

Bu savaşı
Namusu saydı Halil İbrahim
Ne bilsin Alaman’ın
Petrol, doğalgaz
Bir cümle yer altı kaynakları hesabını
Ne bilsin
Telli telsiz gizli hesaplaşmaları!
Babasından, anasından dinledikleriyle
Düşman kesiliyordu Halil
Amcaoğullarına
Söylemese de nedenini
Belki de miras meselesi
Büyük ihtimalle. (Sayfa 83)

NE YAPSIN HALİL, NE YAPSIN?

Ne yapsın?
Karlı yollarda
Çektiği eziyetler
Elbet artırıyor kinini
Üstüne çullanınca
Soğuk ve açlık
Halil’in
O an
Iğdır’daki bağlar, bahçeler
Cennet görünüp gözüne
Gücüne güç katıyordu
Memleketine kavuşma umudu. (Sayfa 83-85)
RIZIK

Atın torbasına elini soktu
Bir avuç samanı çıkartıp baktı
Üfürüp samanı ağzına attı
Atın arpasını aldı Halil’im
Aldı da avundu Halil’im
Açlığını savundu
Savundu at huzurunda kendini
Kendini haksız buldu elbette
Elbette bir çıkış aramaktı muradı
Muradı bu değildi Halil’in
Halil’in mahcup bakışlarından utandı
Utandı rızkı çalınan at

(Sayfa 85)

VEYSEL’İN TÜRKÜSÜ

Sen ey mevsimlerin dipsiz kuyusu!
Dolmaya başlarken düşünme, çık gel!
Yenildi tifüse, geldi uykusu
Iğdırlı Halil’le Kemahlı Veysel…
Savaş bu, değildir basit bir oyun
Ölüm ensemizde afsız, duraksız.
Şehit düştüm ana, haberim duyun
“Kalmasın diyerek vatan bayraksız.”

(Sayfa 86)

MEKAN SARIKAMIŞ’TI, TÜRKÜLER YAKTILAR

AZAP MUHAREBESİ

‘’Kimi Yemen kimi Harput
Üzerinde ince çaput
Avut yiğit, gönlün avut
Yâr sarmazsa Mevla’m sarar!’’
Sarıkamış Türküsünden

Ay
Oğul
Yazıyla
Kolay elbet
Kalemle yazıp
Yazıyla anlatmak
O anı yaşamadan
Söyle nasıl hissedersin?
Oğul oğul, neler neler var,
Altında buz, üstünde kar
Kucağında mavzerin
Yavuklu diye
Sar oğul sar.

(Sayfa 89)

YAS: Buzların erimediğini, buz kesen ayakların da isyan edip yürümediğini de öğreniyoruz. 
HY: Evet, aynen öyle.

“Üç bin metre yüksekten yürüyordu askerler
Dağlar düşmandan yaman, geçit verir mi sandın?
Karla kaplı ıssız vadi, yamaçlar beton duvar
Mehmedimin kırıp geçtiği buzlar erir mi sandın?

Dağ erir,
Demir erir,
İnsandaki yürek erir...
Kırarak geçtiği buzlar
Erimez ay oğul erimez...

Düşünseniz, üşürdünüz sıcacık evinizde
Gövdeye isyâna hazır, derman kalmayan dizde
Haziran ayazda kaldı, dondu zemheri közde
Cehennem isyânlardayken, ayak yürür mü sandın?

Akıl yürür, Hayal yürür
Başlarında bulut yürür
Gövdeyi taşıyan ayaklar
Yürümez ay oğul yürümez.” (Sayfa 90)

HIYANET

Yanlış keşif
Yanlış tespit
Bu da yetmezmiş gibi
Sığındı Rus tarafına
Otuz kadar Ermeni
Bilgi verdiler düşmana
Bu
Bilgi
Hainlik
Borçlandırdı
Kanlı kavgalara
Türkleri götürdü
Zalimce kıyımlara
Fırsat geçmişti Ruslara
Vurdular, vurdular, vurdular…

(Sayfa 91)

BİRER BİRER ELDEN ÇIKTI YURT KÖŞELERİ

“Kazanılan savaştan habersizse komutan
Boşunadır akan kan, telef olan nice can
Gaflet ölüsü bin can, elden çıkan Erivan”

(Sayfa 93)

ÖLÜM

‘’Ölüm
Ölüm’’ dedi Mehmet
‘’Ölüm vatan içinse eğer
Sefa geldi be gülüm’’
Dedi Mehmet.

(Sayfa 95)

YAS: Peki ne oldu sonra?
HY: Ne olacak, Azap deresinde mataralar kaldı. Dillerinde dağların türküsü buz tuttu.

AZAP DERSİ

“Azap deresinde kaldı mataram
Dağların türküsü dilde buz tuttu
Bir şehit çiçeği Seyit Mıstafa’m
Paşalar, paşalar bizi unuttu…

Azap deresi de buz tutmuş akmaz
Ölüm kokan dere çok civanı yuttu
Tutmuş yakamızı asla bırakmaz
Kanatsız Azrail çarptı, uyuttu.

Azap deresinin basma taşına
Her taş aynasını yüzüme tuttu
Zaman, bakmıyor ki gözün yaşına
Zaman yokuşlarda sisti, buluttu.

Azap deresinde kaldı mataram
Çakır hasan ile Seyit Mıstafam
Kar cenneti bir ağaca yaslanıp
Dallarında kan çiçeği kuruttu.

Yankılandı halka halka türkümüz
Pusulamız tekrarlanan komutta
Vatandır gönülde büyüttüğümüz
Paşalar, paşalar bizi unuttu…”

(Sayfa 98)

KOŞULLAR YAMAN

Ey tabip yarama el değme sakın
Hastane önünde yatana bakın
Kaşığı kızdırın yarama basın
Düşmana değil de bite yenildik. (Sayfa 100)

ACI

Erat bitkin
Erat yorgun
Erat halsiz
Acı içinde acı
Kıvrım kıvrım… (Sayfa 102)

ÖLÜMDEN ÖTE

“Biz ölümden korkmuyoruz” diyor Mıstafa
Ölümden öte yürüyoruz
Gönül bağımızda vatan aşkımızı büyütüyoruz.

(Sayfa 103)

UZUN HAVA

Yine bir uzun hava sarmış askeri
Kimi yanık sesiyle söyler
Kimi yanan yüreğiyle dinler.
------------’Hastane önünde incir ağacı’’
Ağaç ne ki; kollarından sarkar buz
Buzlara dokunur geçen ordumuz
Mermisiz mavzerleri omuzlarında
Tayınsız
İlaçsız
İz açar hastalıklara
Sıralar, ranza” (Sayfa 104)

TİFÜS

Fasit bir dairedir tifüs
Çarkı döndürür
Ocak söndürür. (Sayfa 106)

PERİŞAN

Dağa yağan
Kar perişan
Buzu sağan
Er perişan
Kar altında
Yer perişan
Per perişan
Ser perişan. (Sayfa 106)

SALGIN

Isı arttıkça
Sıçradı bitler bitsizlere
Bulaştı tifüs herkese. (Sayfa 107)

PAŞA

Paşa paşa Enver Paşa
Dinin yok mu senin haşa?
Nemrut musun?
Firavun mu?
Sürdün bizi kara kışa
Sürdün bizi kara kışa (Sayfa 108)

YENİLGİ

Tam beş yüz hastaya bir termometre
Söyleyin, söyleyin sıhhiye nerde?
Yataklar dolmuş da inleriz yerde
Düşmana değil de bite yenildik. (Sayfa 108)

MEKTUP

Bir mektup yazdırdım karalı aklı
Alnı yüce dağlar sığar içime
Kolçak onbaşılar eli bayraklı
Şahadet getirip ağar içime

Bir mektup yazdırdım garip babama
İçtimadan sonra döndüm kıtama
Sılada sevdiğim bekliyor ama
Gözyaşım sel olup yağar içime (Sayfa 111)

OCAK

Ocağımı viran ettin
Artık canımıza yettin
Bu kaçıncı söyle bana?
Ben yetirdim sen tükettin” (Sayfa 117)

OĞUL

Erzurum Yemen arası
Kim geçer buzlu Aras’ı
Her ananın yürek sesi
Oğul, oğul diye çıkar. (Sayfa 117)

İŞARET

Yol gözler analar
Bir umutluk cümle
Bir cümlelik umut
Bekler ay oğul ulaklardan bir muştu bekler!
Kuşlardan, börtü, böcekten bir fısıltı
Bir işaret bekler... (Sayfa 117)

VATAN

Süngünün ucundan damlayan kan değil
Kar tanelerinde hıçkırıyor vatan...
Vatan ki
İki dizi üstüne çökmüş
Çökmüş göz çukurlarında kanlı yaş
Yaş yağmur gibi akar
Akar saçak saçak buz uçlarından… (Sayfa 118)
KEFEN

Aç karınla diz çökerek yaslandık
Sırtımıza acı poyraz vuruyor
Namluya mermiyi süremez olduk
Gözümüzü karda kefen sarıyor. (Sayfa 119)

MEKTUP

Erzurum’dan Ilgın’a yol mu gider yiğidim?
Giyinmişiz ölümü, sal mı gider yiğidim?
Yâre mektup yazmıştım sol cebimde duruyor
Kar gecesi sılaya gül mü gider yiğidim?

(Sayfa 122)

SIHHİYE

Bölük komutanım beni sıhhiye yazmış
Bıktım artık her gün ölü görmekten
Düşman da bıkmış bizi vurmaktan (Sayfa 122)

ÖLÜMÜN RENGİ

Dedemin başındaki saçlar gibi
Apaktır burada ölümün rengi…

(Sayfa 123)

YÖN

Hava sisli, hava soğuk, dört yanımız karla kaplı
Doğu, batı, güney, kuzey karıştırdık yönümüzü
Bu dağlarda fırtınadan göremedik önümüzü.

(Sayfa 124)

UYKU

Gece döndü kurt sesine
Çınlatıyor kulakları
Uyku ne gezer gözlerde fidanım?
Bu dağların en büyük düşmanı
Uykudur uyku!
Hele bir çökerse üstüne
Altından kalkana aşk olsun!

(Sayfa 124)

KIŞ

Dağların kışı tükenmez
Burada ölen yıkanmaz
Toprak temiz tutar onu.

(Sayfa 127)

VATAN

Hakka giden yol tıkanmaz.
Ve toprak
Karların altından tanıdı
Ilgınlı Onbaşı Ali’yi
Yasladı bağrına
Ana kucağından
Yâr kucağından daha sıcak
Isın ısınabildiğin kadar
İnanana cennet
İnanmayana cehennem
Bu kucağın adı
Vatan Ali’m
VATAN… (Sayfa 128)

TOPRAK VE ELLER

“Ne çok ölüyoruz” dedi asker
“Diriliğimizden” dedi komutan
Kavimler kapısıdır bu topraklar
Aynı kaderi paylaşır, vuran vurulan
“Ne çok ölüyoruz” dedi asker
“Çünkü öldürüyoruz” dedi komutan
Makamsız insana hasret bu topraklar
Mevki ve makam hırsıdır bizleri bozan
“Ne çok ölüyoruz” dedi asker
“Ölümsüzlüğümüz için” dedi komutan
Ellerimiz bizim en yabancı yerlerimiz
Savaşlarda yabancılığımızdır konuşulan
Ellerimizdir tetiği konuşturan. (Sayfa 128)

YAS: Destanın sonuna doğru Van’lı 120 çocuğun kahramanlık destanını da konu ediniyorsunuz. Ona da değinelim isterseniz: 
HY: Evet, sırada Van’lı 120 çocuğun öyküsü var. Gerçek bir kahramanlık destanı o da.

120 KAHRAMAN ÇOCUK (1)

“Ali, Veli, Osman, Haydar, Sinan
Ayşe, Fatma, Elif, Gülfidan
Anlatacaklarım var size
Yanıma gelin şöyle:
……………Duydunuz mu hiç,
……………Vanlı yüz yirmi çocuğu?
……………Onlar da sizin gibiydi
……………Çocuktular yani…

“Dağ yamaçlarından, dere kenarlarından
Suların çağıltılarından
Kardelenler açtığı zaman
Ve taş kesildiğinde memleketin yüreği
Ayazı giyindiğinde tozlu yollar canım oy !
Ağzı süt kokan karanfiller girer düşlerime
Siz girersiniz,
Küçümen dünyalarınızda kocaman ufuklar
Hele ki vatana kurban giden
Beşik alacası bedenleriniz…” diyor Harun Yiğit kitabın Vanlı çocuklara ilişkin bölümünde.

(Sayfa 131)

DURUM

Birdi, beraberdi bu topraklarda
Türkü, Kürdü, Lazı, Çerkezi, Ermenisi
Girmeden kılıç artığı bir rüzgâr aramıza
Ve bozmadan dirlik düzenimizi paslı masa
Bozuk kilit
Yan yana, can canaydı cümlesi insanların”

“………..Oy ben yanayım, kaderime oy!
………..Oy kara dağın kara dumanı başımda!
………..Kararıp geçeyim çağın içinden…”

“Mustafa’yı muayene edip dönerken
Çevirdiler Kirkor’u
Ermeni çeteler
Oracıkta vurdular
Yıkıldı faytonun üstüne,
Vatan sevdalısı Kirkor
Böğründen şorul, şorul
Kıvrıla, kıvrıla
Akıyordu kan…
Kirkor bizimdi
Hepimizindi
İnsana insanca bakar
Gâvuru, Müslümanı ayırmazdı
Çünkü o
Bizim Kirkor’du.
Severdi vatanını”

(sayfa 132-133)

ÇOCUKLAR

Dünyaya gözlerini açan savaş çocukları
Kulaklarına
Ninni sesleri muştulanmadan
Kurşun sesleriyle uyandınız
Bunu bir oyun mu sandınız?”

“Çocuğa silah verilir mi hiç?
‘’He ya, verilmez elbet’’ der gibisiniz
………Haklısınız !
Hem de yerden göğe kadar
Amma velâkin
Haklı başka
Haklının aklı başka”

“Cephede, siperde
Gece ıslığı, ürkek, korkulu
Bir çocuk gezinir rüyamda
Eli bayraklı…”

(Sayfa 133-135)

SEFERBERLİK

“Başladı seferberlik,
Asker olanlar silah başına!’’
Tokmağın her inişi
Davula değil
Anaların yüreğineydi.”

(Sayfa 137-138)
KOŞULLAR

“Yanarken dört yanımız alev alev
Elde yok, avuçta yok
Üstte yok, başta yok
Yok dahi yokun içinde yok
Hasılı
Ekmek demir leblebi
Su kan
Cephane ölümden artan
Gaz lâmbası bakışlı her ev,
İs tutmuş kerpiç duvarların içi
Kağnı yalnızlığında tandır kokusu,
Koskoca ülke, unutulmuş;
Ve vurdukça Ruslar
Yetişmezse gonca gülüm
Yetişmezse bir an evvel
Cepheye
Cephane…”

Ufukta yokluk ve onbinlerce ölüm var.

(Sayfa 138)

SORUN-1

“İnsan
Hayvan
Erzak
Ve elbette ki top, tüfek, cephane
Nasıl gelecek?”

“Hangi gün görünecek yolda?
İki mektup attım postaya bugün
Üç ayda varır mı bilmem sılaya?”

(Sayfa 140)

SORUN-2

“Toplandı akiller karar kılmaya
Başladılar tartışmaya
Erzak bulunsa da nasıl ulaşır?
Muallim efendi gönüllü oldu.
Rüzgâr soğuk, ese ese dolaşır
Bütün yaşlıların gözleri doldu”

(Sayfa 140)

“İşte savaş, çocuklar da alışır” sandılar.

KARAR

“Kıvrandılar
Yandılar, döndüler
Hıçkıra, hıçkıra
Gözyaşları arasında
Karar kıldılar
Çocuklara.”

(Sayfa 141)

HAZIRLIK

“Toparlandı çocuklar
Kimi on iki yaşında, kimi on yedi;
Talime alındı
Birkaç gün sürmedi
Hazırlık tamamlandı…” (Sayfa 141)

“Gözler buğulu
Yürekler kabarık
Seçilmiş tam yüz yirmi gönüllü çocuk
Yüz yirmi tazecik fidan” yola koyuldu. (Sayfa 142)

YOL

“Başlarında Musa Çavuş
Namı diğer deli Musa
Yani Ferit’in amcası
Yani ölmeye gönüllü
Ve ölmeye hazır
Yüz yirmi çocuk…
Sırtlarında cephane
Sırtlarında erzak
Yani her birinde
Yirmişer, otuzar kilo yük
Başı karlı dağları,
Çamurlu yolları
Aşmak için
Çıktılar yola
Yol uzun
Yol çetin
Yol, içimizdeki hainlerle pusuda
Ağladı arkalarından siyim siyim sessiz,
Analar, babalar, amcalar, teyzeler, halalar, dayılar

Konu, komşu diz çöküp el açtılar
Yalvardılar
Yakardılar Allah’a
Sonra
Avuçlarına düşen gözyaşlarını yalayıp
Sürdüler göğüslerine
Sessizce eğdiler başlarını kıbleye
Beklediler”

(Sayfa 142-143)

DÖNÜŞ

“Emanet ulaştı yerine
Sevinçli başladı dönüş
‘’Her gidişin bir dönüşü var’’ derler
Doğru söylemişler
Dönüş kolay olacak
Yük yok üzerlerinde
Kuş kadar hafif ve mutlu çocuklar”

(Sayfa 146)

KURTLA KUZU

“…..Yol aldılar beraberce kurtla kuzu
…..Bir zaman sonra kurt, çekemedi nazı”

(Sayfa 147)

HASRET

“Oy cehennem oyy!
Sana kötü diyenin gözü çıksın
Bu dağlarda ateşine hasret nice can”

(Sayfa 148)

NE OLDU?

“Anaların, babaların
Bacıların, kardeşlerin içine
Çoktan düşmüştü bir kıvılcım ateş”
Kim demiş;
‘’Zaman su gibi akar’’ diye?
Olur mu, karlı yolların tozu?
Doru tayların izi
İnsanlık tanısın bizi
Al eline kalemi
Yaz tarih yaz bizi!
Bizi yaz bizi!...”

(Sayfa 149)

GERÇEK

En soğuk aya rastlayan bu savaşta evinden şehit vermemiş aile hemen hemen yok gibidir.
Sarıkamış’a ulaşmak için aşmaya çalıştığımız Allahuekber dağlarında ve Soğanlı geçidinde binlerce askerimizi şehit verdik.

“Toprak buzla kucaklaştı
……………… ateşle sevişti
Dile geldi Soğanlı geçidi.
Ağıt oldu anaların dilinde
Dillere düştü Soğanlı geçidi” (Sayfa 151)

ÖLÜM

“Ayakta
Atakta
Sapakta bekler ölüm
“Ölüm bile ölür “bu dağlarda...” (Sayfa 152)

GÖLGE

“Bu dağlarda
Güneş yok ki
Gölgemiz olsun
......Soğanlı Dağında” 
Biz
İsimsiz aşk gibiyiz.

(Sayfa 153)

GÜL YÜREKLİ OZAN VE BİZ

“Biz;
“Vay anam” kurası’ndan çıkanlarız
Biz ölmeyiz
Ölüm sürünsün
Yiğit olup boğarız geceyi
Zafer dolu bir seherde
Gün gelir
Türkümüzü çığırır tarih…
Ve destanımızı yazar
Gülceci, gül yürekli bir ozan…”

“Sarıkamış’ta can verenler, kendilerini Gülceci bir ozana (Yiğit Harun’a) emanet ederek, unutulmamayı, unutturulmamayı, ondan, onun “söz uçar, yazı kalır”ından beklerler. Bu destanı okuduğunuzda, buna siz okurlar karar vereceksiniz. YAS)

ÇIĞLIK

“Yedi kat yere
Yedi kat göğe selâm gönderen
Ey yüce tarih
Yaz
Yaz
Yaz bizi bizi
Hem de öbek öbek
Dizi dizi
Pir Sultancadır isyânlarım
Koç Köroğlu benim
Dadaloğlu benim
Yunus da benim
Avucumda yoğurmuşum insanlığın hamurunu”

(Sayfa 157-158)

(Sarıkamış şehitlerinin dilekleri, gülceci ozanın yazgılarını olduğu gibi yazmasıdır. Seslerinin dünya durdukça duyulmasını isterler. YAS)

GÜL KOKUSU

“Evladımı bir daha göremem” diye
Kundağına gül suyu döküp
Hep gülsün diye
Gül kokusuyla belemişti evlâdını babalar”

(Sayfa 159)

BARIŞ

Gözlerde,
Acı vardı
Sevgi, umut, bekleyiş vardı
Öfke, kin vardı
Özledikleri
Ve olmayan tek şey barıştı
Barış”

(Sayfa 159)

ÜÇ YİĞİT

Üç yiğit
Geri dönüp baktılar
Baktılar geride bıraktıklarına
Ağıtlara
Dualara karıştılar”

(Sayfa 163)

ÖLÜM

“Ölüm demek Rus varlığı
Şans Ruslardan
Şansızlık bizden yana
Yaşamak Ruslara
Ölüm Mehmetlere
Derelerden, tepelerden
.....Vadilerden
…….Ala dağlardan geçip
...........Demir dağları aştılar

Kurt yesin
Kuş yesin
…cesedimi Mehmet
Düşman çiğnemesin”

(Sayfa 163-164)

KAR

“Kar, yüreklere
Sevdaların üstüne üstüne yağdı
Kırık dökük bütün umutları örterek” (Sayfa 165)

-CEK, -CAK

“Madem düşman derme çatma
Adam sende bugün yatma”
Deyip vurdu yumruğunu
“Alınacak” dedi paşa
Plan yaptı Almanlarla
Alan çizdi orda karla
“Gerekirse süngü ile
Dalınacak “ dedi paşa
“Bütün toplar mevzi alsın
Atını alanlar gelsin
Düşmanın cephesi bugün
Bölünecek” dedi paşa.”

(Sayfa 166)

“Asker aç
....Asker yorgun
......Asker perişan
“Sarıkamış alınacak” diye
Emir vermiş, sözde yüce komutan”

(Sayfa 170)

KARAHABER

“Acıyı tartar mı kantar?
Korkunun bedeli ne kadar?
Bilen var mı?
Kara kara haberleri tez getirirmiş rüzgâr”

(Sayfa 170)

KARDAN ADAMLAR

“Hava keskin bıçak gibi, buz kesiyor ayaklar
Düşüyor göz kapakları, Vakti gelen uyuklar
...Gözyaşları donar iken, ağlamaya vakit yok
...Hacet için uçkurunu, bağlamaya vakit yok
Söz bile uçmadan
.....Buza kesiyor bu dağlarda”

(Sayfa 173)

ÖZ VE KÖZ

“Öz dediğin 
özenerek oluşur
Köz dediğin
Ateş ile buluşur
Közün olmadığı yer
....Olsa olsa cehennem
Vay oğul!
“Bu dağlar yaman olur” demediler mi sana?
Tur dağında Musa
Nil boyunda İsa mı ararsın?” (Sayfa 173)

BEDEN

“Her tümseğin altında
Donmuş bir beden
Bir sevda
Bir hasret
Anaya, babaya, yavukluya
Çok görülmüş bedenler yatadurur.”

(Sayfa 173)

(Sarıkamış bir gençliğin gömüldüğü bir toplu mezardır. YAS)

ŞAŞKINLIK

“Vuruşan Türk Birlikleri

Takvim yaprağında zaman
23 Aralık
Bir yanda Oltu
Bir yanda Narman
Oltu’nun güneydoğusu sessiz
Haberleşme sağlayamıyor muhabere
Keşif kolu yok
Vadi içinden akıyor ordu
Sesi yutuyor uğultu
Tipi düşürüyor göz kapaklarını
Diz boyu savuran kar
Tozup savrulan rüzgâr
Telaş içinde çavuşlar, onbaşılar…

Eğinli Hakkı Çavuş
Kesik kesik öksürdü
Karıncalandı gözleri
…Ağzını doldurdu, tükürdü
Önündeki karaltıları gördü
Fark etti hareketi
Bağırdı hemen
“Rus askerleri karşıda” dedi.
Ateşlendi silahlar
Mermi kustu
Havada ölümün sesi
Vadinin ortasında
Yer değiştirdi mermiler
Gök kubbe
Kar değil
Yağmur değil
Kurşun yağdırıyordu yeryüzüne
Hasan, attığını düşürürken
Halil silâhsız
Hasan ve Deli Hüseyin’i seyrediyordu
Deli Hüseyin her tetiğe basışında
“Geberin” diye bağırıyordu
Hasan nişan aldı karşıdan bir askere
Tetiğe basacakken
Kocaman bir al bayrak gördü
Kanı dondu
Eli tetiğe gitmedi, gidemedi
Tekrar baktı karşıya
Dili kilitlendi
Askerin arkasında
Dalgalanıyordu kocaman Türk Bayrağı
“Lanet olsun” deyip bağırdı Hasan
“Ateş etmeyin, bunlar Türk”
Geriye döndü
Ellerini başına vurarak dövündü
Yüzbaşı Yusuf şaşkın
Askerler şaşkın
Silahlar mermiler şaşkın
Bayrak şaşkın
Ölen
Yaralanan
Can çekişen şaşkın
Havada kuşlar
Aç kurtlar şaşkın
Yer şaşkın
Gök şaşkın
10. Kolordu ile
9. kolordudan
Yani 32. Tümen ile
92. alay askerleri
Vuruşmuşlardı saatlerce
Kurşun sıkmıştı kardeş kardeşe.”

(Sayfa 175-177)

(Bir yandan dondurucu soğukla boğuşan, bir yandan farkında olmadan, kendi kardeşleri ve soydaşları ile vuruşan bir ortam, bir şaşkınlık, bir yanlışlık durumu söz konusuydu. YAS)

YANLIŞLIK

“Bir yanlışlık
İkibin cana mal oldu” (Sayfa 178)

AĞIT

“Önce sesleri çıkmadı,
Dudaklarından işitemedikleri bir ses döküldü
Oy karanlıklarıma süzülen ışığım!
Oy alın yazım!
Oy ak kar üstüne kara yazım!”

(Sayfa 178)

SAVAŞ

Büyüklerin anlattığı gibi değildi
Şu askerlik
Şu savaş
Savaş gerçek
Savaşın yüzü soğuk
Savaş kandı
Savaş can almaktı
Savaş can vermekti.”

(Sayfa 182)
CESETLER

“Buzların Tutuştuğu An
Ölümün korkusu tellalın davuluyla yayılır
Başlar görünmeye cesetler
Cesetler birbiri üstünde
Üstünde gök kubbe altında toprak
Toprak kar altında
Altında daha neler neler var
Başıboş bırakılan
Sefil insanlar
Paçaları çorap içlerine sokulu
Ayaklarında çarık
Kar suyunda ıslanan çarık
Dondukça mengene gibi sıkar ayakları
Ayaklar, ayaklıktan çıkmış”

(Sayfa 187)

YOLLAR

Yollar her zaman umuda çıkmaz
Açlığın iç acısı dayanılmaz olunca
Bir avuç kar atsan da ağzına, işe yaramaz
Bu gibi durumlarda hükmü yoktur gençliğin
Vuramaz ki hedefi, insan hayâl etmese

Gidenlere kâr etmiyor bunca ağıt, ah, aman
Sona akarken tersine çevrilmiyor ki zaman
Ateşte yanan oduna geri döner mi duman?

(Sayfa 187)
HEYKEL

Her biri birer heykelle örtüştü
Kimi büzülüp ölümü beklerken
Kimi ayakta dimdik
Hayâlleriyle birlikte
Her birisi
Heykeltıraşın elinden çıkmış
Kusursuz bir heykele dönüştü

(Sayfa 188)

ÇOBAN VE SÜRÜ

“Tanıdık geldi bize bu dağların çalısı
Kim emredip buyurmuş, hep böyle mi gidecek?
Yalısı başlarına yıkılası düzende
Güdecek çoban çoktur, bizden sürü olursa
Akıl varken şu elde, kehanet mi ararsın?
Kendinden kendini mi saklar oldun uyuma?
Siper et göğsünü de düşmana karşı dikil
Kuyuya ip sarkıtıp, dadandılar suyuma.”

(Sayfa 189)

ÖLÜM

“Ya soğuk, ya açlık
Ya da düşman öldürecek
Vatan için ölmek
Şerefli olur elbet.” (Sayfa 190)
ACI

Gün ağartısı
Acının üstünü sarıyordu
……
Ayakları donmasın diye
Ağaçlara tırmanıyorlardı
Sonra
Kaskatı kesilip
Düşüyorlardı birer birer
Daldan düşen çürük elmalar gibi
Ağaçların diplerine” (Sayfa 193)

VATAN

Yüreğimde filizlenen acı
Umut, hüzün çiçeklerim
Burada, insan sudan ucuz
Ölenlerin çoğu iskelet zaten
Adı değişmiş köleliğin
Kendi yalnızlığında suskun köleleriz
Hepimiz suskun
Ve düşüncesiziz
Mesele köleliğim değil
Söz konusu Vatan (Sayfa 198)

KAR

Kar kalın
Yol yokuş
Bitmek bilmiyor,
Kar, ayaklara geçit vermiyor.” (Sayfa 201)
TEK TEK

“Sonra tek tek
Kimi düşerek,
Kimi ayakta dondular
Ve bir heykel gibi dimdik kaldılar
Birçoğu böyle şehit oldular.”

(Sayfa 201)

HIRS

“Enver Paşa’nın
Aklının önüne geçen hırsı
Allahuekber dağlarında
Sarıkamış harekâtında
Kurban etti
Toplam 90 bin askeri.” (Sayfa 202)

Hırs, aklın önüne geçtiğinde, insanlık mutlak alır dersini, olan masuma olur. YAS)

YAS: Başka ülkelerle sözde ulusal çıkar gereği, işbirliği ve anlaşma yapma konusunda Sarıkamış’ı konu edinen bu destandan, ne sonuç çıkartmamız gerekmektedir?
HY: Ben “Ayıyla harara girilmez” derim. Hiç kimse sonuna kadar dost ya da düşman değildir. Ülkelerin karşılıklı ilişkileri ve çıkarları vardır. Sömürme, sömürtme konusuna gelince, “Kardeşim adam ol, kendini sömürtme, politikanı adam gibi belirle. Güçlü ol, gücün caydırıcı olsun. Başkasına değil, kendine, öz varlığına güven. Atını sağlam kazığa bağla,” derim. 
BUNU BİL

“Bunu bil Mehmet’im
Bunu bil
Yan yana olmak
Birlikte olmak değil.” (Sayfa 204)

SOĞUK

“Yazı böyle mi deme, giydiği yırtık dondu
Yazı görmedi kimi, dağda soğuktan dondu”

(Sayfa 205)

YAS: Günümüz gençliğine duyarlı bir ozan olarak mesajınız ne?
HY: Hadi o da Şeyh Edebali’nin damadı Osman Gazi’ye öğüdüne benzesin biçim olarak.

UNUTMA

“Ey oğul!
Ayağında sıcak ayakkabı
Sırtında ceketin olduğunda
Hatırla onları...
Onlar,
Bu vatan uğruna
Düşünmeden ölenler
Onlar bizi biz eden şahsiyetler
Onlar onurumuz
Onlar namusumuzdur
“Vatan” diye diye
Bu topraklar altında yatan
Onlar bizim şehitlerimizdir”

(Sayfa 206)

ALINYAZISI

“Türkülerle ölmekmiş alınyazımız bizim” (Sayfa 207)

…..

YAS: Bugün de barışa en çok ihtiyaç duyduğumuz günlerdeyiz. Ne yapalım da ortalık güllük gülistanlık olsun?
HY: Her gün şehit cenazeleri ve yaralılar gelmeye devam ediyor. İnsanlar, kan emmekten, barut kokusu solumaktan, korkmuyorlar, çekinmiyorlar. Bir görünecek var gözümüze, ama binlerce yıl bir barış adası olan Anadolu, konumu gereği binlerce yıl da savaş alanı olmuş. İnsanlığa savaş yakışıyor mu diye sorduğumuzda, haykırarak “Hayır” diyoruz. İnsanlık sesimizi duysun, silahlar sussun istiyoruz. Barış içinde, huzur içinde, el ele gönül gönüle yaşayalım istiyoruz. Bu aymazlığa, bu akıl tutulmasına artık yeter, diyoruz.

BARIŞ

“Hayâlperestliğin çimeninde dolaşma
Aralık bitti, Ocak geliyor
Çiçek açmış senin narın
Çiçek açmış kirazın, kayısın
Dünya tersine mi dönüyor?
Ben mi şaşırdım?
Söyleyecek sözüm çoktu ama
Sözcükleri beyaza boyadılar bu dağlarda
Artık savaşlardan yıldım
Bıktım
“Yeter” dedim
Duy sesimi
Duy artık
Bundan sonrası barış
Barış
Barış
Var mı?
Var mı bundan güzel şahlanış?”

(Sayfa 208)

YAS: Ozan Yiğit, şehitliklerimizde eli göğe bakan askerin sesini duymamızı, toprağın, dağın vatan vatan diye çınlayan sesini, işitmemizi, kara toprağın bağrında bunca yıldır sessizce uyuyan sayısı belirsiz vatan evladını unutmamamızı söylüyor. Şöyle:

ŞEHİTLİK

“Azap Şehitliği, göğe açık şehit eli
Duy sesini yiğitin, toprağın, dağın sesini
“Vatan, vatan..” diye çınlayan seher
Göğsünde uyur bunca yıldır kaç asker...

(Sayfa 211)

YAS: Haykırmaya devam ediyor ve oluşan yangın yerinin, çıkan ateşin, alevin ve dumanın görülmesini,bir an evvel söndürülmesini istiyor ve

“Yanmışım ateşinde, dumanım çırasında” diyerek anlamlı mısralara döküyor.

(Sayfa 212)

YAS: Adı ve mezarı belirsizleri, toprağa teri düşenleri, vuruşamadan soğukta donup ölenleri, buzları yastık yaparken, yorganı kar olanları unutmamamızı, gösterilen özveriyi ve büyük çabayı görmezden gelmememizi istiyor:

ÇABA

“Tabakamı Yemen’de, canımı bu dağlarda
Kaybettim vatan için, mezarım belli değil
Toprağa terim düştü, gel öpeyim alnından...
Söyleyin, bu topraklar için geçmiş çağlarda
Kim ölmüş, kim kalmış, bilen var mı acaba?
Vatan sağ olur belki boşa gitmez bu çaba...” şeklinde mısralara döküyor.

(Sayfa 212)

YAS: Davacı olduğunu söylüyorsunuz. Net biçimde kimden davacısınız?
HY:

DAVACI

“Davacıyım davacı
Aslını bilmeyen nesilden...”

YAS: Aradan bu kadar yıl geçtikten sonra kimlere selam gönderiyorsunuz?
HY: Şehadet ırmağında yüzenlere selam olsun. Attıkları kulaçlar güneşten nura değsin. Cehennem ateşi utanıp başını eğsin. Makbersiz (Mezarsız, gömütsüz) başları arş-ı alaya (Göğün tavanına) değsin.

ESİR KAMPI

“Elleri semada Hamamlı Köy’ü
İki gözü iki çeşme ağlıyor
Yedi bin şehidin kemikleri sızlıyor
Kan ağlayıp karaları bağlıyor
Bağlıyor yolları gidilmez
Gidilmez uzak menzile
Menzile girersen eğer
Eğer başını bir mermi.”

(Sayfa 219)

(Hamamlı Köyü Şehitliği, 1915-1917 yılları arasında Ruslar tarafından esir kampı olarak kullanılmıştır. Toplam 7000 şehidimiz bu alanda yatmaktadır. YAS) 
ZULÜM

“Ateş çemberine döndü kıtamız
Ya esaret, ya ölümdü ötemiz
Rus zulmüne cevap veren atamız
Bize dimdik durma gücü sağlıyor
Zulüm
Düşmandan gelmez her zaman
Zaman öyle kötü ki
İçimizden de çıkar
Zaman zaman...” (Sayfa 219)

YAS: Destanın yazılmasından önce Sarıkamış’ta, Ersinek yaylasında, “Karanlığı ışıtan harabeler, Haziranda üşüten cehennemler gördünüz. Açıkta kalan, aç ölen onbinlerce insan, kendi namazını imamsız yönsüz kılan insanlar gördünüz. 
HY: Evet, birebir yaşadım. Şöyle de şiire döktüm:

ERSİNEK YAYLASINDA

Sefalet kol geziyor, Ersinek Yaylasında
Utanmazlık yüzüyor Ersinek Yaylasında
Ne harabeler gördük, karanlığı ışıtan
Ne cehennemler gördük, Haziranda üşüten
Vatan değil midir bize bu onuru taşıtan?

Sefalet kol geziyor, Ersinek Yaylasında
Aç öldük, açık öldük, ama onurlu öldük
Kendi namazımızı imamsız, yönsüz kıldık
Nedense yıllar yılı burda ilgisiz kaldık
Utanmazlık yüzüyor Ersinek Yaylasında (Sayfa 220)
ANADOLU

YAS: Anadolu’yu vatan yapmak uğruna can verenleri destanlaştırdığınız “Buzların tutuştuğu yer Sarıkamış”ta bizlere, okurlarınıza, şiir dostlarına vereceğiniz son mesajlarınız ne olabilir?
HY: Bir ozanın gizil gücünü açık etmesini, sanatsal yetenekleri ile doğru orantılı olarak kalemini vatan söz konusu olduğunda çarpıcı ve vurucu biçimde silah olarak kullanması gerektiğini düşünüyorum. Her karışını şehit kanları ile suladığımız bu toprakların değerini bilelim istiyorum. Gönlü körlerin uyanıp, bir an evvel gerçekleri görmesini, gönülleri çorak tutmuşların duymasını, insanlık hamurunu kanla yoğuranların pişmanlık duymasını istiyorum. Ülkemin semalarında silah ve mermi değil, barış güvercinleri uçsun istiyorum. Barış ve huzur hep özlem olarak kalmasın istiyorum. Bir ozan olarak benim yapabileceğim budur. Bunu şiirimle dile getirmeye çalışıyorum.

YAS: “Sarıkamış” için tek bir mısra desem,
HY: “Bastığın her yer mezar, bastığın her yer anıt” tır, derim.

YAS: Kitabınızla beni de duygulandırdınız. Derinden etkilediniz. İsterseniz ben de şiirsel bir dille çıkardığım dersi dillendireyim size veda etmeden önce. Becerebilirsem tabii:

BEYAZ ÖLÜM

Buz kesti, gözünden akan yaşlar
Bıyıklarıyla birlikte nefesi dondu,
Sürüldü korlu ateşlere hiç hazırlıksız,
Yolda damarlarındaki kan dondu.

Saçma sapan bir emirle huzur gitti,
On binler kurban gitti en verimli çağında,
Bir nesil Sarıkamış’ta ahmakça yok edildi.

Acısı derin, “Beyaz Ölüm” dediler adına, 
İş, işten geçti, varıldı çok sonra yanlışın farkına,
bir hiç uğruna öldü on binlerce yurt insanı,
“Lanet olsun”, Enver Paşanın savaş tarzına.

Yavuz Ali Sakarya
Antalya, 10 Temmuz 2016

YAS: Umarım, kısaca ben de ifade edebilmişimdir kitaptan aldıklarımı. Sağlıcakla kalın diyorum. Her şey gönlünüzce, yaşamınız şiirle dolu olsun. Dünyanızdan uyak, mısra, beyit ve kıta hiç eksilmesin. Sergisiz, resimsiz, yontusuz kalmayın.
HY: İyi dilekleriniz için, bana bu oldukça uzun söyleşi için zaman ayırdığınız için ben teşekkür ederim. Büyük ozan Mehmet Akif, “Dilerim, Tanrı bu ulusa bir başka İstiklal Marşı yazmayı zorunlu kılmaz,“ demiştir. Benim de son dileğim, Sarıkamış gibi toplumsal facialar bir daha yaşanmasın ve insanlar onları destanlaştırmak zorunda kalmasınlar. Dünyanın en güzel coğrafyasında yer alan yurdumuz, daha fazla acılar çekmesin, kardeş kanı dökülmesin. İnsanlık ölmesin. Yerlerde sürünmesin. Dileğim budur.

Yavuz Ali Sakarya


__________________
   

Yazar Mesaj   #2241  2016-09-20 02:41 GMT  

Online status Refika Doğan



Administrators



Mesaj: 57
Şehir: Antalya
Ülke:
Meslek: Şair-Yazar
Yaş: 60

Emeğin emekle  taltif edilişi...

Ne güzel...

Bir kez daha kutluyor, başarılarınızın devamını diliyorum değerli arkadaşım, Gülce' daşım Harun can...

Ve bir teşekkür de bu değerli söyleşinin mimarı Sn.Yavuz Ali Sakarya' ya...


__________________

İçimdeki Ses...