Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Savaş ve Edebiyat » Birinci Dünya Savaşı'nda Türk İmgesi

Yazar Mesaj   #2074  2016-07-28 11:05 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

Hans Guhr’un Birinci Dünya Savaşı Anılarında Türk- Alman İlişkileri ve Türk İmgesi

Prof. Dr. Binnaz BAYTEKİN*

Özet

Bu çalışmada; Birinci Dünya Savaşında, 1916 yazından dünya harbinin sonuna kadar bir Osmanlı Piyade Tümeninin komutanı olarak Doğu Anadolu Yaylaları, Güney Doğu Anadolu, Mezopotamya ve Filistin Muharebelerinde görev yapan Hans Guhr’un “ Anadolu’dan Filistin’e” “Türklerle Omuz Omuza” adlı anıları edebiyatbilimsel ve tarihsel eleştiri bağlamında ele alınacaktır. Yazarın tarihsel açıdan “Anadolu Günleri” ve “ Filistin Günleri” diye tanımladığı anılar, harita, kroki ve anı fotoğraflarla desteklenmiş ve gerçeğe uygunluk yansıtılmıştır. Yazarın kendisi olan “Ben- Anlatıcı” Türk- Alman İlişkilerini ve Türk İmgesini olimpik, nesnel ve öznel anlatıcı konumuyla, yansız ve mesafeli, içten- dışa, dıştan- içe bakış açılarıyla ve affirmatif anlatım tutumu ile sergilemiştir. Tarihsel gerçekleri ve eleştirileri yansıtan eserde, geleceğe ilişkin uluslararası ilişkiler konusunda öneriler dikkat çeker.

Anahtar Sözcükler: I. Dünya Savaşı, Osmanlı Ordusunda görevli Alman Subayları, Türk- Alman İlişkileri, Türk İmgesi, Anlatım Teknikleri

Turkish – German Relations And Turkish Image In Hans Guhr’s Memories At The Time Of The First  World War

In this study, Memories of Hans Guhr who had served as a commander of an Ottoman infantry division at Eastern Anatolian Plateau , South East Anatolia , Mesopotamia and Palestine, started from summer of 1916 to the end of war, which stated in his writings "From Anatolia to Palestine" and " Shoulder to Shoulder with the Turks" will  be  discussed  in  literary  and  historical  criticism  relation.  „Anatolian  Days“ and

„Palestine Days“ which the author desciribed in his historical perspective were reflected by the map, the sketch and memories which is supported with photographs, truthfully. "I- narrator", the author himself, demonstrated Turkish - German Relations and the Turkish Image in an olympian, subjective and objective view with a neutral , distant, not only a foreign point of view but also an insider point of view , with a confirmatory attitude. This work, which reflects historical facts and critiques, draws attention for future international relations and contain recomendations.

*Sakarya Üniversitesi Emekli Öğretim Üyesi  baytekin@sakarya.edu.tr

 

Savaş ve Edebiyat Sempozyumu

Key Words: First World War, German officers command in Ottoman Army, Turkish – German Relations , Turkish Image , comparative literature techniques .

 

  1. Giriş

18. yüzyıldan önceki asırlarda, Türkler Avrupa’da batı kültürünün zalim yıkıcıları olarak görülürken, Avrupalıların ünlü bir sözü vardı: “Allahım bizi Türklerden, vebadan ve felaketlerden koru!” (bkz. Emre 1983: 12) Ancak 1701 yılından itibaren Meklubsi- Azmi Efendi ve sonradan Resmi el- Hacı Ahmet Efendi gibi Osmanlı Büyükelçileri heyetleriyle birlikte Prusya Kralı II. Frederik’in davetlisi olarak Berlin’de bulunmuşlardır. II. Frederik’in aydınlanmacı döneminde, Türk savaşlarının karanlık dönemi ve Türklere duyulan kin ortadan kalkmış, Türk kültürüne değer verilmiş, ticaret ve karşılıklı anlayış önem kazanmıştır. (bkz. Rathmann in: Ortaylı 1983: 40)

Lothar Hartmann’ın açıklamalarına göre, Osmanlı İmparatorluğu ve Almanya arasındaki ilk ticaret anlaşmaları 1839 yılında Hansa Birlikleri Bremen, Lübeck, Hamburg ile ve 1840’ da Prusya ile imzalanmıştır. Osmanlı yöneticilere göre, Almanya 1870’de Fransa’yı yenmiş, güçlü ve modern bir orduya sahip, toprak kazanma talebi olmayan, hızla gelişen bir ülkeydi. (bkz. Rathmann 1982: 11. Çeviri: Zarakolu) Alman askeri heyetinin Osmanlı ordusunu eğitme amacıyla gönderilmesi, Alman silah sanayi ticareti ve Anadolu demiryolu inşası için Alman Deutsche Bank’a imtiyaz tanınması, ilişkilerde dönüm noktasını oluşturur. (bkz. Rathmann 1982: 28- 29)

Mısır’ın, İngiltere İmparatorluğu vasıtasıyla Osmanlı’dan koparılmasından ve İngiliz sömürgeciliğinden korkan padişah, 4.Ekim 1888’de Almanya ile yani Deutsche Bank ile Demiryolları anlaşmasını imzalar. Almanya, Haydarpaşa- Ankara arası toplam 486 km’lik demiryolu yapımını üstlenecek, milyarlarca Frank alacak, 99 yıllığına işletme hakkını alacak ve bu demiryolu boyunca, 20 kilometrelik genişliğindeki alanın yeraltı- yerüstü zenginliklerinden faydalanacaktı. (bkz. age. 1982: 47; Deutschlandsansprüche über das türkische Erbe von Prof. Hasse. Broschüre. München 1896: 11) Osmanlı’nın Asya toprakları, Almanya açısından önemli bir ihracaat ve sanayi ürünleri pazarıydı. Ayrıca burada bakır, krom, kurşun ve özellikle petrol vardı. Köylerden ucuz işgücü toplanabilir, Çukurova’da sulama kanalları ile Alman tekstil sanayinin hammaddesi olan pamuk yetiştirilebilirdi. (bkz. Alldeutsche Blӓtter 6.November 1898 in: Rathmann 1982: 63)

1912’ de, Almanlar Mezopotamya’daki petrol kuyularının % 25’ ine sahip olmuşlar, Anadolu ve Ortadoğu’daki yerüstü, yeraltı zenginliklerinden, arkeolojik kazılardan yararlanmışlardır. (bkz. Naumann 1915: 177 in: Rathmann 1982: 125; Politische Scheine in Dresden Nr.2112 in: ebd. : 128-129-132) II. Wilhelm, 8. Kasım. 1898’ de, Şam’da, peygamberin yeşil bayrağını, İslam dünyasını ve Osmanlı Padişahını koruyacağına yemin etmiştir. (bkz.  Rathmann 1982: 207)

2.Ağustos. 1914’te I. Dünya Savaşının başlamasıyla Türkiye, Cemal-, Talat- ve Enver Paşaların yönetiminde, Rus istilasına karşı silah yardımı konusunda Almanya ile bir anlaşma imzalamıştır. Dört yıl süren Birinci Dünya Savaşının sonundaki 30. Ekim. 1918 tarihli Mondros Ateşkes Antlaşması ile Osmanlı- Almanya ilişkileri sona ermiş, 28. Haziran.1918 Versaill Antlaşması ve 10. Ağustos. 1920 Sevr Antlaşması ile Almanya ve Türkiye arasındaki tüm anlaşmalar geçersiz sayılmıştır. (bkz.Koçak in: Grammont/ Flemining/ Gökberg/ Ortaylı 1987: 193- 198)

  1. Hans Guhr ve “Anadolu’dan Filistin’e” Anılarında Türk- Alman İlişkileri

Hans Guhr, I. Dünya Savaşı başladığında 157 Nolu 4. Şilezya Piyade alayında, Batı Cephesinde binbaşı rütbesiyle görev almıştır. 1915 yazında, kimlerin gönüllü olarak Türk harp sahalarında görev yapmak istediği sorulduğunda, onun için doğu macerası başlamıştır. “ 1916 yazından dünya harbinin sonuna kadar Osmanlı Piyade Tümeninin komutanı olarak Doğu Anadolu Yaylası, Güneydoğu Anadolu, Mezopotamya ve Filistin’deki muharebelere katılmıştır.” (bkz. Guhr 2007: ix) Yazar, doğuda geçen zamanı anlatırken, günlük kayıtlarına sıkı sıkıya bağlı kaldığını, sert eleştirileri yumuşattığını ve önemsiz ayrıntıları bir kenara bıraktığını açıklar. Yazar bu anılarını emekliliğinde, 1937 yılında özgün adı “ Als türkischer Divisionskommandeur in Kleinasien und Palӓstina” (Anadolu’dan Filistin’e Türklerle Omuz Omuza) adı altında yayımlar.

“ Bir Osmanlı Tümen Komutanı olarak hatıralarımı anlatışım, Türk silah arkadaşlarıma, şanlı ordularına eski mensubiyetimi, bu gün de nasıl müteşekkir bir gururla andığımı gösterecektir. Bu hatırat, Almanya’nın Doğu’daki muhariplerine Anadolu’nun karlı dağlarında, Mezopotamya’nın kor gibi yanan kumlarında, ve Filistin’in kana bulanmış muharebe meydanlarında yapılan şiddetli savaşlarda müttefiklerimizle pekiştirdiğimiz silah arkadaşlığını, dilerim bir kere daha  hatırlatsın.  Ve  bu  gün,  ÜçüncüReich’te  katı  bir  askeri ruhla eğitilen Alman Gençliği, bu anlatılanlardan Almanların Doğu’daki zor görevlerini ve çok üstün bir düşmana karşı güçlerinin sonuna kadar yıllarca karşı koymuş olan kahraman Türklerin başka bir örneği olmayan kanaatkârlıklarını, tahammüllerini ve vatan sevgilerini öğrenmelidir.” ( Guhr 2007: ix-x)

Bin Bir Gece Masallarının sihrine bürünen, bilinmeyen uzak diyarlara giden yazar, Osmanlı Devletine tayin edilir ve Alman Askeri Misyonu emrine verilir. İstanbul’da, 24. Haziran 1916’da Liman von Sanders ve Enver Paşa huzuruna çıkan Guhr, Kafkasya’da savaşan birlikleri eğitmek ve denetlemek üzere 29. Türk Piyade Tümenine tayin edilir. Kafkas Cephesinde ve Doğu Anadolu yaylasında tarihi ve sosyal olaylara tanık olan yazar, 23.Eylül- 13. Ekim.1916 tarihleri arasında I. Piyade Tümeninde görev yapar. Burada II. Ordu Kurmay Başkanı İsmet Bey, İzzet Paşa, Albay Cafer Tayyar gibi önemli şahsiyetlerle karşılaşır ve onlarla takdire şayan çalışmalar sürdürür. Ekim.1916-ve Ağustos 1917’ de Güneydoğu Anadolu’da I. Piyade Tümeni Komutanlığında görevli olan Guhr, oradaki yokluk, birliklerin maneviyatı, azmi, imkansızlıklar, insan ve hayvan kayıpları, açlık, etnik gruplar, Türk- Alman ittifakı, ve alayda donarak ölenlerden bahseder. Anıların “ I. Piyade Tümeni Murat Mevzii’nde” bölümünde, yer isimlerini Kürtçe isimleriyle belirten yazar, (bkz. Guhr 2007: 90- 91) bölgedeki Kürt ve Ermenilerden, Kürt aşiret reisi Şeyh Sait’in kendini ziyaret ettiğinden, hastanede açlıktan çıldıran hastalardan, petrol kıtlığından, baharda doğanın güzelliğinden, donan askerlerden, Kürt kadınlarla evlenen subay ve askerlerden, mevcudu günden güne düşen tümenden bahseder. Bu dönemdeki Türk – Alman işbirliğine değinen yazar, Mustafa Kemal Paşa’dan hayranlıkla, gururla bahseder ve Güneydoğu’da görevli diğer paşalardan, kızgın güneş altında bitap düşmüş askerlerden ve tümendeki değerlendirme raporlarından bahseder. Temmuz - Eylül.1917 arasında ilk sıla iznine giden yazar, Güneydoğu Anadolu ve Almanya yolculuğunu, Kazım Karabekir’i, 47 derece sıcaklıkta bozkırda atla gidişini, namazın Hıristiyanlar üzerinde vakur ve kutsal bir etki bıraktığını, 2000 yıllık tarihi geçmişi olan ve 315 yılında Romalıların piskoposluk merkezi olan Diyarbakır’ı, Osmanlı paşaları arasındaki zıt siyasi görüşleri, kendini Türklerin yanında çok rahat hissettiğini anlatır. Derbesiyede acı veren felçlere sebep olan tarantulalarla ve zehirli örümceklerle karşılaştıklarını, haremlik- selâmlık ayrılan vagonları ve İstanbul’da artan enflasyonu dile getirir

Anıların ikinci bölümü “ Filistin Günleri’ nde” I. Piyade tümeninin, Gaziantep Nizip ve Şam çevresindeki yol- ve zor iaşe şartlarından dolayı menzillerde fazla asker toplayamadığı, tüm kent ve kasabalarda yüzlerce Almanın görevli olduğu, bazılarının Anadolu’ da arkeoloji ile ilgilendiği, el altından İngilizlerle işbirliği yapan bazı Arapların olduğu dile getirilir. (bkz. Guhr 2007: 138) Noel 1917’ den Ekim. 1918’e kadar Filistin cephesinde görev yapan Hans Guhr, Türkleri eğitme konusunda General Falkanhayn ile ayrı düşüncededir. Falkenhayn’e göre, “Türk askerleri, Alman ordusunda olduğu gibi, emir ve talimatlara uymaları için sertlikle eğitilmeliydiler” Yıldırım Orduları Grubunun yedide altısı Alman, geriye kalanları ekseriyetle önemsiz görevlerde bulunan Türkler olan 60- 70 kadar subaydı. Böyle bir terkiple Türklerin nüfuzu baştan devre dışı bırakılmış oluyordu. (Guhr 2007: 148)

Harp içinde dördüncü Noel’i kutsal topraklarda kutlayan Almanlar için, Türkler ellerinden gelen özeni göstermişler, onlara zengin hediyeler sunmuşlardır. (bkz. Age. 2007: 153) Türk ve Alman birlikleri Kudüs yakınlarındaki Zeytin dağında büyük kayıplara uğrar. İngilizlerin sürekli saldırıları ile pek çok toprak kaybedilir ve binlerce asker şehit olur, devamlı kayıplar ve kaçaklar nedeniyle de birliklerin mevcudu azalır. “Arap Kabileleri özellikle bu muharebe döneminde İngiliz albayı Lawrence’nin gösterdiği faaliyet sonucu başarıyla kışkırtılmışlardır.” ( Guhr 2007: 169) Şeria nehrinin doğusundaki bir muharebede, Türkler parlak bir zafer kazanır. (bkz. age. 2007: 170) İngilizlerin, Arap topraklarının tamamında bir devlet kurmak vaadiyle silah ve bol bol altın verdikleri dile getirilir. (bkz. age. 2007: 172) Türk, Alman ve Avusturya tabur ve bataryalarının iyi dövüşmelerine rağmen, ağır kayıplar verilmiştir ( bkz: age. 2007: 184 ) Doğu Şeria’da, Şam ve çevresinde bol parayla satın alınmış, teçhiz edilmiş  ve

İngiliz Albay Lawrence tarafından birleştirilmiş Arap bedevilerin İngilizleri desteklemesi, güçlü İngiliz birliklerinin Türkler’e saldırması, ordu komutanlıklarına bomba yağdırması, tesis ve binaları tahrip etmesi sonucu, Eylül- Ekim 1918 tarihlerinde, Filistin’deki muharebelerde Türk- Alman ordusunun çökmesine neden olmuştur. Savaş kayıplarına, açlık, susuzluk, hastalıklara, sürekli ateş açan İngiliz uçak filolarına ve sevinen Araplara tanık olan Guhr, Mustafa Kemal Paşa ve İsmet Bey’in cesaret, disiplin, kişilik güçlerinden ve üstün davranışlarından bahseder. (bkz. Guhr. 2007: 222)

Türk üniformasını çıkarıp askeri Misyon Karargâhına katılan H. Guhr, güvendiği Türkleri anlatırken, “ karmakarışık ahalide, Rumlarda, Levantenlerde, Kürtlerde, Araplarda  ve İranlılarda  harbin  acıklı sonundan dolayı büyük bir sevinç    gördüğünü,

 

düşman askerlerinin sayısının her gün arttığını, Yeşilköy ve İstanbul’daki kışlalara İngiliz ve Fransızların yerleştiğini” dile getirir. ( Guhr 2007: 233) İtilaf Devletleri Filosunun İstanbul önlerinde görünmesine, Boğazların açılmasına, her yerde İngiliz, Fransız, Yunan ve İtalyan bayraklarının görünmesine değinen Guhr, düşman ordusunun İstanbul ve çevresine yerleşmesine, halka karşı düşmanca davranmasına, Almanların itaatsizlik etmedikleri sürece serbest kalabileceklerine, silahların teslimine tanık olur, şaşırır ve üzülür. İçinde 1000’ den fazla alman subayının bulunduğu Jerusalem adlı gemiyle, güvertede, İstanbul’un eşi bulunmayan panoramasının tadını çıkaran Guhr, 16. Ocak. 1919’da vatanına dönüş yolculuğuna çıkar.

  1. Hans Guhr’da Türk İmgesi

İmgebilim, Karşılaştırmalı Edebiyatbilim içerisinde, edebiyatta ulusları ilgilendiren imgeleri kendi bakış açısından veya dışarıdan yabancı bakış açısından inceler, meydana gelişini, gelişmesini ve etkisini ele alır. Fransız yazar Carre’ nin Alman imgesini anlatması, Lessing’ in İngilizleri ve Shakespeare’i örnek alması, H. Dyserinck ve öğrencilerinin karşılaştırmalı imgebilimi ortaya koymaları, Ezra Pound’un imge tanımlamaları gibi. (bkz. Baytekin 2006: 100- 104; O’ Sullivan 1989: 13; Aytaç 1997;

Wellek/Warren 1982: 249- 251; Moran 1988: 17, 66, 69)

Hans Guhr’ un “ Türklerle Omuz Omuza” anılarına baktığımızda,

“ cesur görünümlü, koyu renk gözlü, perişan giyimli, hayduda benzeyen, hattı korumak için bekleyen Osmanlı demiryolu muhafızlarını “ görür. (Guhr 2007: 7) İstanbul’da “sivil erkekler kırmızı fes giymişlerdi. Siyah ve renkli çarşaflara bürünmüş kadınlar peçelerini sıkı sıkıya kapamışlardı. Arada, kullanışlı sarımtırak gri renkte üniformaları içinde Türk askerleri, hatta çoğu göz alıcı hakiler giymiş Alman askerleri, kara fesli Acemler, Rumlar, Araplar ve uzun beyaz keçe külahlı Kürtler vardı”  demektedir. (age. 2007: 8)

Avrupai Pera’yı, Haliç boyunca fakir semtleri, kötü kaldırımlı dar sokakları, harem kısmını gözlerden uzak tutan kafesli pencereleri, Sur içi İstanbul’ u ve Şeyhülislam Sarayını, eski Bizans su kemerlerini, Harbiye Nezaretini, Ayasofya ve Sultanahmet Camiinin kubbelerini ve sivri minarelerini, Topkapı Sarayını, Boğazdaki gece manzarasını, İstanbul’ da ramazanı gerçekçi ve dıştan bakış açısıyla anlatan H. Guhr, Türklerin, yerli, yabancı, herkesi davet ettiğini, Avrupalılardan daha sakin olduklarını anlatır

 

Ülkede lekeli hummaya tutulma tehlikesini, inanılmaz güzellikteki Prens Adaları’nı, Konya’da kümes hayvanları, yumurta, tereyağı ve meyveyi çok ucuza aldıklarını, kıraç bozkırda sadece çekirgeleri ve telgraf direklerindeki alakargaları gördüklerini anlatan yazar, en temel ihtiyaç maddelerinden bile yoksun Türk komutanlarca, insanın içini ısıtan bir misafirperverlikle karşılandıklarını, yollarda kalabilecekleri han, kervansaray ve Selçuklu Hisarlarından geçtiklerini, penceresiz bir barakada pire ve tahtakuruların saldırısına uğradıklarını belirtir. Çoğu Türk komutanının kusursuz Almanca konuştuğunu, tahsillerinin mükemmel olduğunu, güven verdiklerini, Türk insanının şaşırtıcı kanaatkârlığına rağmen, iaşe ikmalinin yetersiz oluşunu, erlere, ekseriyetle sadece sulu bir tarhana çorbası ve birkaç zeytin verildiğini, tuz, şeker ve tütünün aylardır dağıtılamadığını, natüralist biçimde vurgular. (bkz. Age. 2007: 40- 44)

Türklerin, “istirahatdeyince, hiçbir şey yapmayıp, sadece dinlenmeyi anlamalarını eleştiren yazar, eğitmek üzere müstakil bir acemi er alayı teşkil ettiğini, “bu tabiat çocuklarının doğuştan gelen askeri özelliklerinin, yön tayinlerinin, araziye intibaklarının, ateş etmelerinin, uzun yürüyüşlerinin, her tür zorluğa dayanmalarının zaten kanlarında var olduğunu, 3 hafta sonunda harp edebilir hale geldiklerini” vurgular. (bkz. age. 2007: 47)

Ziyafet sırasında, Doğu adetlerine göre, Kuran’ın emrettiği gibi, önce ibriklerdeki suyla ellerin yıkandığı, yemekte bıçak ve çatal olmadığı, sadece kısa saplı tahta kaşıkların olduğu, etlerin sahanlardan elle alındığı, yemek sonrası yine ellerin yıkandığı, harika meyvelerin ikram edildiği dile getirilir. (age. 2007: 58) Türklerin dağlarda çarpışmak yerine, geniş bir cephede savaşmak eğiliminde olmaları, askerlerin neredeyse açlıktan ölmek üzere oldukları, kaput ve battaniyelerinin olmadığı, incecik elbiselerinin içinde buz kesmiş vücutlarıyla bir adım daha atamayacak durumda oldukları anlatılır.(bkz.age. 2007: 72

Türk askerinin çocukça bir sevgiyle bağlı olduğu ailesini, evini ve köyünü ilk defa askere alındığı zaman terk ettiğini vurgulayan yazar, İngiliz propagandası ile bol para verilerek ortalığa salınan Kürt ve Arapların, Türk askerlerine, memleketlerinde soygun, cinayet, yangın olduğu ve yakınlarının ırzına geçildiği hakkında korkunç hikâyeler anlattıklarını belirtir. (bkz. age. 2007: 106) Oysa ki “ Türkler askerden kaçmaz ve Kuran’daki “Cennet kılıçların gölgesindedirsözünü hatırlayarak aslanlar gibi dövüşürler. Firar sayısı, subayların birliklerine gösterdiği ilginin göstergesidir.” der. (bkz.age. 2007 107)

Zengin veya fakir biri öldüğü zaman cenaze törenlerinde ağıtçı kadınların farklı ağıtlar yaktığına değinen Guhr, Dolmabahçe’deki davette büyük tepsilerle, altın fincanlar içinde mis gibi kokan Türk kahvesi ve meşhur Sultan sigaralarını sunduklarını, yan balkonlarda açık renk tuvaletler giymiş, hepsi Avrupalı hanımların olduğunu ve Türk hanımların selâmlığa gelemediğini, kahraman Osmanlı’nın Doğu Şeria’ da kavurucu sıcakta, 50 derecede, iaşe olmaksızın, kıt bir suyla, karşı tarafın sayıca kat kat üstün olmasına rağmen düşmanı geri püskürttüğünü ve bir karış toprak vermediğini anlatır. (bkz.age.2007: 199)

Türk yetkililerin mertliklerine, ittifaka candan bağlılıklarına, Türk askerlerinin cesaretine, kanaatkârlığına ve yılmazlığına hayranlık duyan Guhr, bu askerlerin özellikle Kemal Atatürk gibi disiplinli ve uzağı gören bir önderin komutası altında, vatanları için nasıl olağanüstü fedakârlıklar yaptıklarına ve başarı elde ettiklerine tanık olur. (bkz. age. 2007:254)

 

  1. Hans Guhr’un  Türk- Alman İlişkilerine yönelik Sonsözleri
  2. Birinci Dünya Savaşının son 33 ayını Şark’ta geçiren Hans Guhr,

Kendimi Türk Ordusunda daima evimdeymiş gibi hissettim ve görev dolayısıyla temas ettiğim herkesin bağlılığını, itimadını ve dostluğunu gördüm. Hiçbir zaman ciddi bir çatışma olmadı. Her iki millet arasında siyasi iktidar ahvali ve hayat şartları bakımından temel farklılıklar vardı. Biz Almanlar Dünya Harbinden önce kusursuz bürokrasisi ve örnek teşkil eden, kıyas kabul etmeyen bir ordusu olan, çeşitli siyasi birimlerden oluşmuş, muntazam bir devlet bünyesinde kırk yıl boyunca barışın altın çağını yaşamıştık. Ticaret, sanayi ve ekonomi en parlak durumdaydı…Durum Türkler için ne kadar farklıydı! Başarısız savaşlar, dahilde kargaşa…askeri ve iktisadi bakımdan zayıf düşmüş bir devlet yapısı. Yozlaşma, enflasyon ve parti kavgaları. Üstelik ülke sınırları içinde Ermeniler, Araplar, Kürtler gibi farklı kavimlerin mevcudiyeti ve bunların birbirine ters düşen çıkarları, daha dünya harbine girmeden önce Türk Devletinin gücünü tüketmişti… Galiplerin, Türklerin sırtındaki yumruğu acımasızdı, buna rağmen, ilk onlar, kendi güçleriyle Sevr’in incirlerini kırdılar. Bütün Avrupa 1922 yılındaki bu şahlanışı Şark’ın bir mucizesi olarak gördü… Alman ve Türk milletinin arasındaki bağlar hiçbir zaman tamamen silinemez…Geçmiş nasıl iki Milleti müşterek bir savaşta bir araya getirmişse, diyelim ki gelecekte, dostça bir yarış, karşılıklı ticareti ve ilişkileri, sanat ve ilimlerini yeniden canlandırsın ve dostluklarını pekiştirsin. Bunu görmek yaşlılığımın saadeti olacaktır.” (Guhr 2007: 253- 255)

  1. Sonuç olarak, 1937 yılında “Anadolu’dan Filistin’e Türklerle Omuz Omuza”  adlı  hatıratını  yazan  (Çeviren:  Eşref  Özbilen)  Hans  Guhr’un,  bu  anılarını

Osmanlı Harbiye Nezaretinden almış olduğu resmi belge ve krokilerle tamamlaması, gerçekçi ve belgesel çalışmasını kanıtlar. Türk ordusunun lojistik ve sağlık durumunu yakından inceleyen komutan ve yazar Guhr, ordunun genel eğitimi, teçhizatı ve iaşesiyle, hastalıklar, ordu tertibi ve firarlarla yakından ve candan ilgilenmiş, bir Alman Tümgenerali, bir Osmanlı Albayı ve bir Alman Askeri Misyon Komutanı olarak görevlerini yerine getirmiştir. Türk- Alman ilişkilerini üst kademede görevli bir askerin bakış açısıyla açıklayan Hans Guhr’un anıları, gerek Karşılaştırmalı Edebiyatbilim, gerek Edebiyat- Tarih, Edebiyat ve Hakikat, gerekse Tarih ve Uluslararası İlişkiler alanındaki araştırmalar açısından önem taşımaktadır.

 

KAYNAKÇA

Alldeutsche Blӓtter. 6. November 1898 in: Rathmann 1982 in: Zarakolu

Aytaç, Gürsel (1997): Karşılaştırmalı Edebiyat Bilimi, Ankara: Gündoğan Yayınları.

Baytekin, Binnaz (1989) : “ Spiegelung der Deutschkenntnisse von Mustafa Kemal Atatürk in

Seinen Briefen, Reiseberichten und Memoiren wӓhrend des I. Weltkriegs”Hacettepe Üni. Semp. Dergisi. Ankara: Hacettepe Basımevi

Baytekin, Binnaz Öztürk (2000): Deutsch- Türkisch- Beziehungen in den Briefen, Reiseberichten und MemoirenVon Mustafa Kemal Atatürk wӓhrend des I. Weltkriegs.İzmit: Kocaeli Üni. Yayınları

Baytekin, Binnaz Öztürk (2006) : Kuramsal ve Uygulamalı Karşılaştırmalı Edebiyat Bilim, Sakarya:   Sakarya Yayınları.

Deutschlandsansprüce  über  das  türkische  Erbe  von Prof. Hasse. Buroschüre.

München: 1986

Emre, Gültekin (1983 : 300 Jahre Türken an der Spree. Berlin: Ararat Verlag Erickson, Edward J. (2007) : Ottoman Army Effectiveness in World War I. A

comparative study. New York: Rautledge. (Türkçesi:Birinci Dünya Savaşında Osmanlı Ordusu. İstanbul: İş Bankası Kültür Yayınları

Glasneck, Johannes (1976) : Kemal Atatürk ve Çağdaş Türkiye. Ankara: Onur Yay.Çev: Arif Gelen

Grammont, Jean Lois/B.Flemming/M.Gökberg/ İ. Ortaylı (1987) : Türkische Miszellen. (Robert Anhegger Festschrift) İstanbul: Edition Divit Press

Guhr, Hans (1937) : Als türkischer Divisionskommandeur in Kleinasien und Palästina; Erlebnisse eines deutschen Stabsoffiziers wärend des Weltkrieges, von Hans Guhr, Generalmajor. Berlin: Mars Verlag.

Guhr, Hans   (2007) : Anadolu’dan Filistin’e Türklerle Omuz Omuza.  İstanbul:

T.C. İş Bankası Yayınları. Çeviren: Eşref Özbilen

Irmak, Sadi (1989) : Kemal Atatürk. Leben und Werk des Gründers der neuen Türkei und des Fahnentrӓgers des Antiimperialismus. Ankara: Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Y.K. Atatürk Araştırma Merkezi

Koçak, Cemil (1987): “Die Wiederafnahme der Deutsch- Türkischen Beziehungen nach dem I. Weltkrieg” in:Grammont/u.a. 1987: 193-198

Kinross, Lord (2007) : Atatürk. Bir Milletin yeniden Doğuşu. İstanbul: Altın Kitaplar. Akdeniz Yayıncılık 19. Baskı

Moran, Berna (1988): Edebiyat Kuramları ve Eleştiri, İstanbul: Cem Yayınevi. Ortaylı, İlber  (1983): Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu, İstanbul:

Kaynak Yayınları.

Sanders, Liman von Otto(1920) : Fünf Jahre Türkei. Berlin: Verlag von August

Scherl

 

Wellek,R /A. Warren (1982): Yazın Kuramı. İstanbul: Altın Kitaplar Yayınevi Zarakolu,  Ragıp  (Hrsg)  (1982) :  Berlin-  Bağdat  (Das  Buch  von  Lotha

Rathmann. Çeviri: R. Zarakolu)


__________________