Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Nazmi ÖNER (Seyahat Yazıları) » İMAM MEYDANI

Yazar Mesaj   #2022  2016-06-14 19:18 GMT  

Online status Nazmi Öner



Şairler



Mesaj: 1
Şehir: Antalya
Ülke:
Meslek: Şair-Yazar
Yaş: 72

 

MEYDAN-I İMAM

 

Otelden çıkınca Meydan-ı İmam yönünde yürüdüm. Meydan-ı imam, Hemedan'nın merkezi gibiydi. Çok büyük bir meydan olup buraya, 6 yönden 6 tane bulvar çıkıyordu. Meydanın ortası büyükçe bir park gibiydi ve merkezinde kabartma tekniğinde yapılmış güzel bir sanat eseri vardı. Sanıyorum kabartmada anlatılanlar 79 devrimiyle ilgi idi.

 

Meydan-ı İmam

 

Bu altı bulvar, Meydan-ı İmam meydanından çıktıktan sonra, 600-700 metre sonra altı ayrı meydana çıkıyor ve bu altı meydanın birbirine bağlanması ile bir daire oluşuyordu. Bu meydanlardan çıkan yollarda daha ilerideki meydanları birbirine bağlayan yollarla çemberler oluşturduğundan Hemedan’nın planı, yer yer bozulsa da, ortasında Meydan-ı İmam, ya da Ekbatan olan, iç içe geçmiş dairelerden oluşuyordu sanırım. Ekbatan’dan şehrin görünümü de bu düşüncemi doğrular gibiydi.   

İran’da, şehirlerin böyle merkezi yerlerdeki en büyük meydanlarına, İmam Humeyni anısına hep İmam Meydanı adı verilmiş. Ayrıca bu meydanlarda ve bulvarların başında hep bunların bez üzerine basılmış posterleri de bulunuyor.

 

 

Meydandaki kabartmanın öbür yüzü

 

                Bizim Atatürk meydanları örnek alınmış gibi, Azerbaycan’da da Haydar Aliyev Meydanları var. Elbette ki Atatürk’le bunları kıyaslamak olanaksızdır. Çünkü kuruculuk açısından bunlar yeni bir devlet kurmuş değildir. Atatürk 19 Mayıs 1919’dan, 29 Ekim 1923’e dek uzanan bir süreçte, Birinci Dünya Savaşının galiplerine karşı savaşarak, yoktan bir devlet yaratmıştır.

 

 

Meydanın büyüklüğü ve binaların benzerli.

 

                Devrimcilik açısından bakıldığı zaman da bunlara devrim mi, reform mu demek gerekir bilemiyorum, ama Azerbaycan’da eskisini aratmayacak bir sistem kurulamamış ve insanlar komünist döneme özlem duyuyor. Fakat İran’da Şah Dönemine özlem duyan yok denecek kadar az.

Çünkü her ikisinde de, yönetimde monarktan halka doğru bir yol alma durumu varsa da, Azerbaycan’da laik cumhuriyetten çok, şerri bir otoriterlik görülüyor. Otoriter yönetimle birlikte, aynı zamanda şeriata geri dönüş de söz konusudur.

İran’da ise her ne kadar mutlakıyetten cumhuriyete geçiş söz konusu olsa da, şeriat ile birlikte cumhuriyet ve halk iradesinin tam olarak gerçekleşmesi nasıl mümkün olacaktır bilemiyorum.

                Gerçi bizde de Atatürk devrimlerinden geriye doğru çok yol alındığından ve genel başkan diktası yüzünden, milli iradenin değil tam olarak, %25 oranında bile gerçekleştiği söylenemez.

                Azerbaycan’da ise kesinlikle geri gidiş söz konusudur. Çünkü burada Komünizmde var olandan daha ileri bir demokrasi ve halka dönük bir yönetim oluşturulamadığı gibi, komünizmde var olan laiklik de kaybedilmiştir.

               

 

 

Meydandan çıkan bulvarlardan birisi

 

                Genelde meydanları gezerken hep bu düşüncelerle birlikte, bütün meydanlara aynı adın verilmesinin saçmalığını da buralarda iyice fark ettim. Atatürk’ün büyüklüğünden dolayı bunu Türkiye’de fark edemeseniz de, dışarı çıkınca bu açıkça ortaya çıkıyor.

Fakat Atatürk değil de peygamber bile olsa ülkenin tüm meydanlarına aynı adın verilmesi, ona saygıdan çok, onu sıradanlaştıran bir kanıksanmışlık yaratıyor gibi geldi bana.

 

 

Meydandaki kalabalık

               

                Meydandan çıkan altı bulvarın aralarında kalan altı tane tarihi bina, hepsi de birbirinin aynısı gibi görünüyordu. Her ne kadar aralarında ufak tefek farklılıklar bulunsa da, yukarıdaki resimde görüldüğü gibi ilk bakışta bu farklılıklar hiç de fark edilmiyor.

                Doğaldır ki bu durum meydanda bir uyum ve estetik açısından göz okşayan bir manzara oluşturuyordu. Eski kraliyet sarayları gibi görünen bu tarihi yapıların yüksek olmaması da, sanki meydanı iyice ortaya çıkarıyordu.

 

 

Meydandan Bazar’a giren sokak

 

                İran’da bu meydanlar aynı zamanda park görevini de üstlendiklerinden günün her saatinde kalabalık oluyordu. Fakat burada pazarın da bu meydana açılması yüzünden, meydan sürekli kalabalık oluyordu.

                Özellikle öğleden sonraları canlılık artıyor ve akşamüstü ve gecenin ilk saatlerinde Türkiye’nin aksine, herkes sokaklarda oluyordu. Oysa 1970’li yıllarda anarşi olaylarına dek, Türkiye’de de geceleri sokaklar, dolar dolar boşalırdı.

Anarşinin azgın yıllarında günbatımında eve kapanan Türk halkı, televizyonun da aynı yıllarda evlere girmesiyle kapanmayı sancısız atlattı. Şimdi de akşamları evde televizyon izlemeye öylesine alıştı ki, artık sokakların güvenli olduğu illerde bile, geceleri işi olmayan sokağa çıkmıyor.

 

 

İran’da gece sokaklar.

 

Peki bu durum İran’da nasıl devam ediyor derseniz; orada yönetim güvenliği bir devletin sağlayabileceği en üst düzeyde sağlamış. Sokaklar güvenli olduğu için tek başına kadınlar kızlar bile gece sokaklarda rahatlıkla dolaşabiliyor.

Bir başka neden ise evde, insanları eve bağlayacak sokaktan daha cazip bir şey yok. Yani onların televizyonları zaman zaman çok kaliteli programlar olsa da, genelde mollaların nutukları ve dinsel programların dışında pek fazla ilginç bir şey içermediğinden, İran televizyonunun cazibesi yok.

Yolunu bulup izleyebilenler de Türkiye Televizyonlarını izliyorlar. Bu yüzden İran’da karşılaştığım sorulardan birincisi İbrahim Tatlıses ise, ikincisi dizilerle ilgili sorulardı. Bu yüzden Türkiye’deki televizyonlardaki dizi zenginliğini ben de İran’da fark ettim desem yalan olmaz.

 

 

 

 


Bu mesaj admin tarafından 2016-06-14 20:12 GMT, 764 Gün önce düzenlendi.
__________________