Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Askeri İsyânlar ve Darbeler » YENİÇERİLERİN BIYIĞINI BALTA KESMEZ OLDU

Yazar Mesaj   #1872  2016-04-28 00:33 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

YENİÇERİLERİN BIYIĞINI BALTA KESMEZ OLDU

“Elimizde olan fetva ile hepinizi kırarız”

 

 

Sultan İbrahim’in öldürülmesinin üzerinden fazla bir zaman geçmeden İstanbul’da bu sefer daha büyük bir askerî isyan patlak verdi. Veziriazam Sofu Mehmed Paşa’nın devlet kuramlarındaki aksaklıkları gidermek için yaptığı bazı icraatlarından ve Kethüda Mehmed Ağa’nın hapishanelerdeki birkaç suçlu sipahiyi katletmesiyle “Bizi kırmaya başladılar. Sonra sıra size de gelir” diyerek rahatsızlıklarını dile getiren sipahiler 25 Eylül 1648’de Üsküdar’da isyan bayrağını açtılar. Aslında sipahilerin isyan etmesinin en önemli nedeni gerekli terfilerin yapılmamasıydı. Veziriazam, yeniçeri ağalarını ve ulemayı konağına toplayarak, asiler hakkında neler yapılabileceğini görüştü. Önce Üsküdar’a nasihatçiler gönderildi. Sipahiler gelen nasihatçilere; “Veledeş namına biz oğullarımıza ulufelerimizden verip, bölüğe çıkarılmak istememizden mura­dımız, evlatlarımız ekmek parası sahibi olsunlar diyedir. Hâlen küçüklerini yazmayıp büyüklerini yazdıktan sonra Zadra’ya ve Girid’e gönderirler demenin ne manası vardır? Oğullarımız bizden ayrılmaz. Ve bizim de padişahsız, veziriazamsız sefere gitmemiz kanuna aykırıdır. Hâlen oğullarımız olduğuna şahit isterler. Birbirimiz hakkında olan şahitliklerimizi kabul etmezler. Hâlen şahit tedarikindeyiz. Bundan başka hizmet zamanı Ramazan-ı şerif idi. Ramazan geldi, hizmetten eser yok... Ve bir madde dahi padişahımızın katl olunduğudur. Ne temessük ve ne hüccet ile olmuştur? Hâlâ Sivas’ta İbşir Paşa bizden intikam almak niyetindedir. Ne temessük ile olduğunu bildirsinler. Bizim tesirimiz olmayan hususlarda biz niçin suçlu oluruz” diye cevap verdiler. Sonra birkaç defa daha anlaşmak için aracılar gönderildiyse de sipahiler isteklerinden vazgeçmediler. Bunun üzerine artık veziriazam için fazla seçenek kalmamıştı. Yeniçeri Ağası Muslihiddin Ağa’yı konağına davet edip, yeniçerilerin kendisini destekleyip desteklemeyeceğini sordu. Ağadan olumlu cevap alan veziriazam, Üsküdar’daki sipahilere kendilerini ilgilendirmeyen işlere karışmamaları gerektiği yönünde mektup gönderdi. Paralarının da gelecek sene verileceğini vadetti.

 

Bunun üzerine sipahiler bölük bölük İstanbul’a geçmeye başladı. Sultan İbrahim öldürüleli yaklaşık iki ay olmuştu. Sultanın öldürülmesini tasvip etmeyenler hem İstanbul’da hem de taşra da bunun intikamını almak için bir fırsat gözlüyorlardı. Sipahilerin İstanbul’a geçmesi onlara istedikleri fırsatı verdi. Gözü dönmüş sipahileri kendi saflarına katmaya başladılar. Uzun süredir zor şartlar altında yaşayan Galata Sarayı ve İbrahim Paşa Sarayı’ndaki acemi oğlanları da sipahilerin İstanbul’a gelmesini fırsat bilip ayaklandılar. İsyanı bastırmak için Atmeydanı’na gelen yeniçeri ağası, eline geçirdiği bir acemi oğlanını dövmeye başlayınca diğer acemiler de ağanın üzerine saldırdılar. Böylece İstanbul’da günlerce meydan ve sokak savaşlarına neden olacak isyan başlamış oldu. Yeniçeri ağası, asilerin saldırısına dayanamadı ve askerlerini geri çekmek zorunda kaldı. Enderun acemi oğlanları da isyan ettiler ve Elçi Hanı ile şehirdeki bazı binaları ele geçirdiler. Hatta Naima, “dünyayı görmemiş, hapishanede sitem çekmiş kimseler laubali şehrin içine dağılıp sipah yazılmak sevdasında oldular” der. Girit’e gönderilen askerler de İstanbul’daki isyan haberlerini duyar duymaz Silivri’den geri dönüp, Elçi Hanı ve Atmeydanı’na yerleştiler.

 

Asilerin liderliğini Bıyıklı Mahmud adlı bir sipahi yapmaktaydı. Bıyıklı Mahmud önce Sultanahmet Camii yakınlarında bir hana yerleşti. Veziriazam Mehmed Paşa, Bıyıklı Mahmud ve adamlarına ulûfeleri ile birlikte aracılar da gönderdi ve diğer isteklerinin zamanla yerine getirileceğini vadetti. Asilerin isteklerinin bir kısmı hemen yerine getirildi. Diğer istekleri de şartlar müsait olduğu zaman yerine getirilmek üzere sonraya ertelendi.

 

Birkaç gün daha veziriazam ve sipahiler arasında aracılar gidip geldi ise de bir sonuç alınamadı. Hatta veziriazamın anlaşmak için aracılar göndermesi sipahileri daha da cesaretlendirdi. Sipahiler, yeniçerilerle aralarının bozulmaması için de, “Padişah katlinde dahlimiz olmadığına dair şerî hüccet isteriz ve illâ bizim yeniçerilerle ve başka bir kimse ile kavgamız yoktur” şeklinde sözler söylemekteydiler.

 

24 Ekim 1648’de İstanbul’a akın eden sipahiler bir kez daha şehirde büyük bir isyan başlattılar. Önce ayak divânı yapılmasını istediler. Ama bu istekleri kabul edilmedi. Daha sonra güçlerini arttırmak için yeniçerilere de kendilerine katılmayı teklif ettiler. Bu istek de ocak ağaları tarafından kabul görmedi. 26 Ekim 1648’de bütün acemi oğlanları ve Anadolu sipahileri Atmeydanı’nda top­landılar. Asilerin lideri konumundaki Bıyıklı Mahmud, Yeni Cami İmareti’ne bir bölük sipahi yerleştirdi. Sofu Mehmed Paşa, isyanın giderek önü alınamaz bir hale geldiğini görünce hemen yeniçeri ağaları ve önde gelen ulema ile yeniçeri odalarında bir araya geldi. Burada ulemadan şu şekilde bir fetva alındı: “Eşkiyadan birkaç kimse bir yerde kapansalar ve salih olan Müslümanlardan birkaç kimse için, şer’an katl olunmak icap eder halleri yok iken, ‘Elbette katlolunsunlar’ deyip toplandıkları, padişah hazretleri tarafından duyuldukda, ‘Toplantı yasaktır. Toplanmaktan menolunsunlar’ diye padişah fermanı geldikte, defalarca nasihat olunduklarında nasihat kabul etmeyip, hakka itaatları olmayup, eski fesatlarında ısrar edüp, şeriata ve padişah hazretlerinin şeraite uygun olan emrine ve hatt-ı hümâyûna itaat etmeyip ve lâzım olursa karşı koyarız diye şeraite aykırı olarak ısrar etseler “Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle vuruşursa onların aralarını bulun” âyeti kerimesine ve “Sen insanları Allah yoluna hikmetle güzel ve makul öğütlerle davet et. Gerektiği zaman da onlarla en güzel tarzda mücadele et” âyeti üzere ısrar etseler “Buna rağmen biri öbürüne saldırırsa bu saldıran tarafla Allah’ın emrine dönünceye kadar siz de vuruşun” âyeti kerimesi üzre kılıçla defolunmak olsa, adı geçen tâifeye karşı konup kılıçla müdafaa olunmak şer’an caiz olur mu?”, “El-cevap: Olur”. Bu fetva altına, daha sonra itiraz ederler endişesiyle, konaktaki önde gelen ulemaya tek tek imza attırıldı.

 

Asiler, kendileri aleyhinde büyük hazırlıklar yapıldığını ve katledilmelerine cevaz veren bir de fetva alındığını öğrenince yavaş yavaş Atmeydanı’nı terkettiler. Bıyıklı Mahmud da Üsküdar’a kaçtı. İstanbul sokakları birkaç gün eski sakinliğine kavuşmuştu. Yeniçeriler, sadrazamın ve asilerin öldürülmesine fetva veren ulemanın evlerini, bir saldırı ihtimaline karşı, gece gündüz koruma altında tutuyorlardı.

 

Atmeydanı nümayişinin üzerinden beş gün geçmişti ki, Veziriazam Sofu Mehmed Paşa’nın, Bıyıklı Mahmud’un teslim edilmesini istemesi asileri yeniden harekete geçirdi. Gece devriyesi gezen yeniçerilerin, Sultanahmet Camii civarında sipahi kıyafetindeki üç kişiyi yakalayıp, ertesi gün

Şehzâde Camii önünde asmaları ve sipahilerin oturdukları hanları basıp onları tutuklamaları sönmek üzere olan isyan ateşini yeniden alevlendirdi. Sipahiler, “Hay bunlar bizi birer ikişer avlayıp kırmak isterler” deyip, yine isyan kararı aldılar. Ertesi gün “Vezir ve müftüyü öldürmedikçe bize rahat yoktur” diyerek Atmeydanı’nda bir araya geldiler. Şehir halkını da silah zoruyla Sultanahmet Camii içinde topladılar.

 

Sipahilerin Atmeydanı’nda toplandığını haber alan veziriazam, hemen yeniçeri odalarına gitti ve o gece orada kaldı. Ayrıca tüm İstanbul kapılarının kapatılmasını emretti. Ancak sipahiler Ahırkapı’yı zorla açtırdılar ve Üsküdar’da saklanmakta olan zorbabaşı Bıyıklı Mahmud’a haber gönderdiler. Padişaha, “Padişahım bizi yeniçeriye kırdırmak isterler, bize garez etmeyen bir vezirin tayinini rica ediyoruz” yazılı arzuhaller gönderdiler. Sultan IV Mehmed de bunlara cevaben, “Yeniçeri ve sipahi kullarım birbiriyle savaşıp düşmanlık ettiklerine rızam yoktur. Nihayet siz cemiyeti dağıtın ben sonra ikisini dahi azl ederim. Hatırınızı hoş tutun” yazılı hatt-ı hümâyûn gönderdi. O gün fazla bir olay yaşanmadı ve sipahiler geceyi Sultanahmet Camii’nde geçirdiler.

 

28 Ekim’de sipahi ileri gelenleri, şikâyetlerini iletmek üzere padişaha bir heyet gönderdiler. IV Mehmed, gelen heyete, “Ben kullarımın niza ettiklerine ve birbirine kılıç çektiklerine razı değilim. Uygun olan kim ise vezir etsinler” diye cevap verdi. Sipahi temsilcileri, bu hatt-ı hümâyûnu Orta Cami’de bulunan Sofu Mehmed Paşa’ya gönderdiler. Sadrazam da, “Emir padişahındır. Orayı ağalar bilir. Eğer azlimizi makul görürlerse mührü teslim edelim” dedi. Ancak ocak ağaları, “Bundan sonra vezir ve müftünün katline değil azline bile razı değiliz. Hücum ile padişah emri çıkartmak ne demektir! Tez dağılsınlar! Ve illâ elimizde olan fetva ile hepinizi kırarız” diyerek sipahilere gözdağı verdiler. Bütün yeniçeriler silahlarını kuşandılar. “Bu cenge hazır olmayan, kendi kâfir, avradı boştur” şeklindeki fetvayı da alan yeniçeriler, diğer askerî grupları da kendi taraflarında olmaya davet ettiler. Bu arada son bir defa nasihat etmek üzere Sultanahmet Camii’ndeki sipahilere aracı olarak Deveciler Çorbacısı Mehmed Ağa’yı gönderdiler. Ancak caminin etrafında siperler oluşturan sipahiler Mehmed Ağa’yı konuşturmadan katlettiler.

 

Bunu öğrenen yeniçeriler mahşerî bir kalabalıkla Sultanahmet Camii’ne doğru harekete geçtiler. Yeniçeri birlikleri Elçi Hanı’na geldiklerinde üç kola ayrıldılar. Askerlerin bir kısmı Ayasofya tarafına, bir kısmı da Kadırga’ya gönderildi. Geri kalan yeniçeriler ise Divânyolu’ndan Atmeydanı’na doğru ilerleyecekti. Böylece Sultanahmet Camii’nde bulunan asiler üç koldan ablukaya alınacaktı. Sipahilere isyandan vazgeçmeleri için son bir heyet daha gönderildi. Fakat asiler heyettekilerin üzerine saldırdı ve bazılarını öldürürken, bazılarını da ağır şekilde yaraladılar. Bunun üzerine yeniçeriler, Ayasofya Camii tarafından sipahiler üzerine yürüyüşe geçtiler. Ancak daha önceden buradan bir saldırı olacağını tahmin eden sipahiler, yoğun ok saldırısıyla bu taarruzu geri püskürttüler.

 

Yaşanan bu kanlı çatışmayı Tarihçi Naima şöyle anlatır: “Yeniçeriler, kılıçlarını sıyırarak, önlerine gelen sipahiyi doğrayarak, yiğitce saldırdılar. Sipahi zümresi, bilhassa celeplerin okçuları, büyük bir güruh ile Ayasofya tarafından beri hücum eden yeniçerileri ki, ağaları başlarında idi, onların üzerine yağmur gibi ok yağdırıp, birçok yoldaş telef oldu ve yaralandı. Bu hamleden sonra yeniçeriler irkilip, bazıları da geri çekilip, bozulmalarına az kalmıştı. Yeniçeri ağası ve kethüda bey ileride ve devletin direği olan ağalar onların arkasında idi. Hemen Koca Muslihüddin Ağa, geriden, ağanın at üzerinde durduğunu ve kararsızlığı ve neferlerin ilk hamlede ürktüklerini görüp ileri at tepti. Yeniçeri ağasına:

-Bre korkak! Geri dur! Deyip kendisi önlerine düştü. Ve yoldaşlara haykırıp:

-Bre koman şehbazlarım! Bu bir avuç edepsizin cengi ne olsa gerektir! Anların gerisi dağılmağa başladı. gayret eylen! Deyu kendisi at sürdüğü gibi, ol köhne ihtiyarın hırslandırması berekâtıyla yeniçeriler kılıç çekip, çorbaya seğirdir gibi, seğirdim ile öyle bir hücum ettiler ki, meydan ortasına varıncaya kadar önüne gelen sipahi okçularını doğrayıp ölüleri ayaklar altında kaldı.

 

Bu aralıkta, cenk görmeyen ulema efendiler ve kalplerinde ölüm korkusu daha fazla olan, dünyaya tapan ağaların elleri ve ayakları sarsılıp, kimi geriden çözülüp bir tarafa çekildi, muharebe meydanında kalanların kimi hummaya tutuldu. Hâsılı meydan köşelerinin her birinden yeniçeri korkusuzca hücum edüp, rast geldiklerini katlederek meydana doldular.

Caminin içinde kapanmış olanlara tüfenk kurşunu yağdırıp, meydanda ulaştıklarına kılıç vurmakla, meydan, ak sakallı, kara sakallı ve taze içoğlanı kelleleriyle dolup, başlardan tepeler oldu”.

Sultanahmet Camii, yapıldığı günden beri ilk defa böylesine kanlı bir çarpışmanın şahidi olmuştu. Şahidi olmakla kalmayıp, bu elim mücadelede bizzat yaralanmıştı. Yeniçeri ve sipahilerin kar­şılıklı tüfek atışları caminin kapı ve pencerelerinde büyük hasarlar meydana getirdi. Bu kurşun izleri uzun bir süre olayın elim birer şahidi olarak caminin muhtelif yerlerinde görülebilmekteydi.

 

Güneş batarken İstanbul da tarihinin kanlı bir sayfasını kapatmaktaydı. Kararan hava şehrin üzerine bir matem elbisesi gibi ağır ağır çökmekteydi. Bu arada asilerin lideri Bıyıklı Mahmud ve birkaç arkadaşı kargaşadan istifade ederek Ahırkapı’dan Üsküdar’a kaçmayı başardılar.

 

Ertesi gün camide ve meydanlarda öldürülmüş olanların cesetleri, varsa akrabaları tarafından alınırken, akrabası bulunmayan 200’den fazla sipahinin cesedi, “asi” olduklarına hükmedilerek cenaze namazları kılınmadan denize atıldılar. Bu isyan hakkındada Naima’nın şu değerlendirmesi düşündürücüdür: “Velhasıl, cihan görmüş iki ihtiyar, devletin kanatları olan iki kul arasına, gizli oyun ve ayrılık hilesi ve düşmanlık sokup, kendileri bela tehlikesinden emin kaldılar”. Bu isyanda sipahilere, yeniçeriler eliyle, ağır bir darbe vuruldu, ancak devlet görevlilerini endişelendiren yeni bir durum ortaya çıkmıştı. Nüfuzlarını kaybeden sipahiler karşısında yeniçeriler daha da güçlenmişti ve bu gelecek adına büyük tehlikelere yol açabilirdi. Bunun önünü almak ve sipahilerin daha fazla ezilmesini önlemek için yeniçerilere, “Lüzumu dolayısıyla oldu, yaramazlar cezasını buldu. Padişah, kulundan vazgeçmez. Sipahiler de bizim kardeşimiz ve seferde ve sulh zamanında yoldaşlarımızdır. Bundan sonra her kim onlara dil uzatıp kötü söylerse hiç aman vermeden hakkından gelinip denize atılır. Herkes edebi ile gezip laf atmaktan kesin olarak çekinsin” şeklinde nasihatlerle gözdağı verilmeye çalışıldı. Fakat artık “ocak ağalarının bıyığını balta kesmez” olup, veziriazamı kontrolleri altına almışlardı.

 

KAYNAK : https://eminsargin.com/archive/Osmanl%C4%B1%20Imparatorlugun-da%20Askeri%20Darbeler%20ve%20%C4%B0syanlar%20-%20Ahmet%20Onal-Erhan%20Afyoncu.pdf


__________________