Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Argo Sözlüğü » (Y)

Yazar Mesaj   #1685  2016-03-10 12:24 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

Y

yağcı (tr. s.) dalkavuk: herif amma da yağcı imiş, (bk: piyazcı).

yağcılık etmek (tr. dey.) suyunca gitmek, dalkavukluk etmek: yağcılık etmek merd adama yakışmıyor, dobra dobra konuşmalı. (bk: piyazlamak).

yağlı (tr. s.) paralı, zengin: yağlı müşteriyi bulunca sövüşlüyorsun ha! (bk: kalantor, kaim).

yağlı boya ! (tr. n.) destur, varda! : -yağlı boya!, değmesin! [en çok -gişe önlerinde olduğu gibi- birikmiş halka karşı kullanılır].

yahnilik (far. s.) enayi, oyunda her türlü hiyleyi yutan oyuncu: Mehmet yahniliktir, istediğin gibi yuttur, (bk: ekmeklik, gebeş, gebeşaki, halalım, ıspanak, keriz 2, mayın, pilâki, tasma).

yakıştırmak (tr. f. şof. arg.) kaşla göz arası içki içmek: herif bir aralık yakıştırmış, (bk: çakmak 3, has işlemek, papaz uçurmak, parlatmak, yapındırmak).

yalamacı (tr. s.) dalkavuk: ne yalamacıdır o herif, ben bilirim.. (bk: kılbaz, piyazcı, yağcı).

yalan söylemek (tr. dey.) hiyleli zarla gelmesi beklenen sayı gelmemek : öküzleri koştum, (—zarları attım) şeş gelecekti, yalan söyledi.

yanbolu (s.) ahmak, sersem, budala: yanbolunun biri, onda kafa ne gezer! (bk: abullabut, andavallı, angut, armut, aval, ayran ağızlı, bangoboz, denyo, düdük makarnası, gebeş, gebeşaki, hafız, hırbo, hırt, hışır, hıyar, kanser ilâcı, kaş­kaval, kereste 1, keş, koroydo, mayın, pangodoz, pilâki, saloz, tereyağı).

yan çizmek (tr. dey.) aldırış etmemek, kulak asmamak: ne söy­lersen yan çiziyor, amma da hıyar herif be ! (bk: yan sallamak).

yandan fırlama (s.) anasının ipini satmış, it: öyle yandan fır­lamaların palavrasına kulak asma!.

yan sallamak (tr. dey.) aldırış etmemek, dinlememek, ehem­miyet vermemek: Mehmet'e boş ver! işi yan sallar, (bk: boş­lamak, boş vermek, dalga geçmek, haspı geçmek, haylamamak, keşlemek, kumpas sallamak, omuz vermek, tonel geçmek, yan çizmek).

yandan çarklı (tr. far. dey.) 1. ağır giden nakil vasıtası: onun lâtarnası yandan çarklıdır. 2. şekeri ayrı olarak bardağın yanında getirilen çay: -yandan çarklı birrr...

yapa (i.) bıyık: bizim şopar da, yapa?ya meraklı ha. . .

YAPINDIRMAK (tr. f.) hafif tertip içki içmek: akşama uğra da biraz yapındıralım, (bk: parlatmak).

yarim porsiyon (tr. fı\ s.) ufak tefek, çelimsiz [kimse]: -şuna bak, yarım porsiyon bir herif, bir tane sarkıtsam (—vursam) yarısı boşa gider.

yaş (s.) zor, fena, korkulu [nesne, yer, kimse]: işler yaş!

yatırmak (tr. f. inek, arg.) mağlûp etmek: -Hüseyin, takımı sen yatırdın !

yavru (tr. İ. mek. arg.) küçük ve terbiyeli mektepli: yavruyu fizikten çaktırmışlar.

yaylanmak (f.) çekilip gitmek: -haydi bakalım yaylam şurdan. (bk: açmak ançizlemek, aralanmak, basmak 1, cızdam etmek, cızdamı çekmek, cicozlamak, cızlamı çekmek, çö­zülmek, dümeni kırmak, ferlemek, fertiği çekmek, kertik­lemek, fırttırmak, gaz e basmak, gazlemck, ipini kesmek, kırmak, kirişi kırmak, nokta olmak1, palamarı koparmak veya çözmek, panik kırmak, payandaları çözmek, tığmak, tırlamak, toz olmak, tüymek, voltasını almak, yelkenlemek, zamkinos etmek, zıplamak).

yaylımlamak (tr. f.) iskambil oyununda, arka arkaya çıkan kâğıtların, cinsine, nevhne dikkat ederek öbür seferinde ona göre kâğıt çekmek: kupa papazının arkasından dokuzlu çıkmıştı; onun arkasından da yedili; yaylımladım, ona göre oy­nadım.

yedek parçalar (dey.) memeler.

yefallemek (ar. tr. f.) cimağ etmek (bk: fişek atmak, lehim­lemek, nefes çekmek, perçinlemek, şişirmek2, tezgâh kur­mak, üfürmek, zımbalamak).

yekûn çekmek (ar. tr. dey.) söze nihayet, son vermek: -görü­yorum, tıraşın kuvvetti, artık, bir yekûn çek bakalım!

yelkenlemek (f.) (bk: yaylanmak).

yemek (tr. f.) aldanmak, kanmak: ben bunu yemezdim ama, oldu bir kere.

yemez (tr. s.) kurnaz, hiyle yutmaz: ne yemezdir, onu ben tanırım. (bk: bizden, çakal1, hap etmez, kaşarpeyniri).

yeşil (is.) yüz liralık [bütiin-]: iki mor (=elli liralık)un varsa bir yeşil vereyim, (bk: keçili).

yeşillenmek (tr. f.) bir nesneye, bir kadın veya kıza istekle, fena gözle bakmak: -oğlum, rasgele gacoya yeşillenirsen, boy­larsın kodesi; bizim kösteğe yeşillenmiyelim. (bk: sulanmak2).

yırtılmak (tr, f.) ödemek, vermek, geri vermek: yırtıl bakalım papelleri/ (bk: atlamak, ballandırmak, bayılmak, çalıştır­mak, elden gelmek, sökülmek, toka etmek1, toslamak1, uçlanmak).

yollu [kadin] (t. s. mek. arg.) iffetine güvenilmiyen, o yolun yolcusu olan [kadın]: kadının yollusunu üç günlük yoldan çakarız ( = anlarız).

yolmak (tr. f.) birinden, ödeyeceği paradan çok fazlasını alarak onu zarara sokmak, kandırarak para ve saire almak: bizim hacıağayı memlekette (—Beyoğlu’nda) yolmuşlar. (bk: kazık atmak, kazıklamak).

yolunu bulmak (tr. dey. mek. arg.) (bk: yolmak).

yortmak (tr. f.) sürtüklük ve haylazlık etmek, [az kullanılır]:herifin işi gücü hep yortmak.

yumulmak (tr. f.) 1. içine çekmek: Ahmet beyaza ( = eroine) bir yumuldu ki görme! yemek yemeye koyulmak: pilâva bir yumuldu ki.., y. koşarken birden hızlanmak: kaptan, muş derdemez hep birden yumulunca, sandık yağ gibi kayıyordu anam babam. 4. sarılmak, tutmak: birdenbire bacaklarına doğru bir yumuldu ki. ..

yuvarlamak (tr. f.) yemek, içmek: yarım okka ekmeği yuvar­ladı; koca binliği yuvarladı.

yüklü (tr. s.) 1. değerli, çok para eden, kıymetli şeyler: benim değirmen (—saat) yüklüdür. 2. paralı, zengin: -şu ibiş,yüklüye benziyor, (bk: kalantor, yağlı). 3. çok sarhoş: -dün gece bayağı yüklü idin, hep filim koparıyordun (—saçmalıyordun), (bk: bulut, dut, filispit, fitil, kandil, kandilli, küp, matiz, turşu, vapur, zom2).

yüksek ustura (s.) yalanın, dolanın katmerlisi: yüksek ustura, açmıyor beni hiç.

yüreği söylemek (tr. dey.) cesaretli olmak: baksana, bu delikan­lının yüreği söylediği gözünden okunuyor.

yürek Selânik (tr. dey.) cesaretsiz, korkak: herifçioğlunda nah yürek Selânik be. . .

yürümek (tr. f.) x. Ölmek: bizim sansar Ali de yürümüş, (bk: cav­lağı çekmek, cavlamak, çıngırağı çekmek, gümlemelc, ka­kırda mak, mortiyi çekmek, mortlamak, nallan atmak veya dikmek, sıfırı tüketmek 3, tıngırdamak). 2. işinden ayrıl­mak: bizim müdür de yürüdü, (bk: pasaportunu almak).

yürütmek (tr. f.) 1. birim İşinden çıkarmak, koğmak: bizim, ispinoz Mehrned'i fabrikadan yürütmüşler. (bk: dehlemek, haydamak, oksulamak, pasaportunu vermek, sepet havası çalmak, sepetlemek, sıpıtmak). 2. çalmak, aşırmak: bizim cıgara paketini yürütmüşler. (bk: anaforlamak, araklamak, bomba patlatmak, işlemek 1, kaldırmak, kaparoz etmek, kerizlemek, omuzlamak, sırıklamak, tırtıklamak, tufalamak, tüydürmek 1) zula etmek).

yüzdürmek (tr. f.) koğmak, yol vermek: patron, bizim Reşadı yüzdürmüş. (bk: dehlemek, sepetlemek).

yüzünü yikamak (tr. dey. inek, arg.) tıraş olmak: -hele şükür, bugün yüzünü yıkamışsın.


Bu mesaj admin tarafından 2016-03-10 19:49 GMT, 923 Gün önce düzenlendi.
__________________