Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Argo Sözlüğü » T(Ti-Z)

Yazar Mesaj   #1682  2016-03-10 12:19 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1917
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

tıraka (i.) 1. korku: yaman heriftir, tıraka nedir bilmez. 2. kaba­dayılık, gösteriş: -şimdi tırahandan başlatırsın ha! (blc: afi, caka, fasarya3, fiyaka, lolo).

tırakalı (s.) korkak: amma da tırakalı aftosmuş be! (bk: ökçesiz).

tıraş (far. i.) gevezelik; yalan [söz]: bizim koca kodoş, başladı gene tıraşa.

tıraşçı (far. tr. s.) birini asılsız sözlerle kandırmaya çalışan, çok konuşan, işi lâkırdıya boğan, çalçene, geveze: amma da tıraşçı İmişsin be! (bk: ispinoz).

tıraş etmek (far. tr. dey.) 1. birini asılsız sözlerle kandırmıya çalışmak, gevezelik etmek: -tıraş etme oğlum, çakıyorum senin numaranı, (bk: kazımak, kesmek, perdahlamak, tıraşlamak). 2. çok söylemek, lâkırdıya boğmak: -sabahtan beri bizi tıraş ediyorsun be abi! kafamız kazana döndü, (bk: kesmek2, per­dahlamak,) .

tıraşlamak (far, tr. f.) 1. lâkırdıya boğmak: bizim molla gene tıraşlamıya başladı, 2. birini asılsız sözlerle kandırmıya ça­lışmak : -tıraşlama oğlum., yutmuyoruz bu palavrayı, (bk: kazı­mak, kesmek, perdahlamak, tıraş etmek).

tırıl (s.) parasız, züğürt: tırıldır, taş (=para) tutmaz. (bk: bitli, dıragon1, hafif, hasta1, kokoz).

tırlamak (tr. f.) 1. kaçmak, savuşmak, bir yerden ayrılmak: paparayı duyunca çoktan tırladı. (bk: açmak, ançizlemek, cızdam etmek, czzdamı çekmek, cızlamı çekmek, cicozlamak, çözülmek, dümeni kırmak, ferlemek, fertiği çekmek, fer- tiklemek, ipini kesmek, kırmak, kirişi kırmak, nokta olmak1, palamarı koparmak veya çözmek, panik kırmak, payan­daları çözmek, tığmak, tüymek, voltasını almak, yaylanmak, yelkenlemek, zamkinos etmek, zıplamak). 2. ölmek: herif rakıdan tırlamış. 3. (mek. arg.) sınıfta kalmak: cebirden bu sene de tırladık. (bk; çakmak3, atomlamak, çuvallamak, top atmak2, torpillemek).

TIRNAKÇI (tr. s.) hırsız, yankesici: şu enselenen hırbo tırnakçı imiş. '(bk: arakçı, kaldırımcı, markacı, muslukçu, numaracı, panduflacı, tırtıkçı, tufacı).

tırnaksız (tr. s.) [fenalık hususunda] fırsat düşkünü olan [kim­se] : -senin gibi tırnaksızlara gün doğdu desene!

tırtıkçı (tr.s.) yankesici, hırsız: demin aynasızın piyastos ettiği ibiş, tırtıkçı imiş. (bk: arakçı, kaldırımcı, markacı, muslukçu, numaracı, panduflacı, tırnakçı, tufacı).

tırtıklamak (tr. f.) çalmak, habersiz almak, aşırmak: bizim anzarotu tırtıklamışlar. (bk: anaforlamak, araklamak, bomba patlatmak, işlemek 1 kaldırmak, kaparoz etmek, kaparoz- lamak, omuzlamak, sırıklamak, tufalamale, tüydürmek, yürütmek, zula etmek).

tırtıl (tr. s.) tufeyli, parazit [kimse]: tırtılın biri, işi gücü beleş­çilik,,

tİngoz (i.) tokat: tingozu sarkıtınca(=vurunca) süt dökmüş kediye döndü. (bk: ellialtı, pendifırank).

Tirişko (s.) yalan, asılsız, uydurma [söz veya haber]: -tirişko değil arkadaş, bu iş böyle oldu. (bk: atmasyon, bom, dolma, dubara, eftamintokofti, kantin, kaşkariko 2, katakofti, kıtır, kıtırbom, kofti, madik, mantar, martaval, masal, poîim, şorolop).

tiz (i.) makat, kıç (bk: atras, bohça, boyata, davul, çukur [yalnız deliği], defans, defransiyel, ense, kâse, küfe, paket, semer, toto).

tohumluk (far. s.) kart, yaşı ilerlemiş: bu tohumduk paçozu nerde buldun yahu !

toka etmek (ita. tr. dey.) vermek, Ödemek, geri vermek: bana beş papel toka etti (bk: atlamak, ballandırmak, bayıl­mak, çalıştırmak, ekmek 1, elden gelmek, sökülmek, tos­lamak, toka etmek x, uçlanmak, .yırtılmak).

tonel geçmek (ing*. tr. dey.) dalgın olmak, ehemmiyet ver­memek: tonel geçme be ahi! (bk: boşlamak, boş vermek, dalga geçmek, haspİ geçmek, ıska geçmek, haylamamak, keşlemek, omuz vermek, yan çizmek, yan sallamak).

tonga (i.) 1.Hiyle, dalavere, tuzak: kaşkavalın her işinde bir tonga var! (bk: açmaz, katakulli, mandepsi, numara, zoka). 2. çürük tahta; mantar.

tongaya basmak veya düşmek (dey.) hiyleye düşmek, çıkmaza girmek: şu kırtipil herif az kalsın bizi tongiya bastıracaktı veya düşürecekti. (bk: açmaza gelmek, tora düşmek).

top arabası (tr. b. i.) yumurtalar, hayalar [erkekte]: rasgele çifte atma oğlum, herifin top arabasına gelir de, şipşak kakırdayıverir (=ölür).

top atmak (tr. dey.) 1. iflâs etmek: bizim Miço top atmış, (bk: sıfırı tüketmek 2). 2. sınıfta kalmak (bk: atomlamak, çak­mak3, çuvallamak, takmak3, tırlamak2, torpillemek).

topçu (tr. s.) 1. iflâs etmiş. 2. dönek: bizim Ali bu sene de topçu.

tophane güllesİ (tr. far. i.) sıfır [Öğrencinin aldığı-].

toprak (tr. i.) bozuk eroin, esrar, afyon gibi şeyler: bu, safi toprak, bir diş beyazından uçlan!

topuk safasi (dey.) kadının istimnada bulunması.

tora düşmek (dey.) hiyleye düşmek, aldanmak: oğlum, tora düşer miyiz biz? (bk: açmaza gelmek, tongiya düşmek).

TORİĞİNİ çalıştırmak (dey. mek, arg.) aklını kullanmak: ezber­cilikte iş yok oğlum, toriğini çalıştırmadın mı, şap gibi yanarsın.

TORİĞİNİ kaşımak (dey.) düşünmek.

torik (i.) akıl; kafa: ne toriksiz adamsın be!

torpİl (fr. i.) 1. kuyruklu yalan: hırbonun işi gücü torpil. 2. ilti­mas, kayırma: torpilini bulursam içeri beleşten girerim. (bk: dayı1).

torpil almak (fr. tr. dey.) tavsiye getirmek: -torpil alırsan, işin yoluna girer.

torpillemek (fr. tr. f. inek, arg.) sınıfta kalmak; bu sene de tor­pillersek belgeyi alırız• (bk: atomlamak, çakmak3, çuvalla­mak, takmak3, tırlamak2, top atmak).

toslamak (f.) 1. çarpmak: gemi iskeleye tosladı. 2. vermek, geri vermek, ödemek: sen bizim otuz papeli hâlâ toslamadın, (bk: atlamak, ballandırmak, bayılmak, çalıştırmak, ekmek1, elden gelmek, sökülmek, toka etmek, uçlanmak, yırtıl­mak). 3. (mek. arg.) tembellik etmek, dersini bilmemek, bir kitabı kekeliyerek okumak: edebiyattan tosladık.

toto (i.) kıç (bk: atras, bohça, boyata, davul, defans, defransîyel, ense, kâse, küfe, paket, semer, tiz).

toy (tr. s.) tecrübesiz genç: oğlum, sen daha toysun! (bk: rafadan).

toz (tr. i.) eroin: biraz toz uçlan da zarım (=keyfim) kaçmasın.(bk: beyaz, horain, mal3, orain).

toz olmak (dey.) defolmak, gitmek, kaçmak, uzlaklaşmak hâlâ karşımda sırıtıyor, toz ol! (bk: açmak, ançizlemek, cızdam etmek, cızdamı veya cızlamı çekmek, cicozlamak, çözül­mek, dümeni kırmak, ferlemek, fertiği çekmek, kertiklemek, fırttırmak, gazlemek, ipini kesmek, kırmak, kirişi kırmak, nokta olmak1, palamarı koparmak veya çözmek, panik kırmak, payandaları çözmek, tığmak, tırlamak, tüymek, vol­tasını almak, yaylanmak, yelkenlemek, zamkinos etmek, zıplamak).

tozutmak (tr. f.) sapıtmak, saçma sapan konuşmak: -tozutayım deme, bir araba mariz yersin sonra.

transit geçmek (fr. tr. dey. şof. arg.) şoför, işaret memuruna veya kırmızı lâmbalara ehemmiyet vermeden basıp yü­rümek : Kızılay'dan transit geçmişiz diye on papeli tosladık.

trîpo (gı\ i.) kumarhane: gece gündüz tripoda. (bk: bitirim yeri, boğuntu yeri, dükkân).

tufacı (s.) hırsız, geceleri çalışan ve silâh taşıyan zorlu hırsız: bizim papelcilerin hepsi, şimdi tufaci olmuşlar.

tufacilik (i.) tufacının mesleği, hırsızlık: memlekette (=Beyoğlu’nda) tufacılık sökmüyor.

tufalamak (f.) aşırmak, çalmak, sallasırt etmek: iki bin papeli tufalamışlar, (bk: anaforlamak, araklamak, bomba patlat­mak, işlemek1, kaldırmak, kaparoz etmek, kaparozlamak, omuzlamak, sırıklamak, tırtıklamak, tüydürmek1, yürüt­mek, zula etmek).

turist (fr. i.) gece yatısına gelen misafir: dün gecede bizde iki turist vardı.

turna olmak (dey.) batmak [oyunda] '.-iki buçuk papelimiz şıpın- işi turna oldu be abi, hâlâ mı oynıyalım ?

turşu (far. s.) son derece sarhoş: herifçioğluna bak, safi turşu. (bk: bulut, dut, filispit, fitil, kandil, kandilli, küp, matiz, vapur, yüklü2, som2).

tutmak, (tr. f.) paralı bulunmak, parası olmak: mangiz tutmak; beybaba tutuyor, ona yanaş! (bk: bitlenmek, taş tutmak).

tuzakçı (tr. s.) dalavereci, dolandırıcı: herif, bayağı tuzakçı imiş, şimdi çakıyorum dalgayı. (bk: markacı).

tuzlu (tr. s.) pahalı: orası tuzludur, açmaz bizi

tüfeği duvara dayamak (dey.) gücü kuvveti kalmamak, mânen iflâs etmek, iktidarsızlığa uğramak.

tünek (s.) me’bûn (bk: beşlik, beş yıldız, dümbelek k esnafx, folluk 2, götlek, götoş, halka, ibnetor, inek 3, kayarto, keçi, kova, kovan, lubun, lubunya, nakka, taymcı, tekerlek, verek).

tüydöken (tr. b. i.) ustura: ~bu külüstür tüydökeni nerderı arakladın?

tüydürmek ( f.) 1. çalmak, aşırmak: bizim kalemi tüydürmüşler (bk: anaforlamak, araklamak, cebellezi etmek, işlemek kaldırmak, kaparoz etmek, kaparozlamak, omuzlamak, sırıklamak, tırtıklamak, zula etmek). 2. göndermek, uzak­laştırmak: şu herifi tüydür de bize sıkıntı olmasın! (bk: bal­landırmak) .

tüymek (f.) kaçmak, savuşup gitmek, uzaklaşmak: bizim çopur Ali, dün kodesten tüymüş. ( bk : açmak, ançizlemek, cız- dam etmek, cızdamı çekmek, cızlamı çekmek, cicozla­mak, çözülmek, dümeni kırmak, ferlemek, fertiği çekmek, fertiklemek, ipini kesmek, kırmak, kirişi kırmak, palamarı koparmak, nokta olmakpanik kırmak, payandaları çöz­mek, tığlamak, tırlamak, voltasını almak, yaylanmak, yelkenlemek, zamkinos etmek, zıplamak).


Bu mesaj admin tarafından 2016-03-10 23:45 GMT, 681 Gün önce düzenlendi.
__________________