Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Argo Sözlüğü » K(E-i)

Yazar Mesaj   #1660  2016-03-10 04:24 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

K(E-İ)

kenef sazlığı (b. i.) seyrek bıyık (bk: kenef süpürgesi).

kereste (far. s.) anlayışsız, terbiyesi kıt, kabasaba [kimse] (bk: abullabut, andavallı, angut, armut, aval, bangoboz, denyo, gebeş, gebeşâki, hafız, hırbo, hırt, hışır, hıyar). 2. zeker (bk; alat, bombili, maslahat, matrakuka, zuma 2).

kereviz (far. i. mek. arg.) talebe arasında kullanılan küfürümsü bir söz: -bana bak kereviz!

kerez (gr. i.) ikram: dün akşam kereze konduk.

keriz (i.) 1. kumar: keriz deyince, gözleri fal taşı gibi açılıyor. 2. (s.) enayi, aptal, hiyle yutan [oyuncu] (bk: ekmeklik, halalım, ıspanak, kaşkaval, mayın, pilâki, tasma, yahnilik). 3. eğlenti.

kerİzcİ (i.) 1. çalgıcı. 2. (s.) hiylekâr oyuncu: -kerizcidir, pek yüz verme.

kerize bayılmak (dey.) kumarda kaybetmek: topu topa kırk üç papelimiz vardı, onu da kerize bayıldık, (bk: sabunlanmak).

kerize etmek (tr. f.) hiyleli oyun oynamak, cıvalı zar kullan­mak, işaretli kâğıtla oyun oynamak.

kerizlemek ('tr. f.) çalgı çalmak: dün akşam, ikiye kadar kerizledik.

kertan (s.) endişeli, nazik, korkulu, fena [durum]: baktım ki vaziyet kertan, cızdamı çektim.

kesİk (tr. s.) fena, kötü: karmanyolacı îsmail'in enselendiği günden beri vaziyetler kesik, (bk: aynasız 1, duman 2, kertan, ma­dara 1, yaş).

kesİlmek (tr. f.) 1. çok hoşlanmak, memnun olmak, bayılmak: -kesildim ben bu işe. 2. kumar veya eğlence yerlerinde para harcamak: -dün gece de yirmi papel kesildik.

keskin (tr. i.) kulampara, (bk: babuk, şapçı).

kesme almak (tr. dey.) işaret ve orta parmakla yanağı kıstır­mak (bk: makas almak, makas geçmek). kesmek (tr. f.) 1. kandırmak, safdil bir oyuncunun hiyle ile pararmı almak: bizim hatalımı gene kesmişler, (bk: tavlamak). 2. gevezelik etmek: sabahtan beri kesiyor, (bk: perdahlamak 15 tıraş etmek). 3. (şof. arg.) şoför, müşteriden fazla para almak: -gene bugün on kâğıdı kestin.

keş (tr. s.) aptal, budala, sersem, ahmak: -keştir, harcını ve­rirsen ( = azarlarsan) uskutlar (=susar). (bk : abullabut, andavallı, angut, armut, aval, bangoboz, denyo, gebeş, gebeşâki, hafız, hırbo, hırt, hışır, hıyar, kanser ilâcı, kaş­kaval, kereste1, koroydo, mayın, pangodoz, pilâki, saloz, tereyağı, yanbolu).

keş etmek (tr. dey.) utandırmak, bozmak, mahcûbetmek: İki çift sözle herifi keş ettin be kardeşim. (bk: bozum havası çalmak, façasını almak, mor etmek).

keşlemek (tr. f.) bir işe veya bir kimseye ehemmiyet vermemek, aldırış etmemek, itibar etmemek: -keşleme, çeksin arabasını. (bk: boşlamak, boş vermek, dalga geçmek, haspi geçmek, ıska geçmek, haylamamak, kumpas sallamak, omuz ver­mek, tonel geçmek, yan çizmek, yan sallamak).

keşsavak( ftr. s.) acemi ve saf hovarda: -keşsavaktır, akşama doğru piyastos olur (= yakalanır).

Kıçı KIRIK (tr. s.) ehemmiyetsiz, kıymetsiz, değersiz: kıçı kırık bir saat yüzünden başını belâya giriyordu, (bk: cavalacoz, çırnık, fasafiso, kırtipil, külüstür, külüstür marka, mıcır, moloz, tapon, zımbırtı 3).

KIÇININ KILLARI ENGİNAR ÇİÇEĞİ GİBİ AĞARMAK (dey.) yaşlı, ihtiyar me’bûnlar hakkında kullanılır.

KIÇININ kıllariyle balık yakalamak (dey.) çok şanslı olmak.

kıkırdamak (tr. f.) ölmek: herif çoktan kıkırdamış. (bk: cavlağı çekmek, cavlamak, çıngırağı çekmek, mortiyi çekmek, mortlamak, nalları dikmek, sıfırı tüketmek, tıngırdamak, yürümek *).

kılbaz (s.) dalkavuk: -ne kılbazdır o, bana sor! (bk: piyazcı, yağcı).

kıl çekmek (dey.) dalkavukluk etmek (bk: yağcılık etmek).

kırçoz (tr. s.) orta yaşlı, bıyıklı adam, kıranta: şu kırçozu ka­çırma, onda iş var.

kırçozlaşmak (tr. f.) orta yaşı bulup kırantalaşmak: -epiydir görmüyordum, bayağı kırçozlaşmışsın yahu!


kırık (tr. i.) oğlan: -oksula (=kov) başından şu kırığı. (bk:şıkırdım, şorulu).

kırıntı (tr. i.) ufak, küçük esrar: -kaç gündür harmanım, bize de bir iki kırıntı uçlan!

kıristal (fr. i.) kokain: bizim kıristaller kalk gidelim olmuş be kardeşim, (bk: koku).

kırmak (tr. f.) savuşmak, kaçmak, uzaklaşmak: o, çoktan kırdı. (bk : açmak, ançizlemek, cızdam etmek, cızdamı çekmek, cızlamı çekmek, cicozlamak, çözülmek, dümeni kırmak, ferlemck, fertiği çekmek, kertiklemek, ipini kesmek veya kırmak, kirişi kırmak, nokta olmak, palamarı koparmak, payandaları çözmek, tırlamak, tüymek, voltasını almak, zamkinos etmek).

kırmızı fener (ar. gr. b. i.) genel ev: papelleri uçlanınca soluğu kırmızı fenerde alıyor, (bk: banka, mektep, üniversite).

kırtipil (s.) zavallı, fakir, perişan- değersiz; dermeçatma: kırtipilin biridir, sepetleyiver; iki kırtipil pırtısı var, kendini sarayda imiş gibi görüyor, (bk: kıtıpiyos, külüstür, tapon).

kışçı (tr. i.) kışı geçirmek üzere hapise giren kimse: -ulan kışçı mısın, yoksa birini mi yürüttün (= temizledin).

kıtır (s.) asılsız, mânâsız, yalan [söz, haber]: söylediklerinin alayı kıtır, . (bk: atmasyon, bom, dolma, dubara, efta- mintokofti; kantin, kıtırbom, masal, palavra, polim,şorolop).

Kıtır atmak (dey.) yalan söylemek, yutturmak:  -amma da kıtır atarmışsın ha! (bk: mantar atmak, martaval atmak, martaval okumak, maval okumak).

kıtırbom (s.) (bk: kıtır).

kıtırcı (tr. s.) yalancı: kıtırcılarla işimiz yok. (bk: bomcu, du­baracı, madikçi).

kıyak (s.) çok güzel, âlâ, mükemmel: ne kıyak aftosdur o. (bk: kimya; sıfır numara).

kıyakçı (tr. s.) gözü pek oyuncu, cesur kumarbaz; altı yedi oyunda kazandığı parayı, birden bir kâğıda koyan ve bu paralara bir zar atan adam: kıyakçıdır, üstüne varsa, domino.

kız GİBİ [nesne] çok yeni [nesne] : kız gibi araba.

KİK (is.) burun [insanda]: -kikinin üstünü hafif yollu okşayı okşayı vermiş.

kilometre açmak (fr. tr. dey. sof. arg.) şoför, hasılatı yemek: -hergün kilometre açarsan sepetlenmen yakındır.

kilometre doldurmak (fr. tr. dey. mek. arg.) vakit geçirmek: -ne yapalım, kilometre doldurmak için bu usulü bulduk.

kimya (ar. is.) her hangi bir işin, bir şeyin en âlâsı: ne korku­yorsun oğlum kimya değil a! (bk: kıyak).

KİRİŞİ kırmak (tr. f.) ayrılmak, kaçmak, gitmek, uzaklaşmak, gözden kaybolmak: -kirişi kırmadan bizim iki papeli sula! (bk: açmak, ançizlemek, cızdam etmek, cızdamı çekmek, cızlamı çekmek, cicozlamak* çözülmek, dümeni kırmak, ferlemek, fertiği, çekmek, fertiklemek, ipini kesmek, nokta olmak1, palamarı koparmak, panik kırmak, payandaları çözmek, tırlamak, tüymek, voltasını almak, zamkinos etmek).

kitap GİBİ [karı] (ar. tr. s. sof. arg.) çok güzel [kadın]: kitap gibi karı, sahife sahife oku. [yalnız, kadın, kız hakkında kullanılır].

kİtakse etmek (gr. tr. f.) seyretmek, bakmak, gözetlemek: -hacıağaya kitakse! (bk: dikizlemek, iskandil etmek),

klark çekmek (dey.) reddetmek, menfi cevap vermek, yüz vermemek: ona, ne söylesen klark çeker.

kocakarı(tr. i.) valde: -bizim kocakarıya meram anlatamiyorum bir türlü be abi!


Bu mesaj admin tarafından 2016-03-10 04:46 GMT, 984 Gün önce düzenlendi.
__________________