Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Argo Sözlüğü » (K-KM)

Yazar Mesaj   #1659  2016-03-10 04:19 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1917
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

K

kâbe (ar. i. şof. arg.) içki yeri: herif gece gündüz kâbede.

kabız olmak (dey.) 1. boş, işsiz kalmak, iş göremez olmak: işler aynasız, on gündür kabız olduk. 2. nutku tutulmak, bir şey söyliyemez olmak: -çakal Mahnıudu görünce birdenbire kabız oldun ha!

kabza (ar. i.) bir avuçluk esrar: bir kabzaya seksen papel bayıl­dık (= verdik).

kafa ütülemek (i. dey.) çok lâfla birini rahatsız etmek: -sa­bahtan beri dikine tıraşla kafamı ütüledi, (bk: kafese almak, kavallanmak).

kafa yağı (b. i.) bel, sperma.

kafes (far. i.) hapishane, tevkifhane: arakçılığını çaktırman (—belli edersen) gideceğin yer kafestir. (bk: delik, kodes).

kafesçİ (far. tr. i.) her hangi bir suretle birisinin elindeki pa­rayı veya malı elde eden kimse, tefeci: -kafesçidir, güven olmaz sözüne.

kafese almak (far. tr. dey.) lâkırdıyı uzatarak birinin canını sıkmak: ispinozdur, kimi görse, kafese alır, (bk: kafa ütüle­mek, kavall anmak).

kafese koymak (far. dey), kandırmak, aldatmak: -kafese ko­yup enayiden elli papel çekecek, (bk: tongıya düşürmek).

kafeslemek (far. tr. f.) aldatmak, kandırmak, her hangi bir suretle birisinin elindeki parayı veya malı elde etmek: -şu moruğu kafeslersek, dünyalığımız doğrulur, (bk: atmışaltıya bağlamak, sağmak).

kafeslenmek (far. tr. f.) aldanmak, soyulmak, para kaptırmak: -kaçın kurrasıyız biz, kafeslenirmiyiz kolay kolay ! (bk: açmaza gelmek, basmak 3, boğulmak, tongıya düşmek, tora düş­mek, yemek).

kakanos (s.) çirkin: bir kakanos aftos enselemiş, aklınca fiyaka satıyor bize.

kakırdamak (tr. f.) ölmek: bizim moruk Ali de kakırdamış. (bk: cavlağı çekmek, cavlamak, çıngırağı çekmek, giimlemek, mortiyi çekmek, mortlamak, nalları atmak, nalları dik­mek, sıfırı tüketmek 3, tıngırdamak, yürümek 1).

kalantor (ita. i.) zengin, variyetli, kelliferli, paralı pullu adam: -şu kalantoru enselersek, dünyalığı doğrulturuz. (bk: kalın,yağlı).

kalay (tr.) küfür: harbi söz çıkmıyor bu adamın ağzından be, işi gücü hep kalay.

kalayı basmak (tr. f.) küfür etmek: herif öyle bir kalayı bastı ki, deme gitsin, (bk: okumak, perdahlamak 2).

kalaylamak (tr. f.) küfür etmek: -şu hıyara bak, Önüne geleni kalaylıyor. (bk: kalayı basmak, okumak).

kaldırımcı (gı\ i.) dolandırıcı, yankesici: -senin gibi kaldırım­cıları çok gördük biz, oğlum! (bk:  arakçı, panduflacı, tır­nakçı, tufacı).

kaldırmak (tr. dey.) çalmak, aşırmak: Ahmed bugün yüklü ( = çok para eden değerli eşya) kaldırmış, işi iş. (bk: anaforlamak, araklamak, bomba patlatmak, cebellezi etmek, işlemek1, kaparoz etmek, kaparozlamak, omuzlamak, sırıklamak,tırtıklamak, tufalamak, tüydürmek 1, yürütmek 3, zula etmek).

kalın (tr. s.) zengin, paralı [kimse]: herif kalın, günde yüz papel eritiyor. (bk: kalantor, yağlı).

kalk gİdelİm olmak (tr. dey.) kaybolmak, çalınmış olmak: bizim paket, kalk gidelim olmuş.

kalleş (ar. s.) sözünde durmıyan, hiylekâr, düzenbaz, yalancı: -kalleştir, tıraşına boş ver!(bk: dubaracı).

 

kamanço etmek (i.) aktarmak, elden ele devretmek; yüklemek, vermek:  -tırtıkladığın papelleri bana kamanço et, alt yanını düşünme ! (bk: kavanço 2).

kamış koymak (dey) 1. aralarım bozmak, pişmiş aşa su kat­mak: -aramıza kamış koydu. 2. kurnaz, hiylekâr oyuncu aleyhine, enayi oyuncuya gıyaben söz söylemek: -kamış koy da ben yapışayım, (bk: kazık atmak, kazıklamak).

kampana[lar] (i.) erkeklik bezi, haya[lar], (bk: gavgav, incir dolması).

kampanacı (ita. s.) şarlatan: sözüne boş ver, kampanacıdır.

kamyon (i.) ahlâksız kadın (bk: esnaf1, antin 1, paçoz).

kancık (tr. i.) 1. kadın. 2. (s.) kalıbe mizaçlı erkek: ne derse desin, kancıktır vesselâm. !

kandİl (ar. i.) çok sarhoş: herif kandil, kibriti dokunsan parlayacak, (bk: bulut, dut, filispit, fitil, kandilli, küp, matiz, turşu, vapur, yüklü 2, zom3).

kandilli (ar. tr. i.) fitil gibi sarhoş (bk: kandil).

kanemî olmak (dey.) kızarmak, morarmak, mahcûbolmak (bk: amorf olmak, bozum olmak, dut gibi olmak, ekşi­mek1, foslamak, madara olmak).

kanser ilâgi (fr. ar. s.) görgüsüz, kaba, aptal, budala [Yunanis­tan’da, bir hıyarın kansere iyi geldiği, gazetelerde ilân edil­dikten sonra, “kaba saba, aptal, hantal” mânasına gelen “hıyar” sözünün bir benzeri olarak kullanılmaktadır], (bk: abullabut, andavallı, aval, bangoboz, gebeş, hırt,hıyar, kereste 1).

 

 
   

kantarlı (ar. tr. i.) ağır küfür: bir kantarlı savurdu.

kantarlı atmak (ar. tr. dey.) küfür etmek, sövüp saymak.

kantin (s.) yalan, uydurma, boş, asılsız [söz ve haber]: herifin akh fikri hep kantin, (bk: atmasyon, bom, dolma, dubara, eftamintokofti, kaşkariko 2, katakofti, kıtır, kıtırbom, koftğ madik, mantar, martaval, masal, palavra, polim, şorolop).

kapak (tr. i.) bir nevi kumar hırsızlığı [bütün oyunlarda ya­pılan bir hiyle değildir. Bazı oyunlarda çok avantajı var­dır. “Pokerde de tatbik edilen hiylelerin en ehemmiyet­lisidir] .

kapak kâğıdına pişti vermek (dey.) [oyunda] aptallaşmak, enayileşmek (bk: ağzı paça olmak, salozlaşmak).

kaparoz (i.) suiistimal yoliyle havadan gelen mal veya para: her zaman, elegeçmez böyle bir kaparoz, (bk: arak, aşıremento, pandufla),

kaparozcu (s.) suiistimal yoliyle havadan mal ve para kaza­nan veya kazanmak istiyen [kimse]:              -kaparozcunun biridir, yan çiz! (bk: anaforcu, avantacı, beleşçi, lüpçü, otlakçı),

kaparoz etmek (tr. f.) bir şeyi elde etmeye yeltenmek, - elde etmek: -ulan bu papelleri nerden kaparoz ettin ?

kaparozlamak (tr. f.) iç etmek, aşırmak, çalmak: seksen pape­lini kaparoz etmiş. (bk:                                         anaforlamak, araklamak, bomba patlatmak, kaparoz etmek, kaynatmak2, omuzlamak, sırıklamak, tırtıklamak, tufalamak, zuîa etmek).

kapi aralığı (i.) piç: -boş ver şu kapı aralığına. (bk: cumartesi çocuğu, fır).

kapışmak (tr. f.) öpüşmek; ne güzeldi o kapışma sahnesi, (bk: öperlemek).

kaput gİtmek (dey. mek. arg.) hiç bir imtihanı verememek; fizikten çakınca âsâbatım bozuldu, kaput gittim.

kaputu kesmek (dey. mek. arg.) imtihanlardan birini vermek (bk: kaputu yırtmak).

kaputu yırtmak (dey. mek. arg.) (bk: kaputu kesmek).

karagöz (tr. b. i.) küçük boyda tavla zarı: -şu karagözü kal­dır da öküzü (—cıvalı zarı) getir.

karanfil (gr. i.) makat, büzük: karanfili sıkı mı? (bk: menekşe).

karanfili sıkmak (gr. tr. f.) uğraşmak, meşakkate tahammül etmek, sabretmek, dayanmak: biraz daha karanfili sıkarsan, iki ay sonra taburcusun. [grekçe “kariofîllon” aslından],

karga taşlamak (dey.) duraklarda bir kıza veya kadına sar­kıntılık etmek: sus, sus, Hüsredi karga taşlarken yakaladım, (bk: hallenmek2, iskele almak, saraka etmek3, yeşillenmek).

kartaloz (s.) kartlaşmış [kimse]: -şu kartaloz herifi adam edemedim gitti.

kartvizit bırakmak (fr. tr. dey.) kusmak, kayetmek: hangi kerata buraya kartvizit bırakmış, (bk: böğürtlen çıkarmak, konferans vermek, ötmek3, tavus kuyruğu çıkarmak).

kasap (ar. i. şof. arg.) otomobili çok hor kullanan, yıpratan şoför: herifçioğlu şoför değil, safi kasap.

kâse (far. i.) kıç, göt: damdan atlamış ama, kâseyi de kırmış. (bk: atras, bohça, boyata, davul, defrans, defransiyel, ense, küfe, semer, tiz).

kasılmak [tr. f. şof. arg.) müşteri, otomobile kurulup yaslanmak: karıya bak, amma kasılmış ha!

KASINTI (i.) kibir, gurur, azamet, büyüklük: bize de mi kasıntı be kardeşim.

kasnaklamak (f.) kertmek [birisini-].

kaspanak (ar. zf.) zorla: kaspanak uçlanmış papelleri, (bk: me­tazori).

kaşalot (s. )aptal, budala: -ulan kaşalot, nerden düştün buraya. (bk: abeci, abullabut, ahlat, andavallı, angut, armut, aval, ayran ağızlı, bangoboz, deııyo, dilgoz, düdük ma­karnası, dümbelek, gebeş, gebeşâld, habeci, hebeci kostik, hafız, balalım, haırdavallı, hırbo, hırt, hırtapoz, hışır, hıyar, ıspanak, kanser ilâcı, kaşalotzâdc, kaşkaval, kereste, keriz2, keş, koroydo, mantar2, mayın, ııaval, pangodoz, pilâki, saloz, tereyağı, yanbolu).

kaşalotzâde (b.s.) enayi oğlu enayi, aptal oğlu aptal:                                                                                       -kaşalotzâde, babanın zenginliği para etmez

kaşar, kaşarpeyniri (s.) oyunda açıkgöz, kurnaz olan [kimse]: -yanındaki kaşarpeyniridir, dalga geçme, aç gözünü! (bk: çakal \ hapetmez, yemez).

kaşkariko (i.) 1. hıyle, dolap: herifin işi gücü hep kaşkariko. 2. yalan, dolan (bk: atmasyon, bom, dolma1, dubara, eftamintokofti, kantin, katakofti, kıtır, kıtırbom, kofti, madik, mantar, martaval, masal, palavra, polim, şorolop). 3 fesat.

kaşkaval (ita. s.) aptal, sersem: herif safi kaşkaval, ne anlar votkadan. (bk; andavallı, aval, hafız, hırbo, hırt, hışır3, hıyar keş, koroydo, pilâki, saloz).

kaşkavallik (ita. tr. i.) aptallık, budalalık: -kaşkavallık para etmez, gözünü dört aç! buraya İstanbul demişler!

kaşmerdİkoz (s.) münafebetsiz, çirkin, acaip, tuhaf [kimse]: -kaşmerdikozun biri, yan çiz !

katakofti ( fi.) uydurma, asılsız, yalan söz: -sen onun katakof- tisine bakma. (bk: atmasyon, bom, dolma, dubara, efta­mintokofti, kantin, kıtır, kıtırbom, kofti, madik, mantar, martaval, masal, palavra, polim, şorolop).

katakulli (i.) dalavere, tuzak: -böyle katakullilere boş ver be ağam, (bk: açmaz, mandepsi, tonga, zoka).

katalavİz (gf. f.) anladın mı?: -çok ötme buralarda, yersin marizi sonra, katalaviz !

kavallanmak (ar, tr. f.) can sıkmak, baş ağrıtmak: -yeter be, sabahtan beri kavallanıyorsun! (bk: kafa ütülemek, kafese almak).

kavanço (i.) 1. değiştirme, aynı cinsten bir şeyin yerine baş­kasını koyma:  kahvecinin getirdiği kâğıtları, çaktırmadan, cebimdeki doktorlu kâğıtla kavanço ettim. 2. bir işi, başka birine yükleme, başına sarma: o, dalgayı da mı sana kavanço ettiler?

kayarto (tr. s.) ahlâksız kimse, m e’bûn:    .... kayartonun biridir, sepetle gitsin! (bk: beşlik, beş yıldız, dümbelek, eliisekiz, esnaf1, folluk3, götlek, ibnetor, inek, kova, tayına, verek).

kaynamak (tr. f.) iz bırakmadan kaybolmak, yok olmak: bizim çakı kaynamış.

kaynar (i.) esrar [içilen-] (bk: ampes, cıgaralık, cuk dalga1, diş, duman, hurda, kabza, konca, nefes, ot, paspal, sarı- kız 3, toprak).

kaynatmak (tr.f.) 1. tatlı sohbete dalmak, konuşmak, muhabbet etmek:  -sabah beri ne kaynatıyorsun orada? (bk: gıratmak). 2. iz bırakmadan yok etmek: herifin gümüş ağız­lığını kaynatmışlar. 3. borcunu ödememek: düz tabanın kırk papeli kaynadı gitti, (bk: asmak f, kaparozlamak, takmak 1) .

kazık (tr. s.) 1. zararlı iş: o, sana kazıktır. 2. alış verişte alda­tılma. 3. pahalı [mal veya yer]: on papele kazıktır bu ustura. (bk: kazık marka, tuzlu).

kazık atmak (tr. f.) 1. aldatıp ziyana, zarara sokmak: sana kazık atmışlar, boşuna yoruldun. 2. bir malı, değerinden pa­halıya satmak (bk: kazıklamak).

kazıkçı (tr. s.) alış verişte aldatan, bir malı değerinden paha­lıya satan, pahacı [kimse]: -o adam kazıkçıdır, başkasına git! o çorbacı kazıkçıdır boş ver.

kazıklamak (tr. f.) 1. (bk: kazık atmak). 2. (şof. arg.) bekle­mek, iş yapamamak: ne parası oğlum, sabahtan beri kazıklıyoruz.

kazık marka (tr. ita. b.s.) çok pahalı olan [şey veya yer]: orası kazık markadır, bizi açmaz! (bk: kazık 3, tuzlu).

kazımak (tr. f.) 1. lâkırdıya boğmak; birisini asılsız sözlerle kandırmaya çalışmak: ne de çene varmış beybabada, amma da kazıyor ha! (bk: kesmek, perdahlamak, tıraş etmek 1, 2, ustura çalıştırmak). 2. birinin bütün paralarını almak, elindekini, avcundakini kurutmak, (bk:  sızdırmak, sövüşlemek).

kebabiye (ar.i.) cıgara izmariti (bk: hefal2).

keçi (i.) me’bûn. (bk: beşlik, beş yıldız, dümbelek 1, esnaf1, folluk 2, götlek, götoş, halka, ibnetor, inek 3, kayarto, kova, taymcı, verek).

keçili (i.) yüz liralık ([bütün-]: -şu hacıağanın iki keçilisini yürütmüşler.

kefal (gr. i. mek. arg.) 1, orta not (=beş numara): bir kefal beni kurtarır. ' 2. cıgara izmariti (bk: kebabiye),

kefal tutmak (dey.) iyi numara, kurtarıcı numara almak: bugün ben amma kefal tuttum ha!

kementlemek (far. tr. f.) hırsızlıkla, trişörîükle para kazanmak, birini bu suretle boğmak: otuz askeri vardı, bir saatte alayını birden kementledim.


__________________