Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Argo Sözlüğü » (H)

Yazar Mesaj   #1610  2016-03-08 23:40 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1917
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

H

 

HABAZAN (s.) iştahlı ve karnı aç olan [kimse)]; yirmi gündür herif habazan, (bk: abazan),

habe (İ.) ekmek:

habe kaymak (=ekmek yemek, karnını doyur­mak) .

        habeci (s.) aptal, sersem, budala, (bk: abeci, abullabut, ahlat, andavallı, angut, armut, aval, ayran ağızlı, bangoboz, denyo, dilgoz, düdük makarnası, dümbelek 2, gebeş, gebeşâki, habeci kostik, hafız, halahm, handavallı, hırbo, hırtapoz, hışır, hıyar, ıspanak, kanser ilâcı, kaşalotzâde, kaşkaval, kereste x, keriz 2, keş, koroydo, mantar 2, mayın, naval, pangodoz, pilâki, saloz, tereyağı, yanbolu).

        habeci kostİk (s.) aptal, sersem, budala (bk: habeci).

habeden (s.) bedava olarak elde edilen [para, eşya...] (bk: anafor, avanta, beleş, lüp).

        habe etmek (tr. f.) karnını doyurmak:-üç gündenberi habe etmedim be abi açlıktan imanım gevriyor. (bk: habe kaymak, zilliyi kırmak).

         habe kaymak (dey.) yiyecek yemek: -mangırın varsa habe kayalım! (bk: habe etmek).

habe uçlanmak (dey,) yemek yemek: -birkaç papel tırtıkla da, kel Bodo ta bir habe uçlanalım, (bk: habe etmek, habe kay­mak, zilliyi kırmak),

hacamat (ar. i.) hafif yaralama: hacamata boş ver de şu kalantoru sövüşleyelim.

hacamat etmek (ar. tr. f.) hafif yaralamak: dün gece, bizim kör Hüsnü' yü de hacamat etmişler, (bk: çivilemek1, hacamatlamak, mıhlamak, şişirmek1, şişlemek).

hacamatlamak (ar. tr. f.) yaralamak (bk: hacamat etmek).

hacıağa (ar, tr. i.) Anadolu’dan, İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlere bol para ile gelen ve buraların, belli başlı eğlenti yerlerinde, gösteriş yapmak maksadİyle fazla para harcı- yan dışarlıklı kimseler: -şu hacıağayı şövüşlersek işimiz ayna­dır hacım!

hacıağalık etmek (ar. tr. dey.) lüzumsuz yere bol para har­camak, israf etmek: hacıağalık etme, yeter bu kadar.

hacım ! (ar. tr. n.) teklifsiz ahbaba: ‘‘azizim, kardeşim” gibi hitap olarak söylenen söz: -hacım, sen daha koyduğum yerde otluyorsun be.

hacı pintorosa kavuşmak (dey.) dayak yemek; canın hacı pintorosa kavuşmak istiyor galiba. (bk: amorf olmak2, ma­rizlenmek) .

hafız (ar. i.) saf. bön, ahmak: -şu hafızın kulağım bük de çok kavallanmasın (=can sıkmasın), (bk: abullabut, andavallı, angut, armut, aval, ayran ağızlı, bangoboz, denyo, düdük makarnası, gebeş, gebeşâki, halalım, hırbo, hırt, hışır, hıyar, kereste1, keriz2, keş, koroydo, mayın, pangodoz, pilâki, saloz, tereyağı, yanbolu).

 

hafİf (ar. s.) parasız, az paralı, züğürt: hafiftir, yanaşma ! (bk: bitli, dıragon, hasta1, kokoz, tıngır, tırıl)..

 

halalım (s.) enayi, aptal, kumar hilelerini yutan adam (bk: ekmeklik, ıspanak, keriz, mayın, pilâki, tasma, yahnilik).

halka (i.) me’bûn:  -halkadır, usturalarına (=yalanlarma) boş ver! (bk: beşlik, beş yıldız, dümbelek, esnaf1, folluk2, götlek, götoş, ibnetor, inek3, kayarto, kova, tayıncı, verek).

hallenmek (ar. tr. f.) 1. şöyle böyle geçinmek, oluriyle idare etmek: Allah ne verdi ise halleniyoruz. 2. kadına veya kıza fena gözle bakmak, sarkıntılık etmek: hanım ablaya hallenmiyelim oğlum! (bk: yeşillenmek, saraka etmek2). 3. bir şeye imrenmek, o şeye karşı istek duymak: -oğlum çakıya hallenmiyelim. (bk: sulanmak2).

hamam (ar. i. inek, arg.) lisenin disiplin kurulu [talebenin içe­ride terlemesinden kinaye olarak]: -çeneni tutmazsan so­luğu hamamda alırsın, karışmam!

ham hum (i.) dırıltı, başağrıtma: herifin işi gücü ham hum. .

ham hum etmek (f.) diriltı etmek, baş ağrıtmak: -bir araba ham hum etti.

ham hum şaralop ( s. ) işe yaramaz, değersiz [söz]: ham hum şaralopla vakit geçiriyor, (bk: cavalocoz, çırnık, fasafiso).

 

hamînto (i.) birisim aldatarak faydalanma, anafor: herifin işi gücü haminto.

hampa (far. i.) kafadar arkadaş (bk: omuzdaş).

han davalli (s.) aptal, saf, vurdumduymaz: o, ne anlar, han­dan ailının bindir, (bk: andavallı, abullabut, angut, armut, aval, bangoboz, denyo, gebeş, gcbeşâki, hırt, hışır, hıyar, pilâki, saloz, yanbolu).

hanım evlâdı (s. mek. arg.) çok terbiyeli [çocuk] : üzerine pek varma, hanım evlâdıdır, ağlayıverir.

hanîş (i.) cimağ (bk: ah tu, enjeksiyon naturel, tıngırtı).

hap (ar. i.) bir yudumluk afyon: -çok harmanım, bir hap ver bana !

hapaz (i.) yiyinti: aklı, fikri hep hapazda.

hap etmez (ar. tr. s.) kurnaz, açıkgöz olan [oyunda]: hap etmez, dikkat et! (bk: bizden, çakalg kaşarpeyniri, yemez).

haraç yemek (dey.) parasız, bedavadan geçinmek: oğlum, biz senin gibi haraç yemiyoruz.

haraşo (rus. i.) Rus kadını: -haraşolara bak, sürü ile denize giriyorlar.

haraza (i.) kavga, gürültü: -heybeciyi (=tuzağa düşürülen adamı) haraza çıkarmadan sövüşle! (=parasmı al), (bk: çıngar, hır, maraza).

harbi (s.) doğru, hiyleşiz, temiz [oyun, iş]: bizim kel Mahmurun oyunu harbidir; herifçioğlunun .her içi harbidir.

harbi konuşmak (f.) dosdoğru konuşmak, yalan söylememek: -bizimle harbi konuşursan ey sala, yoksa çek arabanı.

harbi zar (far. st.) kahvelerde tavla için verilen cıvasız, doğru zar.

harcamak (f.) 1. öldürmek [bıçak, tabanca gibi şeylerle]: -oğlanı pisi pisine harcamışlar, (bk: mortlatmak  nalla­mak, temizlemek1). 2. vazgeçmek; mağdur etmek.

HARCINI vermek (ar. tr. dey.) tekdir etmek, azarlamak: ayna­sızlık ederse harcını veririm.

harman (far. i.) çakırkeyif [esrar içenler hakkında]: -harma­nım, bir ampes daha toka et de mastorlaşayım,

harp (ar. i) kâğıt oyunu: -haydi, öyle aylak durma be oğlum, ufak yollu harbe başlıyalım!

hasbi geçmek (ar. tr. f.) kısa kesmek, ehemmiyet vermemek, aldırış etmemek, itibar etmemek: '-hasbi geçme oğlum, aç gözünü biraz! (bk: boşlamak, boş verm°k, dalga giçmek, haylamamak, ıska g içmek1, keşlemok, kumpas sallamak, omuz vermek, tonel geçmek, yan çizmek, yan sallamak).

 

HASIRLARA SARILMAK VEYA YATMAK (ar. dey. Şüf. a"g.) Şoför, Ogün hiç iş yapamamış olmak: -bugün hasırlara sarıldık.

 

hasır olmak (ar. dey.) yenilmek, oyunda kaybetmek.

has işlemek (ar. tr. dey.) birisinin yemeğinden, izinsiz ve da­vetsiz olarak, bitkiciye kadar yemek:   -görüyorum, babanın malı gibi has işliyorsun! (bk: piyiz kaymak, rampa etimde).

hasta (far. s.) 1. parasız, züğürt: Ali kaç gündür hep hasta (bk: bitli, dragon1, hafif, kokoz, tıngır, tırıl). 2. paseta oyu­nunda kaybeden [kâğıt]. 3. (mek. arg.) hazırlıksız sınıfa giren, tembel talebe: Ali, gene hasta galiba.

hasta olmak (far. tr. dey. mek. arg.) derse çalışmadan sınıfa girmek: bugün, çok hastayım.

haşat (i. şof, arg.) çok eskimiş, yıpranmış otomobil: *senin haşatı kaç papele okuttun! (bk: lâtarna).

 

hava almak (ar. tr. f.) kovulmak, yüz vermemek, muvaffak olamamak: papel mi istiyorsun, hava alırsın sen!

HAVAİ (ar. i.) hiylelı zar: benim havai, hiç şaşmaz, (bk: fındık, gebe).

haver (i.) ortak: bizim haver, ipe un sermiye başlamış.

haybecİ (i.) dolandırıcıların tuzağa düşürmek istedikleri kimse: şu haybeciyi tavlıyalım,

haybeden (ar. zf.) bedavadan: haybeden, metelik koklatmazlar adama. (bk: anafor, avanta, beleş, habeden, lüp),

haydamak (tr. f.) defetmek, kovmak: Ali' yi fabrikadan da hay­damışlar. (bk: dehlemek, sepetlemek, yürütmek 1).

haylamamak (tr. f.) aldırış etmemek, ehemmiyet vermemek: herifin kimseyi hayladığı yok. (bk: boşlamak, boş vermek, dalga geçmek, haspi geçmek, ıska geçmek, keşlemek, kumpas sallamak, omuz vermek, takmamak, tonel geçmek, yan çizmek, yan sallamak).

hayta (s.) serseri, havai: bu hayta ne dolanıyor buralarda. (bk: ipikırık, ipsiz).

hındım (i.) çalgılı meclis, eğlenti: bugün Ayvansaray' da hındım var. . .

hındımlamak (tr. f.) üstüne çökmek, çullanmak: bir de baktım Ahmed hındımlamış, az kaldı boğazlıyordu,

hınt (erm. s.) deli; budala: ibişte, kafa ne gezer, hıntın biri.

hır (tr. i.) kavga, gürültü (bk : haraza, maraza).

hırbo (kürt, i.) 1. iri kıyım, iriyarı adam (bk: zıpır, zirman). 2. (s.) ahmak, budala, sersem (bk: abullabut, andavallı, angut, armut, aval, ayran ağızlı, bangoboz, denyo, düdük makarnası, gebeş, gebcşâki, hafız, hırt, hırtapoz, hışır, hıyar, kereste 1, keriz 2, keş, koroydo, mayin, pangocloz, pilâkİ, saloz, tereyağı, yanbolu).

 

hır çıkarmak (tr. f.) kavga, gürültü etmek: -hır çıkara­yım deme, çabuk enselenirsin burada.

hırt (s.) sersem, budala, ahmak: hırtın biri, ne derse desin, (bk!: hırbo2 ).

hirtapoz (s.) aptal, sersem; şaşkın: -boş ver şu hırtapoza, (bk: abullabut, andavallı, aval, hırbo, hırt, hıyar, pilâkı, saloz).

hışır (tr. s.) (bk : hırbo 2, hırt, andavallı).

HIYAR (tr. s.) kaba saba, yol yordam bılmiyen, yontulmamış [kimse]: hıyar gibi dolaşırsan, şipşak enselenirsin böyle.

hızlı şoför (tr. fr. şof. arg.) kendim medhedcn, tecrübesiz, toy şoför: hızlı şofördür, ne öğrensek kârdır be oğlum.

hilâliahmere lâf konuşmak (ar. tr. dey.) birinin hoşuna gitmiyecek, birini öfkelendirecek boş ve değersiz şeyler söylemek: -ulan amma da hilâliahmere lâf konuşurmuşsun be. . .

hizmetçi baldırı (ar. tr. b.i.) gayetle kaim sarılan cigara: -şu hizmetçi baldırını bana toka et!

hoca (ar. mek. arg.) talebe arasında hitap şeklinde kullanılır: -hoca, defterini biraz versene!

horaİn (tr. i.) eroin (bk: beyaz, mal 3, orain, toz).

hoşafina gİtmek (far. tr. dey.) hoşuna gitmek, pek memnun olmak: herifin kalaylaması hoşafına gitti galiba. . .

hoşor (eraı. i.) eti budu yerinde şişman ve güzel kadın: -adam ol da şu hoşoru sana alayım,.

hurda (far. i.) esrar: hacım, iki diş hurda uçlan da kafamı top arlıyayım, (bk: ampes, dalga, nefes, kabza, konca, paspal, toprak).

hükumat (ar. i.) hapishane müdürü: hükümat çakarsa dalgayı, boylarız sonra münferidi.


__________________