Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Argo Sözlüğü » (F)

Yazar Mesaj   #1608  2016-03-08 22:09 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1944
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

F

 

faça (ita. i.) 1. iskambil destesinin en altındaki kâğıt: façayı gösterme, avanta avantadır. 2. yüz, çehre, surat; şu hırbonun, façasına bak da saatini' ayar et. 3. elbise: fayçayı düzmüşsün keyfin gıcır.

façasini almak (ita. dey.) mahcûbetmek, bozum etmek, for­sunu kırmak, fiyakasını bozmak: alırım façanı aşağıya, amorf olursun (=mahcubolursun). (bk: biçimlemek, boz­mak, bozum havası çalmak, keş etmek, kurdelesini kes­mek 2, mor etmek).

faka basmak (ar. tr. dey.) tehlikeye düşmek: kaçın kurasıyız oğlum, faka basar mı sanıyorsun sen bizi.

falçata (i.) bıçak, kama, şiş gibi şeyler.

far (fr. i.) kadın veya kız memesi (bk: ampul, balkon, tampon).

farmason (fr. s.) lâübâli, rind: harifçioğlu farmason, dünyaya boş veriyor.

 

FASAFİSO (s.) entipüften, değersiz, işe yaramaz [-öz]: herifin söyledikleri hep fasafiso. (bk: cavalacoz, çırnık, külüstür, zımbırtı 3 ).

fasarya (s.) 1. boş [söz] (bk: boru1, madara, pofyos, sifos). 2. (i.) naz, cilve, çalım: -şu paçozun (= kadının) fasar­yasına kitakse (=bak).

fasulye mİ dedİn (dey.) mânâsız bir söz karşısında alay olsun diye kullanılır.

fasulye yazmak (gr. tr. dey.) bitirimcinin oyun oynatma hakkı olarak aldığı “mano”nun hesabını tutmak: iki gündür fasulye yazmaktan imanım gevredi.

fayrap (ing. i.) 1. kapıp koyuverme, hızlandırma. 2. açma; çıkarma [kapı, pencere, üstbaş gibi şeyleri].

fayrap etmek (ing. tr. f.) 1. kapıp koyuvermek, hızlandırmak: beleş istimi (=rakıyı) bulunca, fayrap etti. 2. açmak; çıkarmak: pencereleri fayrap etti; yakayı, gömleği fayrap etmiş.

fayraplamak (ing. tr, f.) (bk: fayrap etmek).

fazla viraj almak (ar. fr. tr. dey. şof. arg.) çok yalan söy­lemek: fazla viraj alma oğlum, yavaş gel!

fenerli (gr. tr. i.) önünde sakalı sarkan kimse: -şu fenerliyi sövüşlersen (=para sızdırırsan) işimiz aynadır. (bk: dızgallı).

ferlemek (f.) kaçmak, sıvışmak: mariz (=dayak) in kokusunu alınca ferledi. (bk: açmak, ançizlemek, cızdam etmek, cızda- mı çekmek, cızlamı çekmek, cicozlamak, çözülmek, dümeni kırmak, fertiği çekmek, fertiklemek, ipini kesmek, kırmak, kirişi kırmak, nokta olmak, palamarı koparmak, panik kırmak, payandaları çözmek, tırlamak, toz olmak, tüymek, voltasını almak, zamkinos etmek).

 

fertİğİ çekmek (al. tr. dey.) savuşmak, kaçmak, uzaklaşmak: -aynasızlar (=polisler) geliyor abi, fertiği çekmezsek piyastos oluruz (=yakalanırız). (bk: ferlemek).

fertiklemek (al. tr. f.) ayrılmak, uzaklaşmak, savuşup gitmek (bk: ferlemek, fertiği çekmek).

fındık (tr. i.) dolu, hileli zar: benim fındığı Refik yaptı, hiç aldat­maz.

fir (s.) fırlama, piç: ne firdir o. (bk: cumartesi çocuğu, kapı aralığı).

FIRIN kapaği (tr. s.) kumarda kaybettiği halde müteessir ol- mıyan, sinirlenmeyen, pişkin, tecrübeli, hayatın acılarını, zevklerini tatmış, öyle olur olmaz şeylere aldırış etmiyen: Hüseyin mi. . . fırın kapağıdır o, öyle her şeye kulak asmaz.

 

fırlama (tr. i.) çocuk: dünkü fırlamalar, adama bayağı kafa tutuyor yahu! (bk: kopil, şıkırdım, şopar, şorulu, velet).

FIRTTIRMAK (f.) gitmek, kaçmak, ayrılmak, (bk: açmak, ançizi emek, aralanmak, basmak , cızdam etmek, cızdamı çekmek, cızlamı çekmek, çözülmek, dümeni kırmak, düş­mek 2, ferlemek, fertiği çekmek, fertiklemek, ipini kesmek, kırmak, kirişi kırmak, nokta olmak, palamarı koparmak veya çözmek, panik kırmak, payandaları çözmek, tığmak, tıklamak, tüymek, voltasını almak, zamkinos etmek, zıplamak),

fıs geçmek (tr. dey.) yavaşça anlatmak, kulağına fıslamak: -ne fıs geçiyorsun oğlum, çık meydana. filîm seyredilen şey, manzara: kıza açıkça balta oldu. Ama ne filim, bütün millet onlara bakıyordu.

 

FİLİM çevirmek (fr. tr. dey.) gösteriş yapmak: bugün çok güzel bir filim çeviriyorum. (bk: afi. kesmek, caka satmak, dümen yapmak, numara yapmak, polim yapmak, racon kesmek 2).

 

FİLİM koparmak (fr. tr. dey.) sarhoşken saçmalamak, düşün­düklerini sıraşiyle soyliyememek, sözün arkasını getire­memek : Ali bu, üç tek parlatınca filim koparmıya başlar.

filimlerİ yakmak (dey.) bir işi berbadetmek, bir şeyi yüzüne gözüne bulaştırmak: -senden ummazdım ulan, yaktın filimleri.

filinte (ing. s.) güzel, yakışıklı: filinte gibi kız [çok zaman “gibi” edatı ile birlikte kullanılır].

 

filispit (ing. s.) son derece sarhoş bulunan [kimse] (bk : bulut, dut, fitil, kandil, kandilli, küp, matiz, turşu, vapur, yüklü 2, zom,2).

fîrigo (s.) sevimsiz, soğuk [kimse)].

firikîk yakalamak (dey) açık bacak görmek.

fişek atmak (tr. f.) cimağ etmek (bk : lehimlemek, nefes çek­mek, perçinlemek, şişirmek3, tezgâh kurmak, üfürmek, yefallemek, zımbalamak).

fit (ita, s.) razı olan: herif iki papele fit.

FİTİL (ar. s.) son derece sarhoş bulunan [kimse] : -şu moruğa bak, fitil, mübarek, (bk: bulut, dut, filispit, kandil, kandilli, küp, matiz, turşu, vapur, yüklü, zom2 ) [kelime en çok “-gibi” edatiyle birlikte kullanılır].

FİT olmak (ita. tr. f.) razı olmak: yedi buçuk papele fit olduk. [kelime, “müsavi olmak”, “Ödeşmek” mânasına gelirse, argoluktan çıkar].

fİyaka (i.) kabadayılık, gösteriş: -senin fiyakan burada sökmez• (bk: afi, caka, fasarya3, lolo).

fîyakalı (s.) gösterişli, süslü, zarif; kabadayı: fiyakalı paçoz; imanım fiyakalı, çözül (=git) karşımdan, (bk: afili, alengirli, aynalı, cakalı),

fiyaka satmak (dey.) gösteriş yapmak, kabadayılık satmak: -oğlum, bize de mi fiyaka satıyorsun ? (bk : afi kesmek, racon kesmek2 ).

fİyaskos (gr. i.) falso, başarısızlık: -bu dalganın (=işin) sonu fiyaskostur be kardeşim.

folluk (gr. tr. i.) 1. kadın tenasül âleti (bk : enginar, şeriat- evi). 2. ahlâksız genç (bk: beşlik, beş yıldız, dümbelek, ellisekiz, götlek, ıbnetor, inek, kayarto, tayıncı, verek).

fos (fr. s.) çürük, boş, kof, temelsiz: fos bir dalga {=iş)yan çiz !

fos dalga (dey.) kancıklık, kalleşlik: bir gün olur bu fos dalganın acısını çıkarırını senden.

foslamak (fr. tr. f.) utanmak, sıkılmak, mahcûbolmak: okuduğu martavalları kimse yutmayınca, öyle bir fosladı ki. . . (bk: amorf olmak, bozum olmak, dut gibi olmak, ekşimek1, madara olmak).

foslatmak (fr. tr. f.) mahcûbetmek, utandırmak: palavralarım suratına çarpınca, enayiyi foslattım, (bk: biçimlemek, bozum havası çalmak, ekşitmek).

fotoğraf çıkarmak (gr. tr. dey. şof. arg.) şoför, arabayı bir yere çarpmak: bizim kör Ali gene bu sabah fotoğraf çıkarmış. (bk: model değiştirmek, toslamak2 ).

fransız salatası (tr. ita. b.i.) meydana dökülen çok ve karışık iskambil kâğıtları: -kaldır ortadan şu fransiz salatasını.

 

fransız salatası yapmak (tr. ita. dey.) meydana dökülen bir çok iskambil kâğıdını karıştırmak: şu dökülenleri bir fransiz salatası yap da sonra başlıyalım kerize.

 


__________________