Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Türk Argo Sözlüğü » (E)

Yazar Mesaj   #1607  2016-03-08 20:01 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1953
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

E

 

efkâr (ar. ç. i.) kuruntu, tasa, mâlihülyâ: -kodesten pasapor­tumuzu alınca, senin efkâr dediğin şey bende kalmıyor be abi!

 

efkâr dağitmak (ar. tr. dey.) hüzünü, elemi, kederi, tasayı, düşünceyi gidermek: -tersine tünemiş karga gibi yerinde pinekliyeceğine, yürü iki tek parlatıp az buçuk efkâr dağıtalım be kardeşim.

 

efkâr etmek (ar. tr. f.) (bk: efkârlanmak).

 

efkârlanmak (ar. tr. f.) kuruntuya uğramak, kuruntulanmak: -babalık, görüyorum ef karlanıyorsun, yosma Emineyi mi hatır­ladın gene !

 

eftamintokoftİ (gr. i.) yalan, uydurma söz veya haber (bk: atmasyon, bom, dolma, dubara, katakofti, kıtır, lutırbom, kofti, madik, mantar, martaval, masal, palavra, polim, şorolop).

 

egavlamak (f.) ele geçirmek, elde etmek: aman yavrum, bir yahnilik (=enayi) eğavlamışım, bu akşam mozuz (=sızarız, mest oluruz), (bk : enselemek);

 

ekmek (tr. f.) 1. harcamak, sarfetmek: dün gece şaraphanede elli papeli ektik. {bk: atlamak, ballandırmak, bayılmak, çalış­tırmak, elden gelmek, sökülmek, toka etmek1, toslamak2, uçlanmak, yırtılmak). 2. bir nesneyi yere.düşürmek sure­tiyle kaybetmek: cigara paketini ekmişiz de haberimiz yok yahu! 3. yolda giderken, her hangi bir menfaatle arka­daşından ayrılmak (bk: asmak3, satmak). 4. vurmak: iki tane ekersem, aklın başına gelir. 5. bir otomobil diğerini geçip arkada bırakmak: -benim araba hepsini eker.

 

ekmeklik (tr. i), [oyunda] kolay yutulur, enayi: bize bir ekmeklik daha düştü, doğrulturuz şimdi otuz kâğıdı, (bk: yahnilik).

 

ekşimek (tr. f.) 1. utanmak, kızarmak, mahcûbolmak: palavrayı yutturamayınca ekşidi, (bk: amorf olmak, bozum olmak, dut gibi olmak, foslamak, madara olmak). 2. ısrar etmek, sırnaşmak, birine balta olmak: herif başıma ekşidi. (bk: asılmak).

 

ekşitmek (tr. f.) mahcûbetmek, utandırmak: palavracı Hüsnü yü bal gibi ekşittiler. (bk: bozum havası çalmak, foslatmak).

 

elado etmek (gr. tr. f.) çekip almak: -ulan bu afili değirmeni ( — saati) hangi hıyardan elado ettin?

 

el arabasina bİnmek (dey.) istimnada bulunmak: ne yaparsın işler ayaz, bugünlerde el arabasına biniyoruz. (bk: asılmak2, tek kürek yalova yapmak).

 

elden gelmek (tr. f.) vermek, peşin vermek, def5aten ödemek: oğlum, mangizleri elden gel bakalım! (bk: atlamak, ballan­dırmak, bayılmak, çalıştırmak, ekmek1, sökülmek, toka etmek1, toslamak1, uçlanmak, yırtılmak).

 

elemek (tr. f.) 1. soymak [hırsızlıkla-]: enayiyi elemişler. 2. tü­ketmek, bitirmek: papelleri elemiş. (bk.: eritmek),

 

ellialtı (tr. i.) tokat, sille, şamar: -ellialtıyı özlemişe benziyor­sun. (bk: pcndifırank, tİngoz).

 

elli dirhem otuz (s.) sarhoş: herif elli dirhem otuz, [rakının elli dirhemi otuz paraya satıldığı devirden kalma], (bk: bulut, dut, filispit, fitil, kandil, kandilli, küp, küplü, turşu, vapur, zom 2).

 

ellisekİz (s.) me’bun (bk: beşlik, beş yıldız, dümbelek, esnaf, folluk2, götlek, ibnetor, inek3, kayarto, kova, taymcı, verek).

 

emmek (tr. f.) uzun müddet faydalanmak: paralı bir enayi bulmuş emip duruyor, (bk: sağmak).

 

emzik (tr. i.) nargile: -şu emziği doldur bir görelim. emzirmek (tr. f. şof. arg.) otomobilin arka deposundan hor­tumla benzin çalmak: -bizim ineği ( = otomobili) gene emzirmişler yahu, (bk: sağmak).

 

enayi (s.) kendini beğenen, hodbin: hoşlanmıyorum böyle enayi­lerden.

 

enayi dümbeleği (dey.) katmerli enayi: -enayi dümbeleği, kar­şında kim var senin !

 

enginar (i.) ferç, kadın tenasül organı, (bk: folluk1, şeriat evi).

 

enjeksiyon natürel (fr. i.) cimağ. (bk.: ahtu, haniş, tıngırtı).

 

ense (i.) göt, kıç: kadının ensesi yerinde, (bk: atras, bohça, boyata, davul, defans, defransiyel, kâse, küfe, semer, tiz).

 

enselemek (tr. f.) tutmak, yakalamak, ele geçirmek: herifi enselemişler, (bk: egavlamak, piyastos etmek).

 

enselenmek (tr. f.) tutulmak, yakalanmak, ele geçmek: ense­lenmeden kirişi kırmış, (bk: piyastos olmak).

 

Eritmek (tr. f.) bitirmek, tüketmek: -ne çabuk ta erittim otuz beş papali.

 

erketeci (i.) gözcü, kollayıcı [en çok barbut kahvelerinin önünde bekliyen ve bir aşağı bir yukarı dolaşarak uzaktan polis ve sivil memurların geldiğini içerideki oyunculara haber veren adam], (bk: dikizci).

 

ertak [erm; “ertank”] (n.) gidelim! (bk: pami).

 

eski enayi BİÇİMİ (s.) demode elbise; giyecek, takacak: sen hâlâ o kırlangıç yakayı tak} şu eski enayi biçiminden kurtulamadm gitti.

 

eski kulağı kesik (s.) ihtiyar, tecrübeli, görmüş geçirmiş zam­para: karının yollusunu ( =hafifmeşrep, kolay kandırılır) bilmez olur mu? eski kulağı kesiklerdendir.

 

ESKİ memur (tr. ar. mek. arg.) i. eski talebe, her yılı ikişer yıl okuyarak sınıf geçen talebe: -eski memurdur, vız gelir ona. 2. feleğin çemberinden geçmiş, malın gözü.

 

esmek (tr, f.) soğuk soğuk söylemek: -çenen pırtı, gene ne esiyor­sun orada.

 

esnaf (ar. ç. i.) 1. ahlâksız kadın; mutavassıt erkek; me’bûn (bk: ağır işçi, antin1, beşlik, beş yıldız, ellisekiz, gaco, götlek, kova, paçoz, kayarto, tayıncı, verek). 2. kumar­baz, kahve kahve dolaşan kumar hırsızı: Hüseyin, bizim esnaftandır, iyi keriz eder.

 

eşekten düşmüş karpuza dönmek (dey.) şaşakalmak, donup kalmak, şoke olmak: karşısında ayı Bekir'i görür görmez, eşek­ten düşmüş karpuza döndü.

 

evlek (gr. i.) on liralık kâğıt para: dün akşam gene iki evlek ba­yıldık. (bk: bütün).

 

eyvala (ar. zf.) elbette, tabiî, şüphesiz: yarın iki buçuğa doğru bekliyorum. -eyvala abicim, [arapça “eyvallah" dan].

 

ezmek (tr. f.) para harcamak: yüz yirmi papeli bir günde eziyor.

 


Bu mesaj admin tarafından 2016-03-08 20:34 GMT, 925 Gün önce düzenlendi.
__________________