Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Köşeyi Dönen Şairler » DORUKTAN DİP'E AŞKÎ

Yazar Mesaj   #1467  2016-02-02 12:58 GMT  

Online status Mustafa Ceylan



Administrators



Mesaj: 417
Şehir:
Ülke:
Meslek: Mühendis
Yaş:

DORUKTAN DİP'E AŞKÎ
AŞKÎ, ÜSKÜDARLI

 

(XVI. yy)
Divan edebiyatında Aşkî mahlasıyla şiir yazan onun üzerindeki şairden en ünlü ve en başarılı olanı.
XVI. yüzyılın ilk yıllarında doğdu. Asıl adı İlyas’tır. Babası Dergâh-ı Muallâ yeniçerilerinden bir zat olup Yenihisarlı’dır (Rumeli Hisarı).


Şairin hemen bütün kaynaklarda “Üsküdarî” lakabıyla anılması, daha sonraki yıllarda Üsküdar’da oturmasındandır.


Aşkî, küçük yaşlarda, muhtemelen medresede, iyi bir eğitim görmüş, şiire bu yıllarda başlamış, daha sonra eğitimini yarıda bırakarak genç yaşında orduya yeniçeri yazılmış ama şiiri hiç bırakmamıştır. Kanûnî’nin Belgrat seferine katılmış (1521) ve 1534 yılına kadar “solak” ve “peyk” rütbeleriyle padişahın en güvendiği kişiler arasına girmiş, onun hemen önünde veya yanında bulunup, koruma görevlilerinden olmuştur.


Mesleği icabı doğu ve batıya yapılan sefer-i hümayunların hemen hepsine katılan şair, bu vesileyle XVI. yüzyıl coğrafyasının birçok yerlerini dolaşarak hayal dünyası ve dünya görüşünü genişletmiştir. Renkli geçen bu yıllar daha sonra onun şiiri ile yoğrulacak ve hâfızasında büyük bizler bırakacaktır.


Şair, Kanûnî’nin Alman İmparatoru Şarlken (V. Şarl) üzerine yürümesi ile başlayan Alman seferinde kaybolur. Uzun müddet öldü sanılarak İstanbul’da ulufesi kesilir. Oysa esir düşmüştür. 1532 sonbaharında başlayan bu esaret bir yıla yakın sürer. Daha sonra kurtulup İstanbul’a gelirse de artık feleğin çarkı tersine dönmeye başlayacaktır. Orduya tekrar katılmasına rağmen daima belâ ve dertlere uğrar. Önce maaşını alamaz. Sen ölüsün, derler. Sonra rahatsızlanır ve ordudan ayrılıp kâtip olur.


O sırada Kanûnî’ye sunduğu bir kıt’a için yüklüce bir ihsan almıştır (1538). Bu parayla Üsküdar’da bir yalı satın alır. Bu yalı şairimizi rahatlatacak ve istediği hayatı yaşamasına imkan sağlıyacaktır. Artık cömert ve âlicenap yaratılışıyla hemen her akşam konuk ağırlamaya başlar. O derece ki, tezkireler dahi bu evde yapılan uzun edebî ve tasavvufî sohbetleri tavla ve satranç partilerini, şairlerin sohbetlerini, ulemanın günlük meseleleri tartıştıklarını vs. uzun uzun anlatırlar. Ev sahibi olunca eş-dostun tavsiyesi üzerine evlenir. Birkaç çocuğu olur. Bu çocuklar hakkında hiçbir kaynakta bilgi verilmemektedir. Ancak küçük yaşlarda yetim kaldıklarını şair kendisi bildirir. Eşinin ölümünden (veya onu terk etmesinden) sonra şairimiz için tekrar çileli bir dönem başlar. Çocukları küçüktür. Geliri kesilmiştir. Kimsesi yoktur.


Artık Kanûnî de hayatta değildir. Borçları yüzünden Üsküdar’daki evi terhin olunur. Tahta çıkan II. Selim’den bir yardım göremez. Sonunda yetimlerini alıp Yenihisar’daki baba yâdigârı eve taşınmak zorunda kalır. Gözleri de tamamen görmez olmuştur. On yıl kadar süren bu mustarip hayattan sonra sıkıntılar ve yoksulluklar içinde Yenihisar’da vefat eder. Cenazesi kadirşinas birkaç dostu tarafından kaldırılmış olmalıdır.


Aşkî, Türk şiirinin altın çağı olan XVI. yüzyılda ve Fuzûlîlerin, Bakîlerin, Yahyaların yetiştiği bir dönemde yaşamış, divan şiiri kurallarına bağlı olmakla beraber orijinalitesi yüksek bir şairdir.


Onda yeni buluşlara, ince hayallere, Fuzûlî’ye yaklaşan bir lirizme rastlamak daima mümkündür. Bilhassa murabba vadisinde üstünlüğünü kabul ettirmiştir.
Bu yönüyle Türk edebiyatının en mükemmel şairi sayılır. Yalın dili, akıcı üslûbu ve zengin hayalleriyle başarılı ama zirve şairlerin gölgesinde kalmış bir şairdir.

 

Şiirlerinde yaşadığı devrin kokusunu duyarız. Divanı atalar sözü ve halk deyimleri açısından da iyi bir kaynaktır.
 

Bir dizesinde şiiri “Nutk sahil, akl gavvâs u dür-i şehvâr şi’r” olarak tanımlayan Aşkî’nin mısraları arasında bazen bir savaşın seyrini, bazen bir güzele duyulan âşıkane hisleri en ince teferruatına dek izlemek mümkündür. Yeniçeri şairler arasında önemli bir yere sahip olup birçok şiirleri de hamasî duyguların coşkunluğu ile yazılmıştır. Savaşmayı meslek edinen insanlar için birer moral kaynağı olan ve gaziler arasında elden ele dolaşan bu tür şiirlerde bir halk şairinin sadeliğini,
bir koçaklamanın yiğit edasını, üstün bir ruh halini ve mükemmel bir savaş estetiğini yakalamak mümkündür. Öyle ki yalnızca Aşkî divanındaki şiirleri okuyarak, bir sefer-i hümayunun hazırlık safhasından fethe kadar geçen dönemindeki seyri, tarihî gerçeklere uygun olarak takip edilebilir.

 

Aşkî’nin kendi devri içinde şöhreti oldukça yaygındır. Birçok tezkire ve biyografi eserleri onu “Hoş tab’ nazma kadir yiğittir” veya “İhmal edilecek şair değildir”gibi sözlerle överler. Dîvanını yaklaşık kırk yaşlarında tamamlamış ve daha otuz yılı aşkın bir zaman şiir yazmıştır.


Kaynakça:

Tezkire-i Latîfî (nşr. Ahmed Cevdet), İstanbul 1314, s. 244;

Reşat Ekrem Koçu, Ye n i ç e r i l e r, İstanbul 1964, s.137;

Sadettin Nüzhet Ergun,Türk Ş airl e r i , İstanbul, ts., II, 518 vd.;

Âşık Çelebi, Meşâirü’ş-şuarâ (nşr. G. Meredith-Owens), London 1971, vr. 221a-b;

Hasan Çelebi (Kınalızâde), Tezkiretü’ş- şuarâ (nşr. İbrahim Kutluk) Ankara 1981, II, 635-636;

Danişmend,Kronoloji, II, 86;

Sehî Bey,Heşt Bihişt(haz. Günay Kut), Harvard 1978, s. 308;

İskender Pala, Aşkî ve Divanından Seçmeler, Ankara 1988; a.mlf.,


Şahane Gazeller: Aşkî, İstanbul 2007


Bu mesaj Mustafa Ceylan tarafından 2016-02-10 15:35 GMT, 954 Gün önce düzenlendi.
__________________