Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Köşeyi Dönen Şairler » ALTINLARDAN -ÖDÜLLERDEN ÖLÜME TÂİB

Yazar Mesaj   #1447  2016-02-01 01:53 GMT  

Online status Mustafa Ceylan



Administrators



Mesaj: 417
Şehir:
Ülke:
Meslek: Mühendis
Yaş:

ALTINLARDAN -ÖDÜLLERDEN ÖLÜME TÂİB

 

Osmanlı şairi, biyografi yazarı.

Muhtemelen 1070 (1659-60) yılında İs­tanbul’da doğdu. Babası maliye tezkireciliği ve Süleymaniye Vakfı rûznâmçeciliği görevlerinde bulunan Osman Efendi’dir. Düzenli bir medrese eğitimi gördükten sonra 1089’da (1678) Şeyhülislâm Çatal­calı Ali Efendi’den mülâzım oldu. Bazı kü­çük medreselerde çalıştı. 5 Rebîülevvel 1099’da (9 Ocak 1688) babasının İstan­bul’da Kumkapı’da Karamânî Mehmed Paşa Camii bitişiğinde Cedîde-i Osman Efendi adıyla yaptırdığı veya yenilediği medresenin ilk müderrisliğine tayin edil­di. Yedi yıl kadar devam eden bu görevi­nin ardından 1106 Rebîülevvelinde (Kasım 1694) hareket-i hâriç derecesiyle Fazliyye (Fazîle, Fuzayliyye, Feyziyye) Medresesi’ne geçti. Ertesi yıl Şam valiliğine gönderilen Kemankeş Aşçı Mehmed Paşa’nm maiye­tinde onun kethüdâsı sıfatıyla Şam’a gi­dince adı müderrisler defterinden silindi. 1109’da (1097-98), Amcazâde Hüseyin Pa- şa’nın eniştesi Hacı Kethüdâ aracılığı ile inşasını vaad ettiği medrese hareket-i dâ­hil rütbesiyle kendisine tevcih edildiyse de bu sözünü tutmaması ve bazı düşmanla­rının aleyhinde bulunmasıyla Şeyhülislâm Seyyid Feyzullah Efendi’nin gözünden düş­tü ve ismi ikinci defa müderrisler listesin­den çıkarıldı (ÇelebizâdeÂsım, s. 171). An­cak 1115’te (1703) Horhor civarında Feyziyye-i Cedîde adıyla bir medrese inşa ettir­di ve önce hareket-i dâhil, ardından mûsı- le-i Sahn derecesiyle buraya müderris ol­du. Bu sırada rütbesi tenzil edildiyse de 12 Safer 1118’de (26 Mayıs 1706) Mustafa Ağa Medresesi’ne ve 15 Safer 1120’de (6 Mayıs 1708) Koca Mustafa Paşa Medre­sesi’ne tayin edildi. 1120’de (1708) Sahn-ı Semân medreselerinden birine geçti. Altı ay kadar sonra ibtidâ-i altmışlı rütbesiyle Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Medre­sesi’ne nakledildi. İki yıl sonra Murad Pa- şa-yı Atîk ve 9 Şevval 1124’te (9 Kasım 1712) mûsıle-i Süleymâniyye derecesiyle Kasım Paşa Medresesi müderrisliğine getirildi. 1 Ramazan 1128’de (19 Ağustos 1716) aynı derece ile Ayasofya-i Kebîr Med­resesi müderrisliğine tayin edildi.

 

Onun bu hızlı yükselmelerinde, 1122’de (1710) III. Ahmed’in hastalığı münasebe­tiyle kaleme aldığı Sıhhatâbâd adlı kırk hadis şerhiyle ertesi yıl kazanılan Prut za­feri dolayısıyla bu padişaha sunduğu kasi­denin önemli rolü olmuştur. Meşâriku'l- envâr adlı tercümesini de aynı yıllarda III. Ahmed’in emriyle yapan Osmanzâde Ah-med Tâib, birkaç yıl sonra Mora’yı geri alan Damad (Şehid) Ali Paşa için yazdığı ün­lü kaside vesilesiyle 200 altınla ödüllendi­rildi ve bu sadrazamın himayesine girdi. Münşeat'ındaki bazı yazılarından, sava­şın sebepleri ve seyri hakkında verdiği bilgilerden onun bu serdarın maiyetinde Mora seferine katıldığı, hatta İstendil, Ayamavra, Egine gibi ada ve kalelerin tahri­rinde görev aldığı kanaati doğmaktadır.  (1715) yılındaki yangında evi yanınca baş­ta padişah olmak üzere bazı devlet bü­yüklerinin yardımını gören Ahmed Tâib, Şehid Ali Paşa’ya sunduğu arîzasında otuz yıl kadar tedrîs hayatına karşılık henüz “pâye-i maksûd”a ulaşamadığını, evinin de yanmasıyla perişan olduğunu ifade edip Süleymaniye müderrisliğine talip olunca isteği yerine getirildi ve mevleviyetle ka­dılık mesleğine terfi ettirildi (Köprülü, TM, II [1928], s. 429-430). 16 Cemâziyelâhir 1129’da (28 Mayıs 1717) Halep kadılığına yükseltilen Ahmed Tâib bir yıl kadar son­ra azledilince İstanbul’a döndü. Münşeâtındaki bir arîzasından, kısa sürede az­linde Halep'te bulunan bir kiliseyi camiye çevirtmekle itham edilmesinin ve oradaki Fransız konsolosunun hükümet nezdinde-ki faaliyetlerinin rolü olduğu anlaşılmak­tadır. İstanbul’a dönünce Kadıköy’ün Fe­nerbahçe semtinde bir köşk yaptırdı, ay­rıca Nevşehirli Damad İbrâhim Paşa saye­sinde Vâlide Sultan evkafından Demirkapı Çiftliği’ni elde edip onarttı. Evi şair, âlim ve mûsikişinasların toplantı yeri oldu. Vezîriâzam İbrâhim Paşa ve III. Ahmed’in takdirini kazanan Ahmed Tâib “reîs-i şâirân” olarak anılmış ve, “Benim şimden gerü mahkûm-ı fermân-ı mutâımdır / Gerek erbâb-ı tedrîsî gerek küttâb-ı dîvânî” bey­tiyle başlayan ünlü kasidesiyle âdeta bu alandaki ehliyetini ilân etmiştir. 27 Rebî­ülevvel 1135’te (5 Ocak 1723) Mısır kadı­lığına tayin edilen Osmanzâde’nin bu gö­reve ve daha önce de Halep kadılığına ge­tirilişi, Şem’dânîzâde Süleyman Efendi ta­rafından, ”... onun gibi mudhik âdeme taklîd-i kazâ sahih olur mu bilmem? Ancak himmet-i vezîr ile oldu” sözleriyle eleştiri­lir ve bu tayinin arkasında sadrazamın bu­lunduğuna işaret edilir (Müri’t-tevârih, vr. 336b).

 

Mısır’daki hayatı hakkında fazla bilgi yoktur. Buradan Halep nakibine, müftü­süne ve mahkemesinde daha önce birlik­te çalıştığı Gürânîzâde’ye yazdığı mektup­larda Mısır mahkemesi hakkında bilgiler vermekte ve maiyetindeki kâtiplerin yeter­sizliğinden şikâyet etmektedir (Salih Sa’- dâvî, s. 90-91). Ahmed Efendi, bu görev­den azlinden kısa süre sonra zamanın Mı­sır valisinin Kayserili olduğunu öğrenince, “Âyâ emîr midir, acaba Ermeni midir?" şek­lindeki latifesi yüzünden 2 Ramazan 1136’- da (25 Mayıs 1724) onun tarafından ze­hirletilerek öldürüldü (Ahmed Hasîb Efen­di, s. 9; Çelebizâde Âsim, s. 170; Râmiz ue Âdâb-ı Zurafâ’sı, s. 51) ve Kahire’deki Hazra-i Haseneyn Türbesi’ne defnedildi (Esad Mehmed Efendi, s. 119).

 

Ahmed Tâib, Nefî’den sonra hicvi yüzünden katle­dilen ikinci şair olmuş, ölümüne dönemin şairleri tarafından tarihler düşürülmüş­tür.

 


__________________