Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Köşeyi Dönen Şairler » SÜRGÜNDEN İLTİFATLARA ŞAİR Refi'â

Yazar Mesaj   #1201  2016-01-14 07:05 GMT  

Online status Mustafa Ceylan



Administrators



Mesaj: 417
Şehir:
Ülke:
Meslek: Mühendis
Yaş:

SÜRGÜNDEN İLTİFATLARA ŞAİR Refi'â
 

Mustafa CEYLAN

 

Böyledir işte şiir. Aşağıdan yukarıya seslenirken hep kılıç kuşanmaz, bazen de dilini "bal ve yağ" tasına sokar, öyle renkten renge girer ki, tanıyamazsınız. Şiir bu. Dili, dini, cinsi, tarzı deseniz ve her ne derseniz deyin, mutlak doğruyu yakalayamazsınız. Zamanı ve zeminine göre, saça göre tarak meselesi yani. Bazen böyle işte. Hep, şairleri ipe götürüp idam ettirecek değil ya, kimilerini de sürgünden saraya, zulümden hediyelere koşturuverir.

 

Sihirli bir gücü vardır şiirin. Söz ve dili, dilediğince kullanan bir delişmen taydır şiir. 

 

 "Musâhib-i Şehriyâri" ünvanıyla anılan baba Ahmed Refi'â Efendi Edirne' de sürgündeyken (1735-36) tarihinde orada oğlu, asıl adı Süleyman olan Hoca Neşet dünyaya gelmiştir. Bu sebeple baba Refi'â tarafından doğuma tarih olmak üzere söylenilen:

 

"Hudâyâ iki âlemde azîz eyle Süleymân'ı"

 

mısraı mühüründe yazılı idi. Refi'â musîki fenninde eşsiz olduğundan bir aralık garîbâne hissiyât ile tanzim ettiği:

 

"Meskenümden dûr idip gurbetde ser-gerdân iden

Kısmetim mi tâli'üm mi yoksa cânâ sen misin?"

 

şarkısını dokunaklı bir şekilde besteledikten sonra , ehil bazı kişilere talim ile neşreylemiştir. Arası çok geçmeksizin bu nağme İstanbul'a aksederek padişahın kulağınba ulaşmasıyla, Efendi serbest bırakıldıktan başka, evvelkinden ziyade iltifata mazhar olmuştur. Refi'â, Padişahın müsaadesi üzerine Haftân ( Kaftan) Ağalığı ile Hicaz'a gittiği zaman iyiyi kötüden ayırdedecek yaşa gelmiş bulunan Süleyman'ı da(Hoca Neşet'i de) beraber götürmüştür. Dönüşte Konya'ya uğradıklarında genç hacı, Çelebi Efendi'ye kendi isteğini söyliyerek sikke giymiştir. Hilafet merkezine vasıl olduktan sonra Refi'â vefat etmiştir." (1)

 

Evet,

Şiirin gücü böyledir ve hiç bir şeyle de ölçülemez. Onun gücü, musiki olduğunda, enstrümanların telleri ve nefesleri arasından çıktığında; idama doğru giden bir kişiyi affettirip, padişahın en yakınına getirtmek gibi bir özellik de arzeder. Varın ey şairler, bu güçe yaslanmaya ve bu güçe sevdalanmaya devam edin, olur mu?

Sürgün...Osmanlı' nın  şairleri hep sürgünlerde çiçek açmışlar. Sadece Osmanlı olsa gene iyi. Cumhuriyet döneminin şairleri de sürgünlerde meşhur olmadılar mı? Bir çok örneği var değil mi?

*

"Tarihin her döneminde siyasi otorite ile sanatçı –ki eski çağlarda zanaatkâr olarak anılırlardı– arasındaki ilişki problemli bir alan olarak var olagelmişti. Burada sanatçı açısından iki temel davranış biçiminden söz edilebilir. Birincisi, otoritenin himayesinde vücut bulmak ve otorite ile olumlayıcı bir ilişki kurmak. Diğeri de muhalif durup eleştirel bir tutum takınmak. İkinci tavra sahip sanatçılar için geçmişten bu yana bir ceza biçimi olarak sürgün sık sık söz konusu olmuştur. Bu Batı’da böyle olduğu gibi uzun süre hüküm sürmüş Osmanlılarda da böyleydi. Osmanlı Devleti’nde kuruluş ve ilerleme dönemlerindeki sürgünlerin daha çok devletin askerî, malî, sosyal alanlarda güçlenmesini ve büyümesini amaçlayan iskân politikaları çerçevesinde olduğu söylenebilir. Daha sonraki dönemlerde ise bireysel ve cezai boyutlar öne çıkmıştır." (2)

*

"Türkiye''de Necip Fazıl''dan Ahmet Arif''e, Nazım Hikmet''ten Kemal Tahir''e birçok sanatçının devletin hapishanelerinde konakladığı bilinir. Farklı siyasi görüşleri olan sanatçıların ortak bir ''terbiye'' sürecinden geçirilmiş olması da bahse değer bir nokta. Batı''da da bunun örneklerini görmek mümkün. Oscar Wilde''in Reading zindanı macerası, Dostoyevski''nin sürgün yılları. Dostoyevski''nin hayat hikâyesi bu noktada çok ilginç ayrıntılar ihtiva eder. 1849''da henüz 28 yaşında iken çara muhalefetten idam cezası olan Dostoyeski, son anda gelen afla kürek cezasına çarptırılır. Dostoyevski''nin asıl ünü de bu sürgün yıllarında yazdığı başyapıtlarla taçlanır. Sürgün, Dostoyevski''nin içsel arayışlarında tarif edilmez izler bırakmıştır."

 

" Osmanlı döneminde sürgün mekânı olarak kaçma ihtimaline karşılık özellikle Bozcaada, Midilli, Sakız, Girit, Rodos ve Kıbrıs gibi adalar seçilmiş. Fizan, yine önemli sürgün mekânlarından birisi. Bugün bile hâlâ dilimizde uzaklığın şiddetini anlatmak için kullandığımız Fizan, Osmanlı döneminin en meşhur sürgün yeriydi. Bugünkü Libya sınırlarındaki Fizan, Osmanlı döneminde Trablusgarp vilayetinde doğuda Libya çölüyle batıda Sahra''nın çölleriyle çevrilmiş doğal bir tecrit, hapishane alanıydı. Kıyıdan yaklaşık 600 km. içerde olan Fizan''a kara yolu yoktu ve Fizan''a ulaşmaya çalışan kişi, 30 ile 45 gün süren bir yolculuğu göze almalıydı. Durmuş''un Osmanlı dönemindeki sürgün mekânları hakkında verdiği ayrıntılı bilgiler, sürgüne uğrayan şairlerin psikolojik hâllerini anlama noktasında bize hatırı sayılır ipuçları veriyor. Durmuş''un çalışmasının güzel yönlerinden birisi de bu. Sürgüne gönderilen şairin ve sürgünün bütün veçheleriyle birlikte ayrıntılı bir şekilde aktarılması, meselenin dramatik boyutunu daha iyi anlamaya imkân sağlıyor."

 

"Şiirleri/eserleri yüzünden sürgüne gönderilenler, Ahlakî sebeplerden dolayı sürgüne gönderilenler, Düşmanlarının gözden düşürmesi sonucu sürgüne gönderilenler, Görev başarısızlığı sebebiyle sürgüne gönderilenler ve Siyasî sebeplerden ve görüş ayrılıklarından dolayı sürgüne gönderilenler. Nefî, Taşlıcalı Yahya Bey, Keçecizâde İzzet Molla, Namık Kemal, Ahmed Paşa, Mevlânâ Sâfî, Sinan Paşa, Nâilî, Niyazi Mısrî… Hayatları bir şekilde sürgüne uğramış sanatçılardan bir kaçı. Hepsi de çeşitli bahanelerle kovuşturmalara uğramış, bazıları sivri dillerinin bedelini canlarıyla ödemiş şairler. Sürgün sebeplerine baktığımızda insanın yüreğini en çok burkan hususlardan birisi de çekememezlik, kıskançlık vb. nedenlerle sanatçıları padişahlara, güç sahiplerine gammazlayan insanların çokluğu. İnsanın olduğu her yerde karakter en ehemmiyetli mesele olarak öne çıkıyor. Dün de böyleydi bugün de böyle. Sürgün yerlerinde yazı çalışmalarını sürdüren şairlerin yazdıkları da, bir dönem yaşanılan sürgünlerin birinci ağızdan anlatılması noktasında dikkat çekici olmuş her zaman. Bunların içinde özellikle, Keşan''a sürülen İzzet Molla''nın Mihnet Keşan isimli eseri zikredilebilir. İzzet Molla, eserinde başlangıcından sonuna kadar sürgünde yaşadıklarını anlatır ve bu sebeple eser, Osmanlı''da sürgüne dair önemli bilgiler ihtiva eder."(3)

 

 

 

-----------------------------

(1) Osmanlı Şairleri, a.g.e

(2): , 8 Ekim 2014, Zaman Gazetesi

(3): 29 Eylül 2014, Şairler ve Sürgünler, Yeni Şafak Gazetesi


Bu mesaj Mustafa Ceylan tarafından 2016-01-14 07:15 GMT, 1012 Gün önce düzenlendi.
__________________