Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Köşeyi Dönen Şairler » KASİDE VE AHMET PAŞA' NIN GÜNEŞ KASİDESİ (2)

Yazar Mesaj   #1196  2016-01-14 04:48 GMT  

Online status Mustafa Ceylan



Administrators



Mesaj: 417
Şehir:
Ülke:
Meslek: Mühendis
Yaş:
KASİDE VE AHMET PAŞA' NIN GÜNEŞ KASİDESİ (2) 

Mustafa CEYLAN
**************



Kafiye dizilişi "gazel"deki gibi olan Kaside beyitlerle yazılıp gelende Divan Edebiyatımız göklerine yıldızlamasına çakılmış işte. 30 ila 99 beyit arasında şair dilediği miktar kadar beyitle şiirini dokuyabilmekte. 

Adam, almış eline "koşma" türünü çalakalem, kafiye arkası emme basma tulumba doldurmacılığı yapmakta, tadsız-tuzsuz, patates kabuğu söylemlerini, içinin korkunç gürültülerini hece şiiri diye ısıtıp ısıtıp sunmakta. Kaç çeşit koşma türü var, onu dahi bilmiyor ki ona ben "kaside" yi açıklasam, duymuyor sağır, görmüyor kör, şair-i azam sanıyor kendisini. Ne desem bilemiyorum. 

Kabaklı Hocamız Türk Edebiyatı Cilt-I' de :

"İlk kısma "Nesîb" (veya teşbib)denir. Bu kısmı oldukça uzun bir gazeli andırır. Tabiat, (bahar, yaz, güz) çevre (bir şehir), önemli günler (ramazan, bayram)bir nesne veya olay üstüne yazılmış olabilir. Nesîb, kasidenin en zengin ve en güzel bölümüdür, yaşayan tarafıdır. Beyit sayısı sınırlı değildir.

"Tegazül" bazı kasidelerde, nesib'den sonra gelen , aynı vezin, aynı kafiye ile yazılan bir gazeldir. Burada aşk duyguları söylenir. Tegazül, her kasidede bulunmaz.

"Girizgâh": Asul maksada geçişi sağlayan tek bir beyittir.

"Methiye" : Maksadı anlatan övgü kısmıdır. Beyit sayısı sınırlı değildir. Bu bölümde, daha çok, basmakalıp ve mübalâğalı benzetmeler bulunur. Kasidenin yapmacık kısmıdır.

"Fahriye" : Kaside şiirinin kendini övdüğü bölümdür. Her kasidede bulunmayabilir. Birkaç beyitten ibarettir.

"Dua"
 : Çoğu kasideler, övülen kimseye ve dolayısıyle halka, memlekete, şairin kendi kendine iyi dilekler, Tanrı'dan niyazlar ile biter. "(1)

Peki, bu böyle de, Padişahlar, yönetenler kendilerine yapılan her övgüyü, yazılan her kasideyi alkışlamışlar ve şairine hediye mi vermişlerdir? Bunun bir "ön kontrolü" yok muydu? Her övgü yazan Sultan'ın huzuruna çıkıp övgünamesini rahatça okuyabiliyor muydu?

Maalesef, bu mümkün değildi. Ön kontrol vardı. Çoğu Padişahın kendisi de şair olduğu için, şiirden anladıkları için, kendilerinden önce, saraylarında istihdam ettikleri ünlü şairlerin önce dinlemesini, süzgeçten geçirmesini ve ondan sonra kendisi uygun görürse şiirini sunmasını istemillerdir.

"Kasideyi sunuş, övülen kişiye ya bir vasıta ile iletmek veya huzurunda bizzat şairi tarafından okunmak şekillerinde olurdu. işte o esnada şiir bir tenkit süzgecinden geçerdi. Gönderilen kasidelerin bazen geri çevirildiği, bazen de düzeltilerek huzura iletildiği olurdu."(2)

".... Sâmânoğulları, Gazneliler, Selçuklu saraylarında bu işi sultanüşşuarâ yapıyor olmalıdır. Kanuni'nin oğlu II. Selim'in şehzadeliğinde bir aralık tarihçi Gelibolulu Âli' ye bu görev verilmişti. Makâlî mahlaslı bir şairin şehzadeye verdiği bir kasidede :

Melâhat ehli zamânında bulmadı ta'zîm
Bütân-ı deyr ile mânend-i devr-i İbrâhim


matlaını okuyunca Âlî ilk mısraı dil bakımından beğenmemiş, "ta'zîm bulmak" ifadesini uygun görmemiş, doğrusunun "Melâhat ehline ta'zîm olunmadı..." şekli olduğunu, eğer bu iddia doğru ise Tanrı' nın bir lutfu olan güzelliklere rağbet olunmamak gibi bir zevksizliğin ve saygısızlığın ortaya konulduğunu ve dolaylı olarak da övülenin, yani şehzade Selim'in yerildiğini söyleyerek kasideyi huzura iletmeyi uygun bulmayarak şaire geri vermişti." (3)

"Kanuni'nin oğlu Şehzade Mehmed'in sünnet düğününde şairler kesidelerini kendileri padişahın huzurunda okumuşlardı. Zâtî kasidesini okuduktan sonra "Fazlî adında bir çırağım var. Buyurunuz gelsin, o da kasidesini okusun" diyerek, Şehzade Mustafa' nın, sonra II Selim olarak tahta çıkacak olan Şehzade Selim'in divan kâtipliklerinde bulunan Kara Fazlî' nin huzura alınıp kasidesini okumasını sağlamıştı.

Kanuni' nin kız kardeşiyle evlenen Makbûl (sonra Maktûl) İbrahim Paşa' nın düğününde de Zâtî kasidesini bizzat okumuştu.

Yukarıda sözünü ettiğim sünnet düğününde-yahut diğer sünnet düğünlerinin birinde- düzenlenen eğlencelerde, o devrin şairleriyle karşılaştırılınca adı en sonra hatırlanan ve Mürekkepçi namıyla bilinen Enverî Kumbaracı Pirî adlı biriyle havaî fişekler atma işini yapıp düğün eğlencelerini şenlendirirken Kanuni' nin önünde, içinde:

Sana nisbet ey şeh-i âli-cenâb
Yedi Kulle dizdarıdur âfitâb

Öpe öpe pâyun eyâ şehsüvâr
Ayaklandurupdur işini türâb

Getürdi eyâ meh-likâ Enveri
Belâ şehri içre iki çeşme âb


(Ey yüce soylu padişah, güneş senin yanında Yedi Kule kumandanıdır. Ey kahraman, toprak senin ayağını öpe öpe değer kazanmıştır. Ey ay yüzlü, Enverî belâ şehrine iki çeşme su getirmiştir (iki gözünden yaşlar akmaktadır)"

beyitleri bulunan bir gazel okumuş, padişahın para ve hediye şeklinde pek çok ihsanlarını görmüştü. (4)

*
".......... Germiyanoğlu II. Yakub Bey, tarihçi Âlî' ye göre, şairle ozanın birini diğerinden ayırmaktan âciz, bilgisiz kimse idi. Bu sebepten Şeyhî' nin gazellerini, kasidelerini değerendiremiyordu. Bir gün bir ozan huzuruna gelip :

Benüm devletlü sultânum akibâtun hayîr olsun
Yidüğün bal ile kaymak yürüdüğün çayîr olsun


beytini okudu. Germiyanoğlu kendi bilgi ve tabiatına uygun olan bu sözden hoşlanıp ozana birçok hediye ile bir de kırat bağışladı. Bu cömertliğinin açıklamak için "İşte şimdi bir hoşça söz işittim, mânâsını ve edasını beğendim. Bizim Şeyhî bilmem ne söyler; övmek ister ama sanırım ki bizi yerer" dedi. Şeyhî sultanın böyle söylediğini duyunca çok üzüldü. Çünkü sultan, "akîbât" kelimesinin doğrusunun "âkıbet" ve "hayîr" kelimesinin doğrusunun "hayr" (veya hayır) olduğunun farkına varamayacak kadar bilgisizdi. (5)

*

--------------------------------------------
(1)KABAKLI, Ahmet, a.g.e, Syf:609
(2-5) Prof. Dr. ÇAVUŞOĞLU, Mehmet, a.g.e, Sayf: 24-25

__________________