Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Taner ÜNAL (Araştırma-İnceleme-Makale) » İZMİR’DEN MUDANYA’YA

Yazar Mesaj   #2587  2017-10-05 01:29 GMT  

Online status admin



Administrators



Mesaj: 1917
Şehir: Ankara
Ülke:
Meslek: Site Yöneticisi
Yaş:

İZMİR’DEN MUDANYA’YA

OSMANLI DEVLETİNE DÖNÜŞ ÖZLEMİ TAŞIYAN GAYRI TÜRK GAYRI MİLLİ ZİHNİYETE SAHİP DEVŞİRMELER, BÜYÜK ÖNDER ATATÜRK'E SALDIRMAYA , KURTULUŞ SAVAŞINI ETKİSİZLEŞTİRMEYE VE ÖNEMSİZLEŞTİRMEYE ATATÜRK'ÜN TÜRK MİLLETİNİ KORUMAK İÇİN KURDUĞU CUMHURİYETİ YIKMAYA ÇALIŞMAKTADIR..HAİNLERE CEVAP VERİYOR TÜRK YURDUNU İŞGAL EDEN MÜTTEFİK GÜÇLERE KARŞI VERİLEN MÜCADELEYİ ANLATIYORUZ.

Değerli Arkadaşlarım,
Türk Cumhuriyetini yıkarak Osmanlı Devletine geri dönüş özlemi çeken gayrı Türk gayrı milli zihniyete sahip devşirmeler Büyük Önder Atatürk'e saldırmaya ve Kurtuluş Savaşını etkisizleştirmeye ve önemsizleştirmeye devam etmektedirler. B

Değerli Arkadaşlarım,

bu gün sahip olduğumuz özgürlüğümüzü, yaşam imkanlarımız başta tüm varlığımızı borçlu olduğumuz Büyük Önder Atatürk'e ve Kurtuluş Savaşına karşı olmak bağışlanması mümkün bulunmayan büyük bir ihanettir. 
Bu ihanet "Atatürk İngilizlerle anlaşıverdi yoksa İngilizler neden sessiz sedasız çekildi gitti." yalanıyla başlamış "İngilizler Atatürk'e yardım etti" yalanına kadar varmıştır.
Türk gençleri ne yazık ki bu vatan hainlerinin ürettiği yalanları okumaktadır. Bu hain sürüsünün imkânları bizlerle kıyaslanamayacak kadar fazladır. Kıyaslandığında hainlerin ellerinde dev projektörler, bizim elimizde ise bir mum ışığı bulunmaktadır.
Ancak bizim elimizdeki mum ışığı "GERÇEK" onların projektörleri "YALAN"dır. Bizim elimizdeki mum ışığı bu sebeple hep aydınlatacak hatta güneş gibi parlayarak yalancıların projektörleri ellerinde patlayarak onları rezil edecektir..

Sevgili Okurlar,
Mudanya Mütarekesinin 95.yılını idrak ediyoruz. Türk, Atatürk, Cumhuriyet düşmanı hainlerin Kurtuluş Savaşını önemsizleştirmek için uydurdukları yalanlara cevap olması bakımından Mudanya Mütarekesi öncesini ve Mudanya mütarekesi sırasında yaşanılan olayları anlatıyoruz.

Sevgili Okurlar,
Mustafa Kemal Paşa daha İzmir'e ayak basmadan Lloyd George kabinesi toplanmış ve boğazların kontrolünün İngiltere için taşıdığı önem üzerinde durarak Türkler Avrupa kıyısına geçmeye kalkarlarsa kuvvetle karşı koymaya karar vermişlerdi.

Mustafa Kemal Paşa İzmir'e girdiği zaman, dağınık Yunan kuvvetleri Anadolu'dan henüz çekilmiş değillerdi. Son birlikler Çeşme'den 18 Eylülde ayrıldılar, Fransızların Çanakkale kıyılarını boşaltışları 19 Eylül'dedir.

Dört sene önce Fatih edasıyla İstanbul'a çıkan Fransız generaller çoktan havlu atmışlar, bu işten kazasız belasız sıyrılmak için Mustafa Kemal'le İngilizlerin arasındaki gerginliği çözmenin gayreti içerisine girmişlerdi.

Türklerin İzmir'i geri alması 20. yüzyılda sömürge imparatorluklarını pekiştirme mücadelesi verenlerin sonu, sömürge durumundaki milletlerin bağımsızlık kavgalarının da başlangıcı oluyordu. 
Kazanılan zafer bağımsızlık hasreti çeken bütün ülkelerin umudu oldu.. Artık Mustafa Kemal sadece Türker'in değil bütün esir milletlerin lideriydi. Bundan da en çok zarar görecek olan tabii ki Büyük Britanya imparatorluğu olarak anılan İngiltere idi..
Avrupa basını Türkleri nakavt olmuş bir boksörün birden ayağa kalkarak bir yumrukta rakibini diğer bir hareketle de hakem ringin dışına atan sonrada zaferle ellerini havaya kaldıran bir boksöre benzetiyorlardı.

Mustafa Kemal İzmir de kendisiyle görüşmek için gelen savaş muhabiri ve Cuhurcuhill'in yeğeni Clarie Sheridan'a;İngilizler için şunları söyledi:
"Ben onları içinde bulundukları durumdan şerefle kurtulmak imkanının vermek istiyorum. Bunun içinde sabırlı davranıyorum."

Sevgili Okurlar,
Churchill hadiseyi büyük bir felaket olarak nitelendiriyor: "Gelibolu'da Mezopotamya'da Filistin çöllerinde düzenlenen büyük seferlerde kaybettiğimiz erler, silahlar, paralar, ve başarılı bir savaşın bütün meyveleri gözümüzün önünden utanç içinde yok olup gidiyor" diyordu.
Türk birlikleri Çanakkale'ye yaklaşırken buradaki İngilizler savaş hazırlıklarına başladılar ve bu niyeti gören İtalyanlar ve Fransızlar Gelibolu'ya çekildiler (19 eylül). İngilizler kendi hatlarının ötesinde belirli bir bölgeye asker girdiği takdirde ateş açılacağım duyurdular. Lloyd George Yunan yenilgisi karşısında perişan olmuş, şimdi güya Boğazlar'dan serbest geçiş uğruna ülkesini dominyonlarla (Kanada, Güney Afrika, Avustralya, Yeni Zelanda) birlikte Türkiye'ye karşı savaşa sokmak istiyordu. Askersiz bölgeye Türkler girdiği anda ateşin açılmasını ve savaşın başlamasını emretti.

Mağlub Yunan ordusu döküntülerini takip eden Türk orduları İstanbul ve Çanakkale boğazlarına yaklaşmakta idiler. Türk birlikleri ile İngiliz kuvvetleri arasında bir çatışma ihtimali belirince, Fransız Başbakanı Poincaré’den aldığı talimatla, Fransa’nın içine düştüğü güç durumdan kurtulmak için General Pellé’nin İzmir’e hareket ederek Mustafa Kemal Paşa ile görüşmesi ve ona Fransa’nın Türk askerî birliklerinin tarafsız bölgeye girmeyeceği ümidinde olduklarını bildirerek ikna etmesi ve gerçek düşüncelerinin ne olduğunun anlaşılması istenmişti.

İstanbul’daki Fransız fevkalade komiseri General Pelle, hemen İzmir'e hareket eder ve bir Fransız zırhlısı ile İzmir`e gelir. Mahiyetindeki General ve Amirallerle birlikte 18 Eylül günü Mustafa Kemal'e elçi göndererek kendisini kabul etmesi için talepte bulunur. General aynı zamanda İstanbul'daki bütün müttefik devletleri temsil ettiğini de ekler.

Türk Orduları Başkomutanı Gazi Mustafa Kemal Paşa aynı gün sabah saat 10’da, Göztepe’de, Uşakîzade Sadık Beyin konağında, Fransa Yüksek Komiseri General Pellé’yi kabul etmiştir.
Heyette bulunan Falih Rıfkı Atay, İzmir'de, İkdam gazetesi yazarı Yakup Kadri Bey ile yaptıkları sohbette şunları anlatmıştır:
Gazi'nin kaldığı köşke gelen general ve mahiyeti kendilerini genç güler yüzlü, beyaz ipek Kafkas gömleği giymiş yakışıklı bir sivilin karşıladığını görerek şaşırırlar.
Onlar bu gencin arkasından karşılarına hoyrat kaba gösterişli ve intikamcı muzaffer edalı bir komutan geleceğini sanıyorlardı. Hâlbuki karşılarındaki Mustafa Kemal'in kendisiydi.
İstanbul'da gezerken başı göklere değen o günlerde muzaffer komutan edasıyla yürüyen General'in nefesi tutulmuştur. Yüzü sapsarı kesilir ve sendeler. Mustafa Kemal Paşa kolunu destekleyerek düşmesini önler ve içeri alır”

Derken müzakereler başlar. General Pelle karşısındaki mütevazi gencin arkasında çetin ve kararlı bir şahsiyet yer aldığını fark etmekte gecikmez.
. Bu görüşmenin Türkçe tutanağını Kurmay Binbaşı Seyfettin Bey yazmış, Fransa Yüksek Komiserliği Tercümanı Louis Lagard da Fransızca notlar almıştı.

Konuşmasının devamında Pellé, Fransız askerlerine ateş edilmesinin arzu olunmadığını, müttefiklerle harbe girmenin iyi sonuçlar doğurmayacağını, İstanbul’a girilerek bir İslam-Hıristiyan harbi haline girilmesinin de bir menfaat sağlamayacağını belirtmiştir. Pellé, I. Dünya eserinde, General Pellé’nin 19 Eylül Pazartesi günü görüşme yaptıkları bilgisini vermektedir, doğrusu 18 Eylül’dür

General Pellé, "Dostane duygularla geldiğini, hükümetinin de muhtelif vesilelerle dostluğunu siyaseten gösterdiklerini, geliş amacının Türkiye ile Fransa arasındaki gelecekteki dostane münasebetlerin devamı olduğunu söylemiştir. Müttefikleri adına herhangi bir fikir beyan edemeyeceğini ifade eden Pellé, müttefiklerin Türkiye’ye karşı takınacakları her türlü hareket tarzı üzerinde henüz düşünce ve görüş birliğine varmadıklarını, Fransa Hükümeti adına da bir şey söyleyemeyeceğini, çünkü Fransa’nın da müttefiklerinden ayrılamayacağını söylemiş ve tabii Fransız Hükümetinin müsaadesiyle, Fransa’yı temsilen gelerek yarı resmî bir mülâkat yaptığını, ilave etmiştir.

Mustafa Kemal , "Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetinin I. Dünya Savaşı’na giren hükümet olmadığını ve bu hükümetin tespit ettiği hayati noktalar bulunduğunu" belirtmiştir. Bunun iki üç seneden beri ilan edildiğini ve bütün Yunanistan’ın öz topraklarını bile muhafazadan âciz bırakacak derecede ordusunu mağlup eden Türk zaferinden, hiç fazla bir istifade etmenin hatırlarından geçmeyeceğini" belirterek, "aslî maksatları elde etmek için gerekeni yapacaklarını" söylemiş, "şimdiye kadar Büyük Millet Meclisi Hükümetinin "tarafsız bir bölge tanımamış olduğunu ve İtilâf Devletleri’nin Yunan ordusunun işgalinde bulunan Trakya’ya geçmekten Türkleri menetmeye kalkışacaklarını düşünmediklerini, eğer İngilizler İstanbul'u Yunanistan ise Trakya'yı sorunsuz terk ederse Türklerin büyük bir kuvvetle Trakya'ya geçmek yerine sınır güvenliğini tesis için küçük bir kuvvetle komutan ve yöneticilerini göndereceklerini" sözlerine eklemiştir..

Sevgili Okurlar,
Mustafa Kemal Paşanın bu konuşmalarından sonra söz alan Pellé, Mondros Mütarekesi’ni dayanak noktası olarak göstererek, “Üç müttefik devlet, tarafsız bölgeye girilmesini istemezler” demiştir.

Mustafa Kemal Paşa, söze girerek"Mondros Mütarekesi’nde İtilâf Devletleri’nin İzmir ve Trakya’nın Yunanistan’a verileceği hakkında bir madde olmadığını" belirterek, “Bu mütareke muhtevasında var mıydı ki Yunan ordusu üç sene Anadolu’da işkenceler, zulümler, zararlar yapsın? Ve muhtariyet ilan etsin?” demiştir. "Bugün İtilâf Devletleri’nin Mondros Mütarekesi hükümlerine istinat edemeyeceklerini, ayrıca bu mütarekede İstanbul’un da işgal edileceğinden söz edilmediğini, bunun için bu bölgenin derhal TBMM Hükümeti’ne teslim edilmesi gerektiğini" söylemiş, devamla "Siz ev sahibi ile hırsızı bir tutuyorsunuz. Bu facianın sorumluları müttefikiniz İngiliz ve siz Fransızlarsınız. Yunan ordularını teçhiz edip üzerimize saldırttınız. Anadolu'ya kundak sokan siz oldunuz. Şimdi de merhamet ve insaniyet vasıtacılığı yapmak istiyorsunuz." demiştir. Mustafa Kemal Paşa'nın tercümesini yapan görevlinin bu sözlerin generalde uyandıracağı tepkiden korkarak cümleleri biraz yumuşatmak istemesi üzerine. Gazi Paşa derhal döner ve "Yanlış tercüme ediyorsunuz" der. Oldukça güzel bir Fransızca ile yanlışı düzeltir. Pelle ikinci bir şaşkınlık geçirir. Gazi Paşa arkası arkasına sıralamaya devam eder. "Trakya için hiç bir pazarlık kabul edilemez. Yunanlılar derhal Meriç`in batısına çekilmek mecburiyetindedirler. Boğazlarda tarafsız bölge zaten olmaz. Boğaz Türklerindir Türlerin kalacaktır." der.

Bu görüşmeler devam eder molada General Pelle taraçaya doğru çıkarken yaveri "Generalim Paşa bana çok sert bakıyordu. Bir hatamı yaptım" der.. Pelle gülümseyerek, "Hayır çocuğum o sertlik onun gözlerindeki ve iç dünyasındaki magnetik kuvvetten ileri geliyor" der.

Sevgili Okurlar,
Mustafa Kemal Paşa'nın "Türk birliklerinin Edirne ve Trakya’yı Yunanlılardan temizlemek için harekatını sürdüreceğini" açıklaması ile birlikte. Türk birlikleri askersiz ilan edilen bölgeye girdi. Ne var ki bu giriş çatışmak isteyen, buna hazırlanan bir tutumla olmamıştı. Asker barışçı bir davranışla gelmiş, İngiliz hatlarına kadar yanaşmıştı (24 Eylül). Oradaki İngiliz generali, aldığı komuta uymayarak, ateş açtırmamıştı. İngiltere "Boğazların güvenliği" diyor, Yunanistan'ın Doğu Trakya'yı muhafaza etmesini istiyordu.

Franclin Bouillon da, İzmir’deki Fransız başkonsolosu aracılığı ile Mustafa Kemal Paşa’ya gönderdiği telgrafta, 25 Eylül 1922’de kendilerine mülâki olmak üzere hareket edeceğini bildirdi ve yapılacak bütün harekât veya alınacak bütün kararlardan önce, kendisinin beklenmesini rica etti.

Türk Askeri ilerlemeye devam ederken Müttefik devletler adına Fransızlarla görüşmeler devam etmektedir. 28 Eylül'de bir Fransız harp gemisi daha İzmir'e ulaşır. Fransa başbakanı Poincare, Franclin Bouillon eliyle mesaj göndermiştir. Birinci dünya harbinin galipleri olan itilaf devletlerinin gönderdikleri mütareke ve barış teklifleri artık Gazi'ye ulaşmaya başlamıştır.

Avrupa, Mustafa Kemal’in İstanbul üzerine yürüyeceği ve İngilizlerle İstanbul'da yapacağı bir savaşın endişesiyle çalkalanıyordu. Artık Türk'ün şanlı yürüyüşü başlamıştı. İngilizler Türkleri Doğu Trakya'yı kurtarmadan durdurmanın mümkün olmadığına inanıyor bir konferans düzenleyerek işi savaşsız bitirmek istiyorlardı.

Türk Birlikleri Çanakkale önlerine kadar gelmişlerdi. Öncülerin görünmesinden beş gün sonra Çanakkale önlerinde Kırk bin, İzmit'te ise Elli bin asker hazır hale gelmişti. Bunun dışında Elli bin civarında yedek kuvvet de hazır bekliyordu. Mustafa Kemal'in Müttefiklere karşı gövde gösterisine dönüşen bu harekatı aslında büyük riskler taşıyordu. Türklerin halihazır bütün kuvvetlerinin toplamı İki yüz bini bulmuyordu.

Asker aslında yorgundu. Mühimmat ve erzak sıkıntısı vardı. Yedek kuvvet ise hemen hemen kalmamıştı. Zaten milletin varıyla yoğuyla meydana getirebildiği bu ordudan başka bir gücü de kalmamıştı. İngilizler ise "en kısa sürede en az beşyüz bini bulan iyi techiz edilmiş kuvveti Çanakkale önlerinde getirebileceklerini" söylüyorlardı. İngilizler bu güce sahiptiler.

Sevgili Okurlar,
Mustafa Kemal, gibi bir savaş ustası İngiliz generalleri korkutuyordu. İngiliz Hükümeti 2 Eylül de General Harrington eliyle Mustafa Kemal'e iletilmek üzere bir ültimatom gönderdi. "Eğer Türkler çekilmezse savaş başlayacaktı." Ancak Harrington bu ültimatomun meydana getireceği büyük riski görerek İstanbul'daki diğer generallerle durumu müzakere ederek bekletmeye aldı.

Çanakkale'ye Cebelitarık'tan Malta'dan Mısır'dan takviye birlikler geliyordu. İngilizlerin durumu Türklere nazaran çok iyiydi. Tel örgüler içerisinde siperlere yerleşmişlerdi. Hava üstünlüğünü ellerinde tutuyorlardı. Gelibolu'daki topçuların desteği de onları güçlü duruma sokuyordu. Onları buradan atmak için aslında büyük bir askeri hareket gerekiyordu. Bu savaş bir bakıma Gelibolu Savaşları'nın bir tekrarı gibi olacaktı ancak bu sefer Türklerin yerleştiği siperlerde İngilizler bulunmaktaydı. Hem de Türklerin eski halinden kat kat daha güçlü olarak!
İngiltere de Parlemento ikiye bölünmüştü. Bir grup "kesin ve net bir ültimatom çekerek Türklerin geri çekilmesini temin etmekten" yanayken diğer grup "Ne Türklerin bir ihtilalcı çete ne de başkumandanlarının çete başı olmadığını, bu hadiseyi bir milletin yeniden ayağa kalkışı gibi görmek gerektiğini, bu nedenle acilen bir Konferans düzenlenerek İngiltere'nin daha büyük risklere girmeden bu işten sıyrılmasını" savunuyorlardı.

Gazi Paşa bir yandan askeri üstünlüğü ele geçirmek için zaman kazanmaya çalışıyor diğer taraftan Sakarya Zaferi ve İzmir'in geri alınışının düşman üzerindeki meydana getirdiği psikolojik baskıyı artırarak Avrupa da Türkler lehine kamuoyu oluşmasını temin ederek hükümetler ve parlamentolar üzerinde baskı meydana getirmeye çalışıyordu.

Nitekim bu politika başarılı oldu. Mustafa Kemal kendisine iletilen barış konferansı çağrısını Büyük Millet Meclisi adına kabul ettiğini bildirdi. Fakat "Meriç nehrine kadar Trakya'nın derhal geri verilmesi hususundaki isteğini" yeniledi.

İngiltere de parlamento sabahlara kadar toplanıp tavizsiz bir mücadelenin zeminin oluşturmaya, gerekirse harp kararı alarak Türklerle yeniden savaş kararı almaya çalışırken, İzmir'de müttefiklerin temsilcileri ile Başvekil Rauf Orbay ve Hariciye Nazırı İsmet İnönü'nün de katıldığı toplantıların neticesinde Mudanya'da bir Konferans düzenlenmesine karar verildi.

Bu konferansta Başkumandanlığı Garp cephesi kumandanı İsmet Paşa temsil edecektir. İngiltere`yi General Harrington Fransayı General Charpie İtalya'yı General Monapelli temsil edecektir. Yunanlılar temsilci veremeyecek ancak Mudanya önlerinde demirledikleri bir gemi ile müttefiklerin getirecekleri haberleri bekleyeceklerdi.

Ankara'da ve mecliste bayram vardı. Millet ve milletvekilleri birbirlerini ve muzaffer başkomutanlarını tebrik ediyorlardı.

Değerli Arkadaşlarım
Yarın Mudanya Konferansını anlatacak, aynı zamanda yalanlarla Kurtuluş savaşını etkisizleştirmeye veya önemsizleştirmeye çalışanlara cevap vermiş olacağız.. Görüşmek üzere sevgiler saygılar..

04.10.2017 saat 23.50

NOT : Tüm çalışmalarımız en sarih kaynaklardan faydalanılarak hazırlanmaktadır. Herhangi bir olay ile ilgili kaynak isteyen arkadaşlarımıza bu konuda gerekli bilgiyi vermeye hazırız.


__________________