Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Mustafa Ceylan Kaleminden » GÜLŞEN ŞENDERİN ŞİİRLERİ-3

Yazar Mesaj   #2567  2017-07-30 00:15 GMT  

Online status Mustafa Ceylan



Administrators



Mesaj: 417
Şehir:
Ülke:
Meslek: Mühendis
Yaş:

GÜLŞEN ŞENDERİN ŞİİRLERİ-3

Mustafa CEYLAN

 

Gülşen Şenderin bir doğa hayranıdır.  Kelimelerden doğa resimleri çizer. O resimlerin içine sesinin rengini, içindeki güneşlerin rengini sürmeden duramaz. Bir pençeresi vardır şiir evinin. O pençere dostluk caddesine bakar hep. Kavga, kin, öfke sokaklarına uzanan patika yolları bile gül dikenleriyle kapatır da sadece o dostluk caddesini açık tutar. Der ki:

“DOSTLUK TÜRKÜLERİ

 

 

Ben kırlara gideyim, öpeyim doya doya

Gökkuşağı gizinde, vefalı çiçekleri

Bu renklilik köyümdür, akar dostluğa, suya

Her yaşam; bir ilkbahar, kondur kelebekleri.

 

 

Köyde, sevgi güneşi nasıl doğar sarmalar

Kentte yalnızlık ağı, bütünlüğü parçalar

Tutunmazsan özüne; seni yozluk yağmalar

Dostluk türküleri çal; tutuştur ahenkleri.

 

 

Birlik ektim tarlaya, güzellikler biçmeye

Yardım et gönlün kadar, kardeşlik sun içmeye

Yarım kalmasın sevgi; hâk yolunu seçmeye

Bu dünya sınav yeri; unutma melekleri.

 

 

Umut ömrün kamçısı, yıkıcıysan kâr etmez      

 İyilik kirmanı ol,  emeğin boşa gitmez

Sabırla, hoşgörüyle, benlik arınsa yetmez

 Cana aşklar döşesin; yarının çocukları.

 

 

Sevgidir güçlendiren, evrendeki manayı

Birliktir, kardeşliktir, mutlu kılan anayı

Yardımlaşma zinciri; tamamlar dokumayı

Bilgelik ocağında; pişir dur ekmekleri.

 

 

Haydi, canlar, kardeşler; var olalım barışla

Yardımlaşma şevkiyle, erdemliğe yarışla

Birliğin anahtarı dökülsün tek duruşla

Bal özüyle doluşsun, sevginin petekleri.”

 

İşte bu.

Görüldüğü gibi, kolayca söylenivermiş bir şiir. Sivri çıkışlarla değil, eşyanın ve doğanın genel gidişini, huzurunu bozmadan, fazla imgelere boğulmadan “şiir söylemek” budur.

Şiirde (vefalı çiçekler, sevgi güneşi, yalnızlık ağı, dostluk türküleri,  Tarlaya birlik ekmek, güzellikler biçmek, ömrün kamçısı umut, iyilik kirmeni, yarının çocukları, yardımlaşma zinciri, bilgelik ocağı, birliğin anahtarı, sevginin petekleri…) gibi, soyut somut birlikteliği, şiirin çıtasını oldukça yukarılara çekmiş bulunmaktadır. Zaten, başarılı imge ve söylem sanatı da madde ve mânânın yan yana gelmesinden oluşur. Soyutla, somutu öylesine bağlayacaksın ki (akuplasyon), tema o bağlaçın raksı içinde ışım ışım ışıyacak. İşte başarılı şiirin anahtarı da bu…

 

Bir başka şiirinde “koşma” yı aşka koşturuverir.
 

“Bu nasıl yürüyüş, işmar eden yar

İşveli edanla bitmez nazların

Aşığın halinden bildiğin mi var

Gönül çağrısını sınar gözlerin.

…..

Sevdama şiirsin, sevgin mürekkep

Bu aşk masalına sen oldun sebep

Gönül hikâyemde, okunursun hep

Bir ömre bedeldir, tatlı sözlerin.

 

De ki; ‘aşka koşma’ düşersin aşka

Bu yürek yangını, inan ki başka

Bahtıma sen oldun Zümrüdü Anka

Sil baştan yaratan, küldür közlerin.”

 

*

Dediğim gibi Kıbrıs tutkunu olan şairimiz, Kıbrıs dendi mi destanlaşır yüreği.

“Asrın Projesidir, Adaya akan cansuyu”na da övgüler düzer. Kıbrıslı olmak ve Kıbrıs’ta aşık olmak bir ayrıcalıktır ona göre. “Şarkı kokan kadın” oluverir gönül köşkü. “Özlemi vurduğu anda (Dalgaların sesiyle şarkı kokan bir kadın /Saçlarında yıldızlar, tanımıyor karanlık.) deyiverir de susturamazsınız sevdalı yüreği…

“Zaman gergefinde ilmekler acı örüyor

Çıkrık sesinde direnişin çığlığı
Sehere amansız bir kor düşüyor

Kırılmış kuşların kanatları

Maviliğin kalbi üşüyor…” dediği üç fidan’a 6 Mayıs ağıtını da yakar.

*

 

“Para Silah ve Köşe Sesleri” nde “Sevgi çiçekleri kime açar, kime gülümser!/ Silah sesleri zemheriden beter buza kesmiş” diye haykırır. Ardından;
 

“Dünya kimlerin dünyası, sevinç, mutluluk

Umut, gelecek ezilerek mi ekilir, düşlenir

Baharlarda bülbül sesi yok olurken gülde

Ölüm biçerek mi gümüşlenir sağduyu

Ağlayan coğrafyalarda sözcükler ne dilde

Batan botlarla hangi dünyalar batmıştır,

Göç yollarında kaç insan can vermiştir

Kaç nefes susturulmuştur gerçeğin çığlığında…

 

 

Sen yine umudunla büyü çocuk, atanla büyü

Sen yine söyle barışa dair o ölümsüz türküyü..” diyerek çığlığını gökkubeye nakşeder. Yaşanan şu göç-kaçış-savaş-işgal  olaylarından oluşan “insanlık dramını” nı anlatır acıyan düşleriyle, ağlayan, yanan kalemiyle. Ege, şu kahrolası Ege, şu göç… Kaç can götürdün dalgalarınla ve kaç çocuk bedenini savurdun yorgun kıyılarına. De hadi, söyle!

 

Şairler, günü, günceyi, tarihi dokuyan en önemli kayıtçılardır. Bundan kaç asır sonra  şairimizi okuyacak olanlar, Ege sularına vuran bebek cesetlerinin hesabını insanlık tarihinden soracaklardır elbet. Emperyalizmin, bilhassa ABD jandarmasının çizdiği petrol kanlı Ortadoğu’nun kanlı haritasının acı çığlıklarını mısralarıyla işleyen şair, eskimeyen, çağdaş şairdir. Çocuklar, çocuklarımız şiirimizin ana teması olmalı. Bu dünyayı biz onlardan ödünç aldık zira…

Ve Özgecan…

Akrostişin gizeminden fırlamış bir başka insanlık dramı.

Şairimize kulak verelim hele :

 

“Ö zgecan; baharında, gencecik, güzel bir kız

Z ulüm emziren dünya, kadının adı yok mu?

G üller neden açmıyor, niçin sevgiler öksüz

E vlerin maviliği kucaklaması çok mu?

C an dayanmaz, bu kıyım siyahı da çatlatır!

A naların ağıtı, kadınlığın yası bu

N e bu ırza geçmeler; söz, sözsüz, sözden ırak.

 

A dalet kör, kirlilik son derece kudurmuş

S ağduyu kırık ayna, ‘kadın olma’ kanıyor

L âl olmuş dil zehir kusar; sözün bittiği yer.

A ğlar günceler, feryat eder gün, suskunluğuna

N e yazık ki yitik can; canevine küs gider…”

Ve son dönemin en acı, en unutulmaz olaylarından birisi de “Berkin Elvan” hadisesi. Buyurun Gülşen Şenderin akrostişine :

 

“B ırakıp gidiyorsun, son sözü söylemeden

E renler diyarına; ölümsüzlüğü bileyerek

R enkler sukut giyinmiş, ağlıyor sevenlerin

K uşlar, çiçekler, yer, gök, deniz sana ağlıyor

İ mkânsızı düşlerken, güneşin türküsünden

N e mucizeler bekledik küçücük bedeninden!
 

E lvan elvandı bakışın; karakaşlı, kara gözlü

L âlezar bahçelerinin sen mutluluk çocuğu

V eda etme, sakın gitme, güneş türküleri yanar

A lnında gaz fişeği; son koşmandı bir ekmeğe

N asıl dayansın can nasıl; sen girerken toprağa…”

 

Ve şiir, derdi oylum oylum işlemeli, kabul. Ama, bir de işlediği bu dertlere çare de sunmalı. Ben çaresizliklere çare sunan şiirleri alkışlamışımdır hep. Şiirin temel görevi kara bulutları anlatırken, onları nasıl silip süpürmemiz gerektiğini de vurgulamaktır. Uçurum kenarında okuyucuyu çaresiz bırakan şair kalemlerinden ürkmekten yorulduğum bir anda Gülşen Şenderin imzası imdadıma yetişti ve dedi ki :

 

“Zaman kıyım zamanı, çatal dilli

Kan sunuyor; vurgunluğu sürdürerek.

Aç, haris para babaları suç ortağı…

Birlik, dirlik şart, bizi yıpratanlar belli

Bölmek için tetikte bekleyenlere karşı;

Bu bahar, bu yağmur bulutları bizim

Gökkuşağı’nı dokuyacak yağmur

Bilinen o ki; dokuyacak güneş ışınlarıyla

Kırılmaların, yansımaların ardından…”


-----------------------------DEVAMI VAR---------------------------------


Bu mesaj Mustafa Ceylan tarafından 2017-07-30 00:29 GMT, 81 Gün önce düzenlendi.
__________________