Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Forumlar » Genel » Mustafa Ceylan Kaleminden » GÜLŞEN ŞENDERİN ŞİİRLERİ-2

Yazar Mesaj   #2558  2017-07-25 03:37 GMT  

Online status Mustafa Ceylan



Administrators



Mesaj: 417
Şehir:
Ülke:
Meslek: Mühendis
Yaş:

“ZEYTİN YEŞİLİN KANARSA”

Ve

GÜLŞEN ŞENDERİN ŞİİRLERİ

 

Mustafa CEYLAN

 

Şairimizin şiirlerinin vaz geçilmez konusu Kıbrıs’tır.

“Beşparmak dağlarına destan yazdıran, özgürlük rüzgârı estiren,  Mehmetçiğin gücü ve sönmeyen ateşi olan, bir daha savaş ve göç olmasın” diye seslendiği, 20 Temmuz kutlamasına 43 yıl sonra da iştirak eden şairimiz, “Kuzey Kıbrıs’i Gezerken şiirinde; “Beşparmak’ta Albayrak gülümser” dedikten sonra, Girne, Lefkoşa, Magusa, Lefke, Erenköy,Lapta, Lambousa, Altınkum, Dip Karpaz, Apostolos Anreas’ın ayrı ayrı güzelliklerinin kelimelerle resmini çizer  ve son söz olarak da “Bir âşık gibi yaşadım, vuslatını Kıbrıs’ın.” Der. Fakat, O’nun dilinde illâki doğduğu Dağaşan vardır. Yasemin tüten akşamların türküsünü “Kıbrıs Türküsü” şiirinde şöyle dillere düşürür.

 

“KIBRIS TÜRKÜSÜ
 

Sürgün yeşillerde kuşlar ötünce

Yüreğim gönenir çiçeğe durur

Açar ellerimde Baf gonca gonca

Gönlüme güneyin özlemi vurur.

 

Kuş sesleri öksüz, viran Dağaşan

Bir çocuk kalbidir dağları aşan

Gençlik coşkusuyla yanıp tutuşan

Küskün bülbüllere güller savurur.

 

Bir ses düşer yâda sıralar üşür

Aşk düşer feryada duygu üşüşür

Kıbrıs Türküsünde notalar şaşar

Zaman döngüsünde şafaklar mağdur.
 

Günnasır, yasemin tüten akşamlar

Şehir, köy avlular, hanaylar, damlar

Ruhuma bir gülün aşk demi damlar

Ada sularında dudağım kurur.

 

Kasnakta kekremsi bir yeşil nakış

Esmer bakışlardan çağlara akış

Lirik bir şiirdir, zeytuni yakış

Tarihsel olgular kanayan gurur.”

 

İşte bu…

Ne demiştik?

İnsan doğduğu yöreyi, çocukluk anılarını sakladığı yolları giyinmeye görsün.  Hatıralar dolanır canevine. Hatıralar ki, hüznün, sevdanın ilk gıdasıdır. Hatıralar ki, yaş ilerledikçe sığındığımız, yaslandığımız. Koparıp zamanın zembereğini, kırıp akrebin ayaklarını, zamanın filmini geriye saymaktır.

Rüyâlarını süsler hatıralar. Çocuklaşırsın.

Bir sağanak güzelliktir solgun resimler, yaprak yaprak düşer ellerine.

Dersin ki :

“Geçmiş hep güzel görüntüleri resimler

Güzel günlerdi o günler yalın, yalansız

Öğrencilik günleri güzeldi, gelecekten kaygısız

Büfeler, kahvehanelerin sohbeti başkaydı

Bambaşkaydı insanların samimi içten oluşları

Bir başkaydı yaşamın akışı; yazları, kışları

Baharıyla başkaydı Lefkoşa’da Çağlayan Bölgesi.

 

Lefkoşa o eski ‘Şeher’ değil, o eski Lefkoşa değil!

Arasta, Asmaaltı, alışveriş dükkânları hiç değil.

Yetmiş dörtten sonra o eski halk, sokağın dili yok

El arabasında mis kokan muz, ‘ banana yarım şilin’

Ve simitçi: ‘Gulliri sıcak sıcak, ellerin yanacak’…

Bandobulya( belediye pazarı), ipek kozasını dağıtmış

O eski sosyal yaşantılar yok; teknoloji ve değişim,

Modernist akımlar, günümüze uygun ihtiyaçlar…

 

Anılar, yaşanmışlıklar, yüreklerde bir çağlayan

Ah, nerede öğrenci yılları, Lefkoşa sakinleri

Göçüp gitti çokları, * Saffet Anibal* kebapçısı gibi

Unutuşun çarkında, zamanın tükettiği ne yok ki!

Güzel aşklar, sevgililer,  güzel yürekli insanlar,

Yaşananlar, yaşanılamayanlar, kaybolan yıllar.

Aşkın o kor ateşinde,  çoğalarak yanan yürekler

Ve sevdanın deminde, o son buluştuğumuz yer…”

 

Evet, memleket hasreti böyledir işte. Mehmet Emin Yurdakul “Anadolu” şiirinde;

“Yürüyordum : Ağlıyordu ırmaklar

Yürüyordum : Düşüyordu yapraklar

Yürüyordum: Sararmıştı yaylalar

Yürüyordum : Ekilmişti tarlalar” derken, Cumhuriyet dönemi şiirinin kilometre taşlarından birisi olan “Han Duvarları”n da Faruk Nafiz Çamlıbel;

“Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar

Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar…

Gidiyordum gurbeti gönlümde duya duya

Ulukışla yolundan orta Anadolu’ya…

İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık

Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık”

 

Demektedirler.

Gurbet-Sıla ekseninde, özlem-çocukluk teması Türk şiir geleneğinin temel taşlarından birisidir. Belirli yaş aralıklarında, gurbet mengenesinin dişlileri arasından mâziye, taa çocukluk veya gençlik dönemine bir geri dönüş bulutu yakalarsınız. O artık sizin vaz geçilmezinizdir. Hele hele büyük şehirlerin korkunç gürültüsü içinde can çekişen bir martı gibiyseniz, acilen bir düş bulutu bulup geçmiş günlere uzanmalısınız. Gençliğin o bakir ovalarında kanat çırpmalısınız, bulut ağlatmalısınız.

 

“”Altın yıllar akıp gitti, tükenişe geçildi

‘Gönül yaşlanmaz’ derler, saçına aklar dolsa da.

Zor akışında yaşamın, terin tuzu içildi.

Diren diyor yüreğim,  yaş altmış beşi bulsa da.

Güçlüklere diren diyor, yitiklerin olsa da…

 

Sahi, çocukluk neydi! Acılar erken büyüttü

Gençlik uyanışında, neydi tutku, neydi dürtü

Aşk yangını yürekte, yanan yandı, biten bitti

Saygı, korku ve direniş; toplumsal erk öğretti.

Bin bir bilinmeyenden bir çözüm düşünülse de.”

 

Evet işte bu. Saat kulesinin camını kırarsınız ve mâzinin efsunkâr iklimine ulaşırsınız. Peşpeşe sorular sorarsınız kendinize. Bütün bu “ömür merdiveni”nden kendinize yeni dersler çıkarır,

“Bir lokma ekmek uğruna, neler yaşanır neler” dedikten sonra “Ah, bu tükeniş yok mu, baharın güze dönüşü” deyiverirsiniz.

Yıllar bir rüzgâr hevesiyle gönül kapınızın tokmağına dokunarak geçip gitmiştir. Gideni geri getiremezsiniz. Tutar, aramaya başlar, siz ona gitmeye çalışırsınız… Zamanın zembereğini kırdığınız hatıralar tokmağını, düştüğünüz yolculuğun yollarına vurursunuz. Burkulur içiniz, dışınız. Hasretlik çekersiniz kaybettiklerinize ve bir şiirin son dörtlüğü şöylece dökülür dudaklarınızdan :

 

“Dağları eleyen bir rüzgâr gibi geçti yıllar

Ertelenen ne çok şey, ne yaşanmamışlık var

Bir yanım fırtına boran, öte yanım ilkbahar

Kâh güldüm, kâh ağladım; dilin ucunda bin efkâr

Gönlü şiirle bağladım, ömrüm sona gelse de…”

 

-----------------------DEVAMI VAR---------------------


Bu mesaj Mustafa Ceylan tarafından 2017-07-25 04:39 GMT, 139 Gün önce düzenlendi.
__________________