Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Makaleler » KARACAOĞLAN
Başlık: KARACAOĞLAN
Yazar: admin
Tarih: 2018-06-10 18:31
Yorumlar: (0)
Rated 1/5 (20%) (1 Vote)

REKLAMLAR

KARACAOĞLAN’IN HAYATI-FELSEFESİ ve ÖĞRETİLERİ

Mustafa CEYLAN


Bu topraklarda yaşayan insanların diliyle, arı-duru-net-yalın, samimi, candan bir dil ile konuşan-çığrışan-seven-yazan Karaca Oğlan;

Bu toprağın sahibi yiğitlerce seven, çeşme başı özgür havalarının sazına söz olan, yürek olan Karaca Oğlan;

Manevî babam Rahmetli Ahmet Tufan ŞENTÜRK’ün dilinden, özünden, yüreğinden; dilime, özüme, yüreğime aka aka gelip bende ben olan Karaca Oğlan, Torosların Türküsüdür. Yayla çiçeğidir. Her mevsimde alnı akıtmalı atının üstünde, omuzunda sazı ile bizimle bugünden gelecek nesillere artan bir ivme ile akmaya devam etmektedir.

Ayasa’ya şimdilerde elektronik makine seslerinden suya perçin vurmaya çalışanlar varsın olsun, yücelerden yücelere, evlerden eşiklere, eşiklerden beşiklere Karaca Oğlan dili özden, yüzyıllarca süren  ve önlenemeyen  akışını devam ettirmektedir.

Varın bakın Ahmet Tufan Şentürk okulundaki çocukların gözlerine. Orada, o gözlerde göreceksiniz Karaca Oğlan’ı, minik gözlerde ve onların yüzünden yüzünüze yansıyacaktır ışıltılar. Bir teneffüs zilinde koşun okul bahçesinde koşanlarla koşun da başınız dik, gelecekten umutlu olmaya, içinizdeki çocuklarla beraber yaşamaya devam edin, olmaz mı? İşte orada, fazla uzakta değil; okul çıkışlarından, dağbaşı yalnızlığını süpüren saz tellerine, yayla çeşmesinin güp güp atışına yaslayıp yanık bağrınızı, ellerinizde tutun dağ çiçeklerini, ağaç serinliğini, çökelek ve ayranın muhteşemliği doyursun sizi ve yanında buz gibi çam havasını çekin ciğerlerinize, özgürlüğü derleyin yürek girdaplarınıza. Orada Karaca Oğlan’ı göreceksiniz…

Daran Köprüsünden türkülerle geçip, Lamos’da üzüm gözlü bir güzelin gözlerine bağdaş kurup oturun. Yakın gurbet mektuplarını ve çağırın “bizim illere” cümle gurbettekileri.

“Kalktı deli gönül sürdü yürüdü

Gel oldu gidelim bizim ellere

Gözüm yaşı yeryüzünü bürüdü

Sel oldu gidelim bizim ellere..” diye seslenin ırakta kalanlara. Kalmasınlar orada. Gelsinler bu makine gürültüsünden, baltadan, çevresel sorunlardan uzak “bizim diyarlara” gelsinler…

Karaca Oğlan, bir gurbet adamdır ki, döner dolaşır, yanar yakılır, çığırır yürek dolusu, çığırır da illâ ki bu yöreye hem kendini, hem nice gurbettekileri… Ve sonra;

“Şahı sensin dilberlerin iyisi

Deli gönül güzellerin delisi

Şimdi bizim elin karaçalısı

Gül oldu gidelim bizim ellere” der, içten seslenişiyle. Ve ekler :

 

“Karacaoğlan der ki ne olup n’etmek

Bir fikrim var şu sılayı terk etmek

Yıkıl git diyorsun kolay mı gitmek?

Sen çağırdın beni gel diye diye…”

 

*

Karaca Oğlan’ın katışıksız, sade ve akıcı dili; bozulmamış duygularının çağlayanıdır. Bu çağlayanda “güzellik”ten başka bir şey bulamazsınız. Hayatı, gurbetlerde sıla özlemiyle geçen Karaca Oğlan, çağın kan kokan, terör soluyan plastik ve yapay yüzüne önemli dersler vermektedir. “İnsan ve sevgi” odaklı bakışlarıyla, çağcıl-ölümcül yıkımcılara  sonsuzdan sonsuz seslenişlerde bulunmaktadır. Şiirin temel görevi sevgiyi sunmaktır. Ozanımız da bu temel görevden ayrılmamıştır. Ona göre, bu bozulmamış coğrafya, bozulmamış insan yapısı “sevgi şiirini” dokumalı halılar gibi. Bu yüzden, gurbet ellerden bizim ellere gelinmeli.

 

Burada toplayıp ruh enerjinizi, milli birlik duygularınızı; ele ele tutuşup güneşi yakalayın ve Ahmet Tufan’ın yaptığı-yapmak istediği gibi, “güneşi taşıyın büyük kentlere”. Süpürün göklerden kara bulutları. Hangi ot yenir, hangi ağaç bal taşır sinesinde, hangi kar yangını söndürür yürek ateşinizi, hastalığınızı ciğerlerinizden söküp atan havalar ve bu billur sulardan aldığınız enerjinizle çileyi, ayrılığı, göz yaşını yok edin. Unutmayın, Karaca Oğlan bekliyor, şu tepenin üstündeki yaylada. Varın çamlıktan az öteye, Karaca Oğlan’ca seven yüreğini getiren şairin;

“Ben Toroslardan gelmiş bir halk çocuğu” yum diyen ve dağlardan, derelerden, selam, yaşama gücü, direnme gücü toplamış; nergisler, lâleler, kır çiçekleri, dağ yemişi, çam sakızı toplamış, “çıkınımda şepit, tuz, biber soğan” dedikten sonra;

“Hor bakmayın, yüksünmeyin,

Alın kabul edin işte yüreğim

Seven gönlümü getirdim size armağan.” diyen sesi duyun.

 

“Sağlıklı yaşam” diye ürettiğiniz binlerce formülasyonu atın çöp sepetlerine, atın o kimyasal ilaçlarınızın kutularını, rejim diye vücudunuzla yaptığınız kavgalardan vaz geçin. Gelin bu yöreye. Gelin Karaca Oğlan sözüne kulak verin. Sağlık neymiş, sağlıklı yaşamak neymiş, dostluk, kardeşlik, temizlik, samimiyet neymiş burada görün…

 

*

 

Kerem’in Aslı’sı, Tahir’in Zühre’si, Ferhat’ın Şirin’i vardır. Cümle edebiyat yazgıcıları birleşseler Karaca Oğlan’a mesela bir Zehra’yı, hattâ Elif’i dahi ekleyemezler. Çünkü o, bu coğrafyanın “gelinine, kızına, cümle güzellerine” yangındır. Usul boylu Suna, Benli Dilber, Ağ Gelin, Sürmeli, Elâ gözlü, Kömür gözlü, mavi donlu, nazlılar çıkar teker teker karşınıza, çıkarlar da “ben de varım” derler. Zira O, tek bir güzele bağlı kalmış “öykü kahramanı” ozanlardan değildir. Onun, sevdiklerine yakımlarında, herkes kendisini bulabilir. Karaca Oğlan, Toroslardan ses edende sazıyla, bütün Anadolu yayla yayla, bakraç bakraç, çeşme çeşme ses olur da cevap verir. Bu sebeple de Karaca Oğlan türkü geleneğimizin baş kahramanıdır. Türkülerimizin kaynağıdır. Çekin çıkarın Karaca Oğlan’ı türkü dünyamızdan, karşınıza koskoca bir çöl çıkar. Müziğiniz, notanız aklını yitirir. Gönül dünyanız cehennemî odlara düşer… O yüzden Karaca Oğlan’ı dinleyin:

“Karadan da Karacaoğlan karadan

Sürün çirkinleri çıksın aradan,

Herkese yârini versin Yaradan” olmaz mı?

 

*

Şu felsefeye bakın hele. “Sürün çirkinleri çıksın aradan”

Peki çirkin kim? Çirkinler kimler? Arada durup, arayı açanlar, birliği beraberliğimizi bozmaya çalışanlar kimler? Siz onların cemi cümlesini iyi bilirsiniz. Yapılacak şeyi sormayın bana. Karaca Oğlan “Çekin çıkarın” aradan diyor ya işte… Çekin, çıkarın işte… Bu bir…

 

*

“Şimdi bizim elin karaçalısı

Gül oldu gidelim bizim ellere”

Bu iki… Neden mi? Bizim elin kara çalısı gül olur bize… Başkasının bahçesinde biten gül bizim değildir. Sevgi bizim ellerde hoşçadır. Elin aşı zehirdir. İç kalbin kanını, el aşı yeme. “Bizi bizden olmayanlar anlamaz. Ne bilsin bizi. Türk’ün Türkten başka dostu yoktur. O zaman ne mi yapacaksınız? Karaca Oğlan diyor ya, bizim eller “gel” deyip dururken, bizim ellere çevireceksiniz yönünüzü. El kapılarında beklemeyeceksiniz. Gücünüz, güneşiniz bizim eller için seferber edilmeli… Yüreğinizi koyacaksınız gelen sese.

“Karşıda görünen yapraklı dağlar

Hastanın halinden ne bilir sağlar?

Döşek melil melil yastık kan ağlar

Aradım cihanı dertsiz yoğ imiş.

 

Her daim böyledir feleğin işi

Zehirden acıdır ellerin aşı

Tırnağın var ise başını kaşı

Kimseden kimseye vefa yoğ imiş.”

*

“Yürü bre yiğit! “

İşte bu söz bizim Karaca Oğlan’ın sözüdür. İşte bu sözde gizlidir özün özü. Ecelden bile korkma. Geri durma. Güzellik yolunda, ülken için, kara gözlü memleketin için geri durma.

Çıkar Karaca Oğlan ve der ki :

“Yürü bre yiğit yolundan kalma

Her yüze güleni dost olur sanma

Ecelden korkup da sen geri durma

Yiğidin alnına yazılan gelir.”

Evet, “yürü halâ ne diye oyunda oynaştasın/ Fatih’in İstanbul’u fethettiği yaştasın”

Evet, “Sen yürü ki, milyonlar yürüsün ardından…”

Ve

“Karaca Oğlan der ki her sözüm haktır

Yiğit olmayanın yalanı çoktur

Cehennem yerinde hiç ateş yoktur

Herkes ateşini bile götürür…”

 

İşte Bizim Karacaoğlan’ın gençlerimiz için gösterdiği hedefe gidişteki ölçü. Varsın ölüm ölsün, korkma ölümden, yiğitliği elden bırakma, hakkı hakikati terketme…

*                                                                                                                   

“Alçak uçan taştan taşa dokunur” felsefesi Karaca Oğlanca bir felsefedir. Ene-ben merkezcil duygularla Norveç’in dağı ne kadar “dağım dağım!” diye böbürlenirse böbürlensin, karıncaların dağlara tırmanması henüz durdurulamadı. Karınca her taşa dokuna dokuna çıkar dağın tepesine ve bir karınca boyu dağdan yüksek sayılır diyor bir şiirinde Macar Şairi. Bizim Karaca Oğlan ondan kaç yüz yıl evvel demiş ki :

“Alemde güzeller padişah olsa

Ona hizmet eden kul incinir mi?

Alçak uçan taştan taşa dokunur

Dalgası çok olan sel incinir mi?”

 

Sular yukarılardan engine akar. Yüksekten alçağa. Kuşlar, ne kadar yükselirse yükselsinler; elbet yere-dala konacaklardır. Hoş görülü olup, bazen “aşağıdan almak” gerekmez mi? Güzellere güzel hizmet etmek gerekir. İncinsen de incitme. Güzellik yoluna hizmetkârlık yapmaktan incinmemeli… Bunları ben demiyorum, Bizim Karaca Oğlan diyor… Ve ekliyor :

 

“Karşımızda karlı dağlar dağ olur

Çevreyanı ireyhanlı bağ olur

İyi günde yâran ahbap çoğ olur

Dar günümde dost bulunmaz nedendir?”

Ve

Devam eder:

“Şu gezdiğim Urum mudur, Şam mıdır?

Başımdaki kasvet midir, gam mıdır?

Kime eyilik etsem sonu kem midir?

Bir gün olsun selam salmaz nedendir?”

Henüz yorum yapılmamıştır.