Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Gülce Akademi » 1-SULTAN I.OSMAN (Gazi)
Başlık: 1-SULTAN I.OSMAN (Gazi)
Yazar: Mustafa Ceylan
Tarih: 2017-07-29 20:48
Yorumlar: (0)
Rated 0/5 (0%) (0 Votes)

REKLAMLAR

1-SULTAN I.OSMAN (Gazi)



 

A Oğul !

Dedesi Süleyman Şah, babası Ertuğrul Gazi, annesi Hayme Hatun, 1258’de Söğüt’de dünyaya gelmiş… Lakabı Kara Osman…

 

*

Baharı, gelincik edasında bir mevsimdi Anadolu’nun. Dağlar, kırlar, su kenarları yepyeni elbiselerini giyinmişler, bizim Kara Osman’ın yağız atlar üstünde yana döne, birliği kurmasını bekliyordu bu güzelim topraklar. 1200’ lü yılların son dilimi düşmüştü zaman sarkaçlarından  duru göl sularının yeşil gözelerine. Muştulu seherlerde “bozkırın bitimsiz sevdası üstünde pamuk bulutların” gece yorgunluklarından sıyrılıp, yeni doğuşlarda tebessüm etmelerini seyrediyordu.

 

Söğüt, Söğüt olalı beri böyle sessiz, sakin ama tetikte durağanlaşmamıştı. Anadolu Selçuklu Devletinin en gizemli uğultusu çöreklenmişti ikindi vakitlerine. Akşam alacalarının kuş kanadı çizgileri gözlerde köşkde durur gibi duruyordu.

 

*

Ertuğrul Gazi oğlu Osman Bey, yiğitler yiğidi… Açtığında sancağını, yanda-yörede ne varsa toplayıvermişti sancağının gölgesine…

 

Binlerce kilometrelik upuzun bir yol, sadece bir adımla başlardı. Sadece bir adım. Kararlı, emin ve hedefe kilitlenmiş… Kara Osman’ın heyheylemesine adımları, şiir akışkanlığında, sevda güzelliğinde asırlar ötesine uzanacak bir yol zincirine başlıyordu işte…

 

*

Söğüt'de kurup ilân ettiği beyliği, zamana galip gelecek, asırlara sığmayacaktı… Ve bizim Kara Osman, cihana hükmeden bir Padişah olmuştu ve yaşı  41 idi…

 

41 yaşın ne demek olduğunu bilirsiniz siz.  Ömür kervanının başlangıcına daha yakın, ikinci dilimin nefeslemesini sağlayan, yorgun değil, biraz olgun türkülerin dönemidir, öyle değil mi?

 

İşte böyle bir dönemi yaşarken, 1299 yılında Anadolu Selçuklu Devletinin uçbeyi olmaktan çıkıp bağımsızlığını ilan etmişti Osman Bey’imiz... Moğol istilalarından kaçan Müslümanların, beyliğine sığınması ile siyasi ve askeri gücü artmıştı. Çöküş döneminde bulunan Doğu Roma İmparatorluğundaki karışıklıkların da etkisiyle kısa sürede Anadolu ve Doğu Roma'nın hakimi durumuna gelmişti.

 

Öldüğü zaman bile, beylik, Eskişehir ile Bursa arasındaki topraklarda hüküm sürüyor, Doğu Roma İmparatorluğu'na ait İznik ve Bursa'yı da abluka altında tutmaktaydı.

 

*

Bir rüyâ efsanesi anlatılır ki, “ilk doğuş, kuruluşun ilk ışığıdır” o rüyâ.  Bizim Kara Osman’ın, Şeyh Edebâli’ nin evinde misafir olduğu sırada gördüğü rüyâdır. Şeyh’in kuşağından çıkan  bir dolunayın Osman’ın bağrına girip  göğsünden büyük bir çınar olarak göğe yükselmesi şeklinde gördüğü rüyâdır.

Şöyle anlatırlar:

 

“Osman Gazi, Edebâli’nin mâlikânesine misafir olduğu gece bir rüya görür. Şeyhin kuşağından çıkan bir ay Osman’ın bağrına girip delikanlının göbeğinden hemen bir ağaç çıkar, süratle büyüyüp dalbudak salar. Bu dallar o kadar genişler ki, dağları, ormanları, ırmakları, kasabaları, tarlaları, bağ ve bahçeleri gölgesi altına alır. Dağlardan çağlayan suların indiği,  bu sulardan bazı insanların içtiği, bazılarının da tarla ve bahçelerini suladığı görülür. Osman Gazi, bu rüyasını Şeyh Edebâli’ye anlatır. Şeyh der ki :

-“Oğul Osman… Sen bir hükümdar olacaksın, Padişahlık sana ve nesline mübarek olsun. Koynuna giren o ay ki kızım Mal (hun)  Hatun’dur… Benim kızım Mal(hun) Hatun senin helâlin oldu…”  der ve hemen kızı ile Osman’ın nikâhını kıyar.

 

Şeyh Edebâli, Mal(hun)Hatun ve Osman Gazi 1326 yılında ölmüşlerdir. Aynı yılda Orhan’ın ikinci oğlu Murad Hüdavendigâr dünyaya gelmiştir.(1)

*

A Oğul !

Kara Osman, Söğüt'te bir  Selçuklu Beyi'dir. Kara Osman, gözbebeğidir, umududur beyliğinin. Selçuklu' nun uçbeyi olan babasının ölümünden sonra geçmiştir beyliğinin başına.

Ve

Rumlardan Karacahisar’ı alıp, anahtarıyla tekfurunu Selçuk Sultanına gönderince, hükümdar da ona Beylik alâmeti olarak tuğ, sancak, davul, altın kılıç ve gümüş eğer takımlı bir at yollamış, sevmiş, beğenmiş, övmüş Osman’ı   ve “Osman Şah” diye hitap ederek, bir de tebrik mektubu göndermiş.

 

Bey  Oğul;

 

Osmanlı tarihi, sadece savaşlar, zaferler, ordularla dolu değil; baştan sona aile bireylerinin, kardeşlerin, amcaların birbiriyle mücadeleleriyle de ünlüdür. Saraya ve sınırsız güce sahip olma tutkusuyla, yeri gelmiş babalar oğullarını dahi öldürmüşlerdir.

 

Nitekim, kesin olmamakla birlite, bazı tarihçiler demişler ki; bizim Kara Osman, babasının vefatından sonra,  amcası Dündar Bey ile mücadeleye girmek zorunda kalmış, doksan yaşındaki amcasını bizzat kendisi okla öldürmüştür.

 

Böylece, demek ki, Osmanlı’nın kuruluş aşamasında başlamış iktidar mücadelesindeki ölüm olayları…

A Oğul !

Osman Gazi’nin Bizans sınır şehirlerini birer birer fethetmesi üzerine telâşa düşen Bizanslılar, onu ortadan kaldırmak için bir düğün vesilesiyle bir baskın hazırlarlar. Baskına baskınla cevap  veren  Osman Bey, Yarhisâr ve Bilecik’i fetheder. Yarhisar Tekfurunun kızı Holifira’ yı oğlu Orhan ile evlendirir ve gelinine Nilüfer Hatun adını verir. Osmanlı’da bir ilktir bu. Osmanlı’ nın tarihten silindiği son zamanlara kadar, gelinlerinin çoğunluğu yabancı kökenlidir. Sarayın gizemli harem daireleri, Osman Bey’in gelini, oğlu Orhan’ın evdeşiyle başlayarak, her padişah döneminde ya başka kralların kızlarıyla, ya esir alınan dünya güzeli cariyelerle, gözdelerle dolmuştur.Tabii ki, bir kaç Padişah, yabancılarla evlenme olayının dışında kalmışlardır. Onları da söylemezsek olmaz, değil mi?

 

*

A Oğul!

1320 yılından itibaren çevrede fazla görünmeyen Osman Bey, Nikris hastalığına yakalanınca 1324 yılında yönetimi oğlu Orhan Bey’e bırakmıştır.

 

1324 yılı Şubat ayında Bursa’nın fethini göremeden 67 yaşında vefat eden Osman Bey, vasiyeti üzerine, geçici olarak gömülü bulunduğu Söğüd’den alınarak 2.5 yıl sonra 1326 yılında Bursa’daki Gümüşlü Künbed’e defn olunmuştur. Bugün, Bursa’ da “Tophane” olarak bilinen yerdeki türbesinde yatmaktadır.

 

*

ŞAİRLİĞİ

 

A Oğul !

Kaynaklara bakacak olursak: Osman Bey’imizin “ … şiiri ve şairliği tartışma konusudur. Bazı araştırmacılara gore bazı padişahlara şiirler atfedilmiş ve bunlar mecmuadan mecmuaya aktarılmak suretiyle günümüze kadar gelmiştir.  İşte Osman Bey’in şiirleri de bu cinsten sayılmaktadır.”(11) Bilhassa tarih kitapları, tezkire ve mecmualar, Osman Bey’in zeki, iradeli ve kabiliyetli olduğunu, ancak okuma yazmasının olmadığını belirttikten sonra, türkü ve koşma mahiyetinde, hece vezniyle şiirler söylediğini de işaret etmektedirler.

İyi ki şiir var.

Şiir, sevdalıların yegâne sığınağı. Bir liman şiir. Yoksa azgın dalgalar gibi gönül yelkenlileri sevda denizi kıyılarında param parça olurdu vallahi. Şiir limanı, âşığın içini - yürek yangınını boşaltır, huzura erdirir.

Sevda, şiir evini baştan sona dolduran duygular harmanı.

Sevda ve şiir birlikteliği makam, mevki, koltuk, ünvan tanımaz. Sınırlar içinde sonsuzluğun sınırsızlığıdır bu birlik. Bey, padişah, kral, şehzade, müdür, amir, müsteşar; her ne olursan ol, sevda ve şiir birlikteliğine dayanamazsın. Başta beyin(akıl), sinede (Yürek)… Bu ikisinin arasında ağız(dil)… İşte bu üç noktadan çıkar edebiyatın en nadide güzelliği. Akıl ve yüreğin dilden çağıldayıp akmasına “şiir” diyoruz. Daha ileri varırsak, akıl kaybolup; sadece yüreğin kalması ve dilden dökülmesidir şiir.

İlk sevda sıcaklığı ile şair oluyor insanlarımız.

Dilden dökemezse içini, deli kuşlar gibi uçurumlara düşer; takılır örümcek ağlarına, rahatlaması için, içinin içini boşaltması gerekir. Kim olursa olsun, hangi makamda bulunursa bulunsun, sevmeye, âşık olmaya görsün insan. Anadolu yaylalarında veya Anadolu bozkırında sevdalanmak bir başkadır. Duygulu insanların yürek sesleri, oralarda önce türkü-yakım-olup çıkar, sonra şiir olur dökülür dil çeşmesinden.

Osman Bey, Şeyh Edebali’nin kızına vurgun…

Dese sevdasını, gökler yanacak sanki. Harmanı tütecek, duvarlar yıkılacak, varlar kaybolacak, kuşlar uçup kaybolacak . Söylese kaybedecek, sussa duman olacak.

Beyler Bey’i Osman Bey, ne zaman ki şeyhi Edebali’ndan “rüya olayı”ndan sonra izin almış, varın bayramını görün. O bayram, şiir’dir işte.

 

*

Bey Oğul;

Biliyorum senin gibi ben de sevmezdim “kulağım çekilircesine” yapılacak nasihatleri. Hani, anlatırlar ya bilirsin; bir çocuk 18 yaşına kadar “babam ne çok şey biliyor”, 18-45 yaşı arasında “bilr bilmez konuşuyor, her şeye karışıyor”, 45-65 arasında ise “Ah babam sağolsaydı, o söyleseydi, ben dinleseydim” dermiş. Ne kadar doğru değil mi? Yaşımız kaç olursa olsun, bizden büyüklerin hayat   tecrübelerinden mutlaka yararlanmalıyız ve onların tavsiyelerini, nasihatlerini kenara atmamalıyız.

 

Bizim Söğüt Bey’i, kurucu, derleyici yiğitimiz Osman’da “olgunlaşma döneminde” evlâtlarına ne kadar öğütler yapmış, neler neler söylemiştir, öyle değil mi?

 

Beyler beyi Osman Bey, bazı edebî kaynakların belirttiğine göre, oğlu Orhan Gazi'ye öğütlerini içeren bir "nasihatname”söylemiş ve bu nasihatname hece vezniyle yazılmış “manzum” olarak işlenmiştir. Şöyle :

 

"Gönül kerestesiyle bin Yenişehir ü bâzâr yap

Zulm eyleme rençberlere her ne idersen var yap

 

Eski Yenişehri bari İnegöl'e dek hep varı

Kırup geçürüp ağyârı Bursa'ya dek yık tekrar yap

 

Kurt olup girme süriye arslan ol bakma girüye

Çâr idüp haydi çeriye Dilgeçidini hisâr yap

 

İznik şehrine hor bakma Sakarya suyı gibi akma

İznik’Ii de al bırakma her burcuna bir hisar yap

 

Osman Ertuğrul oglısun Oğuz Karahan neslisün

Hakkun bir kemter kulısun İslâmbolı aç gülzâr yap"

 

*

İşte şiir… İşte söz… İşte şair…

Gönül kerestesiyle bin Yenişehir’i Pazar yapmak…  Ezelden ebede yürüyüşün ikindi sonrası gün yansımaları. Bu yansımalarda gizlenmiş büyüdür zaman. “Ebede kıyılan nikâh, ezele kurulan düğün” misali kentlerin yapılışı oy anam!..”Çalabın taş içinde şehir kurarken, sevdalıların taş yontuşundan çıkan sestir halkta halkalanmak…

 

Zulmetmemek, başta toprağı işleyen rençberlerine rehber olmak… Varılacak şehirlerdir insan yüzleri, insan gönülleri. Bin kapılı bir şehirdir yürekler. Yüreğin dış kapısı açık olmalı insan gözlerine.. İçine insan kokusu sinmemiş bin odalı, bin kapılı yüreğin olsa boştur. İllâki insan olmalı, insanca…

 

Yaşatmanın diğer adı şehir. Yaşamakla beraber, yaşatmanın… Sancıların kıvrımlanmış medeniyet ufuklarıdır ev önlerindeki küçümen boyutlu mor çiçekler. Yıldızsı sesler abanır gecelerin kuş gagalarıyla ev önlerindeki çiçeklere…Gümbürtü ve gürültünün yırtık gömleğidir kalabalıklaşan insan suretleri.. Buğulanışı terin, kırık seslerin günaydınlamasına tebessümkâr bakışıdır şehirlerimiz…

 

Sürüye kurt olup girmemeli. Bakmamalı aslan bakışıyla geriye ve içeriye dalıp gönül fethetmeli… Hisar yapmalı gönül akasyalarının koktuğu. Seslerden müjdeleri toplamaktır, açların tok oluşu, hortum uçlarının kapanışıdır oy balam! Yollara güneşlerin serpilişi, has odalarda bebek beşiklerinin gülüşüdür. Bir kıymıktır çöreğin ucundan, ekmeğin fırından samimileşmiş renkli giysisidir.

 

Kalmak, durmak, dnlenmek, bağdaş kurup oturmaktır. Misafir olmaktan çok ev sahibi olmaktır, tapu sahibi olmak yani. Üç dağ aşmış yorgunlukların gurbetlerde kalması, ucu yanık mektupların İznik şehrinde sılalaşmasıdır.

 

Düne, mâziye, atalarına, köklerine yakışanı yapmaktır. Hakkın bir kemter kulu olduğunu bilip şehri gülistan eylemek, insanları gülceleştirmektir… “Gönül kerestesiyle bin Yenişehri bâzâr yapmak”  budur ay balam!..

*

EKLER :

 

 

XV. Asır müverrihlerinden Derviş Ahmet Âşıkî, Osman Gazi’ye hitaben şu manzumeyi yazmış:

 

“Dir : Oğlum, fırsat ve nusret senindir

Hidayet menzili nimet senindir.

 

Sana verildi taht, düşmesin baht

Ezelî ta  ebed devlet senindir.

 

Yana çırağların âlem içre

Döşene sofran, davet senindir.

 

İki cihanda hayırla anılmak

Nesebü neslin bürhan senindir.

 

Çocukdan irdi sana tahtı devlet

Cihan içre olan devran senindir.”   

 

*

Kıymetli üstadlarımızdan Hasan Aktaş, “Modern Şairlerin Perspektifinden OSMANLI PADİŞAHLARI” isimli eserinde; Ganizâde Nadirî, Rıza Tevfik Bölükbaşı, M.Emin Yurdakul, Mehmet Akif Ersoy, Yusuf Ziya Ortaç, Ahmet Kutsi Tecer, Asaf Hâlet Çelebi, Ahmet Kot, Murathan Mungan ve Tuğrul Tanyol’a ait Osman Gazi ismi geçen  “şiir kupleleri” nden, iki örnek sunalım:

 

“Nerde Ertuğrul’u koynunda büyütmüş obalar?

Hani Osman gibi, Orhan gibi gürbüz babalar?”

                          M.Akif Ersoy / Asım/Safahat 732

 

Ve

“Yılda bir güllerin serpildiği ay

Bilecik üstünden gelir bir seda,

Osman Bey görünür, elinde bir yay,

Mal Hatun süzülür göğe hulyada.”

                      Ahmet Kutsi Tecer/Yılda bir/Hayatı ve Eserleri 52

 

*

Ve

Günümüz şairlerinin şiirlerinden Osman Gazi dörtlükleri :

 

ATAMIZ OSMAN GAZİ

 

Yüce Devleti kurdu           

Atamız Osman Gazi         

Hep Allah için vurdu        

Atamız Osman Gazi.        

 

Gece gündüz durmadı     

Cihaddan hiç yılmadı       

Asla gönül kırmadı           

Atamız Osman Gazi.        

 

Şeyhiydi Edebali

Allah dostu bir veli           

Ki ondan aldı eli 

Atamız Osman Gazi.        

 

Uzun yoldan gelmişti       

Gün boyu at sürmüştü    

Ziyarete varmıştı              

Atamız Osman Gazi.        

 

Şeyhine misafirdi              

Dini kitaplar gördü          

Elpence divan durdu        

Atamız Osman Gazi.        

 

O gece uyumadı 

Yastığa baş koymadı       

Yatağı bozulmadı             

Atamız Osman Gazi.        

 

Güzel bir rüya gördü       

Kucağına ay girdi             

Her muradına erdi           

Atamız Osman Gazi.        

 

Bu hürmete mükafat       

Allah verdi saltanat         

Şeyhine oldu damat         

Atamız Osman Gazi.        

 

Ertuğrulun oğluydu         

Azim, iman doluydu         

Allahın has kuluydu         

Atamız Osman Gazi.        

 

Adalet timsaliydi              

İyilik meleğiydi   

Hak yolun neferiydi         

Atamız Osman Gazi.        

 

Hidayet rehberiydi           

Devletin direğiydi             

Milletin önderiydi            

Atamız Osman Gazi.        

 

Vasfeylemek ne mümkün?

Atası odur Türkün            

Osmanlı denen mülkün   

Banisi Osman Gazi.          

 

Muhkem iman kal'ası      

Padişahlar babası            

Hey nura gark olası         

Atamız Osman Gazi…

 

Mehmet İhsan USLU

 

 

Hak bildiği bir yoldu
Yiğitleri dört koldu
Devleti ali oldu
Atamız Osman Gazi… Kaya Ünver Kaleli

Atiye giden mazidir
Hakta şaşmaz terazidir
Baba Ertuğrul Gazidir
Atamız Osman Gazi......Osman Öcal

Söğüt'te temel attı
Türk'lüğe onur kattı
Düşmanı çok ağlattı
Atamız Osman Gazi...Şemseddin Dervişoğlu

Medeniyet öncüsü
Dünyamızın incisi
Hak yolun davetcisi
Atamız Osman Gazi....Ataman Ertuğrul

Ecdadın atasıdır
Yiğitlerin hasıdır
Mazlumun arkasıdır
Atamız Osman Gazi.....Abdullah Ramazan

Anadolu türk yurdu
Şanlı devleti kurdu
Tüm cihana duyurdu
Atamız osman gazi...Atilla yiğit

Atınca gör damarı
Dilde destan şamarı
Osmanlı nın mimarı
Atamız Osman Gazi....Zaralı Turan

Kısrak taydı taşıtları
Mızrak atar yaşıtları
Korksun haçlı çaşıtları
Atamız Osman Gazi....Remzi Tımar

Tekfurları alt etti
Gönülleri fethetti
Türklük için vahdetti
Atamız Osman Gazi.....Celil Çınkır

Al Osmanın adına,
Kıtalar dar atına,
Girer düşman hattına
Atamız Osman Gazi ....Yener Sezgi

*

 

Şeyh Edebâli, Mal(hun)Hatun ve Osman Gazi 1326 yılında ölmüşlerdir. Aynı yılda Orhan’ın ikinci oğlu Murad Hüdavendigâr dünyaya gelmiştir.(2)

*

Anlatırlar ki :

“Şeyh Edebali kim Osman Gazi’ nin düşünü tabir eyledi ve padişahlığı kendisine ve nesline müjdeledi, yanında şeyhin bir müridi  vardı, o cana Kumral Dede derlerdi. Kumral Dede ider :

-Ey Osman!.. Sana padişahlık verildi, bize ihsanın yok mu?..

Osman ider:

-Ne vakit ki padişah olayım, sana bir şehir vereyim!..

Derviş ider :

-Bize bir kâğıt ver imdi!..

Osman Gazi ider:

-Ben kâğıt yazmak bilir miyim ki benden kâğıt istersin, amma atamdan bir kılınç kalmıştır; sende dursun, nişanım olsun, benim neslimden olanlar benim kılıcımı görsün ve senin neslinden olanlardan köyünü almasınlar…

Osman Gazi o kılıcı Derviş Kumral’ a Verdi. Şimdi dahi o kılıç Kumral Dede neslindedir. Ali Osman’dan her kim ki padişah ola, o köye giderler, o kılıcı ziyaret ederler…”

Güzel şeyh kızını aldıktan sonra şehir de verilir, dede yâdigârı kılıç da verilir, aşk demişler adına!

Kumral Dede’ nin Osman’ın aşkına sırdaş olduğunu ve şeyh kızının alınmasında ona yardım ettiğini düşünemez miyiz?..” (4)

 

*

 Fransız müellifi Lamartin:

“Osman Gâzi’nin tabii istidadı sade, fakat doğru ve adilane idi. Akıl ve zekasını Allah’ın birliğine hasrederek yeryüzünde vahdaniyet-i ilahiye aleyhinde bulunan batıl itikatları ve putperestliği men etmeye çalışırdı… Osman yavaş yavaş ilerledi. Fakat hiçbir zaman geri dönmedi. Büyük devletlerin kurucularının vasıflarına sahipti. İyi kalpli, doğru sözlü, ailesine sadık, evlatları hakkında şefik ve rahim idi…”

Gibbons ise: “Şüphesiz ki Osman bir padişah oğlu değildir.

Hayatında ancak ufak bir malikaneye hakim olabilmiştir. Osman’ın hükümeti seneden seneye mütemadiyen büyümüştür. Devletin büyümesi bilhassa onun devamına ve istikbalinin büyüklüğüne olan emniyetten ileri geliyordu. Bu da kendisini tesis eden adamın hakiki büyüklüğüne delalet eder…

Biz baniyi binasından tanırız. Atilla, Cengiz Han, Timur, Osman’ın mensup bulunduğu bütün bu fatihler topluluğu vücuda gelmiş bir ırkla iş görüyorlardı. Bunlar göz kamaştırıcı muzafferiyetlerine rağmen akıncı olarak kalmışlardı. Ve imparatorlukları da temsil edilmemiş bir fütuhattan ibaretti. Osman’ın eseri onlarınkinden daha devamlı ve neticeleri itibariyle tesiri daha geniş ve şümullü idi. Çünkü o sükunet içinde iş görüyor; evvelkiler ise boru ve trampet sesleri arasında yakıp yıkıyordu.”

Fransız bilgini Grenard: “Bu yeni imparatorluğun kuruluşu, beşer tarihinin en hayrete değer ve en büyük vakıalarından biridir”, demişlerdir. (Kaynak: http://ahmetsimsirgil.com/osman-gazi-hanin-sahsiyeti/)

 

*

Bizim Kara Osman’ın,

Orhan Bey’den başka, AlaaddinAliPazarluÇobanMelik ve Hamid isimli oğulları ile Fatma adında bir kızı vardı. (Kaynak: http://ahmetsimsirgil.com/osman-gazi-hanin-sahsiyeti/)

 

*

Anlatılır :

Osman Bey’in Rüyası ve Şeyh Edebali

“Osman Gazi, Ertuğrul Gazi’nin üç oğlundan en küçüğüdür. Büyük kardeşi Savcı Bey ile Gündüz Bey, hayatta olmalarına rağmen, Osman Gazi devlet işlerinde daha faal bir rol oynamakta idi. Doğum tarihi hakkında tarihçiler değişik rakamlar vermişlerdir. Kemal Paşazade 1254 yılını verirken, diğer kaynaklarda 1258 ve 1259 yılları da zikredilmektedir. Ancak son devirde yapılan araştırmalar 1258 yılı üzerinde karar kılmıştır.

 

Ertuğrul Gazi yaşlanıp da devlet işlerinden nisbeten uzak kaldığında, akıl ve tedbirde diğer kardeşlerine tekaddüm eden Osman Bey’i yerine vekil tayin etmişti. Gazilerin büyük çoğunluğu Osman Bey’in yanında yer almışlardı. Aşiretlerin bir kısmının, Ertuğrul Gazi’nin kardeşi Dündar Bey’i tutmalarına rağmen, ekseriyetin kendisinden yana olduğu Osman Bey aşiret reisliğine seçilmiştir. Uc halkının, kardeşinin oğluna meyletmesi üzerine Dündar Bey davasından vazgeçmiştir.

 

Kaynaklardan öğrendiğimiz kadarıyla, İslam-Türk tarihlerinde pek yaygın olan ve rağbet gören rüya hadisesinin benzerlerine daha önceki Türk devletlerinde de rastlanmış ve kanaatimize göre yaygın bir gelenek halini almıştır. Bu cümleden olmak üzere XIII. yüzyılda yaşamış olan tarihçi Cüzcânî’nin, Tabakât-i Nasırı adlı eserinden öğrendiğimize göre, Hindistan fatihi Gazneli Mahmud’un babası Sebüktegin, oğlunun dünyaya gelmesinden bir saat önce, rüyasında, evindeki ateşlikten bir ağacın çıkarak bütün dünyayı kapladığını görmüş, rüya tabircileri de, “fatih bir oğlunun olacağını” söylemişlerdir.

 

Çağrı ve Tuğrul Beylerin babasına ait benzer bir rüyada da, kabile kâhini, “dünyayı kaplayan üç ağaç” motifini çocuklarının hükümdar olacaklarına yormuştur. Aynı şekilde, Kur’ân’a saygı motifi de, Selçukluların atası Lokman’a atfedilmiştir. Buna göre, Lokman, rahle üzerinde Kur’ân bulunan odada gerdeğe girmek istemeyerek odayı değiştirmiştir. Böylece halk arasında süregelen bu rüya ve Kur’ân’a hürmet motifi folklorik bir an’ane olarak Osman Gazi’de de aynen tekrarlanmıştır.

 

Osman Bey, gençliğinde Eskişehir yakınlarındaki İtburnu köyünde oturan Şeyh Edebâlî’yi sık sık ziyaret ederdi. İlmi ve fazileti ile o yörede haklı bir şöhret kazanan ve söylentilere göre, Ertuğrul Gazi ile birlikte buralara gelip yerleşen Şeyh Edebâlî bölgede çok tanınmış biri idi. Osman Bey, bir ziyareti sırasında görüp beğendiği Edebâlî’nin kızı Mal Hatun’u zevceliğe istemişti.

Mal Hatun’a, Eskişehir beyi de talip olmuştu. Şeyh Edebâlî, önce her iki isteği de reddetti. Daha sonra Eskişehir beyinin kahrından korkarak Osman Bey’in hakim bulunduğu bölgeye yerleşti. Şeyh Edebâlî’nin yurdunu terketmesi, Eskişehir hakimi ile Osman Bey arasında bir muharebe çıkmasına sebep olmuştur.

 

Kardeşi Gündüz Bey ile, komşuları ve aynı zamanda dostları olan İnönü hakimini ziyarete giden Osman Gazi, Eskişehir beyinin Harmankaya hakimi Köse Mihal ile gelip kendisini istemesi üzerine şehrin dışına çıktı. Hisar dışında vukubulan savaşı kaybeden Eskişehir beyi kaçmak zorunda kaldı. Osman Bey, yiğitliğini takdir ettiğinden, muharebede esir düşen Harmankaya hakimi Köse Mihal’i serbest bıraktı. Bu olaydan sonra Köse Mihal ile Osman Gazi arasında kurulan dostluk ve arkadaşlık müteakip yıllarda da devam etmiştir.

 

Tarihî kaynaklar, Osman Bey’in meşhur rüyasını, Eskişehir hakiminin mağlûben firarından sonra gördüğünü kaydeder. Osmanlı tarihinin nisbeten az bilinen bu ilk yıllarında efsanevi bir havaya bürünen bu rüya vakıası, daha sonra cihanşümul bir mahiyet kazanan Osmanlı devleti tarihi için milli bir düstur olagelmiştir……..”(Kaynak : http://tarih.tumders.com)

 

 

BİLECİK EFSANESİ      

 “Bir rüyâdan doğan Devlet: Osmanlılar”

 

(B)ir rüyâdan doğan devlet

G(İ)rer düşlerime vay bazı bazı

Ge(L)ir zaferli iklimlerden tuğlar

Ve s(E)lâma durur,alkış tutar

Biri (C)eylan, biri aslan say bazı bazı

Davul (İ)nletir semayı, kös vurur;

Bileci(K) yollarında çalmalı sazı

 

Üç kıtaya hâkim oldu

Bir rüyâdan doğan devlet.

Altı asır  mehter çaldı

Bir rüyâdan doğan devlet.

 

Işık tuttu karanlığa

İlham verdi insanlığa

Geçip gitti çağdan çağa

Bir rüyâdan doğan devlet.

 

Zaferlerin türküsüydü

Coğrafyanın tek süsüydü

Göklerin gürültüsüydü

Bir rüyâdan doğan devlet.

 

Bilecik, Söğüt, Domaniç

İnsan insan, kerpiç kerpiç

İman, ahlâk, saygı, sevinç

Bir rüyâdan doğan devlet.

*

Bir ay doğsun göğsünden, bir ay doğsun yeniden

Yıldızlar  darma duman, gökler müjdeni bekler

Tarih yazmaya çıkmış daha dünkü bebekler

Edeb’alım nerdesin, ses var gayri sesime?!

 

Yangın yeri harita, toy, düğün, dernek kavga

Tek merkezden güdümlü, bir yıkım halka halka

Surlara bayrak çekip göstermeli şu halka

Edeb’alım nerdesin, ses ver gayri sesime?!

 

*

Göz varsa göz içinde, gözün göze bakması

Bir perde-i zaman ki gözden rüyâ akması

Ne tutar eller, ne tartar teraziler,

Ne de dökülür, yorgun saatlerin taş yastığına kirpik

Lâ sesiyle iç dehlizde dikey ışık ucundan

Olmuşun olacağın kendini bırakması,

Gözün göze açılan perdesidir anla can.

 

İçinden akıp geçen şehrin mimarı kimse

Tut, yakala elinden; yeniden çizsin onca çizdiklerini

Osman Bey ol, yaralı bir çağın sancısını yaşarken

Derle topla oymağı, dağılmasın, yok olmasın ulusun

Anlamsız dipsiz kuyu, en dibindesin sen, gör kendini

Daha ne durırsun?

Da ne durursun?

 

Duymadın mı, işitmedin mi ?

Şeyh Edeb’ali’nin gördüğü rüyayı de hele,

Anlatayım da dinle :

 

Osman Bey, ziyaretine gider

Sık sık Şeyh Edebalı’nın,

Öğütlerini dinlerdi.

 

Misafir olarak kaldığı bir gecede

Gördüğü rüya

Şöyle idi:

 

Şeyhin koynundan çıkan bir ay

Geldi kendi koynuna girdi.

Br ağaç bitti göğsünden

Büyüdü, büyüdü, büyüdü

 

Öylesine büyük bir ağaç oldu ki

Dalları gökleri,

Kökleri sardı tüm dünyayı.

Gölgesi tuttu bütün yeryüzünü

O ağacın gölgesinde toplandılar insanlar.

 

Ulu ulu dağlara

Ve dağların eteğinden çıkan çoşkun sulara

Gölgelik etti hep o ağaç.

 

Anlattı Şeyh Edebalı’ya

Gördüğü rüyâyı Osman Bey.

 

Şöyle yorumlar rüyayı

Şeyhler şeyhi Edebalı

Der ki:

 “Oğul Osman,

Padişahlık sana

Ve soyuna kutlu olsun,

Kızım senin helalin oldu.”

*

Söğüt’ün kuzeyinde bir tepe

Çam ağaçlarının yeşilinden duası

Zaferler getiren atların hatırası

Ertuğrul Gazi türbesinden göklere

Aykutalp,Turgutalp

Abdurrahman Gazi, Karamürsel, Samsa Çavuş

Konuralp, Akçakoca, Baykoca

Dündar bey ve oğlu Sarı Batu

Devlet-i Osmanî’nin kökleri burada

Her Eylül sonrası kent meydanına

Diker sancağı Ertuğrul Gazi

Nice yiğit yatar hepsi de bir sırada

Hepsinin bin destan eder öyküsü var

Dinleyene hemşerim.

 

Sancak, tuğ ve davul

Uçbeyi Osman Gazi’nin Başkenti Söğüt’e…

 

Düğünü var Bilecik tekfurunun

Kız alacak Yarhisar tekfurundan

Osman Gazi’yi de davet eder düğüne

Öldürmek, yok etmektir maksadı.

Duyar tuzağı Kösemihal

Haber ulaştırır dostu Osman Gazi’ye.

 

Osman Gazi, daveti kabul eder

En güçlü silah arkadaşlarını

Anamdır, bacımdır diyerek

 

Sokar kadın kılığına

Düğün kale dışında

Düğün açık yerde

Dardır kalesi Bilecik’in

Osman Gazi’nin ricasıdır aslında…

Ve diğer yiğitlerini de

Bir keçeye sardırarak

Yükletir kağnılara

Kağnıların hedefi Bilecik kalesidir.

Tekfur ve misafirleri

Başlar eğlenmeye düğünde..

 

Aynı anda

Kaleden içeri giren kağnılarla yiğitler

Sıyrılır keçelerden

Yalın kılıç çıkarlar meydana

Bir saat içinde fethedilir kale.

 

Müjdeli bir haber gelir Osman’a

Düğünün tam orta yerinde

Bir işaretle gaziler

Soyunurlar kadın kılıklarını

Allah Allah nidalarıyla

Sıyırırlar kılıçlarını.

 

Yarhisar ve Bilecik tekfuru

Yenilir, esir düşer ikisi de

Düğünü yapılan dünyalar güzeli Holifira

Oğul Orhan Gazi’ ye eş olur

Ad verilir Nilüfer Hatun diye

Osmanlıya güneş olur…

 

Mustafa CEYLAN

 

(1-2)YÜCEBAŞ, Hilmi; Şair Padişahlar, Yeni Matbaa, İst, 1968,18

(3)SEPETÇİOĞLU, Mustafa Necati, Konak, İrfan yayınevi, 15. Baskı, İsanbul, 1997; 205

(4)KOÇU, Reşad Ekrem, Aşık Şair ve Padişahlar, Doğan Kitap,Mart-2005, 12-13

(5)ULUÇAY, M.Çağatay; Padişahların Kadınları ve Kızları, Türk Tarih Kurumu, 4.Baskı,2001,3)

(6)SEPETÇİOĞLU, Mustafa Necati; Çatı, Mustafa Necati Sepetçioğlu “Çatı” romanında “Mal Hatun”demiştir.

(7)KOÇU, Reşat Ekrem; a.g.e, “Mal Hatun” demiştir.

(8)ULUÇAY, M.Çağatay; a.g.e, 3 “Mal Hatun” demiştir.

(9)ULUÇAY, M.Çağatay; a.g.e, 3

(10)Ak, Coşkun; Şair Padişahlar, Kültür Bakanlığı Yyn,2001,11

(11)Ak, Coşkun; a.g.e, 13

(12)Ak, Coşkun; a.g.e. 12

 

(13)(Prof.Dr. Şimşirgil, Ahmet) ahmetsimsirgil.com/nasihat-mi-anayasa-mi/)

Henüz yorum yapılmamıştır.