Forum Stats Test Link Test Link Test Link Test Link
Gülce Akademi » O halde derdimiz ne?
Başlık: O halde derdimiz ne?
Yazar: admin
Tarih: 2017-05-18 01:23
Yorumlar: (0)
Rated 0/5 (0%) (0 Votes)

REKLAMLAR

Ne zaman Porsuk boyundaki kitapçıları gezsem, kitabevlerinin kapılarının önlerindeki tezgâhlara adeta çuvaldan dökülmüşçesine bir zavallılıkta duran ve fiyatları bir, iki liraya düşürülmüş kitapları görünce içim cız eder.Yazacağım kitapların olası yazgısının bu olacağı korkusuyla edebiyat dünyasından uzak durmaya çalışıyorum ben aslında.Bu yüzden de işi fazla ciddiye almıyorum, uzmanlık alanımızla ilgili bir makale yazarken bile yazının sonunda ne yapıp yapıp o yazı türünün disiplinine uymayan birkaç alengirli laf ediyorum.Doğallığım bozulur korkusuyla bu dişliinin çarklarına düşmemeye çalışıyorum, zaten Barış Hoca ısrar etmese "Yasenya" kitabı da basılmayacaktı.Bana göre bir işin virtüyözü olabilme ihtimaliniz yoksa sırf hobi olsun diye o işe onca zamanı ayırmamalı.

İnsan bazen, niçin yazıyoruz ki, demekten de kendini alamıyor bu durumda.Yazdığımız her metnin macerası bittiğinde adeta malum doyumdan sonrakine benzer bir anlamsızlık başlaması da cabası.Bizden öncekiler, bu işe bütün bir ömrünü verenler, edebiyat kitaplarında birkaç cümleyle boy gösterip yazdıkları onca kitapla müzelik eşyalar gibi öylece durup duruyor kütüphane raflarında.Yani Ahmet Mithat Efendi boyunca kitaplar yazdı da ne oldu, başı göğe mi erdi? Hangimiz bir kitabını alıp da okuyoruz muhteremin?Yarın aynı şeylerin bizim de başımıza gelmeyeceğinin garantisi mi var?

O halde derdimiz ne? Meşhur olmak mı, bana göre meşhur olmak insanın kendi yaşamını kısıtlamaktan başka bir şey değil: Bendeniz istesem en azından yaşadığım kent Eskişehir ve memleketim Maraş çapında sazla, sözle, müzikle, şiirle kendimce meşhur olabilirdim; ama hep kaçtım kalabalıklardan.Issız adamlığımızdan değil tabi, evvel Allah çenemiz kuvvetlidir ve sosyal çevre kurmakta yetenekliyizdir ama dile getirmekte zorlandığım, belki de 12 Eylül günlerinden kalma bir ürkeklikle damgalanmaktan, etiketlenmekten, kalıba konmaktan, tanınmaktan, parmakla gösterilmekten, sınırlanmaktan kaçıyorum.Küçük ve orta boy bir kentte televizyonlardan, gazetelerden ahaliye aşina bir yüz olan bir adam bu yaşta âşık olup gün yirmi dört saat sevdasını haykırabilir mi?İçimizdeki çocuğu öldürür kalabalıklar, dahası edebiyatla ya da herhangi bir sanatla uğraşan bir insanın o sanat dalıyla ilgili sürekli kendini yenilemesi, yayınları takip etmesi, umulmadık, beklenmedik bir platformda mevzuyla ilgili en azından bir iki saat konuşabilmesi gerekir.Bu da uzun boylu okumalar gerektirir.Gözler nanay, saatlerce kitap okuyoruz desek yalan olur.

Bayılıyorum bazı arkadaşların cahil cesaretine, adam her şeyi biliyormuş gibi davranıyor; haydi bu kaynakçılar, bisikletçiler, ev hanımları, kahveciler, mühendisler, doktorlar, hemşireler ya da sair meslek erbabı edebiyatla hobi olarak ilgileniyor, dili döndüğünce de işin teorisi hakkında kendince yalan yanlış bir şeyler çiiziktiriyor ve bu kınanacak bir durum da değil; ama koskoca edebiyat profösörü olmuş, kendini bayağı önemli bir şair, yazar zanneden kimi muhteremlerin yaptığı dil yanlışlarını benim dokuzuncu sınıf öğrencileri yapmıyor.

Böyle şeyler işte...
Canım sıkılıyor..

Henüz yorum yapılmamıştır.